“Bütün Ağırlıklarım” Üzerine Bir Söyleşi, Söyleşi, Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ

“Bütün Ağırlıklarım” Üzerine Bir Söyleşi yazısını ve Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabi

“Bütün Ağırlıklarım” Üzerine Bir Söyleşi

13.12.2021 09:00 - Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ
“Bütün Ağırlıklarım” Üzerine Bir Söyleşi

Müzeyyen Çelik edebiyat hayatına şiirle başlamış daha sonra öyküde karar kılarak günümüz anlatıcıları arasında yerini almış bir kalem. İlk öyküsü "Huzurla Yeniden" 2011 yılında Hayal Bilgisi dergisinde yer almış daha sonra Hece, İtibar, Aşkar gibi birçok edebiyat dergisinde öykü ve kitap yazıları neşredilmiştir.

Üç öykü kitabı ve iki de çocuk kitabı bulunan Çelik, ilk öykü kitabı Kamu Baş Rüyacısı'nı 2014'te, ikinci kitabı Omuzumda Biri'yi 2017'de son öykü kitabı Bütün Ağırlıklarım'ı da 2021 yılının Ağustos ayında yayımladı.

Sitemizde de "Günümüz Anlatıcıları" başlığı altında son dönem öykücülerimizle konuşan Çelik'e son kitabı Bütün Ağırlıklarım'ı ve öykü serüvenini sordum.

G.E: Kitabınızda yirmi dört öykü var. En dikkat çeken öykülerden biri "Beter Yangın" bir kıyamet günü provası var bu öyküde, hatta cehennem ahvali. Öykünün bir yerinde " Bir pencereydi oysa buradaki. Gerçeklik penceresi. Herkesin kendi gerçeğiyle yüz yüze geleceği ve sonra başkalarının hakkındaki gerçek düşüncelerinin ne olduğunu gösteren bir pencere. Buradan masum çıkan doğrudan cennete gidecekti. Sonra katiller, zalimler, kul hakkı yiyenler tekrar cehenneme geri geleceklerdi." diyorsunuz. Samimiyetin git gide irtifa kaybettiği bu çağda öykü neyi kurtarabilir? Ya da Müzeyyen Çelik öyküsü bir süper kahraman olsa neyi kurtarırdı ilk?

M.Ç: Benim öyküm bir süper kahraman olsa herhalde önce aileyi kurtarırdı. Aileyi zorbalardan, şiddetten, sevgisizlikten, fakirlikten kurtarmak isterdim. Aile kurtulursa toplum kurtulacak gibi bir his var içimde. Umarım yanılmıyorumdur. Buna çok ümit bağladım. Paylaşımcı, sevgi dolu ailelerden oluşan bir toplum ütopyam var.

G.E: Öykünüz yaşamsal gerçekliğe çok yakın mesafede ama okura kurgunun kokusunu muhakkak aldırıyorsunuz. Mesela "Beşinci Kat" isimli öykünüz. Öykünün sonuna kadar sıradan bir kadının, sıradan bir gününü okuyor gibi hissediyoruz. Hatta bu sıradanlık öylesine ağır bir yük ki kahramanımız öykünün sonunda normal bir eylemmiş gibi kendini balkondan aşağı bırakıyor. Sizin deyiminizle bütün ağırlıklarından kurtulmasına şahit oluyoruz. Kadınlar ve bu ağır yükleri birçok öykünüzün de ana temasını oluşturuyor. Biz kadınlar olarak neden sırtımızda böylesine ağır bir kamburla geziyoruz sizce, toplumun üzerimize geçirdiği bu ağır elbiseyi soyunmak mümkün mü?

M.Ç: Toplumsal, kültürel değişmeler zordur ama imkânsız değildir. Mümkün elbette. Çocuk yetiştirme işi anne karnında başlıyor. Sonra sevgi dolu şekilde yetişmiş çocuklar gelmeli ardından. Kadınların üzerindeki bu ağır yükün kalkması için çocukların sevgi dolu yetiştirilmesi şart. Sevgiyle yetiştirilen, ilgiyle büyütülen bir birey asla zorbalık yapmaz, vicdansızlık yapmaz bunu biliyorum. Gerçek sevgiyi tanımayan bireyler yüzünden bütün bu yaşadıklarımız. Empati yoksunluğunun sebebi de bu. Sevgiyle yetişmiş, empati kurabilen bir erkek eşine yardım eder mesela. Aksi oluyor ama hep.

0001932094001-1

G.E: Öykülerinizin bazılarında yükleri altında ezilenlerin hafifleme yöntemi ölüm. İnsan başka türlü hafifleyemez mi sahi?

M.Ç: Bazen hafifleyemez. Başka çare bırakmaz bütün birikintiler.

G.E: Kahramanlarınızdan biri de konuşmayı çok seven ama dilsiz olan Reyhan. Çok sıcak bir etki bırakıyor okurda bu öykü. Reyhan üzerinden "annelik" kavramını sormak istiyorum. Müzeyyen Çelik'in anne tanımı nasıl olurdu?

M.Ç: Anne baştan ayağa sevgi ve merhamet demek. Benim tanımım bu. Böyle olmadığı zaman sorunlar başlıyor. Anne sığınak ayrıca. Dünyadaki her zorluğun, fırtınanın sığınağı anne. Bu yüzden anneler sevgi dolu ve güçlü olmalı. Çocuğunun her halinde ona destek vermeli, silip atmamalı. Anneyle zayıf bağlar kuran insanların hayata tutunmaları da zayıf oluyor sanki.

G.E: Dikkat çeken öykü kahramanlarınızdan biri de ağlayamayan Nalan. Toplumun "normal" tanımına uymayan insanlar genelde uyumsuzluk yaftasıyla karşı karşıyadır. Toplum Nalan gibilere genelde kusurlu hissettirir ki kahramanımızın da hastane hastane dolaşıp bu derdine çare aradığını görüyoruz. Öykünün sonunda da bu durum Nalan'a verilmiş bir ceza gibi sanki. Neden ağlayamadı Nalan Ahmet'in düğününde, sıradan ama etkileyici bir son olmaz mıydı ağlasa?

M.Ç: Nalan bu durumu içselleştirdi. Doğduğundan beri gözyaşlarını içine akıtan, yadırganan biri üstelik de doktor olduktan sonra sizce ağlayabilir mi artık? Doktor olması için Nalan'ın artık hiç ağlamaması gerekir. Karşılaştığı bütün acı dolu olaylarda refleks geliştirirse mesleğini de yapamazdı Nalan. Ben ağlamamasını daha etkileyici bulduğum için ağlatmadım Nalan'ı. Nalan norm dışı olarak kaldı.

G.E: Bütün Ağırlıklarım genel anlamda toplumun merceğine takılan ve yükleri her geçen gün daha da fazlalaşan kadınların öykülerini anlatıyor okura. Özellikle hem bu yükleri taşıyan hem de yazmaya çalışan bir kalem olarak hafiflemenin şifasını nerede aramalıyız biz kadınlar?

M.Ç: Bunun şifası çevremizdekilerde. Daha anlayışlı, daha yardımsever, daha şefkatli olmalı çevremizdekiler. Başka şifa göremiyorum. Kadının yükü ağır. Hafifletecek olan herkes esasında çevremizde. Çok küçük yardımlar bile kadını rahatlatıyor ama kadınlar bundan mahrum.

G.E: Üç öykü kitabınız var. Bu üç öykü kitabınıza baktığımızda öykülerin ortak niteliği sizin nükteli söyleyişleriniz. Sosyal medyada da bu üslubunuzla sıkça karşılaşıyoruz. Hayata ve öyküye nüktedan yaklaşımınızı nasıl açıklarsınız?

M.Ç: Ben böyle biriyim. Çok melankolik biri sayılmam. Etrafa neşe saçmayı severim. Muhabbetim de nüktelidir. Öykülerime yansıması doğal. Seviyorum bu üslubu da. Hayata dair de neşeli ve ümitli olmak istiyorum çünkü.

G.E: Öykünün teknik anlamda sınırları üzerinde duracak olursak Çehov'la birlikte bir olay örgüsüne ihtiyaç duymadan insanı, onun hallerini anlatmaya başladı bu tür. Çağımızda da yazarlar kendi sınırlarını kendileri çiziyor. Bu anlamda bakacak olursak Müzeyyen Çelik'in öykü de bir sınırı var mıdır?

M.Ç: Ahlaksız mesajlar, topluma zararlı mesajlar, kötülüğe, sebebiyet verecek mesajlar vermediğim sürece öykümün sınırı yok ve yeniliklere açığım. Pek çok şeyi anlatabilirim.

G.E: İki adet de çocuk kitabınız var: Ömerle Bir Kutu Macera: Nasiruddin Tusi ve Türk İslam Büyükleri: Akşemseddin. Günümüzde çocuk edebiyatı alanında bir yükseliş mevcut. Bu gelişmeyi nasıl buluyorsunuz, bu alanda da çalışmaya devam edecek misiniz?

M.Ç: Çocuk edebiyatı keyifli. Ben arkadaşlarımın, büyüklerimin önerisiyle çocuk edebiyatına dair eserler verdim. Devam etmek de istiyorum. Proje işlerden, didaktik eserlerden ziyade edebi çocuk hikâyeleri ve romanları yazmak istiyorum artık ama. Şimdiki hedefim bu. Umarım Allah nasip eder.

G.E: Özellikle öyküde ilerlemek isteyen kalemler için sizden üç kitap tavsiyesi istesek bunlar hangileri olur?

M.Ç: Safiye Gölbaşı: Seyircisiz

Handan Acar Yıldız: Açık Unutulmuş Mikrofon

Sıddık Yurtsever: Benden Başka Herkes

G.E: Son olarak bizi kırmayıp söyleşi isteğimizi kabul ettiğiniz ve ayırdığınız vakit için Kitaphaber adına teşekkür ediyorum.

M.Ç: Ben de teşekkür ederim


Yazar: Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ - Yayın Tarihi: 13.12.2021 09:00 - Güncelleme Tarihi: 05.01.2022 22:26
843

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ Hakkında

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ

1987 yılının Aralık ayında Yozgat’ta dünyaya geldi.  Doğduğu bu şehirde yaşamaya devam ediyor. 2008 Yılında Yozgat Bozok Üniversitesinde Bilgisayar Teknolojileri ve Programlama Bölümünü, 2016 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme bölümünü, 2020 yılında da yine Bozok Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 2011 yılından beri Kitaphaberde kitap değerlendirme yazıları yazıyor.

Yazı çalışmaları; Bir, Şehrengiz, Serencam, Kün Edebiyat, Yedi İklim, Ayraç, Berhava, Mâi, Hayal Bilgisi, Mahur Beste, Yolcu, Siyah Sanat gibi süreli yayımlarda yer aldı.

2016 Eylül ayından beri evli. Şimdilerde bir oğula anne, okumaya âşık bir dünyazede!

Gülnaz ELİAÇIK YILDIZ ismine kayıtlı 62 yazı bulunmaktadır.