Bana Çocuk Edebiyatının Resmini Çizer misin Özlem Açar, Söyleşi, A. Erkan AKAY

Bana Çocuk Edebiyatının Resmini Çizer misin Özlem Açar? yazısını ve A. Erkan AKAY yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilir

Bana Çocuk Edebiyatının Resmini Çizer misin Özlem Açar?

22.02.2023 09:00 - A. Erkan AKAY
Bana Çocuk Edebiyatının Resmini Çizer misin Özlem Açar?

Özlem Hanım çocuklara hem yazar hem çizer olarak hitap eden, çocuk edebiyatına hem siyah hem renkli kalemleriyle dokunan ilk konuğumuz olarak soruşturmamıza hoş geldiniz. Öncelikle yazar Özlem Açar'a sorularımızla başlayalım.

Sizi çocuklar için yazmaya yönelten nedir?

Beni heyecanlandıran konuları, hayallerimi yazmak zihnimi duru tutuyor. İçimdeki çocuğun okumak istediği hikâyeler var. En çok da onun için yazıyorum. Hikâyelerimin çocukların dünyasında heyecan yaratması tarifi olmayan bir keyif veriyor bana. Bu hazzı hep yaşamak istediğim için yazıyorum belki de.

Çocuklar için yazmanın yetişkinler için yazmaktan daha zor olduğuna inanıyor musunuz?

Daha zor mudur kolay mıdır bilemiyorum. Çünkü ben çocuklar için yazarken zorlanmıyorum.

Çocuklara hitap eden metinlerinizde "olmazsa olmaz" ınız nedir? Sizce yazma sürecinizde bu ölçütünüz değişebilir mi?

"Olmazsa olmaz"ım, kendime hatırlattığım en önemli kriter şu "Sakın didaktik olma. Buyurma, öğretmeye çalışma." Kitabımı okuduklarında keyif almaları, kıkır kıkır gülebilmeleri, sanata ilgi duyabilmeleri ana hedefim.

Çocuk edebiyatının ülkemizde ve dünyadaki gelişimini takip ediyor musunuz? Diğer yazarları okur musunuz? Gidişat nasıl?

Elbette takip ediyorum. Dünya genelindeki çocuk edebiyatı ürünleri tabiri caizse almış uçmuş zaten. İnanılmaz eserler yaratılıyor. Görsel olarak da ziyadesiyle doyurucu kitaplar var. Gıpta ile izliyorum bu eserlerin doğuşunu. Ülkemizdeki çocuk edebiyatının gelişimini heyecanla izliyor ve bu gelişimi umut verici buluyorum. Sanatsal yönü baskın olarak üretilen pek çok kıymetli kitabımız var. İlgi ve heyecanla takip ettiğim yazarlar elbette var. İlaveten çizerler de var. Ne yazarsa, ne çizerse düşünmeden, içeriğine bile bakmadan kitaplarını edindiğim sanatçılarımız var mesela.

Yazarken edebî kurgu ve dile mi yoksa öğreticiliğe mi ağırlık veriyorsunuz? Sanat mı eğitim mi?

oz1 Edebi kurgu ve dil; kesinlikle sanat. Eğitim okullarda fazlasıyla veriliyor zaten. Ben hissettirmek istediğim duygu ve inançları sanatın içine hafifçe yedirmeyi tercih ediyorum.

Çocuk edebiyatı hakkında genel kabul görmüş ama katılmadığınız klişeler var mı? Rahat olabilirsiniz biz bizeyiz.

Didaktik, buyurgan bir üslup. "Değerler eğitimi" adı altında sıkıcı metinlerin kitaplaştırılması mesela. Değerler eğitimi verilmesin, aman çocuklarımız bunu okumasın demiyorum ama daha yaratıcı, daha keyifli bir üslupla da sunulabilmeli diye düşünüyorum.

Çocuk kitapları yayıncılığında sizce en büyük eksiğimiz nedir? Bilgisayarda açtığınız boş dosyadan kitabınız okurun eline ulaşana kadar hangi basamak sizi en çok zorlar?

Birinci yoksunluk maddi güç bence. Sert kapaklı, büyük boyutlu daha çok kitabımız olabilmeli bence. Kağıt sıkıntısı ve maliyet sektörde en büyük sorun bence.

İkinci sorunuza gelince… En rahat basamağı söylesem? Boş bir kâğıdın üzerinde harf ve kelimelerimin dansı en rahat aşama mesela. Metnimi dinlendirip, sayısız kez okur, ufak tefek müdahalelerde bulunurum. Metin yayınlanmaya hazır hale geldikten sonra engelli koşu parkurunda koşar gibi hissediyorum. Şu yazma eyleminin kendisi başlı başına bu denli zevk veriyor olmasa, önümdeki basamakları çıkmak iç güç bulabilir miydim bilmiyorum.

Yazdıklarınızla çocuklara erişebilmenin bir ön şartı var mıdır? Çocuk sevmek, çocuk sahibi olmak, çocuklarla iyi anlaşmak gibi.

İçinizdeki çocuğu yaşatabilmeniz ve çocukları iyi anlıyor olabilmeniz gerekir bence.

oz2

Çocuk kitaplarında ne görürseniz sizi rahatsız eder? Çocuk hayatının da gerçeklerinden olan olumsuzluklarla kitabınızın içeriği arasındaki dengeyi nasıl belirlersiniz?

Birtakım ideolojilerin çocuklara dayatılmaya çalışılması beni rahatsız eder. Hayatın gerçeklerinden olan olumsuzluklarla kitaplarımın arasındaki dengeyi şöyle kurarım; var olsan sorunu dillendirmemeye gayret ederek sorunun etrafında dolanarak okura sezdirmeye çalışırım.

Okuyan çocuğun daha iyi bir insan olacağına dair elimizdeki dayanak nedir?

Okumak, kişinin kendisini başkalarının yerine koyabilmesine yardımcı oluyor. Diğer canlılarla empati yapabilmemizi sağlıyor. Bir kişi kendisinden başkasını düşünebiliyorsa, empati yapabiliyorsa iyi insan olma yolunda güçlü bir adım atmış demektir bana göre. Düşünsenize; bir sokak hayvanının gözünden hikâyeler okuyarak yetişen bir çocuk, yetişkin olduğunda sizce kedi köpeğe ya da kuşa kötülük edebilir mi?

Ebeveyn ve öğretmenlerin çocuk okumalarına katkısı gerekli veya yeterli mi? Çocuk bu konuda yönlendirilmeli mi, nasıl yönlendirilmeli, kitap nasıl seçilmeli ve okunmalı?

Bu soruya net bir cevap veremem. Çevremde gördüğüm çocukları kitap okusun diye fazlasıyla çabalayan ebeveyn ve öğretmenler de var, herhangi bir çabada bulunmayanlar da var. Genel olarak yanıtlayacak olursam işler bizim çocukluğumuzdaki gibi değil. Toplumun büyük çoğunluğu, çocuk gelişiminde kitapların öneminin farkında bence.

Çocuk kesinlikle yönlendirilmeli tabii ki. Çocuğun okuyacağı kitapları önce biz yetişkinler okumalı, o kitaptan keyif alabilmeliyiz. Çocuğu iyi kitaplarla tanıştırmalıyız. Bu demek değildir ki sadece iyi kitapları okusun. Kötü kitaplarla da tanışacaktır çocuk. Sadece kitap okuma alışkanlığı oturana kadar iyi kitaplarla haşır neşir olmalıdır.

oz3 Okurlarınızla buluşuyorsunuzdur. Hangi çocuk sizi heyecanlandırır? Çocuklardan beklentiniz nedir?

Hikâyelerime, söyleşime aktif katılım sağlayan, gözlerindeki o heyecan pırıltısını gördüğüm çocuklar karşısında çok heyecanlanıyorum. Onlardan beklentim, "kitap okumayı" boş zaman eylemi değil de hayatlarının "olmazsa olmaz" bir parçası olarak kabul edip sevmeleri.

Modern pedagojiyle aranız nasıl? Geleneksel yöntemlerle modern pedagoji arasında nerede duruyorsunuz? Yazdıklarınızda hangisinin ağırlığı daha fazladır?

Seksenlerde doğmuş, doksanlarda çocuk olmuş; ikibinonlu yıllarda da anne olmuş biri olarak feci şekilde iki arada bir derede kaldığımı söylesem. Örselenen çocuklar büyüdü, ebeveyn oldu. Çağımızda, modern pedagojinin de katkılarıyla yan baksak çocuğumuzda travma yaratmaktan korkar hale geldik… El yordamıyla, en az hasarla çocuklarımızı hayata hazırlamaya gayret ediyoruz. Geleneksele biraz, azıcık daha yakınım sanki.

Bugünün yazarları kalıcı eserler bırakabilecek mi? Sizce çağdaşlarınızdan kim yüz yıl (yüz çok olduysa elli diyelim) sonra da okunur?

Evet, geleceğe kalıcı eserler bırakacak yazarlarımız var. İsim vermek istemiyorum çünkü atladığım bir başkası olur, ona haksızlık ederim gibi geliyor.

Yetişkin bir yazarın bugünkü çocuğun diline, düşüncesine sahip olması mümkün müdür, gerekli midir? Farklı kuşakların bağını koruyabilmek için dünyalararası bir köprüye mi yoksa tek dünyalaşmaya mı ihtiyaç var?

Mümkün değilse de anlamaya çalışması, çabalaması, ayak uydurması gereklidir. Aksi halde hedef kitlesi olan çocuk okuru yakalayabilmesi çok zor. Tek dünya fikri ütopik bir fikir gibi geliyor bana. Durdurulamayan bir değişim halindeyiz.

Günün şartları ve çocuk edebiyatının ticarîleşmesi sizi korkutuyor mu? Okumak bir lüks, yazarlar marka, okurlar müşteri olmaya doğru mu gidiyor? Giderse ne olur?

Korkutmaz olur mu? Okumak, günümüz koşullarında zaten ciddi bir lüks haline gelmiş durumda. Markalaşan yazarlar var evet. Bu da sektöre kazandırılan kitaplardaki edebi niteliğin düşmesine neden olabiliyor ne yazık ki.

Sosyal medyada binlerce kitap değerlendirme hesabı var. Bunlar sizce okurları doğru yönlendiriyor mu, işe yarıyor mu? Kitap incelemeleri, değerlendirmeleri, eleştirileri noktasında neredeyiz? Takip ettiğiniz, çocuk kitaplarını değerlendiren bir mecra var mı?

oz4

Bu hesapları iyi analiz etmek lazım. Bazıları ticari amaçla paylaşım yapıyor. Yayınevlerinden ya da yazarlardan bedelsiz olarak temin ettikleri kitapları paylaşıyorlar. Ben bu tarz hesapların tavsiyelerini dikkate almadığım gibi, yönlendirmeyi de doğru yaptıklarını düşünmüyorum. Fakat bazı hesaplar var ki, onların tavsiye ettikleri kitapları düşünmeden alıyorum. Hiç birinde de hayal kırıklığına uğramıyorum, şaşırtmıyorlar yani beni. Sosyal medyada titizlikle takip ettiğim böyle birkaç hesap var.

Şimdi sıra Çizer Özlem Açar'dan öğrenmek istediklerimize geldi.

Bilinçli, nitel, kayda değer, saklanmaya değer ilk çiziminizi hatırlıyor musunuz? Ne zaman, nerde, ne çizmiştiniz? Şimdi nerde, ona ne oldu?

Evet çizimi de, o çizimi nerede, nasıl, hangi düşüncelerle çizdiğimi de hatırlıyorum. 2001 ya da 2002 yılıydı. Ünlü bir ressamın üç kız çocuğunu resmettiği tablosunun (Ressamı ve tablo adını hatırlamıyorum) karakalem röprodüksiyonunu yapmıştım. Lisede resim atölyesinde çalışmıştım. Kültür Merkezinde sergilenmişti o resmim. Şu an nerededir hiç bilmiyorum, sergiden geri almamıştım.

Yeteneğinizi nasıl geliştirdiniz? Çocuk kitaplarına çizimlerinizle katılma fikri/fırsatı nasıl doğdu? Kendinizi bu piyasaya nasıl kabul ettirdiniz?

2017 yılında kalem, kâğıt ve boyaları elime bir aldım, bir daha da bırakmadım. 2017 yılından beri uzun yol seyahatinde ya da hasta değilsem çizmediğim tek bir gün dahi olmadı. Yani her gün, saatlerce çizim yaparak yeteneğimi geliştirdim. Çizdim derken şimdi vereceğim detay çok önemli; yirmi bir ay arayla iki evlat sahibi oldum. İki küçük çocuk ve ev işleriyle ilgilenirken çizim yapabilmek için bulabildiğim zaman kırıntılarının tamamını değerlendirdim. Bebeğimi emzirirken, kızımı uyutmak için ayağımda sallarken, mutfak tezgâhının üzerinde soğan doğrarken gece ev halkı uyurken ya da sabah herkes uyurken uykumdan feragat edip çizimler yaptım. O günler benim için çok kıymetliydi.

2015 yılında kızım için ilk hikâyemi yazdım. (2019 yılında İnci'nin Düşü ismiyle basıldı.) O hikâyeyi resimleme arzusuyla çıktığım bu keyifli yolda gözümü açtığımda kendimi çizer olarak buldum. Çizimlerim görüldükçe yayınevlerinden teklifler gelmeye başladı.

Çizdiğiniz bir çocuk kitabını elinize aldığınızda kendinizi eserin neresinde hissedersiniz? Mesela kitabı bir film gibi düşünsek, rolünüzü nasıl tanımlarsınız?

Nasıl ki bir elmanın iki yarısı vardır, bir kitabın da iki yarısı vardır. Bir yarısı yazar, diğer yarısı çizerdir. Biri olmadan kitap yarım kalacaktır. Film örneğinden yola çıkacak olursak; filmin senaristi yazarsa, oyuncusu da çizerdir desem abartmış olur muyum?

Yöntemlerinizden ve prensiplerinizden biraz bahseder misiniz? Bir proje önünüze geldiğinde hangi şartları öne sürersiniz? Ya da size sunulduğunda kabul etmediğiniz şartlar nelerdir?

Birinci şartım, o projenin beni heyecanlandırmasıdır. Beni heyecanlandırıyorsa eğer daha okurken sahneler gözümün önünde canlanmaya başlar. Hikâyeyi sevemediysem ya da tarzıma uygun bulmadıysam çizmek istemem. Benim tarzıma uymadığı gerekçesiyle metinleri reddettiğim olur.

Benden bir başkasının tarzında çizmem istendiğinde ya da ilgili metne, karşı tarafın belirttiği sahneler çizmem istendiğinde kabul etmiyorum. Özgürlüğümün kısıtlanacağını sezdiğim dosyaları da almıyorum.

Bu kriterlerim tamamsa, maddi şartlar devreye girer. Her iki tarafı da üzmeyecek şekilde anlaşabilirsek dosyayı alırım.

Yazarak derdini anlatanlara çizerek destek veriyorsunuz. Yaptığınız iş kimi zaman hayali somutlaştırmak, kimi zaman gerçeği soyutlaştırmak. İlk adımıysa sanırım görünmeyeni görebilmek. Dolayısıyla çocuk edebiyatına baktığınızda bizim göremediğimiz ama sizin gördüğünüz sorunlar var mıdır diye merak ediyorum. Gerek okur açısından, gerek yazar veya çizer açısından sizce neler iyi gidiyor, nerelerde aksıyoruz?

Çizer açısından çok ciddi sorunlar söz konusu. Hangi birini dile getireyim ki? Telifsiz çalışmak zorunda bırakılmak, çizimlere gereksiz müdahalelerde bulunulması (Eteğin rengini mi değiştirsek? Biraz daha mı sevimli olsa, sağa değil de sola mı baksa vs.), sanki bir düğmeye basınca tüm sayfa çiziliyormuş, hiç emek harcamıyormuşuz gibi bir haftada dosyayı teslim etmemizin istenmesi, kitap kapaklarında adımızın yazılmaması ya da küçücük kenara köşeye iliştirilmesi ilk aklıma gelenler.

Yazarlarla aranız nasıl? Çizimini yaptığınız eserin sahibi ile hangi düzeyde bir iletişim kurarsınız? Hangi kafa yapısındaki yazarlarla çalışmak kolay, hangileriyle çalışmak zordur?

Ben genellikle editörlerle iletişim halinde oluyorum. Bana güvenen, dosyayı hayal gücüme teslim eden kişilerle çalışmayı çok seviyorum. Çizimlerime ve renklerime hiçbir dayanağı olmayan, gereksiz müdahalelerde bulunmayan kişilerle çalışmanın tadına doyum olmuyor. Burada ismini minnetle anmasam olmaz. Necdet Neydim ile çalıştım. Hem kendisinin kitaplarını resimledim hem de editörlüğünü yaptığı başka kitapları resimledim. Necdet Hoca ile çalışmak inanılmaz keyifliydi.

Yayınevleri ile aranız nasıl? Muhatabınızdan ne bekler, ona ne avantajlar sunarsınız?

Bana gelen dosyayı, kendi metnimmiş gibi sahiplenir, titizlikle çalışırım. Sağlık açısından herhangi bir sorunum olmaz ise, taahhüt ettiğim sürede dosyayı teslim ederim. Tez canlı biri olduğum için hızlı çalışırım. İyi bir ekip arkadaşıyımdır.

Çocuklarla aranız nasıl?

Çocuklarla aram iyidir. Bir araya geldiğimizde kıkır kıkır gülecek bir şeyler buluruz.

Bir çocuk kitabını çizerken hangi konularda kendinizi sorumlu hissedersiniz?

Metnin hakkını verebilmek, çizimlerimle kelimelerin gücünü arttırabilmek birinci sorumluluğumdur.

İyi bir okur musunuz? Çizime başlamadan önce metni nasıl okursunuz? Sonrasında işiniz bitene kadar, kaç defa daha okursunuz?

Elbette… Zaten kitap okumak, nefes almak gibi elzem bir eylemdir benim için. Resimlemem için bir dosya geldiğinde bir kere not almadan hızlıca okurum. Bu ilk okumada bile bazı sahneler sivrilir, not almam ama aklımın bir köşesinde dururlar. İkinci okuyuşumda çizeceğim sahnelerin notlarını ala ala okurum. Çizmeye başladığımda da okumalarım devam eder. İlgili sahneleri çizerken metnin o bölümlerine tekrar geri dönerim.

Çocuk kitaplarını çizerken sizi en çok zorlayan nedir?

Hayal gücü ve yaratıcılığa yer veremediğim, sanatsal olmayan net çizimler beni çok zorluyor. Mümkün olduğunca kaçınıyorum bu kompozisyonlardan. Mesela bir sınıf içinde oturan öğrenciler ve onlara ders anlatan öğretmen kompozisyonu gibi sahneler.

Okuyup çizmemeye karar verdiğiniz ya da istemeyerek çizdiğiniz metinler oldu mu? Olduysa size bunu hissettiren neydi?

Bir defa istemeye istemeye çizdiğim bir dosya oldu. Hissettiğim şey şu oldu; "Eğer bu şekilde resim yapmaya devam etmek zorunda kalsaydım, resimden soğurdum." Metni sevememiştim ama gönül hatır için çizmek zorunda kalmıştım. Çizerken sıkıntıdan patlayacak gibi olmuştum. Eh, ben bu işi beni mutlu ettiği için seçtim, kendimi bunaltmaya gerek var mı? Bu nedenle bağ kuramadığım, sevemediğim hiçbir metni almıyorum.

Bugüne kadarki en iyi işinizi görmek istesek bize hangi kitabın ismini verirsiniz?

Sessiz kitabım Olağanüstü Bir Yolculuk

Tilki Çalışmayı Nasıl öğrendi / Necdet Neydim

Sevginin Peşinde / Necdet Neydim

Metinlerinden en çok keyif aldığınız yazarlar kimlerdir?

İsim vermesem.

Hayalinizdeki proje/iş ya da mesleğinize dair en büyük hayaliniz nedir? "Ben yapsaydım" dediğiniz işler oldu mu?

En büyük hayalim, yurt dışı pazarına açılmak. Ben yapsaydım dediğim bir iş var evet. 2022 yılında bir hikâyemle, bir yarışmada birincilik ödülü aldım. Maalesef şartname gereği o hikâyemi resimleyemeyeceğimi öğrendim. O kitabımı (henüz yayımlanmadı) resimlemeyi çok isterdim.

Vakit ayırıp her iki soruşturmamıza da katkıda bulunduğunuz için teşekkür ederiz. Renkleriniz hiç solmasın dileriz.


Yazar: A. Erkan AKAY - Yayın Tarihi: 22.02.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 17.02.2023 23:56
1303
Yorumlar
  • Sabri Ünal 2023.02.22 14:51

    "çizim yapabilmek için bulabildiğim zaman kırıntılarının tamamını değerlendirdim. Bebeğimi emzirirken, kızımı uyutmak için ayağımda sallarken, mutfak tezgâhının üzerinde soğan doğrarken gece ev halkı uyurken ya da sabah herkes uyurken uykumdan feragat edip çizimler yaptım. O günler benim için çok kıymetliydi."

    Kocaman bir maşallah. Sektördeki sorunlara da güzel değinmis.

A. Erkan AKAY Hakkında

A. Erkan AKAY

1981 İstanbul doğumludur. İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. 2008 yılından bu yana Konya'da yaşamaktadır. İki evlat babası, iki evlat amcası, ikisinin de eniştesidir.

Spora, edebiyata ve küçükleri eğlemeye ilgisi çocukluğundan beri devam etmektedir. 2012-2020 yılları arasında Bilgin Atıcılık Spor Kulübü Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği, 2015-2020 yılları arasında Türkiye Atıcılık Federasyonu Teknik Kurul Başkanlığı, 2017-2020 yılları arasında Türkiye Olimpiyatlara Hazırlık Merkezleri Atıcılık Komisyonu Üyeliği ve İl Branş Sorumluluğu görevlerini yürüterek ulusal ve uluslararası düzeyde başarıya ulaşmış birçok sporcunun yetişmesine katkıda bulunmuştur. Destek AFAD gönüllüsüdür.

2017 yılında, kardeşinin bir hayali olan “Hayallerin Karın Doyursun” isimli kitaba katkılarından sonra, hep arzuladığı çocuk kitapları yazımının önü açılmıştır. Yayımlanmış 14 kitabı bulunmaktadır. Edebistan, Eğitim Her Yerde, Dilhane, Masal Dergisi gibi çeşitli sanal dergilerde, Hece ve MEB Özel Eğitim Çocuk Dergisi gibi matbu dergilerde deneme, makale ve şiirleri yayımlanmıştır.

Farkındadır ki her yazılan okunmaz ama okunanlar da ancak yazılanlardır. Yaşadıkça anlamını kaybeden sonsuz sözler arasından zarurî olanlara tutunuyor.

Dualarınızı bekler.

A. Erkan AKAY ismine kayıtlı 148 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 10 kitap bulunmaktadır.

Twitter Facebook Instagram mastodon/Threads LinkedIn YouTube Kişisel Kitap Satış Sitesi Kitapyurdu.com