Bize Gelen Dil İnsanlığın Bir Mirasıdır, Söyleşi, Sena ALPER

Bize Gelen Dil İnsanlığın Bir Mirasıdır yazısını ve Sena ALPER yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Bize Gelen Dil İnsanlığın Bir Mirasıdır

15.02.2022 09:00 - Sena ALPER
Bize Gelen Dil İnsanlığın Bir Mirasıdır

"Salaş", 2021'de Osman Koca'nın çıkardığı yedinci öykü kitabı. Yazar, 2012-2013 yılları arasında çeşitli dergilerde yayımladığı öyküleri bir araya getirmiş. Osman Koca ile Salaş ve öykü dünyası hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Sizin öykülerinizde bir imza var adınızı görmesek de öykünün size ait olduğunu anlıyoruz. Bunu nasıl sağladınız, biraz anlatır mısınız?

Öykü nedir? Öykü insan denen problemin düğümlendiği ve çözümlendiği yerdir. Dünyanın bütün öyküleri farklı dilde de olsa insan için yazılır, insana okunur. Her insanın bir derdi, kaygısı vardır. Fakat bazı yazarlar biçem dediğimiz anlatım formlarını da önemserler. James Joyce, Kafka, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Ali Haydar Haksal, Rasim Özdenören, Necip Tosun şu an ilk aklıma gelenler… Bunlar öyküde farklı formları, adaları tasarlayan insanlar idi. Siz aynı yemeği aynı şekilde aynı okura servis etmekten nasıl imtina ediyorsanız bir yazar da o dolaştığı vadide özgün yollar bulmalı. Farklı üslûptan ziyade, eskilerin tabiriyle nevi şahsına münhasır dediğimiz, kişiye özgü üslûp… Bu tanım biraz daha doğru. Biz de bu formu, anlatının kendi formundan ziyade anlatım biçiminde aradık, öyle diyeyim. Biçemden kastımız bu. Bir stil, bir üslûp meselesi bu. Bazen kelime türeterek, bazen de betim ve benzetimleri farklı kurgulayarak dili önemsedik. Ben her zaman söylüyorum, kelimeler çok çok güçlüdür. Kelimeler nüfus sahibidir. Tabii anlayabilene…

Öykülerinizde üst kurmacanın izlerini sürmek mümkün. Postmodern tekniklere karşı duruşunuz nedir? Sizce bu yeni bir şey mi yoksa Ahmet Mithat'tan beri süregelen geleneği mi takip ediyorsunuz?

Öncelikle bu düşünceye katılamıyorum. Ahmet Mithat gibi bir meddah tarzı anlatım kaygım yok. Fakat bazı hikâyelerimizde okurla sohbet havasına girdiğimiz doğrudur. Fakat bu sohbet havasındaki amaç da bir daha söyleyeyim, meddah ya da mesnevi tarzıyla bugünkü moda tabiriyle diyalog kurmak yerine öyküdeki adacıkları açımlamak için kurgulanmıştır. Postmodern anlatıyı önemsiyoruz, çünkü günümüz insanı her alanda çok çok ileri gidiyor. Zaman mekân faktörleri sıkışıyor. Uzun tümceleri, betimlemeleri sevmiyorlar. Bu tip okurları anlayamazsanız maalesef kendinize muhatap bulamazsınız. Tabii bu şu anlama gelmemeli: Onlar gibi düşünmek değil bu. Sadece onların dilinden anlamak üzerine öyküler kurgulamak, daha kısa, kesik, daha net, somut betim ve benzetimler daha fiktif olay ve olgular bu anlamda kıymetli. Fakat edebi değerden de hiçbir zaman ödün vermemek gerekir. Bir de çok ince bir nokta var. Sanatçı topluma bir şeyi lanse etmemeli, sanatçı toplumu yönlendirmemeli, bir şeyi dikte etmemeli fakat toplumdan da bağımsız, müstakil hareket etmemeli. Bu çok ince bir çizgi.. Artık bu geyik olmuş "Sanat için sanat" ile "Toplum için sanat" daki o ayrıksı yönleri bir kenara atıp bu iki faktöriyeli tek bir paydada toplamak gerekir. O da nedir, işte insan. İnsanı insana konuşuyoruz. İster bu monolog olsun ister diyalog olsun. O yüzden meddah tarzı anlatımı kabul etmiyorum, kimi öykülerimizde okurla söyleşmek onu önemsediğimizin bir göstergesidir, diyelim.

salas-1631138244

Dille oynamayı seviyor hatta "Grafsız Para" öykünüzde kendinize dilkolik diyorsunuz. Buradan yola çıkarsak bir öykücü için dilin sınırları nedir?

Çok net katılıyorum. Dille oynamayı çok seviyorum. Ben buna raks diyorum. Dil raksı. Sınır var mı diye sorarsan tabii ki sınır olmayacak. Dil demek düşünce demek. Yani dil düşüncenin ifade bulmuş formu demek. Dağarcığınız, zihniniz, dimağınız ne kadar zengin ve engin ise oradan sudûr edecek düşünce formları o kadar zengin ve engin olacaktır. Bu anlamda dile müdahale zaten mümkün değildir. Dille oynamanın da zaten bir sınırı yoktur. Bir daha söylüyorum sahip olduğunuz birikim, müktesebat ve yeti ne kerte genişse oradaki oyun alanı da o kerte genişleyecektir. Türkçe'de dil kurallarını uyanların koymuş olduğu kuralları maalesef edebiyat öğretmeni arkadaşlar yanlış algılıyorlar. Bunları vahiy gibi, dogma gibi algılıyorlar ve okul adı verilen kurumlarda dil bilimi adı altında çocuklara öğrencilere gençlere zulüm ediyorlar.

Bir felsefesi yok sanki değil mi?

İşte diyorum ya zulmediyorlar, sorgulamıyorlar. En basitinden büyük harf kullanımı. Neden büyük harf?

Siz mesela bunu yıkmak için üç nokta yerine iki nokta kullanıyorsunuz…

Evet, niye üç nokta, tek nokta var da iki nokta yok. Ya da niye virgülden sonra ve bağlacı kullanmayasın. Ya da niye bazı kelimelerin formatlarını kendin ayarlamayasın. Yatmaktan yatsı, kalkmaktan niye kalksı olmasın. Mesela ayyaş yaşamak demek, çayyaş çayı yaşayan demek. Bu tür kelime oyunları ve yeni kelimeler türetmek dilin de sahip olduğu alanı genişletmeyecek mi? Bize gelen dil insanlığın bir mirasıdır. Bu mirası ha bire tüketmek yerine bu mirasa katkıda bulunmak daha iyi değil midir? Biraz bu yönden bakmak lazım.

Peki sizce öykü anlatarak mı göstererek mi yazılır?

Öyküyü anlatmaya ve göstermeye bağlı tür arasına sıkıştırıyorlar. Neticede anlatıcı, yani öykü sahibi izlek ya da bellek bir şekilde içeriden ve dışarıdan gelen kuvveleri, çekirdekleri topluyor, onları içinde biriktiriyor. Ve sonra bunu okur dediğimiz muhatabına takdim ediyor. Okurum muhayyilesinde ve kalbinde, beyninde bu çekirdekler ya büyüyecek ya da kabul görmeden solup gidecek. Fakat muhatap dediğimiz okur ya da okuyucu, eser sahibini ne kadar çok tanırsa, o çekirdeklerin de ne kadar anlamlı olduğunu fark edecektir. Sonuçta sarı bir taşa uzaktan bakan herkes ona altın diyecektir, fakat iyi bir sarraf kuyumcu uzaktan da olsa o sarı taşın altın olmadığını bilecektir. Bu tanımakla, vukufiyetle, hakimiyetle, liyakatla ilgili bir alan. Dolayısıyla anlatma ve göstermeden ziyade hikâyenin iki ayağına dikkat etmek lazım: Anlatıcı ve muhatap. Oradaki ilişki biçimi önemli. Siz buna ister anlatım deyin, ister gösterim deyin.

Teşekkürler…


Yazar: Sena ALPER - Yayın Tarihi: 15.02.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 10.02.2022 23:40
372

Sena ALPER Hakkında

Sena ALPER

1996, İstanbul doğumlu. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun. Yediiklim ve Yolcu dergilerinde hikâyeleri yayınlandı. 

 

Sena ALPER ismine kayıtlı 7 yazı bulunmaktadır.