Yılanlı Kuyudan Cinnet Mustatiline

Yılanlı Kuyudan Cinnet Mustatiline

Yılanlı Kuyudan Cinnet Mustatiline

04.10.2013 - Fatma FİDAN
Yılanlı Kuyudan Cinnet Mustatiline

Yıl 2013, üzerinden geçen yılları saymaya kalkmak biraz abes olur. Ama hatıraları okumak, o günleri unutmamak, bugünlerle kıyaslamak abesle iştigal olunmaz değil mi? Kelime kelam olmuyor kalemimde. İçime gömdüğüm derin ahlar eşliğinde; nasıl kaleme alınmalı? Nasıl tam manasıyla anlatılmalı? Soruları odamda yankılanıyor. Biliyorum; sakat kelâmım, ne bu davayı, ne bu fikir adamını anlatmaya güç yetiremeyecek. Kelimelerim; onun lügati karşısında sönük kalacağını biliyor. Cesaretimi bağışlayın! Ama bilinmesi gerek. Okunması gerek. Dertlenilmesi gerek. Anlaşılması gerek. Söylenmesi gerek. Anlıyor musunuz? Söylenilmesi gerek!

“Küfür, varlık ve ruh hisarımızı baştanbaşa; taş taş yokladıktan sonra, bizi en zayıf bulduğu noktadan vurmak istiyor. O da, kendisini Müslüman sanan ve şuursuz bir şahadet kelimesi ve kalbin refakat etmediği beş vakit namazın sesi altında uyuyan insanları uyandırmak kabiliyetinde bir adam çıkınca, onu lekelemek, bu oyuna kolayca inandırmak; ve asırlar boyunca aldatılmış ve apıştırılmış olan bu kitleyi yine aldatıldığı vehmiyle dağıtmak, teker teker nefs deliğine kaçırmak, başsız ve rehbersiz bırakmak..

Anlıyor musunuz?

Allah rızası için bu hikmeti, anlayanlar anlamayanlara, bir kere, bin kere, milyon kere anlatsın! Sizin anlayacağınız, “Bu memlekette din serbesttir!” dedikleri şey, her ferdin, ikinci fertle bir irtibatı olmaksızın, kendisine benimsemekte güya hür olduğu o şuursuz şahadet kelimesiyle, kalbin ve idrakin refakat etmediği o beş vakit namazdan ibarettir. Böyle insanların ikisi, yirmi ikisi, yirmi iki bini veya yirmi iki milyonu da, iç halini bir yüz karası gibi gezdiren ve gizleyen bir tek fertten, tek fertçikten ibarettir.

Hâlâ mı anlamıyorsunuz?”

Cinnet Mustatili; Necip Fazıl Kısakürek’in “yılanlı kuyu” olarak tanımladığı zindan hâtıraları/ hapishane günlükler diye tanımlanıyor. Kitap 1955 yılında Yılanlı Kuyudan ismiyle neşredilmiş. Daha sonra bu isim alt başlığa alınarak, Cinnet Müstatili olmuş. Cinnet, cin kelimesinden geliyormuş. Cinlenmek, delirmek anlamında. Mustatil ise dikdörtgen demekmiş. Buna göre ‘’Delirme Dikdörtgeni’’ gibi bir mana verilebileceği söyleniyor.

Kitabı, hapishane günlükleri olarak tanımlamak basite indirgemekten öteye gitmez. Bir mahkûm otobiyografisi ya da üstadın ıstırap günleri, ruh çilesini kelime kelime işlediği eseri demek daha doğru olur. Kendisi şöyle ifade ediyor:

“Burada müdafalarımdan ve dâvanın fikrî cephesinden hiç bir bahis bulundurmayacağım. Burası, yalnız ruhî çilemin yeri…” [syf239]

Hapishane odasında dahi davasından bir adım geriye atmayan, karanlık odalarda, uykusuz geceleri, gözyaşı ve dua ile aydınlatan bir adam:

“Allah’ım; bana tahammül ver yalnızlığa! Bunu senden ben istedim ve sen kabûl buyurdun. Fakat öyle ânlar oluyor ki, bu hal, Çin işkencelerini geçmek istidadını kazanıyor. Bana tahammül ver yalnızlığa! Beni, hapishane içinde, vahşi yüzler, sesler ve insanlardan korudun! Hamdederim; yine de duam o… Fakat bana tahammül ver yalnızlığa! Bir şeyler, müthiş bir şeyler oluyor gibiyim. İkiye bölünüp kendi kendimi boğmak, kendi kendimi yutmak gibi hisler içindeyim. Allahım; bana tahammül ver yalnızlığa! Dudağımda derin ve kâmil bir tebessüm, emrettiğin çileyi doldurayım… Fakat yıkılmayayım…

Bana tahammül ver yalnızlığa!” [syf 47]

Çilehâne içinde Necip Fazıl’ı okurken, bir taraftan dönemin olaylarına tanıklık ediyor diğer yandan tanıdık simalara rastlıyoruz. Davasının biricik yoldaşı Osman Yüksel, ismini zikretmek istemediği için “müşarünileyh” namıyla anılan Cevat Rıfat, “Ayağa kalk Sakarya, dedim bir kişi kalktı! O da amuda kalktı” diyerek hayıflandığı Hüseyin Ü., “idamlık Ali vardı…” mısrasının mazlum kahramanı, Büyük Doğu’nun nur yüzlü gençleri ve ziyaretine gelenler arasında ismini duyunca sevincini saklamadığı “aralarında benim Sezai Karakoç’um da var” diye yazdığı fakülteli genç Sezai Karakoç. Ranzanın üst katında yatan Sebahattin Ali. 60 cuntası, Tevfik İleri, Adnan Menderes. Aralarındaki münasebet ve yassı ada tanıklığını…

Üstadın hapishane günleri birçok eserinin de tohumunu attığı yer olarak bilinir. Ve şaheserlerinden birini teşkil eden Zindandan Mehmet'e Mektup şiirine değinmemek takdir edersiniz ki haksızlık olur. Hem dünya hem ruh çilesi çekilen günler onun içindeki ümidi sadece besler. Çilenin içinde umutla bezenen bu şiir; aradan ne kadar zaman geçerse geçsin mânâsını koruyarak yüreğimize heyecan verecek. 

Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!  Ölsek de sevinin, eve dönsek de!  Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!  Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!  Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir! 

Sözü uzatarak ne bu fikir adamına, ne bu çileli kitaba gölge düşürmek istemiyorum. Okuyalım ve düşünelim, hayatlarımızı kontrol edelim istiyorum!

“Müslümanlar!.. Daha doğrusu kendini müslüman sananlar! Size hitap ediyorum! Bir velînin, kendisini Sahabîlere eş gören müritlerine verdiği karşılığı biliyor musunuz:

“ – Ben nasıl Sahabîlere eş olabilirim ki, siz onları görseydiniz divane derdiniz; onlar da sizi görselerdi müslüman demezlerdi.”

İşte bu halimizdir ki; düşmanlarımıza bu kuvveti veriyor! Onların değil, müslüman olamayışımızın mahkûmuyuz!”[syf 32]

Cinnet Mustaliti
Necip Fazıl Kısakürek
Büyük Doğu Yayınları

Fatma FİDAN - 04.10.2013

,

8629

Fatma FİDAN Hakkında

Fatma FİDAN

biraz edebiyat, biraz fikir, biraz dua.. | 1985, Ankara

mektup: Van Gogh

Fatma FİDAN ismine kayıtlı 11 yazı bulunmaktadır.

Yorumlar
  • muhteva 2013.10.04 18:19

    Harika bir kitap tanıtımı olmuş kardeşim , allah razı olsun.Bende müthiş bir kitabı okuma isteği uyandırdınız teşekkür ederim.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin