Zift Tutmuş Bir Borudan Solumak Gibi*

Zift Tutmuş Bir Borudan Solumak Gibi*

Zift Tutmuş Bir Borudan Solumak Gibi*

06.01.2021 - Necla Dursun
Zift Tutmuş Bir Borudan Solumak Gibi*

Ücretsiz ve hızlı kargo ile al, %30 indirimden yararlan, kapıda ödeme kolaylığını yaşa, taksit seçeneklerimizden faydalan… Tülay Korkmaz’ın kaleme aldığı “Üsküplü Gelin” isimli kitabının konusu hakkında fikir sahibi olabilmek için Google’da arama yaptığımda karşılaştığım sonuçlar sadece bu yazdıklarımdan ibaretti. Tabii bir de hatırı sayılır çeşitlilikteki "kitabı bizden al" reklamlarını unutmamak gerek. Anladığım kadarıyla kitabın dağıtımında bir problem yoktu ancak tanıtımında vardı. Balkanlar konulu kitaplara olan sıra dışı ilgim sebebiyle okumak istediğim bir eser olduğundan sipariş ettim. Reklamlarda vaad edildiği gibi kısa sürede geldi. Okumaya başlamadan önce hakkında fikir sahibi olmak adına ön ve arka kapağını inceledim. Ancak arka kapaktaki metin, kitaptan alıntılanmış bir pasajdı. Önsöz bölümü ise yoktu. Sadece kısa bir "teşekkür bölümü" vardı. Hal böyle olunca "ne çıkarsa bahtıma" deyip başladım okumaya.

Gördüm ki, bu bir ilk kitap. “Anı/tarih” olarak kategorize edilmiş, 4 bölümden ve 108 sayfadan oluşmakta. Fotoğrafçıların "vernacular fotoğraf" olarak nitelediği türde fotoğrafların renk kattığı eserin ilk sayfalarında birinci tekil şahıs içeren ifadelerle karşılaştığımda, okumayı bitirdikten sonra kenara ayıracağım bir kitap olacağını düşündüm. Hatta Almanya’da yaşayan gurbetçi bir ailenin ferdi olan yazarın konuyu Üsküp’e nerede ve nasıl bağlayacağını beklemekte olduğumu fark ettim okurken. Çünkü kitabın adı; “Üsküplü Gelin” di. Fakat beni kuşatan bir şey vardı kitapta. Okumaya teşvik eden, merakımı cezb eden bir şey. O şey her ne ise, kitabı bitirdiğimde hakkında bir yazı kaleme alma kararını verdirdiğini ayrımsadım.

Acı Vatan: Almanya

Edip Cansever’in; “İnsan yaşadığı yere benzer, o yerin suyuna o yerin toprağına...” diye başlayan kitapta gurbette olmanın nasıl bir duygu olduğunu anlatmış Tülay Korkmaz. "zift tutmuş bir borudan solumak gibi", “yanlış yerde kök salan bir tutsak ağaç gibi” olduklarını, "acı vatan tatlı ekmek" ikilemini iliklerine kadar hissederek zamanı tükettiklerini, yaz tatillerinde Türkiye’ye gelmenin sabırsız bekleyişlerini, yaşadıkları kültür şokunu ve uyum çabalarını yalın bir dille başından geçen tecrübesi bağlamında, görüp işittiklerini ekleyerek birinci bölümde aktarmış okurlara.

1960’larda devlet desteği ile yasal yollardan Almanya'ya işçi olarak giden gurbetçi birinci kuşaktan, kavram kargaşası yaşayan ikinci kuşaktan, “ben de varım” diyebilecek donanıma erişen üçüncü ve hatta dördüncü kuşaktan bahseden yazar, dört kız çocuğunu acı vatan Almanya’da yetiştirme çabasında olan bir ailenin ikinci çocuğudur.

“Küçük dünyamda büyük hayaller kurmadım” diyen yazarın tek hayali evliliğini Türkiye’de yaparak anavatanda yaşamak olmuş. Bu isteği gerçekleştiğinde yaşadıklarını, (kendisinin de itiraf ettiği üzere) uzunca yazmasına sebep olan bir defterden bahseder. Kapağı mavi çiçekli bu defterin bir fotoğrafı kitabın ilk bölümündedir. Yazar, 2016 yılında kullanılmayan eşyaların arasında bulduğu bu defteri önce hatırlayamamış. Sonra bakmış ki, defterde kendi el yazısı var. Okumuş, okumuş... Kayınvalidesinin ona anlattıklarını not aldığı defter artık değerli bir mücevher olmuş onun için. Çocuklarına ve torunlarına bir kaynak, bir manevi miras bırakmak amacıyla defterini kitaplaştırarak yayınlatmakta olduğunu söylemektedir yazar.

Gizemli Defter

İkinci bölümde evlilik hikâyesinden bahseden yazar, görücü usulüyle evlenmenin nasıl bir durum olduğunu, mektupla haberleşmenin nasıl ayrıcalıklı ve duygu geçirgenliği yoğun bir kanal olduğunu, "çöpçatan" denilen arabulucuların özelliklerini, kız babalarının kız verme-nişan-düğün merasimlerindeki hüzünlerini, gurbetçi bir ailenin dar zamana sığdırılan evlilik hazırlıklarının “hızlı bir trene atlamaya çalışıyormuş gibi” hissettirdiğini, düğün ritüellerinin detaylarını kendine has anlatım tarzıyla ve oldukça samimi bir üslupla kaleme almıştır.

Dördüncü bölümdeyse artık başrolde kitaba adını veren şehir yani Üsküp vardır. Çünkü gelin gittiği aile bir Balkan göçmenidir. Babasını uzun zaman önce kaybeden eşi, kayınvalidesi ve kız kardeşleri...

Gelelim Üsküp’e…

“Oğlundan önce annesine aşık oldum” dediği kayınvalidesiyle arasında oluşan güçlü bağ ikisi ana-kız gibi birbirine bağlamış. Evin tek gelini olan yazarımız, gelin gittiği evde daima değer, saygı ve sevgi gördüğünden sıklıkla bahsetmektedir. Evlendiği ilk günden itibaren "anne" dediğiyle aynı evde yaşamasalar da birlikte geçirdikleri zaman içinde kayınvalidesinin yaşantısını mavi çiçekli defterde kayıt altına almış. Vakti zamanında nasıl yazıya dökmüş ise yani anlatım bozukluklarının ve imla hatalarının değiştirilmesini müsaade etmeyerek yayınlatmış kitabını. “Tıpkı kitap okumak gibiydi onu dinlemek” dediği evinin balkonundaki sohbetlerinde dinledikleri, 91 yaşında hayata veda eden kayınvalidesinin tanık olduğu hayatı ve kişisel özellikleriyle satır aralarında Balkan tarihi anlatılmaktadır kitapta.

Yazarımızın yıllar içinde çok defa Üsküp’e götürme teklifini geri çeviren kayınvalidesinin anılarındaki Üsküp ise şöyledir: “Üsküp’ü Vardar Nehri ikiye ayırırdı. Bir tarafında Müslüman, Türk ve Arnavutlar, diğer tarafındaysa Hıristiyan Makedonlar çoğunluk olarak yaşardı.”

Defterde Makedonya’dan Türkiye’ye göç eden bir ailenin hikâyesi vardır. Bu ailenin okuma yazma meraklısı olsa da okuyamamış hayata sıkı sıkıya bağlı kızı yazarımızın kayınvalidesidir.

Neler yok ki bu sayfalarda. 1900'lü yıllardan beri devam eden baskı ve huzursuzlukların hız kesmeden devam edişi, bolluk içindeki hayatlarının Üsküp’e yakın bir köyde nispeten daralmış bütçeyle devam etmeleri, çeşitli etnik kökendeki okul arkadaşlarıyla olan ilişkileri, anavatana göç edeceklerini duyunca bir akbaba misali mallarına talip olan Müslüman Bulgar komşularının “sonunuz ne olacak belli değil, senin şu değirmeni bana sat” deyişi, onları uğurlamaya gelen Hıristiyan Makedon komşularının samimi hüznü, “bilinmeyene yolculuk yapmak turistik geziler için güzeldir ancak hayatını geçirmek için yola çıkmak ve geri dönemeyeceğini bilmek …” diye anlatılan ve her gece kâbus gibi rüyalarda gerçekmişçesine görülen yürüyerek kat edilen uzun ve çileli Selanik yolculuğu, Selanik Limanı'nda geçen aç-susuz günler, yaşlı ve paslı bir gemiyle varılan İzmir Limanı. Neler yok ki..

Çanakkale Savaşı'nda babasını, İzmir’in işgalden kurtuluşunun kutlandığı gün mezalim Yunan kurşunuyla başından vurularak o anda vefat eden bir annenin akrabalarınca büyütülen tek çocuğu ile yaptığı genç yaştaki evliliğiyle devam eden yaşantısıyla bir insanın hayatına sığması zor yaşadıklarını okuyucuya bezginlik vermeden anlatmış Tülay Korkmaz.

Kitabın dördüncü ve sonuncu bölümünde; genel olarak Balkan göçmenlerinin özelliklerinden ve bir göçmen ailede gelin olmanın nasıl bir şey olduğundan bahseden yazarımız Balkan göçmenlerinin çalışkanlığını, yer yer aşırılığa varan temizlik anlayışlarını, aile bağlarının güçlülüğünü, gelenek-görenelerine bağlılıklarını konu ederek yeme-içme-giyim-kuşam alışkanlıklarından da bahsetmektedir.

Sonuç

Bu öyle bir kitap ki sanki kendi ailemin tarihini okudum... Göçmen bir aileye mensup olmanın verdiği hassasiyetten olsa gerek duygularım coşkun bir sel gibi akarak okudum... Aile tarihini kayıt altına almayı amaçlayan yazarın bu çabası takdire şayan. "Keşke benim ailemde de canlı tarih tanıkları atalarımızı dinleyenlerden birileri olsaydı da anlatılanlar kayıt altına almış olsaydı" dedim gıptayla içimden. Ve yazarımızın ailesini şanslı buldum bu açıdan.

Sadece mavi çiçekli defterden alınan ve yayıncının hiçbir yazım hatasına ve ifade yanlışlığına dokunmadığı bölümde değil kalan tüm metindeki imla hataları ve anlatım bozukluklarına rağmen bir ilk kitap için takdir edilesi bir eser olmuş.

Arama motorunda hakkında ne bir yazı ne bir röportaj bulamamış olmamla yazarımızın çabasını içten gelen doğal bir istekle baş tacı etme isteği/mecburiyeti hissettim. Öylesine derinden gelen bir istekti bu, karşı konulamaz. Mademki ailemde böyle bir yazılı kaynağım yoktu ölümsüzleştirecek, öyleyse yazılmış olan bir kaynağı neden takdir edip duyurmayayım ki? Tebrik ederim sizi Sn. Tülay Korkmaz. Hassasiyetiniz için, annenizin anlatıkklarını ölümsüzleştirdiğiniz için, tarihimize ışık olduğunuz için...

*kitabın ilk sayfasındaki bir cümle

Üsküp’lü Gelin

Tülay Korkmaz

Yayın B

2019

108 sayfa

Necla Dursun - 06.01.2021

,

2183

Necla Dursun Hakkında

Necla Dursun

29 Ekim 1976 Sakarya doğdu ve aynı şehirde büyüdü.

Lisansını Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde, yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” isimli teziyle tamamladı.

Şehir, şehirleşme, şehirli, kültür, mekan, insan, gündelik yaşam estetiği gibi konularda araştırma yaparak yazılar kaleme almaktadır. Keyif alarak emek verdiği diğer bir konu ise; konusu Balkanlar olan kitaplar hakkında incelemelerde bulunmaktır.   

Finans sektöründe çalışıyor ve İstanbul’da yaşıyor.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin