Yüzler - Rasim Özdenören

Yüzler - Rasim Özdenören

Yüzler - Rasim Özdenören

14.05.2012 - Ayşegül Uyar
Yüzler - Rasim Özdenören

Yüz şahsiyetinin simgesi, karakterin aynası olan biricik uzvumuz. Yaratılışın en güzel işareti, Efendimizin (a.s.) "İnsanların yüzlerine vurmayın." diyerek tembihine konu olan naif emanet. Bu yasağın hikmetini düşünen âlimler geçmişten günümüze farklı yorumlarda bulunmuşlardır. Nevevi; insanın dış âlemi algıladığı (göz, kulak, burun v.b.) organların yüzde bulunması nedeniyle yüze vurmanın ve onda meydana gelecek bir arızanın insanı çok yönlü etkileyeceğini söylerken, Bediüzzaman; Allah'ın isimlerinin kâinatta tecelli ettiğini, Rahman isminin de insan yüzünde en mükemmel eksiksiz şekilde bir ayna gibi tecelli ettiğini, bu isme hürmeten yüze vurmanın yasaklandığını beyan etmektedir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı; insanların azalarından yola çıkarak karakterlerini tespite çalıştığı "Marifetname" isimli eserinde uzun bir bahiste yüzlerden bahsederken, bugün batılı bilim adamları da insanların yüzlerinden karakterlerinin tespiti için çok çeşitli araştırmalar yapmaktadırlar.

Geleneğimizde yüz ve şahsiyet arasında derin bir bağ bulunmasının yanında edebiyatta ta yüz önemli bir imgedir. Suçluları ayna karşısında yalnız bırakmayan, vicdanın sesi olarak tezahür eden, herkesten kaçılsa da ondan kaçılamayan bir sorguçtur yüz.

Kuran'ın pek çok ayeti insanların yüzlerinden tanınacağının açık bir beyanıdır. Muhtaçların, müminlerin, kâfirlerin simalarından tanınacağını dile getiren ayetlerin yanı sıra ahiret günü anlatırken "O gün bir takım yüzler ağarır bir takım yüzler de kararır." (Ali İmran Suresi /106. Ayet) buyurur yüce kitab.

Usta edebiyatçı Rasim Özdenören de bu ayetten yola çıkarak derin gözlemlerinin neticesi olan "yüzler" kitabına bizlere sunuyor. Kitabın ilk baskısı 99'da İz Yayınları'ndan çıkmış son baskısı 2011'de yine aynı yayınevinden yapılmış. Farklı mealleri okumak ufkumuzu nasıl açıyorsa farklı meslek erbabının Kuran'ı anlama çabası da bizler için bir o kadar kıymetli. Bir edebiyatçının Kuran'da geçen inkâr, bozgun, fesad, koğuculuk, kibir gibi kavramları nasıl sorguladığı kitapta gözler önüne seriliyor. Çoğu zaman ezbere kaçarak düşünmediğimiz kavramlar ustanın tezgâhında tek tek işleniyor, onlarca soruya, zihin emeğine tabi tutuluyor ve neticede ortaya soyutluktan öte somut kavramlar/ yüzler kalıyor.

Dimağlarımızda birer birer netleşen bu siluetler (hasetçinin yüzü/Ebu Cehil, kibirlinin yüzü/Ebu Leheb, bahanecinin yüzü/Ebu Talib gibi) hukuki ve ahlaki sonuçları bir tarafa vicdan ve zihin terazisine de koyuluyor yazar tarafından. Çünkü öyle yüzler ve öyle fiiller vardır ki vicdandan başka hiçbir hukuk kuralı onu cezalandıramaz; saçma, ihanet, inkâr gibi.

Tüm bunların yanında üstad zor olan bir işe daha el atıyor ve soyutu somutlaştırırken, onu vicdanlarımızın yargısına bırakırken kavramların arasındaki derin ve karmaşık ilişkileri de gözler önüne seriyor. Birbiri yerine kullandığımız, karıştırdığımız kavramların aslında nev-i şahsına münhasır olduğunu hayretle okuyoruz sayfaları çevirirken. Nankörlükle ihanet, kıskançlıkla haset, umutsuzluğun doruk noktasının daima saçma ile birlikte olması yahut idam edilecek mahkûmun sağlıklı olma şartındaki ironi gibi.

Kitabın sayfalarında ilerledikçe dil hafifliyor yahut doğru soruları sormayı öğreniyor cevapları rahatlıkla buluyorsunuz ve anlıyorsunuz ki başka yüzleri değil aynada gördüğümüz kendi suretimizi tanımak için birer mihmandar bu yazılar. Yazarın Kuran'dan örneklerle başladığı yüzler edebiyatın başat eserlerinden örneklerle devam ediyor. Hamlet'in kulağına gelen fısıltı, Othello'nun şeytanı, Raskolnikof: tek adamın monologu, Macbeth: kötülükle eşleşmiş ihtiras v.b. Ne kadar anlatsak kitabı tarife yetmez ya birkaç cümleden kitaptan aktaralım zihnimiz açılsın:

"Bir bozguncunun dar kafalı ve sefih biri olması onu mazur göstermenin bir gerekçesi olmamalıdır. Onun dar kafalılığı kendi yapıp ettiklerini süslü görmesine dayanıyor. O dar kafalı olduğu için bozgunculuğa teşebbüs ediyor değildir, niyetindeki bozukluk onu bozgunculuğa sevk ettiği için kafası daralmaktadır." (s: 37-Bozguncunun Yüzü)

"Tehdit mihrakı olarak erkini muhafaza etmek isteyen birisi için yöntemlerin meşruiyeti söz konusu değildir. O meşru olsun veya olmasın bütün dikkatini erkini koruyabilecek yöntemler üzerine bina etmiştir. Başkalarının bir bomba ile havaya uçurulması, haksızlıklara, zulme uğratılması onun umurunda değildir." (s:43-Korkağın Yüzü)

"Böyle bir şeyin herkesin başına gelebileceğini ona anlatmayı denemek bile boşunadır. Onu, o aynanın karşısından kopartamazsınız. Onu ikna etmek üzere söylenmiş her söz onun vehmini kamçılamaktan öte bir işlev ifa etmez." (s: 134-Vehimlinin Yüzü)

Okuyalım, kafamıza yeni sorular takılsın, tembellikten değil düşünmekten yorgun düşelim bir kez de ve bulalım doğru cevapları, ustamıza, üstadımıza, hocamıza, Rasim Abimize saygı ile...

Ayşegül Uyar - 14.05.2012

,

3559

Ayşegül Uyar Hakkında

Ayşegül Uyar

Elma ağaçlarının dallarında dayısının anlattığı masallarla büyüyen bir kız çocuğuydu. Zannederdi ki herkesin bir masalı vardı günü gelince cebinden çıkartıp ortaya koyacağı. Sonra büyüdü ve kendine kendinden başka bir anlatıcı olmadığını gördü.

"Hayat senin kitaplarda bildiğin gibi değil" diyenlere inat kitaplara ve masallara sarıldı. Hukuk tahsili beklerken ilahiyata düşünce kırılır gibi oldu kaleme. Ne ki kitapla ahdi bitmeyince kalemi koyamadı bir kenara. Bir gün tekrar sarıldı kaleme, kelamı yaratan rabbe hamd ile... Artık biliyordu konuşmak, okumak ve yazmak aklı zayi etmemek için birer nimetti.

Şimdilerde yazıyor, en çok kendi için bir de ömrümün duası dediği oğlu için...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin