Bu Bir Hikâye ama Biraz Karışık

Bu Bir Hikâye ama Biraz Karışık

Bu Bir Hikâye ama Biraz Karışık

03.02.2021 - Resul Bulama
Bu Bir Hikâye ama Biraz Karışık

Öyle bir sızı ki bu, anlatmam lazım birine. Beni anlayacak bir kadın bulana kadar satmayacağım ev için ilanlar vermeliyim. Randevu saatleri hep öğleden sonra. Daha zor geçiyor çünkü zaman, akşam olmak bilmiyor. Odaları gezmenize gerek yok, oturup bir kahve içeriz birlikte! Neden satmak istediğimi sormazsınız umarım. Tutarlı cevaplar bulmam zor olabilir. Bir avukat böyle saçma yollara başvurur mu hiç? Gülmeyin bana. Yanlış anlamanızı istemem. Arada aşk ve para olmayan bir dert ortağım olmalı, tüm geçmişimle yüzleşmemi sağlayacak. Kendimi onda görmeliyim. Önce ona anlatmalı, sonra her şeyi yazmalıyım. Defterin hep sol yanına, içimden geçenleri, içinden geçtiklerimi… Sait Faik gibi, yazmasam deli olacağım yoksa!

“Bir sızı var duruyor durduğu yerde”(S.19). Farklı bir anlatım yöntemi ve kuvvetli bir hikâyeyle karşımıza çıkan bu eseri değerlendirmeye çalışacağız. Yazarımız Ayfer Tunç olunca acı, sızı, boşluk, eşya, ev ve mutluluk sorgulamalarının geleceğini biliyoruz. Özellikle Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura adlı eserinde bu sızının zirveye çıktığını, umutsuzluk ve boşluğun büyüdüğünü ve ajitasyon seviyesine ulaştığını söyleyebiliriz. Oysa Dünya Ağrısı ve bu kitabında aynı kaynaktan beslenmekle birlikte acıyı dozunda sunması ve ironi yönüyle damıtıldığı için edebi yönünün daha ön plana çıktığını görüyoruz.

İnsan hiç satmayacağı ev için ilan verir mi? Dışardan içeriye birileri girsin diye verir. Kim gelir ki bu ilan için? İçerden dışarıya çıkmak isteyen biri! “Almak için değil, kendi eşyalarıyla döşese nasıl olurdu diye görmek için.” (S.35) Satmayacağı ev için ilan verenle almayacağı evi bakmaya gelen kadın! Geçmişe dönüşlerle birbirini besleyen hikâyelerin örtüşmesine şahit oluyoruz bu eserde. İki ayrı dünyanın bir ilanla nasıl kesiştiğini okuyarak Dünya Ağrısı’na benzeyen bir sızı göreceğiz yine. Hikâyenin yarısını defterin soluna, yarısına sağına yazacağız.

Kitap şu cümleyle başlıyor: “Ölüm seninle bir anlaşma yapalım.” Yazar sert bir girişle başlamayı tercih ediyor. Okuru hazırlama, konuya detaylı bir giriş yapıp sonra mekâna taşıma gibi bir derdi yok. Uzun soluklu romanlar gibi sayıyla maçı kazanmaya niyetli değil anlaşılan, direkt nakavtla kazanmak istiyor. Söyleyeceği şeyler var birikmiş olan; Anlatılması, yazılması gereken. Sık sık yolu ölümle kesişen.

Necip Tosun, Günümüz Öyküsü adlı eserinde: “Ayfer Tunç, öykü dünyasını Ahmet Hamdi Tanpınar- Oğuz Atay öyküsünün kesiştiği yerde kurmuştur. Karakter yaratmada, anlatımda, dilde Tanpınar önemli bir kaynağı iken, absürt/ironi/trajikomik yaklaşımında Oğuz Atay onun yol göstericisidir,” (Tosun, Ocak 2017, s. 188) diyordu yazar için. Ayfer Tunç’un diğer kitaplarında dil yönüyle önemli benzerlikler olsa da bu kitabı için Tanpınar etkisi sezemedim. Kurgu, anlatım dili ve trajikomik yönünün daha ön planda olmasıyla bu kitapta Oğuz Atay izleri çok belirgindi. Bazen sızı ön plana çıkarken sık sık ironi acının önüne geçerek gülümsetiyor okuru. O kadar ki Oğuz Atay keşke daha fazla yazabilseymiş diyenlere Ayfer Tunç ile devam etmelerini önerebilirim. Ben bu gözle okumaya çalıştım. Cümle yapıları ve kelimeler farklı olsa bile aynı pervasızlık, aynı sızı, ironik dil ve derin anlatım beni çok etkiledi. Oğuz Atay’ın üslubunu çok beğendiğim için bu kitabı da çok sevdim, Tehlikeli Oyunlar’ı okuyormuş gibi hissettim.

İki ayrı anlatıcı üzerinden aktarım yapıldığı için yaşanan tek bir olayı farklı pencerelerden değerlendirme imkânı buluyoruz eserde. Metinleri karşılaştırdığımızda sözleri kimin söylediği, kimin ne cevap verdiği örtüşmüyor. Örneğin, manolyayı kimin tanıdığı, yaseminle kimin konuştuğu, anlatılan bir rüyada rüyayı kimin gördüğü çelişkili. Ama aynı havayı soluduklarını, geçmişlerinin ve bugünlerinin birbirine yakınlıklarını görebiliyoruz okur olarak. Sanırım yazarın yapmak istediği de bu. “Bir boşluğun boşlukla dolması”(S.29)

Bazı okurlar sayfaları takip etme güçlüğü açısından, anlatıcıları ayrı ayrı okumayı tercih etmiş. Ben birlikte okudum. Yazının diğer sayfalara geçtiği anlatımlarda erkek anlatıcının yazısına ayraç koyarak kadın anlatıcının aynı tarihe gelmesini bekledim. İlk başta sayfa düzenine alışmak zor olsa da, anlık değerlendirmeler açısından bu yöntemin daha verimli olduğunu düşünüyorum. Farklı tarzda yazımlar için kitapların arasında kaybolmamanın çareleri olmalı! Bu konuda yazar, kitabın başlarında bizi karışık olacağı konusunda uyarmayı ihmal etmemişti. “Artık yazdıklarımın bir anlamı olsun istiyorum. Bir şey söylüyor olayım. Bu ne bu, bu satırlar ne anlama geliyor? diye bir soran olursa, sanki olabilirmiş gibi, diyeyim ki: bu bir hikaye, ama biraz karışık.”(S.13)

Kitabın geneli hakkında söylemek istediğim; yazar, çok farklı bir denemeyle yazdığı halde, iki ayrı karakter açısından ustalıkla, akıcı ve sürükleyici bir anlatım ortaya çıkarmış. Yazı üslubu açısından, cümle yapılarında, kelime seçimlerinde zorlayıcı, yorucu bir ifade yoktu. Bittiği zaman, keşke daha uzun sürseydi dedirtiyor bize. Hiç konuşmasa, varlığı belli olmasa bile, Suzan'ı merak edeceksiniz. İçinizde garip bir duyguyla bitirebilirsiniz kitabı, birazı hüzün, kalanı nedir, bilinmez.

Son olarak ilave etmek istediğim iki konu:

Metinler arası bağlantıyla Fahim Bey ve Biz’e yapmış olduğu göndermeleri iki eseri de çok beğenmiş bir okur olarak çok beğendiğimi ve her iki kitabın vermiş olduğu mesajlar açısından benzeştiğini düşünüyorum. Birinde evden dışarı çıkamayan bir insan, diğerinde evden kaçmaya çalışan bir insan anlatılmış olsa da hikâyelerin birbirine çok kuvvetli çağrışımlar yaptığını söyleyebiliriz. Yazarın kitabın başlarında yapmış olduğu bu gönderme benzerliklere yaptığı vurgu açısından çok yerindeydi.

Anlatım tarzı, derinlik ve ironi açısından Oğuz Atay’a benzeyen yönlerine vurgu yaptığımız için Atay üslubuna yakın bir alıntıyla değerlendirmemize son verelim:

“Yaa hayat, işte sonunda beni bu hale getirdin. Eserinle övün şimdi.” (S.110)

Suzan Defter

Ayfer Tunç

Can Yayınları

15. Basım Şubat 2019

127 Sf.

Resul Bulama - 03.02.2021

,

2553

Resul Bulama Hakkında

Resul Bulama

1974 yılında Sakarya’da dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetiminde yüksek lisans yaptı. Kamu sektöründe çalışıyor. Öykü ve kitap incelemesi ile meşgul.

Her okurun kitaptan alacağı ve aktaracağı mesajın bir zenginlik olduğuna ve bu yorumun kağıda döküldüğünde okumanın tamamlandığına inanıyor. 

Yorumlar
  • Necla Dursun 2021.02.03 10:49

    Bir Sakarya'lı olarak; Sakarya'nın iftiharı seçkin bir yazarın kitabına yine bir Sakarya'lının mukayeseli değerlendirmesinin penceresinden bakmak güzeldi. Elinize sağlık Resul Bey. ( "like" konusundaysa; siftah benden bereket Alah'tan)

  • Fethi Altundal 2021.02.13 05:13

    Gönlü güzel. Kendi güzel. ufku güzel kardeşim yazınızı dikkatle okudum inşallah içinizdeki bilgi birikimlerini gençlerimize ve bizden sonraki nesillere ışık olacak eserler olacağından eminim. içinizdeki bilgilerinizi yazıya dökmenizden gurur duydum. Allah çıktığınız bu yolda sizin başarılarınızı daim eylesin.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin