Zincirleme Hayal Tamlaması İçin Şahsi Notlar

Zincirleme Hayal Tamlaması İçin Şahsi Notlar

Zincirleme Hayal Tamlaması İçin Şahsi Notlar

18.01.2021 - Ethem Erdoğan
Zincirleme Hayal Tamlaması İçin Şahsi Notlar

Yazarlık için temelde iki şartın varlığından söz edilir. İlki başkaldırı ikincisi de reddetmedir.

Yazarlığa bir şekilde girişen herkes esasen varoluşsal olarak cari olana karşı başkaldırmıştır. Burada yalnızca sanatsal anlamda cari olana karşı olmaktan söz etmiyoruz elbette. İçinde yaşanana karşı olmak da var yeter miktar. Bu açılım modernizmi hatta avangardizmi çağrıştırıyor olsa da kasıt bu değildir. Gelenekli olanın içinde bir açılımdır, iyileştirme ve dönüştürmedir sözünü ettiğim. Bunu Şeyh ve Sezai Karakoç’un şiiri dönüştüren tavırlarıyla örnekleyelim. “Şeyh Gâlib şiir diline ve anlatı düzlemine getirdiği farklılıkla klasik Türk edebiyatının müstesna şairlerinden biri olmuştur. Sebk-i Hindi etkisiyle şiirde akıcı bir dil ve imaj dünyası oluşturmuştur. Şiire anlatım derinliği ve zenginliği katan Şeyh Gâlib, çok renkli ve çok katmanlı bir şiirin kapılarını aralamıştır.” (Uçak, 2018) Sezai Karakoç için de durum benzerdir. Bazı sanatçılar reddederken, bazıları eklemlenmeye çalışırken Sezai Karakoç farklı bir tutumla şiiri yenileyen ve dönüştüren bir kapı açmıştır. Geleneğe yaklaşımı için T. S. Eliot’un tavrıyla analojik bağ kuran Büşra Sürgit şu cümleyi ifade etmiştir. “Bizim kültürümüz ve edebiyatımız için daha da genişletip sağlam bir temele oturtmak suretiyle, onun kaleminde bulduğunu dile getirmek doğru bir tespittir.” (Sürgit)

“Zincirleme Hayal Tamlaması” (SÖĞÜT, 2020) adlı hikâye kitabı Çıra Yayınları etiketiyle 2020 yılının Eylül ayında “İlk Kitaplar” dizisinin ikinci kitabı olarak çıkarıldı. Kitabın kapağında kahve tonlarının tamamına yakınının kullanımı söz konusu olmuş. Kitap kapağı olmasıyla otomatik olarak olması gereken iddia bakımından fazla soft ve pastel duruyor.

Yazar, “elimden ne gelirdi öykü kurmaktan başka” cümlesiyle de zaten zımni olarak bir kabullenişe, mahviyet ve mahcubiyete teslim durumda. En başta ifade ettiğimiz o iki şartı hatırlayalım bu noktada: “İlki başkaldırı ikincisi de reddetmedir.” Üretilen bir metin hatta her metin varoluşsal olarak bir iddia ürünüdür / olmak durumundadır. Yarayı kanatmaya en uygun araçtır metin. Bu kurmaca için de böyledir. Çünkü kurmaca, önce gerçekliğe saldırır. Onu, gizler, yerine başkasını koyar. Bu durum için “bir yalan”, “bir sahtekârlıktır” tavsifleri de yerindedir. Bunun dayanağı; kurmacanın memnun olmama ve huzursuzluk kaynağı olma ile direkt bağıdır. “Bakış açılarında yaşanan tüm değişimlere dönüşüm denir. Dönüşümler mekân, zaman ve gerçeklik üzerinde olur. Son değişim kendini üreten değişimdir. Anlatıyı ele geçirir. Sıçramalar niteliksel ve gerçeklikle ilgilidir. Gerçeklik sıçrama ile düşsel anlatıma geçer. Aradaki boşluk kraterdir. Anlatıda en etkili teknikler, sıçrama, dönüşüm, matruşka, atlama ve gizli bilgidir (Llosa, 2014).

Zincirleme Hayal Tamlaması kitabına, yukarıda oluşturmaya gayret ettiğim bir bağlam üzerinden yaklaşmaya çalıştım. Notlarımı, düşüncelerimi; kitabın “İlk Kitaplar” serisi ürünü olması hasebiyle, bazı negatif hususları es geçtiğimi de peşinen ekleyerek paylaşayım. Hikâyelere geçmeden önce girizgâh kabilince yazılan “UNUTULAN-” adlı metindeki bazı cümleler üzerine eğilmek gerekiyor. Yazar öykü kurmak üzerine cümlelerle metne giriyor. “Öykü kurmanın yolu hayal etmekten geçiyor, zihinde kurduğun kâğıda dökülünce öykü oluyor.” Bu cümleler için “ahh, ah, keşke böyle olsa” diyecek kırk kişi sayabilirdim gerek olsaydı. “Hayal etmek” her sanatçı için önemli bir öncelik elbette. Zihinde kurulanı kâğıda aktarmak, tam manasıyla ifade edebilmek ise neredeyse imkânsızdır. (Bu bakış açısıyla ve düz mantıkla baktığımız takdirde hiç öykü olmadığına da hükmedebiliriz.) Her sanatçıda var olan bir kalıcılık hatta ölümsüzlük arzusu da dile getirilmiş bu bölümde. Yazar öykü yazmayı bir nevi “ölümsüzlük kokusu alma işgüzarlığı” olarak addediyor. “Elinde mürekkep biriktiren her zihnin tatmak istediği ab-ı hayat, işte bu.” Diyor. Öykü ile ilişkisinin sıkı oluşunu da “sanki başka bir şeyle meşgul olsam, kendim kendimi ayıplayacak gibi geliyor.” Cümlesiyle açıklıyor. Cümledeki kurulum hatası bir yana; bir edebi tür üzerine yoğunlaşmanın ifadesi olması bakımından önemsediğim bu yaklaşımı için tebrik ederim yazarı. Ayrıca zaman makinesi esprisini de, kurgunun uzamı açısından ilginç buldum.

MÜLAKAT adlı hikâye konusu bakımından ilginç. Buluş ve imge olarak “öykü” türüne örneklik arz ediyor. Ancak anlatım olarak ve kullanılan dil açısından hikâye. Günümüzde hikâye-öykü ayrımının buluş ve imgeye dayandığı kadar, dilin kullanımına da dayandığını belirtmeden geçmemek gerekir. Bu hikâyenin şu şekilde geliştiğini ifade edeyim: Kadrolu, sigortalı vb iyi şartları olan bir istihdam çeşidi olmak üzere denizkızı olarak görev yapacak eleman ilanı vardır. Bu ilana başvuran ve yapılan sınavı kazanan bir genç kızın ağabeyinin gözünden yaklaşıyor yazar bu öyküye. Konu ve kurgunun ilginç oluşu, sivri oluşu bu hikâyeyi öne çıkarıyor. Öyküde ağabey, kız kardeş ve anne tiplemesi yerinde. Ancak karakterize davranış yok. Bu sebeple karakter yok öyküde. Belki de tersi. Farkındayım, “Mülakat” öyküsü için; hikâye diye başlayıp öykü kelimesi ile devam ettim. Çünkü anlatı hikâye, buluş ve imge tarafı öykü. Tabi bir de kitabın bu öykü için oluşturulmuş olması durumu var. Diğer hikâyeleri okuyunca böyle hissettim.

