Bosna Hersek'in Kalbinden Geçen Bosnia Express, Sinema, Necla DURSUN

Bosna Hersek'in Kalbinden Geçen Bosnia Express yazısını ve Necla DURSUN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Bosna Hersek'in Kalbinden Geçen Bosnia Express

07.07.2023 09:00 - Necla DURSUN
Bosna Hersek'in Kalbinden Geçen Bosnia Express

Avrupa'nın en eski tramvay hatlarından biri Bosna-Hersek'in başkenti Saraybosna'dadır. Başta Viyana'daki tramvayların test hattı olarak kullanılmak suretiyle şehrin doğusu ve batısı arasında sefer yapmıştır. Avrupa'daki ilk tramvay seferini yapan bu hat, 1878'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu idaresindeki Bosna Hersek için oldukça önemlidir. Ülke geneline yaygınlaştırılacak ray projesinin halk tarafından kabul edilmeyeceği yahut planlandığı gibi gerçekleşmeyeceği endişesiyle yetkililer tarafından alınan karar gereği test sürüşleri Viyana yerine Saraybosna'da yapılmıştır. 1884'de başlayan ve bir yıl süren çalışmalar sonrasında ahşaptan yapılan ve atlar tarafında çekilen "ilk" tramvay 28 Kasım 1885'te "ilk" seferini yapmıştır. On yıl sonrasındaysa Saraybosnalılar elektrikli tramvayla tanışmıştır. Günümüzde İlidza-Başçarşı arasındaki 20 kilometrelik mesafede hizmet veren tramvay yolcularını bir zaman kapsülü gibi adeta tarihin sayfalarında gezintiye çıkarmaktadır.

Tarihi tramvay yazılı ve görsel kaynaklarda sıklıkla kendisine yer bulurken kitaphaber'de 25.02.2022 tarihlinde yayımlanan "Eğer Bu Bir Oyun Olsaydı" adlı tiyatro oyununu değerlendirdiğim yazımda tramvayı şöyle söz etmiştim: "Almir İmşireviç "Eğer Bu Bir Oyun Olsaydı" adlı kitabında Bosna Savaşı'nı konu almıştı. Kişisel yaşanmışlıklarını da eklemlediği eserinde, 3,5 yıl süren Saraybosna Kuşatmasında yaşanan bir olayı anlatmaktaydı… Savaş sonrası Bosna'da tramvaya binildiğinde boş koltuklara rağmen bir sürü insanın ayakta yolculuk ettiği dikkat çeker. Bunun nedeni; kuşatma esnasında keskin nişancıların yani "sniper" ların tramvayda oturarak yolculuk yapanları hedef alarak ateş etmeleriyle can güvenliği olmadığına inanan halkın hala bu psikozla yaşamaya devam etmesidir. Oyunda tramvayda oturan bir yolcunun bir sniper tarafından nişan alınarak öldürülmesiyle pek çok masum insanın öldüğü kuşatama günleri sahnelenir…"

İstanbul'da sahnelenen bir tiyatro oyununa mekân olan tramvay şu günlerde Netflix'te yayınlanmakta olan Bosna Ekspresi-Bosnia Express adlı belgesele konu edilmektedir. Belgeselin anlatıcısı; yapımın odak noktasının bölgedeki dinler olduğunu, savaştan sonra ülkeye geri döndüğünü, dönüş sebebinin Bosna Savaşında büyük tek tanrılı dinlerin rolünü araştırmak olduğunu söylemektedir. Bu şehre bir daha dönmeyeceğine dair kendisine söz verdiğini de anlatımına ilave eden anlatıcının açıkladığı konuya rağmen belgeselde daha çok Bosna Hersek'in doğal bir kültür mozaiği olduğu görülmektedir. Siyah-beyaz görüntülerle eski Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olan Tito'yu ve Bosna'nın o dönemdeki günlük yaşantısından görüntülerin de bulunduğu belgesel hakkında basında; Eylül 2021'de İtalyan uzun metrajlı film yarışmasında 7. Milano Dünyasından Belgesel Vizyonlar Festivali'nde ön izleme olarak sunulduğu, 2022 Ocak ayında başkent Fiulano'da düzenlenen 33. Trieste Film Festivali'ne yarışma dışı olarak katılım sağladığı, aynı yıl 1 Şubat'ta Torino'da başlayan turnede yoğun ilgi gördüğü bilgileri yer almıştır.

Köprüler Yıkılmıyor Kadınlar Unutmuyor

Orta ve Doğu Avrupa'nın nabzını tutan belgeselde Bosna Hersek'in kalbinden ağır ağır bir tren geçmektedir. Saraybosna, Tuzla, Srebrenica, Konjic, Mostar'dan geçen hat boyunca; kadınlar, din, savaş, gündelik yaşam, şiddet ve müzik tavladaki zarlar gibi ekrana fırlatılmaktadır. Gerçek ya da hayal, yaşam ya da ölüm gibi arzı endam ederler beyaz camda. Bir dans okulunun dersliği, İslami Pedagoji Fakültesi'nin koridorları, eski püskü tramvay koltukları, bir rock müzik provası, Medjugorjie tepesinin uğultusu, "huzurlu ve pis" Miljacka (Milyaçka) Nehri'nin aheste akışı… Tüm bu yerler… Hüzünlü kadınlar… Tekrar eden bir bilgisayar oyunu gibi, sürekli kendi çevresinde dönen bir atlıkarınca gibi, biteviye başlangıç noktasına giden bir koşu parkuru gibi…

Kadınların önemli bir yer tuttuğu yapımın anlatıcısı erkektir. Birbiri ardınca ve aralarındaki ilintiyi kurmakta zorluk çekilen kurguda anlamayı kolaylaştıran anlatıcı biteviye konuşsa da; her sahne Balkan atlıkarıncasında kaybolmayı vaat etmektedir. Karmaşık çekimlerle aklı iyice karışan izleyicinin zihni, samimi bir yaşantının yanına trajedi ve ironiyi de alarak metaforlarla dolu bir öyküyü anlamaya çabalar. Yer yer lirik bir şiir olsa da soru işaretlerinin puntosunu belirginleştiren yapım Trieste 'de bir gazete kupürünün görülmesiyle başlarken ileride 33. Trieste Film Festivali'ne katılım davetiyesine işaret eder gibidir.

İtalya yapımı belgeselin yönetmeni Massimo D'Orzi, Bosna Hersek'te yaşananları anlamak için yola çıktığını ve Bosnia Express'i çekerken amacına ancak kadınların çehresine bakarak ulaşabileceği bilinciyle Yugoslavya kültürünü, bölgedeki dinleri, savaşları, müziğin izinde doğu ile batının buluşmasına tanıklık ettiğini dile getirmiştir. Bu açıklamayla belgeselin amacının ne olduğu merak konusu olmaktadır. Dinsel hezeyanla siyasi ve suçlu güç arasındaki dolambaçlı çıkarlar ağını net bir şekilde görmeye ve göstermeye mi çalıştı acaba? Yoksa ifşa edilmemiş gizli bir Avrupa'nın sınırının varlığı mı tartışıldı? Eğer bir sınır varsa bu sınırın koordinatları nedir yoksa Doğu ile Batı'nın ayrılıklarının ve beraberliklerinin sınırı mıdır?

Tramvay batı simgesi olarak nitelenmişse de verilen görüntülerde genel olarak doğu şehrine benzerlikler öne çıkmaktadır. Bakır işçiliği görüntüleri, kunduracılar ve yumurta satıcısının saman zeminli sepeti doğu şehri anlatımını olduğu yere sabitlemektedir. Başçarşı için anlatıcının "Bosna 'nın doğu kalbi" benzetmesinde bulunması da düşüncelere ses elbisesini giydirmektedir.

Miljacka (Milyaçka) Nehri çevresinde konumlanan, Dinar Alpleriyle çevrili Saraybosna Vadisi içerisindeki dini çeşitlilikle tanınmaktadır. Müslüman, Katolik, Ortodoks ve Musevi… Tarih boyu bir arada var olagelmişlerdir. Tam da bu sebeple Saraybosna Avrupa'nın Kudüs'ü gibidir. Nitekim bazı sekanslarda cami ve kilise çanı aynı karede görüntü vermiştir. Kiliselerin, camilerin ve sinagogların komşuluğu belgeseldeki siyah beyaz eski görüntülerde de mevcuttur. Anlatıcı hem bu duruma hem de durumun doğurduğu sonuçlara yaklaşımını şu cümlelere sığdırmaktadır: "Bosna Hersek farklı malzemelerle dolu yapraklardan oluşur. Bosna katlandı ve fırına verildi fırından çıktıktan sonra üzerine her tür şurup döküldü, bazen acı ve yabancı olanlardan. İçi nefret ve zehir dolu." Anlatımda açıklıkla dile getirilen ülkenin coğrafi ve sosyolojik özelliklerin her biri her şeye rağmen bir bütünün parçasıdır. Belgeselde yer alan ana sınıfının duvarındaki her bir yaprağı başka renkteki ağaç gibi.

Belgeselde sanat önemli bir yer kaplamaktadır. Müzik, tiyatro, dans… Akordeonun diğer enstrümanları temsiliyle Mostar Rock Grubu'nun önderliğinde Balkan Müziği kulakları şenlendiriyor. Bale özelinde dans görsel estetik tozunu serpiyor. Saraybosna Savaş Tiyatrosu'nun varlığıyla Mostar Tiyatrosu her koşulda sanatın nasıl benimsendiğini elle tutulacak kadar gerçek kılıyor. Sanatın her dalı Bosna 'ya göklerden gelen umut gibi resmediliyor.

Belgeselde yemek de önemli bir yere sahip. Örneğin, bir tül kadar ince hamurdan açılmış baklava ile sabah kahvaltısı yapmaktan söz ediliyor. Adriyatik ötesindeki her ülke baklava yapıldığını buna rağmen her birinin farklı usul benimsediği; Sırp, Arnavut, Bulgar, Rum, Ermeni, Fars, Türk, İsrail ve Araplar kendi usulüne göre baklava yaptığı söyleniyor. Yemek ile sosyolojik olarak anlatılmaya çalışılan yine bütünün parçaları oluyor ve filmin bitmesine 38 dk kala savaş ve tecavüz konuları konuşuluyor. Sona doğru yoğun bir şekilde olmak üzere yer yer "köprüler yıkılmıyor kadınlar unutmuyor"…

Sonuç

İlk dakikalarda dünyanın en eski tramvayı Başçarşı'ya gidiyor. Koltuklarının renginin kırmızı mı turuncu mu pek anlaşılmadığı eski, yıpranmış koltuklarına yazılar yazılmış. "Bosna Ekspresi" adının tercih edilmesine rağmen 70 dk boyunca vagonları oldukça az görüyoruz. Güzergâhı çizilen rota özelinde şehirlerarası yolculukta hareket ve varış istasyonlarının kayda alınması beklentisiyse boşa çıkıyor. Son sahnedeki araç yolculuğu da yapımın adıyla müsemma olabilmesini teminen bir otomobilde değil de bir vagonlarda olması beklentisinin boşa çıkması gibi. Anlatının bir sonuca varmasını bekleyen izleyeni bir sonuçsuzluk kucaklıyor. Her seyirci seyrinin sonucunu kendisi yazsın der gibi bir son karşılıyor izleyeni. Seyirci farkına varıyor ki Mostar 'da yaşam süren gençlerin sistemi mümkün olduğunca görmezden gelerek yaşamaları bu bölgede yaşamanın kapılarını açan bir maymuncuk anahtarıdır. Yazımızı yapımda yer alan bir duvar grafitisindeki "Gerçek kazananlar galipler değildir asla pes etmeyenlerdir." cümlesiyle ve "Saraybosna'da mesafeyi korumak zor: yukarıdan bakarsam savunmasız insanlara vuran nişancıya rastlarım diye korkuyorum. Aşağıdan bakarsam; kurbanlarının mahremiyetini ihlal ederim." anlatısıyla bitirirken şunu ilave edelim: işte bu yüzden Bosna 'yı anlatmak dikkat istiyor, çünkü dengeler hassas. Tabi bunun vicdan sahibi olanlara ve tarafsız değerlendiricilere özgü bir durum olduğunu da belirtmek gerekir.

Yönetmen: Massimo D'orzi
Yapım: Loups Garoux Produzioni, Il Gigante, Istituto Luce Cinecittà
Yapımcı: Massimo D'orzi
Kurgu: Paola Traverso
Görüntü Yönetmeni: Armin Karalic
Süre: 70 dk
Ülke: İtalya
Yıl: 2021


Yazar: Necla DURSUN - Yayın Tarihi: 07.07.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 04.07.2023 11:28
549

Necla DURSUN Hakkında

Necla DURSUN

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisansını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans teziyle tamamlamıştır. Finans sektöründe çalışmakta ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Necla DURSUN ismine kayıtlı 92 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.