“Âşıklar Bayramı”ndan Hareketle Kemal Varol’a Ruhb, Edebiyat, Tuba YAVUZ

“Âşıklar Bayramı”ndan Hareketle Kemal Varol’a Ruhbilimsel Bir Yaklaşım yazısını ve Tuba YAVUZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sit

“Âşıklar Bayramı”ndan Hareketle Kemal Varol’a Ruhbilimsel Bir Yaklaşım

17.12.2021 09:00 - Tuba YAVUZ
“Âşıklar Bayramı”ndan Hareketle Kemal Varol’a Ruhbilimsel Bir Yaklaşım

Her şeyin değiştiği, anlamların sökülüp yıkıldığı ve yerine yenilerinin kurulmadığı bir çağdayız. İnsanın, evrenin hâkimi olmayı hedeflediği bu antroposen devrinde yaşayan sanatçıların oluşturduğu metinler de önceki çağların kriterlerine göre yorumlanamaz. Metnin varoluşsal işlevini çözümlemek evvela metnin yaratıcısını çözümlemekle eş değer artık. Eseri yazarından ayrı düşünmeden eser kahramanlarını da yazarla bütünleştirerek ruhbilimsel bir çözümleme yapmak metni daha iyi anlamayı sağlamak için mühim. Bunu yaparken elbette eserin oluşum malzemesi dil ve dilin göstergeleri manalardan yola çıkmak, eser sahibinin imge dünyasını çözümlemek de metnin daha iyi tahlil edilmesini sağlayacaktır. Bu nedenle "Âşıklar Bayramı"nın satır aralarında Kemal Varol'u, Anadolu coğrafyasının sıkıntılarını, bu sıkıntıların yazarın ruh dünyasına etkilerini görmek istedik. Tüm bunların yanı sıra "Âşıklar Bayramı" bir şair romanı. Şiiri bıraktım, diyen bir şairin gizlediği mısraların da romanı esasen. Birçok köşesinden tutup farklı bakış açılarıyla yorumlanmaya, okunmaya ve yazılmaya çok imkân tanıyan "Âşıklar Bayramı"nda biz daha ziyade yazarın kendisini görmeye odaklanarak ruhbilimsel bir tavırla Kemal Varol portresi çıkarma gayretinde olacağız.

Aslında kendimize daha kolay bir yol seçebilirdik. Yazarların otobiyografik romanları yahut kendi hayatlarının bir dönemlerini anlattıkları eserleri bu bakımdan incelemek daha kolay bir yoldur. Kemal Varol'un da "Sahiden Hikâye"si kendine dair çok daha fazla unsur barındırıyordu. Hatta adının "Sahiden Hikâye" olması da bu sebeptendi. Fakat "Âşıklar Bayramı"nın temelinde bir baba oğul çatışması var. Buna çatışma demek de doğru olmayacaktır hata baba oğul yüzleşmesi denebilir. Bu tema Varol'un kendi babasıyla yapamadığı yolculuğun yani yüzleşmenin de romanı olduğundan bunu tercih ettik.

Toplumcu Bir Romandan Toplumcu Bir Yazarı Görmek

Her yazarın bir derdi var kalem oynatması için. Zaten Kemal Varol'un da en sevdiği kelime "dert". Onun Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğması, Kürt kökenli olması Türkçe bilmeyen bir babadan Türk edebiyatının yazarı olarak var olması başlı başına bir mesele, bir dert ya da bir hikâyedir. Yaşadığı bölgenin çok dinli, çok kültürlü yapısı yazara gürül gürül pınarlar sunarken bir yandan da dertleri anlatma sorumluluğu da yüklemiştir. Söyleşilerinde sıklıkla " Politik dertleri olmayan yazarlara imreniyorum." der. Şiir yazmak da bu sebepledir ki daha çok canını yakar. Bu yüzden şiirden romana geçmiştir belki. Derdi vardır, politik, sosyolojik hatta Anadolu'daki her insan kadar ekonomik. Bunları yazmayı boynunun borcu bilir Kemal Varol. Fakat bunu yaparken toplumcu bir mesaj kaygısıyla sanatın kendi dinamiklerini de ötelemek istemez. Bu ikilemi iyi bir dengeye koyar. Başarısı da buradan kaynaklanır. Peki, bunu nasıl yapar?

Hiçbir yazar cam fanusta doğup büyümediğinden toplum içinde varoluşunu tamamlayan her yazarın karşısına iki seçenek çıkar: Toplumun realitesine yüz çevirmek (ki böyle olduklarını iddia edenlerde dahi kendileri farkında olmadan yaşadıkları toplumun izlerini taşırlar) ya da o toplum meselelerine kulak tıkamadan açık yüreklilikle aktarmak. Kemal Varol "Âşıklar Bayramı"nda bu iki tavrı harmanlar. Olay bir baba oğul hesaplaşması ve yolculuğu gibi görünür. Roman boyunca süren bu baba oğul ilişkisi hep dinamiktir. Yol ve yolculuk hâlleri, değişen mekânlar ve insanlar akışkan bir zaman içinde okura sunulur. Bu yolculuk Diyarbakır'dan, Erzurum'a oradan Kars'a kadar devam eder. Kemal Varol Yusuf'un ve babasının hikâyesinin ardında Anadolu'yu da resmeder okura. Hatta romanı biraz daha kazıp derinlere baktığınızda romanda gizlenen Türkiye sorunlarını görürsünüz. Ermeni meselesi, Alevi meselesi, Kürt meselesi gibi. Bu ucu sivri mevzular ise daha örtük anlatılır. Okurun gözüne sokulmadan ama yokmuş gibi de yapılmadan aktarılır. Taraf olmaz Kemal Varol, o sadece bir hikâye anlatıcısıdır. Yazar bu tutumunu bile isteye yapsa da esasen başka yolu yok gibidir. Diyarbakır'da doğup Türkçe metin yazarak tüm meselelerin içinde yaşayıp taraf olmama çabasına bürünmek de ancak böyle mümkün görünür. Varol da bu durumu Dokuz Eylül Gazetesine yaptığı söyleşide şöyle izah eder:

"Tabi ki ister istemez toplumsal bir takım meselelerim, dertlerim var. Bu dertleri anlatmak eğer toplumcu bir yere götürecekse sizi belki de sahiden de öyleyimdir. Ama ben belki de tam olarak bildik anlamda toplumcu bir yazar olarak tarif edilebilir miyim, doğrusu emin değilim. Belki yeni bir tür toplumculuk anlayışı doğuyordur ben ve kuşağımdaki kimi yazarlarda. Bu 70'lerdeki 60'lardaki toplumcu gerçekçi yazarlar gibi değil. Daha farklı birtakım toplumsal meseleleri başka nasıl kurgulayabileceğini düşünen bir yeni neslin ürünüyümdür belki de."

Kemal Varol yerli bir yazardır fakat bu yerli tavırdan evrensele açılmak belki de Yaşar Kemal gibi Anadolu'nun toprak kokusunu sınırların dışına taşırmaktır gayreti. Romanlarının merkezinde elbette insanın, vidanın, adaletin, duygunun olduğu temalar hâkimdir. Bu bağlamda toplumun ötesine taşınan bir roman anlatıcısı vardır Varol'da. Fakat tüm bu evrensel temaların sahnelendiği yer Anadolu coğrafyasıdır. Dilinde türkü olanların, elinde ekmek yoğuranların, bağlamanın telleriyle yüreği oynayanların hikâyeleridir. Bu bakımdan Varol'a modern masal anlatıcısı denmesi yanlış değildir.

Baba Oğul Mu Yoksa Sadece Bir Oğul Hikâyesi Mi?

Hem Türk edebiyatında hem de dünya edebiyatında sıkça işlenen temadır baba-oğul ilişkisi. Elbet bunun sosyolojik, psikolojik ve kültürel farklı izahları vardır. Geçmişten bugüne insanın tüm halleri edebiyatın içindedir hatta merkezindedir diyebiliriz. Malzemesi dil olan edebi metinde değişen kanonlara göre zaman zaman şekiller farklılaşabilir, yöntemler yenilenebilir hatta eskiler yıkılıp yeni tutumlar rağbet görebilir. Tüm bu değişim içinde varlığı hep sürer "insan"ın. Bu bağlamda benzer temaların sıkça işlenmesi de olağandır.

"Âşıklar Bayramı"nın diğer baba oğul romanlarından farkı yazarın bu romanlara metinler arası ilişkiyle selam yollamasıdır. Kemal Varol yazarken bu türden yorumların geleceğini hesaplamıştır hatta kendisi de evvelce yazılanların üstüne bir roman inşa edeceğinin farkındadır. Belki de bu güçlüğü aşmak için romanda Kafka'ya, Hasan Ali Toptaş'a, Yusuf Atılgan'a göndermeler vardır. Hatta Varol'un kendi ifadesiyle daha evvel baba oğul ilişkisine dair ne varsa okumaya çalışmış ve başka ne yazabilirim derdiyle hem de onların hakkını teslim ederek yazmak istemiştir.

"Âşıklar Bayramı"nın oğlu Yusuf, babası Heves Ali'dir. Biz Yusuf'u Kemal Varol ile özdeşleştirdiğimizden ruhbilimsel açıdan Yusuf'u çözümledikçe esasen Kemal Varol'a da yaklaşmış olacağız kanaatindeyiz. Bir söyleşide Varol hasta babasıyla bir yolculuk yapmak istediğini fakat babasının bu yolculuğu kabul etmemesi üzerine bu romanı yazmaya karar verdiğini anlatır. Bunu anlatırken yolculuğun bir hesaplaşma, bir iç dökme, bir geçmişi kurcalama ve belki de tüm bunların sonunda kabullenme, affetme dileği olduğu aşikârdır. Kemal Varol'un çıkamadığı bu yolculuğa Yusuf çıkar. Fakat bu yolculukta Yusuf'un düşündüğü bir hesaplaşma gerçekleşmez. Bu bakımdan Yusuf eksik bir çocuktur tıpkı yazarımızın eksik kalan yanı gibi. O babasıyla hesaplaşamamıştır Yusuf'un da hesaplaşması bu bakımdan içine sinmez Kemal Varol'un. Bu sebepledir ki onu da kendi gibi eksik bırakır.

Roman boyunca Yusuf'un hesaplaşma arzusuna karşılık Heves Ali'nin böyle bir isteği yoktur. Onun kendi geçmişiyle ödeşmesi vardır. Bu hesapta Yusuf yer almaz. Yolculukları biraz da Heves Ali'nin hayat bakiyesini kapatma yolculuğudur. Yusuf'un payına düşen de babasının ölüme yaklaşan bir adam olarak kendiyle, hatalarıyla, geçmişiyle yüzleşmesini, pişmanlıklarını, ödeşmesini izlemek. Tüm bunların arasında kendine sıranın gelmesini bekler. Fakat Varol buna izin vermez, yaşamını seyrettiği babasını Yusuf'a da seyrettirir.

Romanın başında Yusuf daha öfkeli, daha serttir. Fakat bu yolculuk ve babasının kendi iç hesaplaşmasına yaptığı şahitlik onu yumuşatır. Öfkesi merhamete döner. Bu dönüşüm esasen Kemal Varol'un tüm romanlarında hissedilir. Hem toplumsal meselelerde hem de bireysel meselelerde Varol kahramanlarının öfkesini merhamete ve dinginliğe evirir. Belki de kendi öfkesini ve kırgınlığını da yazarak yumuşatır, önyargılarından böyle kurtulur, ferahlar. Kendi değişimini, dönüşümünü Yusuf'a da yaşatır.

Eserlerindeki Boşluk Yahut Tamamlama Güdüsü

Kemal Varol egemen kültüre direnen bir yazardır. Onun gibi hem toplum meselelerine sırt çevirmeden yazan hem de derdini estetize ederek şekillendiren çağdaşı azdır. Tüm bunları yaparken de kendine mahsus bir tavır takınır. Romanlarının, hikâyelerinin, şiirlerinin zaman zaman örtük ve çoğu zaman da açıktan birbiriyle bağı vardır. Tam manasıyla zincir roman ya da nehir roman olmamalarına rağmen sadık okurları tarafından keşfedilecek nüanslarla örülüdür. Bunlar kesik yol çizgileri gibidir. Bu çizgileri bitiş olarak düşünmeyen okur takip ederek yolu izleyebilir. Bu da anlatacak meselesinin bitmediğine işarettir belki de. Tüm açıklığıyla bir olayı anlamanın ve anlatmanın güçlüğüne bir göndermedir.

"Âşıklar Bayramı"nda okurun zihinde çokça boşluk vardır. Roman hem biter hem bitmez "Haw" romanındaki köpeğin "Âşıklar Bayramı"nda da Yusuf'un karşısına çıkması, "Ucunda Ölüm Var"daki ağıtçı ve Heves Ali aşkına göndermeler yapılması bundadır. Hatta sadece romanlar arasında değildir bu bağ; şiirleri, hikâyeleri de birbirine gizliden bir iple örülüdür.

Kemal Varol Erganili bir yazardır demiştik. O bölgede saz yoğun bir gelenektir. Bu geleneğin içinde doğup büyüyen yazarımız yok olmasından üzüntü duyar. Hatta yok olmasın ister. Bunu da romanında Heves Ali'nin sazı ile temsilleştirir. Son nefesine kadar hep elindedir sazı babasının. Çünkü saz bir geleneğin sembolüdür. Saz Varol'un çocukluğudur, gençliğidir. Heves Ali ile birlikte gelenek de ölür mü? Burada muhtemeldir ki Kemal Varol ikileme düşer. Ölen bir geleneği romanda da öldürmek mi, yoksa yaşamasını çok istediği bir kültürü romanda olsun bari yaşatmak mı? Heves Ali'nin son nefesinde sazını Yusuf'a vermesiyle yazarımız muradını yine kahramanlar üzerinden gerçekleştirir. Bu bağlamda roman Kahramanı Yusuf'un hikâyesi sanki daha başlamamış gibidir. Aldı sazı eline Yusuf ve sonrasında ne oldu okur da bilmez.

Öndeki Erkekler Gerideki Kadınlar

İlk okumada "Âşıklar Bayramı" bir erkek romanı gibi görünüyor. Babanın ve oğlunun yolculuk romanı. Eserde anneden pek bahsedilmiyor. Romanın başında geriye dönüşler yapılıp Yusuf anılarını hatırladıkça birkaç anının içinde anne sahneye çıkıyor. Onda da oldukça silik ve örtük. Belki sonraki romanlar için bırakılan bir boşluk bu belki de Varol babaya çevirdiği dikkatini dağıtmak istemiyor.

Romanda Heves Ali'nin farklı yerlerdeki sevdalıları, onların kısa hikâyeleri kırıklıklarla, bekleyişle dolu çokça üzgün kadınlar beliriyor. Fakat bunlar derinlere inmeden yüzeyden geçilen kişiler olarak kalıyor. Bana kalırsa romandaki asıl kadın kahraman Aylın. O Yusuf'un arayışını temsil ediyor. Kemal Varol da hayattaki kırıklıklarını, pişmanlıklarını belki de Aylın ile imgeleştiriyor. Tam bu noktada şairliği ortaya çıkıyor yazarımızın. Hikâye Heves Ali'den Yusuf'a kaydığı vakit şair tavrı devreye giriyor. Aylın için yazılan mektuplar, özlem, pişmanlık ve bekleyiş çok canlı işleniyor. Okur Aylın ile Yusuf'u merak ediyor. Ve yine burada boşluklar seziliyor.

Romanda geçen bir diğer kadın kahraman Yıldız. Yusuf'un terk etmek istediği kadın. Yıldız'ı neden istemiyor, onda neyi eksik buluyor yahut aralarındaki meselenin ayrıntıları okura sunulmuyor. Yusuf'un hayatında Yıldız tıpkı Heves Ali'nin sevdalıları gibi yüzeysel olarak resmediliyor. Aylın için yapılan içten bakış Yıldız için olmuyor. Yine tam bu noktada Yusuf İle yazarımızı özdeşleştirip yaşanan ve yaşanamayana bakışını görmek mümkün.

Kemal Varol bu romanda kadın hikâyelerini boşlukta bırakıyor. Belki de sonraki eserlerinde arkadaki bu kadınların öne geçip hikâyelerini yaşamalarına tanık olacağız.

Sonuç olarak "Âşıklar Bayramı" bir geleneği, Anadolu'yu, kadını, erkeği, babayı, oğlu içinde harmanlayan yerel lezzeti çokça hissettiren okurken zihninizde türlü türkülerin belirdiği bir roman. Anlatımının akıcılığıyla okurunu kucaklayan bir roman. Biz de bu romanın türlü yerlerinden çekerek biraz daha açmak ve bunu yaparken de yazarı daha iyi anlamak gayretine girdik. Bir edebi metnin yazarının hayatından, yaşadıklarından, duyduklarından bağımsız olamayacağını düşündüğümüzden ruhbilimsel açıdan Yusuf'u ve onun gölgesindeki Kemal Varol'u anlatmaya gayret ettik.

Kemal Varol

Âşıklar Bayramı

İletişim Yayınları

4.Baskı İstanbul

227 sayfa


Yazar: Tuba YAVUZ - Yayın Tarihi: 17.12.2021 09:00 - Güncelleme Tarihi: 19.12.2021 03:26
1785

Tuba YAVUZ Hakkında

Tuba YAVUZ

1982 yılında Erzincan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Ankara’da çeşitli kurumlarda çalıştı. 2008’den bu yana Edirne’de Milli Eğitimde öğretmen olarak görev yapmakta. İki çocuk annesi.

Türk Edebiyatı, Hece Öykü, Ihlamur, Balkan Türküsü, Poyraz gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.

2014’te “Sitare” öykü kitabı çıktı. (meserret yayınları)

Tuba YAVUZ ismine kayıtlı 49 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.

Twitter Instagram