Bitik” hikâyesi de buluşçu olması bakımından ilginç. Vivaldi eşliğinde bir monologla başlıyor. Akılla ilgili sorunları olan bir kız çocuğu olduğunu anlıyoruz kahramanın. Sonra tedavisi için Vivaldi çalındığını da anlıyoruz. Bir müddet geçince Zeki Müren ve Oğuz Abadan çalmaya başlıyor. Kurgu ilgi çekmeye başlayınca tipler giriyor kadraja. Sonunda silahlı bir asker tarafından, akılla ilgili sorunları olan kız çocuğu öldürülüyor. Kurgudaki buluşçu tarafın öykü için her şey olmadığı bu noktada netlik kazanıyor. Zekânın tabiatına yeniliyor öykü. Zekâ “buluşu” veriyor yazara, buluş öyküyü kotarma adına tek yetkili olamıyor maalesef. Kahraman tam “karaktere dönüşecek galiba” derken, karakter-tip çatışması başlıyor anlatıda. Belki de bu kitap içinde karakter olmaya en yakın kahraman bu akıl sorunu olan kız idi.

“Korku Yahut Bakışı Kaçırma” öyküsü için de yukarıdaki paragrafı tekrar etmek gerekiyor. İlaveten şunları söylemeliyim: bu öyküde direkt bir kurgu yok. Öykü kuramı açısından belki üst kurgu ve dış kurgu çalışılmalı. Öyküde üç tip anlatılmış. Dış kurgu derken kastım şöyle: öyküdeki üç tipi bağlayan örgü okuru ikna edecek türden değil. En azından beni.

Teknik konular elbette genç bir yazar için çalışılması gereken hususlardır. Hatta her yazar için. Tekniklerin uygulanması bakımından gereken ise belli bir zanaat / ustalık. Yani yazarın ilk başta ifade ettiği şekilde “hayal kurmak” sanat yanı, işçilik ise zanaat yanı bu işin. Bu tarafından çıkarak dil bakımından da birkaç cümle etmeliyim.

Dil hataları her kitapta olduğu gibi bu kitapta da var. Bir kısmı için “editöryal” denilip geçilebilir belki. Bir kısmı için ise bunu diyemeyiz. Misal, “Gördüğüm” öyküsünde (38-39-40. Sayfalar) ki’li bileşik cümlelerde ‘ki’ bağlacından önce cümlelere nokta konulduğunu, de/da bağlacının bitişik yazıldığını gördüm. 39. Sayfada ‘hiçbiri’ zamiri yerine ‘hepsi’ zamiri kullanılmış. Şu cümle mesela: “Evet, evet bir ışık, bir ziya, bir kıvılcım.” Bu eksiltili cümle sonuna gelmesi gereken ama gelmeyen … için alınmadı buraya. Bu cümlede tekrarlar tekit için gibi duruyor ama neyi güçlendirdiği belli değil. Neyse bu kısmı çok uzatmaya gerek yok. Türkçe hassasiyeti, deyip bırakalım.

Hâsılı, hikâye-öykü için başlangıç noktasında iyi bir isimden bahsediyoruz. Anlatım açısından hikâye; buluş ve imge açısından öykü. Zekice buluşları var Mustafa Söğüt’ün. Kurgu için de zekâyı zorluyor çoğu yerde. Öneri olarak âcizane, öykü kuramı çalışmak gerekiyor ki zekâ parıldayabilsin. Yazar esasen rahat bir söyleyişe sahip. Velût bir yazar olacaktır. Tabi bunun için Türkçe hassasiyeti de gerekiyor. Yazarlık hayatında başarılar diliyorum.

Kaynakça

Llosa. (2014). Genç Bir Romancıya Mektuplar. İstanbul: Can Yay.

SÖĞÜT, M. (2020). Zincirleme Hayal Tamlaması. İstanbul: Çıra Yay.

Sürgit, B. (tarih yok). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/158392. 12 16, 2020 tarihinde https://dergipark.org.tr: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/158392 adresinden alındı

Uçak, S. (2018, 8 21). MASAL VE ROMANS BAĞLAMINDA ŞEYH GALİB’İN. 12 16, 2020 tarihinde https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/532089: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/532089 adresinden alındı

Ethem Erdoğan - 18.01.2021

,

3580

Ethem Erdoğan Hakkında

Ethem Erdoğan

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin