Akıl Oyunları’nın Edebi Versiyonu: “Deli ve Dahi”

Akıl Oyunları’nın Edebi Versiyonu: “Deli ve Dahi”

Akıl Oyunları’nın Edebi Versiyonu: “Deli ve Dahi”

12.05.2021 - Necla Dursun
Akıl Oyunları’nın Edebi Versiyonu: “Deli ve Dahi”

Simon Winchester'ın 1998 yılında yayımladığı “The Surgeon of Crowthorne” isimli kitabından uyarlanan 2019 yapımı biyografik bir filmdir “Deli ve Dahi”. Eserin tüm hakları 1999 yılında Mel Gibson tarafından satın alınsa da beyazperdeye uyarlanması 20 yıl gibi uzun bir zaman sonrasında gerçekleşmiştir. İki sıra dışı karakterin yollarının kesiştiği gerçek bir hikâyeye dayanan konusuyla bir dönem filmidir.

Orijinal adı “The Professor and the Madman” olan filmin yönetmeni İran asıllı Farhad Safinia'dır. Usta oyuncular Mel Gibson ve Sean Penn başrolü paylaştığı yapımda zaman 1870'lerin ortası, mekân ise Britanya’dır. Ülkenin dünyaca ünlü üniversitesi Oxford’un yönetim kadrosunun İngiliz dilini kayıt altına almaya karar vermesini konu alan filmde, çetin ve uzun süreceği tahmin edilen görevi üstlenebilecek yetkinlikte birinin arayışı ve devamındaki gelişmeler anlatılmaktadır.

Kelime Müzesi Oxford Sözlüğün Doğuşu

Binlerce kelimelik sözlüğün hayat bulması için gerçek bir adanmışlık örneğinin sergilendiği filmde; özel efektler, muhteşem evler, son model arabalar, güzel kadınlar ve yakışıklı erkekler bulunmamakla birlikte hayatın katmanları, insan ilişkilerinin boyutları, yüz ve mimik ekseninde bakışların manası çokça vardır. Yanı sıra bilgi üretmenin nasıl zahmetli bir iş olduğu, emek harcamaksızın, duygu ve düşünceleri tümüyle kanalize etmeksizin büyük işlerin ve başarıların meydana gelemeyeceği izleyiciye başarılı bir şekilde verilmektedir. Kuşkusuz ki bu başarıda en büyük pay oyuncularındır.

"Bir sözlük yazmak ne kadar zor olabilir ki?” diye düşünülebilir. Ancak yapılması amaçlanan iş sadece sözcüklerin harf sırasına göre sıraya dizilmesi değildir. Dildeki tüm sözcüklerin kökleri, anlamları ve tarihçeleriyle tasnifi planlanmaktadır. Bu boyuttaki bir proje için lider bulmanın kolay olmayacağı tahmini doğru çıkar. Uzunca bir süre bu göreve talipli çıkmaz.

İskoçyalı James Murray (Mel Gibson) görevi üstlenmek istediğini beyan ettiğinde Oxford Üniversitesi Mütevelli Heyeti mensupları Murray’in dil konusundaki olağanüstü yetkinliğini, kültürel birikimini ve bildiği sayısız dili duyduklarında neredeyse küçük “dil”lerini yutacak gibi olurlar. Şaşkınlık ve gıpta dolu bakışlara rağmen; üniversite diploması olmayan Murray’a, çeşitli çıkar çatışmaları ve kurum gelenekleri öne sürülerek önce olumsuz yanıt verilir. Uzun bir değerlendirme toplantısının sonunda; otodidakt kişiliğe sahip sıra dışı bu karakter oy çokluğu ile göreve atanır. Oy birliğinin oluşmasına engel olan üyeler, kendilerince bazı sebeplerle film boyunca sözlüğün oluşma çalışmalarını aksatmak çabası sergileyerek izleyicideki heyecan unsurunu tetikte tutan faktör olurken Murray kendisini bekleyen zorlu süreci şahsına münhasır tekniğiyle çözmeye çalışır.

Bir anlamda iğneyle kuyu kazmak olan bu çalışma, ülke genelinde büyük çapta ilgi görür. Zaman içerisinde çalışmaya destek veren birçok gönüllü belirir. Ancak tüm bu gönüllüler içinde biri vardır ki o bambaşkadır. İlk etapta gönderdiği 10.000 adet kelimeyi kapsayan çalışması, çözülmenin eşiğine gelen proje ekibi için can suyu vazifesi görür. “Arz etmek” kelimesinde tıkanarak günlerce ilerleme kaydedemeyen ekip 10.000 kelimenin içinde “arz etmek” i görünce adeta bayram eder.

Özel Biri

Projeye katkı sağlayan bu gönüllü özel biridir. Amerikalı eski bir asker ve bir cerrah olan gönüllünün adı; William Chester Minor (Sean Penn) dir. Görev aldığı savaşın bitiminde akli dengesini yitirerek travma geçirmiştir. Daima kendisini takip eden birinin varlığına inanmakta, güvende olmadığı hissiyle yaşamakladır. Yine aynı sanrıya kapıldığı bir gece, kendisini takip ettiğine inandığı birini öldürür. Görülen mahkemede, akıl hastanesinde tedavi edilmesi yönünde karar çıkar. Minor’un tedavi süreci böylece başlar. Akıl hastanesi çalışanları kısa sürede yeni hastalarının sıra dışı bir olduğunu anlarlar. Film ilerledikçe Minor’un akıl hastanesi çalışanlarıyla kurduğu iyi ilişkiler senaryonun önemli sacayaklarından birini oluşturur.

Hastane başhekiminin denenmemiş tedavi yöntemlerini üzerinde denemesine izin veren Minor’un suçluluk duygusu ile kalkıştığı bir fiil vardır ki o sahne izleyicinin gözlerini yuvalarından fırlatacak türdendir. Öldürdüğü adamın ailesi için yoğun şekilde vicdan azabı çeken Minor, dünya tarihinde yer almış gerçek bir şahsiyettir. Arama motorlarına adı yazıldığında fotoğraflarıyla birlikte hakkında genel bilgi ve Yale Üniversitesi’nde eğitim aldığı görülebilmektedir.

Kelime Avcıları Hakkında Tespitler

William Chester Minor’un katkısı olmasa (belki de) nihayetlenemeyecek olan sözlük yazımı konulu filmde, dönemin aile ilişkileri ve üniversitede dönen entrikalar oldukça iyi ele alınmıştır. Konusu itibariyle esasında beyaz perdeye uyarlamak risk almak anlamını taşımaktadır. Popüler kültürün getirilerine yatkın olan günümüz izleyicisi göz önüne alındında gişe kaygısı oluşturabilecek bir konusu olduğu bir gerçektir. Ancak, kaleme alınış tarzıyla ağır akan konusuna rağmen olayların ilişkili ve tutarlı ele alınması bu durumu saf dışı bıraktığı görülmektedir.

Yavaş şekillenerek kendisini geç açığa vuran karakterler, senaryoyu zenginleştiren yan hikâyeler filmin temposuna katkı sağlarken bir denge unsuru oluşturmaktadır.

Film, ait olduğu dönemin panoramik atmosferini yansıtması bakımından çok başarılıdır. İzleyici 2 saat 5 dakika boyunca sanki İngiltere’nin 19.yy daki sosyal yaşamına yolculuk etmektedir. Bu durum döneminin ruhunu yansıtan platolar, kostümler, makyajlar için sanat yönetmeninin ayakta alışı hak ettiğinin kanıtı gibidir.

Konusu sözcükler olan bir filmin Türkçe seslendirme montajı ve alt yazılarının özel önem arz ettiğini tahmin etmek zor değildir. O nedenle seslendirme ve alt yazılamaya emek verenleri tebrik etmek gerek. Filmin ve kelimelerin ruhunu bozmadan izleyiciye aktarmak ekstra çaba, dikkat ve kelime dedektifliği gerektirdiği aşikârdır.

Filmde layıkıyla ele alınan diğer bir konu ise; aynı dönem yaşamış ve iyi yetişmiş olmakla birlikte sosyal ve psikolojik durumları birbirinden farklı iki dâhinin ortak çalışma sürecine olan bakışları ve bu işbirliğine dâhil olma sebeplerinin ele alınışıdır. Bir taraf “kendisini kanıtlamaya” çalışırken diğer taraf “kendisini affetme ve affettirmeyi” hedeflemektedir. Hedeflenen gerçek olur; biri başarısını kanıtlayarak Oxford diplomasına sahip olurken diğer taraf ise affedildiğini hem görür hem de yaşar. Diğer yandan çift taraflı zaferin her iki hayatı nasıl yıprattığı da ustaca sergilenmektedir.

Filme dair eleştirel bir yaklaşımda bulunulacak olursa, deli(?) dâhiyi tedavi eden doktorun tedavi yöntemine ait sahneler hakkındadır. Önceleri mülayim, anlayışlı ve tutarlı öngörülere sahip hastane başhekiminin bilinmeyen ve tedavi yeteneği ispat edilmemiş alternatif medikal yöntemleri Minor’a uyguladığını gösteren sahnelere ayrılan sürenin oldukça uzun olduğu söylenebilir. Bu konuya daha kısa süre ayrılmış olunsaydı buradan tasarruf edilerek süre Minor’un geçmişinin çözümlenmesine harcanabilirdi. “Filmde eksik ne var?” sorusuna verilecek yanıt; deli(?) dâhinin nasıl bu kadar delirdiğinin tam anlatılmamış olmasıdır. Minor’un geçmişine ait kesitlerin hayal mahsulü gibi anlatılması yerine açık ve net biçimde aktarılması yolu tercih edilseydi film için kilit taşı konumundaki karakter daha anlaşılır olabilirdi. Bu kadar eğitimli bir adamın nasıl bu hale geldiğini seyirci daha iyi kavrayarak empati kurabilirdi.

Son olarak filmde kayda değer önemli bir noktaya değinilecek olunursa; filmin iki kadın başrol oyuncusundan söz edilebilir. Kadınlardan biri James Murray’nin eşi diğeri ise William Chester Minor’un yanlışlıkla öldürdüğü kurbanın eşidir. İki kadından biri mahkeme önünde diğeri ise bir heyetin önünde yaptıkları etkileyici konuşmalarıyla filmin ana temasını ve kelimeleri layıkıyla taşıdıkları söylenebilir. Bendenizin bu sahnelerin birini iki diğerini üç kez izlediğini belirtmeliyim.

Sonuç

Delilik ve dâhiliğin yapışık ikizler gibi olduğu bilinciyle, hangisinin “deli” hangisinin “dâhi” olduğunu karıştırdığımız, başrol oyunculuklarının yanı sıra figüran kadrosunun da enfes bir iş çıkardığı filmde karakterler adeta canlı gibidir.

“Oxford” kelimesini ulusal hafızamıza nakşeden "Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık?" cümlesi zihinlerimizde varlığını korurken, Oxford Sözlüğü’ne her başvuruşunuzda doğum anına şahitlik edilen bir bebeğin yetişkinliğini görmüş gibi olunacaktır.

* Akıl Oyunları: Nobel ödüllü Amerikalı matematikçi John Nash'in hayat hikâyesini anlatan 2001 yapımı biyografik film.

Deli ve Dahi

2019 yapımı

Yönetmen: Farhad Safinia

Oyuncular: Mel Gibson - Sean Penn - Natalie Dormer – Jennifer Ehle

Necla Dursun - 12.05.2021

,

471

Necla Dursun Hakkında

Necla Dursun

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisansını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans teziyle tamamlamıştır. Finans sektöründe çalışmakta ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin