❝Bağçe Mecmuası❞nın Günümüz Yazı Diline Çeviris, Edebiyat, Tuğba D. CAN

❝Bağçe Mecmuası❞nın Günümüz Yazı Diline Çevirisi 4 yazısını ve Tuğba D. CAN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabil

❝Bağçe Mecmuası❞nın Günümüz Yazı Diline Çevirisi 4

04.06.2024 09:00 - Tuğba D. CAN
❝Bağçe Mecmuası❞nın Günümüz Yazı Diline Çevirisi 4

4.Sayı

  • A(yın) Kemâl, Gazeteler, Bağçe 1, n.4, Sene 1, sy(25)

13 Teşrîn-i Evvel 1296

9 Zîlhicce 1297

-Gazeteler-

Avrupada çocuklara mahsûs olarak çıkarılan yüzlerce jûrnâllerin kazandıkları rağbet-i umûmîyeden başka fi âtlarda dûn bir derecededir!

Memleketimizde etfâl-i nûr-ı didegana mahsûs olarak öteden berü ser-nimâyı saha-i zuhûr olan edebiyâd gazetelerinin yek diğerini ta'kib edercesine mevkı' intişâre konulması esnâda beri yandanda âsiyâne nûyane uçuşân bu gazeteler (sonradan çıkan evvelkine yetimeye muvaffak olamayacak derece) bir sür'atde idi:

Bu ise rağbet-i umûmiyi kazanamayub kazanmış olsa bile (asdaru yüzüne yetişmeyerek) bittabi'i el çekmesindendir:

Bianalyh elyem dördüncü nüshâsı dahî intizâr-ı ammeye atılan bağçe'nin mim gayn' liyaken mazhar oldığı rağbet-i umûmi sayesinde evelce vaz' olunan kırk pâra fiyatı (Etfâl-i vatan-ı sağıraya suhûlet azîme olmak düşüncesiyle) yirmi paraya tenzil olunmış ve bununla beraber müntazır oldığı teşvik ve terkîbın devamıyla ileride her hafda iki defaa çıkarmak arzusunda bulunmuş olmakla <<devam-ı intişârede sebât>> arz olunan teşvîk ve terkIb umûmiye munhasır kalmışdır!...

A(yın) Kemâl

  • Ğ(yın) Avnî, Arefe "Yahud" (lyd ezha.) c.1, n.4, Sene 1, sy (25-26-27)

13 Teşrîn-i Evvel 1296

9 Zîlhicce 1297

-Ârefe-

Yâhûd

('lyd ezha)

Efendiler!...

Bu günki ıyd-ı ezha….. ya bir gün olub –arefe- tesmiye olunan bir gündür! Ârefe dediğimiz vakit << şeker Bayramının bir gün evveli>> ya'ni Ramazân-ı Şerifin otuzuncu gününi zann etmeyiniz!...

-Ârefe- bir isimdir k ibu –yalnız 'ıyd-ı ezhanın dokuzuncu gününe âid olabilüb maa-mâ-fîh ekser gazetelerinden alelhusus efvâh-ı elsineden işidüb ve bellediğimiz Ramazân bayramı arefesi-değildir!...

Gelelim 'ıyd-ı ezhaya: Yarın sabah ıyd-ı ezha ya'ni; Kurbân bayramıdır!... bunu size söylemekden maksadımız (gününüzü şaşırmış oldığunızdan değil) şu gün hakkında size bir iki ma'lûmât-ı müfide vermekden ibaretdir!...

Kurbân bayramının müslümanlara âdet değil, taraf-ı bariden emr olunmasının hikmeti nedir? Diye sizden soracak olsak şüphe yokki hiç biriniz bu su'âle cevabda sıkıntı çekmeyeceksiniz! Binâ'enaleyh size bunun hakkında vereceğimiz bir nebze ma'lumâtdan dolayı <<kurban bayramı tarihi>>yazacağız zann etmeyesiniz!...

Zâten! İki yaşındaki bir çocuk böyle Kurban bayramının hikâyesini işitmiş ve bilememiştir! Eğer içinizde bilmeyen varsa mevlüd-i şerîf kitabına mürâcaat etmesini tavsiye ederim:

Kurban kesilmek –her vakit- câ'iz isede zilhiccenin onuncu güni kesmekteki faziliyet bir sebebe mebnidir ki: bunu sizin dahî bildiğinizi teslim etdik! İşte o uvattır ki hazret-i İsma'il Sallahu alanebiyyin vealeys'selam hazretleri peder-i şerifleri hazret-i Halil aleyhisselam tarafından bairade bari (minâ) debilüb Mekke-i Mükerremeye on iki sâ'at mesafesi bulunan bir mahallede za'h olunmak üzere iken semâdan bir koçun nüzulünden dolayı hazret-i İsma'il aleyhisselâmın kat-ı şer-i alilerinden saf-ı nazar olunmuşdır:

Gerçi bu bir suzişli ve değil benî ademî belki cemi' hayvânâtı beka-yı müessiriye sevk edevek vak'â isede mezkur koçun nüzulünden dolayı hazreti İsma'il aleyhisselâmın halası gibi bir mesercet-i azime buna karşılaşınca o meşeretten nasi' o suzuş- unutulmuştur…

İşte bunun içindir ki: Müslüman olan bir kimseye isbat-ı rüşd ettikden sonra kudreti var ise her kurban bayramı zebh-i kurban eylemesi elzemdir! Kudreti olmayanlar dediğimiz vechile müstesnadır!

'Iyd ezha yalnız koyun kesmekle mi olur diyeceksiniz değilmi?... İşte şimdi bizde bunu söyleyecekdik! (O halde Mekke-i Mükerreme (nurullah-i ila yevmül- kıyame) nin bu günki haline bir göz gezdilerim!...

El-yem ol canib-i âlide bütün dekakm ve vüyud bütün hıcahınç haccac ile memnu olduktan başka esvak ve Pazar dahi tebalıb ve <<iğne atsan yere düşmez!...>> ta'birine şâyeste bir haldemidir?

Ay! … bundan kalabalık?... Elbette!... bu kadar para sarf ederek dünyanın bir köşesinden gelüb toplanan haccac oraya Mekke-i Mükerremede beytullah'ı ve Medine-i Münevvere'de ravzâ-i mutahharayu ziyarete gelirler!...

Peki!...Yalnız ziyaret ederler de giderler mi?...Hayır hayır!... bakınız size söyleyelim!...

Mekke-i Mükerremenın ûmre kapısında durub etrafa bakınur iseniz?... guruh guruh haccac-ı şerifin kimisi deveye kimisi merkebe binmiş kimiside piyade olarak yürüyük oldığı halde ûmre önünden geçerek gitmekde oldığını görüyorsunuz!

Gidub görmeyenleriniz tabi'î bu gidişin mutlaka âvdet oldığını düşünür isede bilenleriniz haccacın âvdet etmeyüb ârafâta çıkmak üzere <<minâ>> tarifiyle gitmekde olduıklarını derhal anlarlar!.

Bugün ârafata vâsıl olabilenler, ovada bulunan l'yad velayahşi cadırlardan başka cebl-ı arafatın üzerinde bulunan kesemi arasında ve cebel-in ta ortasında umudu bir beyâz taşı göreceklerdir ki: eğerçi bu taşın sırrını size mufassılan ta'rîf edecek olsak kocaman bir tarih yazmak demek olacağı cihetle meskut-ı anh geçmemek üzere yalnız şunı söyleyelim: cebel-i ârafât Adem peygamberimiz ve Havâ vâlidemizin cennetden haruçları sırada hâsıl olan iftirâklarına bir hadime-i hasene vermiş olan bir cebel-i mübarek olub o taş ise buna bir nişâneden başka bir şey değildir!...

Binâ'enaleyh haccacın oarada tecemmü'leri doğrudan doğruya ihvân-ı misliminin yek diğeriyle birleşmeleri maksad-ı taklidiyesinden îbâret isede bu gün o muhal-i mübarekeye giden haccac gece orada bütünüyle sabahısı Arafât'da vakfeye duruyorlar!

Ârafât'da vakfeye dururlarda bu kadar haccac cebel-i arafâtamı çıkar? Hayır! Hepsi birden çıkamaz! Yalnız şâfi'î, hambelî olanlara ise çıkmak kat'iyen câiz olamaz!...

Bununla berâber şâfi'îler cebel-i arafât'da hanefîler ovada oldukları halde <<lebbeyk! Lebbeyk! lâşerîkeleke lebbeyk!!!....>> sadâları işitilür ki: Tekmîl haccac beyâz ihrâmlara büründükleri gibi o koca ovada ayak üzere duruşları papatya çiçeğinin kemâle varmış oldığı sıradaki manzarasından başka birde şâyân-ı temâşâyı var ise ihrâmlarının ısalarını sallayarak haccacın muttasıl çırpınmalarıdır!.... Ârafât'dan sonra zabh-ı kurabin bizim burada kurban kesmemiz gibi dğeildir!... açılan büyük büyük hendekler lebaleb kesilmiş koyunla dolduğu gibi dağlar âsâ yığınlarda başkadır!....

Demekki ârafât'ın gayrî yerde zebh-i karabinin usuvâya nâ'il olmak kadar değeri var imiş? Sözü uzatmayalım!.... Size bunları söylemekden maksadımız ârafâtın yalnız bu güne mahsûs olub arefe kelimesi Arafât'dan müştak oldığını bildürmek idi. Madem ki bunı dahî söyledik! Yarın ki 'ıyd ezhayı cümlenizi tebrikden başka bir söyliyecek sözimiz kalmadı…Allah nice nice bu gibi senelere yetiştirüb 'ıyd –i mübarekinizi mes'ud eylesun!...

Amin….

Ğ(yın) Âvnî

  • Nihal, Biz, Bağçe, c.1, n.4, Sene 1, sy (28-29-30)

13 Teşrîn-i Evvel 1296

9 Zîlhicce 1297

<<Biz>>

Biz kimiz?

Biz Avrupalıların mesâî-i zihniyeden 'âri bir kaba kahramân diye tasvîf ettikleri türklerimiz?

Biz türküz! İbtidâ bu noktayı tefdiş edelim sonradan türkler mesâ'î-i zihniyeden 'ârî bir kaba kahramanmıdır? Yoksa dünyaya 'ulûm ve sanâyi'î ve medeniyet bahş eden bir kavimmidir? Bunu meydâna koyalım! Türkçenin şimâlinde Meveraünnehirde sâkin olân evlâd-ı yafestandır. İslavaver Bulgar ve türkler (seyit) denilen bir şubei beni- beşerdendir ebuttarih her vedud dört ve beşinci kitabında seyitlerin yeni bir kavm olduklarını kendi rivâyetleri üzerine nakl ider isede lâtın müverrihininden Junstin ikinci kitâbının birinci faslında seyitler mısrikiden daha eski olduklarını idde'â ediyorlar diye yazmışdır.

Türk ismi nereden geldi?

Bu ismin müehheze hakkında bir haylî rivâyet var isede eski hükümdârlarından birisinin isminden me'hus olmasıdır çin müverrihlerinden birinin yazmış oldığı türk tarihinde türklerin birinci hükümdârı (tüvkü) oldığını zikr etmişdir.

Biz (pârs) deriz çinliler (pâs) dirler. Biz (turun) deriz çinliler (tulun) dirler. Yani mütevassıt …..ra harfını ya bütün sy(29) bütüniskad ve yâhud lama tahvil ederler. Binaenaleyh …..Türk ile tüvkü bir isim olmak akrep ihtimâlidir Çin lisânında –tüvkü kalb ma'nâsına olub Farisilerin dahî seyitlere (sek) dedikleri Heradat beyân eder ki bu da Türklerin seyitler oldığını müsebet'dir.

Türklerin bulundukları mevki'î halbel icab bırakarak Anadolu'ya Mısıra ve Rum eliye yayılmışlardır. Ve Gazneviye, Selçukiye, Osmaniye gibi nice kavi hükümetler te'sis eylemişlerdir. Macarlar dahi Türklerden münşeib bir kavimdir.

Bugün küre-i arz üzerinde meskûnnevi' benî beşerin münkasım oldığı şubatla herbir şube insanlarının şekil ve lisânlarınca meşhud olan Farklerin esbâbı hakkında bir uzun bend yazmak üzere idim geçen nüshadan 'itibâre dercine başladığımız <<ma'lûmât-ı muhtasıra>> ser-levhalı tufânlar hakkında Hüsni Beğ Efendinin bend-i mahsûsları bu bahse güzel bir mukaddime olacağından netice-i efkârlarını alarak bendimizi ol sûretle yazmak içün eser-ı mezkunun hitamına kadar bil-mecburiyye bekleyeceğiz. Biz Türküz! Bir kere araşdıralım Türkler mesa-i-i zihniyeden 'ârîmidirler? İngiliz ûlemâsı beyninde allame ………….vasfını almış olan (Müsteripli) eflâtun üzerine te'lifâtında dünyaya ûlum ve sanâi ve medeniyet ve teşhib veren kavm Türklerdir demişdir kesret-i mütâla'âsı sayesinde mûmâ-ileyh bu da'vâsını isbâta muktedir olabilir isede biz hayvanat terbiyesi ve enhâr-ı hufra ve ma'âdan târih ve kitâbet gibi fünûnû cihâna neşr eden akvâmın birincisi türkler oldığını da^vâ eder ve bunu isbâda pek suhûlet ile muvaffak oluruz:

Türklerin İslâmla müşerref oldıktan sonra ibrâz eyledikleri asâr-ı ilmiyelerinden misâller irâd edelim:

Mu'allim sânî lakabını kazanmış olan Ebu Nasr Fârâbî hazretleri Türkdür her ne kadar kendileri felsefede bir tarîk makbûl sâhibi değil ise de elsineyi mütanavvia'ya âşinâ ûlûm hikmiyeye vâkıf seyâhat ve şecâ'atiyle meşhûr bir zâtdır.

Yunaniler Sokrat ve Aristo ile fahr ederler ki bunlardan biri tabîb diğeri hakimdir Türklerden ise bir İbn-i Sina yetişti ki hem hakim ve hem tabîbdir ulema-i İslâm beyninde şeyh nâmını kazandı ve onun kanunları bununki gün bile o Avrupa'da esâssût ta'lim derecesine mazhar oldu.. Timur Hindihyarşin vesâire âlâ onun kullandığı âletlerde müsta'meldir İbn-i Sinâ'nın Aristo hikmetine tâbiî idiki menkûl isede bizce makbûl edildir. Çünkü kendisi Buhâri mektebinin hikmetini tahsîl etmişdir târih sahifelerini dört beş dakika karışdırmak zahmetine girer isen İbn-i Sinâ zamanında Aristo hikmeti Buhâride ma'lûm oldığını anlarız..

İbn-i Sinâ'dan başka Türklerden Avrupalıların tefahhur eyledikleri hükemâ ile rekabet edebilecek la-ya'd vela-yahza hükmân zuhûr etti onlardan bir ikisini yazub asıl maksadımız oolan osmanlılara başlayalım hem ûlûm-ı âkliyede ve hem ûlûm-ı nakliyede yed tavli sahibi olan ilmen türkün müellifatnı Avrupalılar tercüme ederek tâlifimiz diyerek ortaya atoyrlar.

Fransa mu'ârif-i nezâretini ihrâz eylemiş olan müverrih düriyyenin îrâd eylemiş oldığı nutuk bugün mütedâvil olan ûlûmun ve fünûnun ârablardan mâ'hûz oldığı mebnıdir

Mösye Duruyi mezkûr nutkunda ârablardan alınan ûlûm ve fenün ile arabîden mütercim kitabı ta'dad etmiş isede hatâda bulunmuştur.

Çünkü mûmâ-ileyhin ârabiden mütercüm ve âsâr-ı ârabiyeden idüğini beyân eylediğini kitaplar türklerin eseridir çünkü ma'lûm bir kaziyyedir ki ûlemâ-i Türkin eserleri fesâhat ve belâgatla meşhûr olan lisân-ı ârabi üzre te'lîf olunur idi demek o kitabeler asar-ı ….... türklerdendir? Evet ileride görürseniz biz bugün bu eserlerden istifâde edemiyoruz sebebi Arabiyye âdame itibârımızdandır.

Ecnebiler elimizde bulunan kitablardan istifâde ediyorlar! Bizdeki ne gaflettir? Bu bahsi ileride bir fıkra-i mahsûsla beyân edeceğimden bırakalım. Gelelim sadede Ebu Mansûr Mâturidi İmam'ül muhaddum elbuhâri! (Cevheri) ve (Divan'ul edeb……………) gibi asar-ı âliye sâhibi İshâk hükemâmızla müsâbakata kalkışacak hükemâ Avrupada zuhûr …….. etmişmi?

Volter, Rasin, Sair, Saime.mi? bunları be ser-levhalarla ayrı ayrı bendleri ileride görüyorsanız şimdi sukût ederim!

Ey kariin bazılarınız diyeceksiniz ki: Ecdâdımız şöyle etmiş böyle etmiş bize bundan ne? Biz kendimize bakalım bugün Avrupalılardan gerideyiz!

Evet doğrudur fakat bendimizin nihayetine ermeden itiraza kalkışmayın!!!

Her ne ise bu bahisler bizim için ol kader para ede şeyler değildir işimize yarayacak bahs Osmanlılar olacağından eski Türkleri burada bırakıp Osmanlılara başlayalım.

Osmanlılar

Osmanlılar şöyle böyle yaptılar diye söze başlasak? Bizce lazım olan kâide yine hasıl olur isede Osmanlılar hakkında biraz ma'lûmat-ı tarihiyye yazmak daha ziyade muvafık-ı maslahat olduğundan ol vechile mücmilen bir iki nüsha Osmanlı tarihinden bahs edeceğim.

Nihal

(mâ'ba'dı var)

  • A(yın) Kemal, "Meyve-i Dil" (Muh. Ğ(yın) Avnî, Bağçe, c.1, n.4, Sene 1, sy (31-32)

13 Teşrîn-i Evvel 1296

9 Zîlhicce 1297

"Meyve-i Dil"

Muharriri: Ğ(yın) Avni

-4-

Benden bir cevaba car ceşmile muntazır olmuş idiki:

Macid Beğ -(titrek bir sesle) Evet efendim….kölenizdir….! diyebildi:

Hanım – (bir ufak zarf uzatarak) Afedersiniz ama…. Şu mektub size olmalı?

"Kadının Mâcid Beğ'in eline tutuşturduğu altın talk işlenmiş ve gayet ustalıkla türlü türlü kabartma çiçekler yapılmış olarak musanna' ………… ve ufak kıt'ada bir zarf idi: Zarfın üstünde beğin namına dair bir işaret olmayıp yalnız bâlâsında bir <<âh!>> keside olunmuş idi. Beğin gittikçe zihnini istilâ eden leşker-i hayretten naşi mezkûr- zarfı ne yapmak lazım idüğini düşünerek şaşırdı kaldı:

Yırtıp içinde ne olduğunu anlamak ister isede zarfın güzelliğinden ma'ada ……derununda bais-i keder bir şeyi var ise mütalaasıyla iki üç saniye kadar elleri titreyerek dikkatle zarfı teftiş ve tecessüs etmeye başladı:

Bu babda Macid Beğ aldanmıyor ili. Çünkü elinde tutmakda olduğu mektub bir mektub-ı kedüret-i alâm olup bu da Macid Beğin kalbine galiba çokdan doğmuş idi her ne ise uzun müddefde bu halde durmak dahi uyamayacağından zarûrî zarfı şak edip ve içinden nefis konulu dört bükülmüş bir varakpâre çıkardı….

İçinde ne var mı dediniz? Ne olduğunu henüz bizde bilmiyoruz! Binaenaleyh Macid Beğ'de bilmiyor idi: Fakat bu merakınız uzun müddet devam etmeyecektir!....

-Üçüncü Bâb-

Macid Beğ mektubu baştan aşağıya kadar süzdü. Meali ise şu idi:

<<Tanımadığınız bir kimse tarafından>>

"huzurunuza arıza takdîm

Olunması sizce ne kadar yolsun ise

Cariyenizce de ol kadar mecburidir!

Dilin? Ecbarı mahkeme-i fikrin

Bile hükmü-i kat'isi altından cariyenizi

Çekip kurtardı….Evet!....

Zarûrî giriftar olduğum şu derdin

Nihayetsiz sonunu aramak benim için emr-i

Tabi'idir! Söylemesi ayıb

Kibir ve gururuma hiç bir şey tegallub

Edemez ve beni hiçbir mecburiyet

Ser-fürü ettiremez iken gönlümün!

Ah! O biçare gönlümün. Bana

Verdiği uzun uzun dersler

Nazar-ı dikkatimi celb etti. Keşke….

Celb etmeyey idi! Hayır Hayır! Niçin

Öyle söylüyorum?...Zaten

Elimde mi idi ki??...

Cemalinizi görübde yüreğimden

Doğru bir iki damla sıcak

Suyun kaynaya kaynaya vücuduma

Yayıldığını hissettiğim vakitler sizi

Şediden sevmekde olduğumu anladım!

Evet! Sevmişim! Sevmişim değil…

Sevdim! Sevdim! Hemde çıldırırcasına

Sevdim! Seyl-ab istiab

Merhamet ve rü'yet kaşare-i

………………..temelinden yıkdı getirdi:

Hemde nasıl? Bir daha binası

Mahal andır mahal, olarak yıkdı

Getirdi evet! Bu Kali inkâr etmek

Hatırımdan bile geçirmez! Beğim! Bi…

Sözlerim zihninizi düşündürüyor

Can! Fakat asla düşünmeyiniz…Hali

Kalemen oldukça ma'lumunuz olan bir biçarenin

Ayaklar altına fırlattığı mukaddes muhabbeti

Pay-mâl etmeyiniz1 kabul ediniz! Ah!

Kabul ediniz! Asıl ve esasını

Bilemediğiniz, bir aşkın azametine bir

Muhabbetin uluvetine istinaden iki satır

Çok olsun, bir cevab yazınız!

Sürükleye sürükleye! Hiç

Olmaz ise

Aşk! Aşk! Zalim aşk!

Felek –Felek…..- Kafir felek-

Hayır hata ettim! Felekden ne

…………….şikayet edeyim?..... Felek

Denilen şey ……………..olduğum beğimden

İki satırcık cevap irsaline müsa'de-

Siz olacak kadar da imansız

Mıdır?

Ma'mul ettim! Binaenaleyh şu emeli o güzel parmaklarınıza bırakıyorum!

İmza

A(yın) Kemal

Mekteb-i sanayı-i şahane matbasında tab' olunmuştur.


Yazar: Tuğba D. CAN - Yayın Tarihi: 04.06.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 13.05.2024 22:35
219

Tuğba D. CAN Hakkında

Tuğba D. CAN

Lisans Öğrenimi Uşak Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamlayıp yüksek lisansı Dumlupınar Üniversitesi'nde Yeni Türk Edebiyatı alanında tamamladı. Bir dönem öğretmenlik yaptı. Çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik dahil bir çok kademede görev aldı. Avrupa Birliği projeleri dolayısıyla birçok ülkeyi gezip görme fırsatı yakaladı. Okumayı, yeni yerler keşfetmeyi, kedileri ve şiiri sevdi. Evli ve 2 çocuk sahibidir. 

Tuğba D. CAN ismine kayıtlı 21 yazı bulunmaktadır.