BÜYÜK ÖTEKİNİN İZİNDE

BÜYÜK ÖTEKİNİN İZİNDE

BÜYÜK ÖTEKİNİN İZİNDE

28.05.2021 - Mustafa Buğaz
BÜYÜK ÖTEKİNİN İZİNDE

‘’Ben bir başkasıdır.’’ Arthur Rimbaud

‘’Büyük öteki her yerdedir.’’ Jacques Lacan

Bilinçdışının Kısa Öyküsü

İnsan bedeni itibarıyla doğaya ait bir canlıdır. Ve her canlının gidermesi gereken yemek, içmek, çiftleşmek gibi doğal ihtiyaçları vardır. Buna karşın bir de birlikte yaşamanın ve işbirliğinin sonucu olarak ürettiği kurallar/yasalar (kültür) vardır. Bunlar bedensel ihtiyaçlarımız kadar doğal değildir, aksine kurgusaldır. Kültür, yapay/kurgusal bir doğa (ikinci bir doğa) olarak insanın üzerine eklemlenir. Fakat bu eklemlenme aynı zamanda bir yarılma/parçalanmayı da beraberinde getirir Çünkü insan, diğerleriyle birlikte yaşamak istiyorsa, dilsel/kültürel düzen içerisinde geçerli olan toplumsal kural ve yasalara uymak, bedensel/doğal ihtiyaçlarını onlarla uyumlu hale getirmek zorundadır. İnsan bu anlamda kafasında iki bilinç taşıyan bir canlıdır. Bir tarafta toplumsal yasa ve kurallar diğer tarafta doğamızın ihtiyaçları... İşte size bilincin ve bilinç dışının ortaya çıkışının kısa bir öyküsü.

Psikanaliz öldü mü?

Son yıllarda beyin çalışmalarındaki ilerleme ve modern tıbbın ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde yeni yöntem ve tekniklere başvurmaya başlamasıyla beraber psikanalizin varlığı da tartışmaya açılmıştır. Aslında önceden de psikanaliz hakkında tıp kadar kesin bir bilim olmadığı, bilim öncesi gizli anlamlar peşinde koşan batıl arayışların yöntemlerini kullandığı, üzerine çalıştığı belirli somut bir nesnesinden yoksun olduğu gibi suçlamalar öne sürülüyordu. Son bilimsel gelişmelerle beraber zihnimizin kendi başına sadece hesap yapabilen ve verileri işleyen bir makine olduğu anlaşıldığından beri artık psikanalizin ömrünü tamamladığını söyler Slavoj Zizek:

‘’Pekiyi bugün psikanalizin son kullanım tarihi geçmiş midir? Üç bağlamda buna evet denebilir: (1) İnsan zihnine ilişkin Freudyen modelin yerine bilişsel-nörobiyolojik modelin geçtiği bilimsel bakış açısında, (2) psikanalitik tedavinin yerini hızla ilaçlara ve davranışsal terapiye bıraktığı psikiyatri kliniklerinde, (3) toplumun ve toplumsal normların bireyin cinsel dürtülerini bastırdığını ileri süren Freudyen görüşün günümüzün baskın hedonist serbestliği karşısında geçerliliğinin kalmadığı sosyal bağlamda. (sf-12) Yazar, bunları söyledikten sonra yine de ‘’psikanalizin cenazesini kaldırmak için erkendir’’ diyerek onun günümüzde yaşamaya devam etmesi gerektiğini savunur ve Lacan’ın etkisine vurgu yapar.

Psikanalizin Ömrünü Uzatan Adam: Lacan

Fransız bilim adamı Jacgues Lacan, yapısalcı psikanalizin babası olarak tanınır. Psikanalizin ömrünü uzatan adam olarak da bahsedebiliriz kendisinden. O ‘’Bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır.’’ diyerek psikanalize ve bu yöndeki çalışmalara yeni bir boyut kazandırmıştır. Sigmund Freud’un unutulmaya yüz tuttuğu ve önemini yitirmeye başladığı bir zamanda ‘’Freud’a dönüş’’ hareketini başlatarak onun teori ve kuramlarını yeni bir dille -dilsel bir okumayla- ele almıştır. Tabii ki Lacan’ın bu dönüşünü Freud’un dediklerine dönüş olarak değil de, Freud’un tam olarak farkında olmadığı Freudyen devrimin çekirdeğine dönüş olarak anlamalıyız. Burada sürpriz olansa Slavoj zizek’in deyimiyle Freud’a dönüş için kullandığı anahtarın psikanalizin dışından gelmesidir: ‘’Freud’un gizli hazinelerinin kilidini açmak için Ferdinand de Saussure’un dilbilimi ve Claude Levi-Strauss’un yapısal antropolojisinden matematiksel küme teorisi ve Platon, Kant, Hegel ve Heidegger’in felsefesine kadar çok çeşitli bir kuram yelpazesinden yararlanır.’’ (sf-14)

Lacan’ı Nasıl Okumalıyız?

Kitap yedi bölümden oluşmaktadır. Genel olarak Lacan’ın temel kavramları olan ‘’simgesel, imgesel, gerçek ve büyük Öteki’’ üzerinde durur. Fakat kitap boyunca daha çok büyük Ötekinin izini sürer yazar. Her bölümde büyük Ötekinin hayatımızdaki tezahürlerini çarpıcı örneklerle anlatır. Peki, nedir bu büyük Öteki? Zizek bu soruyu çok güzel bir örnekle şöyle açıklamaya çalışır:

‘’Meksika Pembe dizileri o kadar baş döndürücü bir hızla (her gün 25 dakikalık bölümler halinde) ilerler ki, oyuncular kendi sahnelerini önceden öğrenmek için bile senaryoyu edinemezler. Kulaklarında kendilerine ne yapmaları gerektiğinin söylendiği küçük alıcılar vardır ve rollerini buna göre icra ederler. (Şimdi ona tokat at ve ondan nefret ettiğini söyle! Şimdi de sarıl!...) ‘’(sf-18) Bu konuşmalar Lacan’ın ‘’büyük Öteki’’ kavramıyla genel anlamda neyi kastettiği ile ilgili bize bir imge sunar. Sürekli içimizde bir başkası gibi konuşan, bize neler yapmamız gerektiğini söyleyen yabancı bir kişi gibidir büyük Öteki. Çünkü insan, yazılmamış toplumsal yasa olan simgesel düzenin içine girdiği andan itibaren içinde böyle bir ikinci kişilik doğar. O her an buradadır, etrafımdadır, hareketlerimi yönlendirir, beni kontrol eder, içinde yüzdüğüm deniz gibidir ama yine de nüfuz edilemezdir, onu hiçbir zaman önüme koyup ellerimle kavrayamam. (sf-18) İçimde konuşan o varlık cismi olmayan toplumsal/simgesel düzen içerisine adım attığımda ortaya çıkan sanal bir yapıya sahiptir. O hem vardır, hem yoktur. Hem içimdedir hem dışımda.

Büyük Öteki Simgesel Düzeni Yönetir

İnsan konuşurken (hatta dinlerken de) hiçbir zaman diğeriyle sadece etkileşim kurmakla kalmaz, konuşma eylemimiz karmaşık bir kurallar ve bir dizi varsayımlar bütününü kabul etme ve buna dayanma zemininde gerçekleşir der Zizek. (sf-18) Yani konuşma hiçbir zaman sadece bir mesajı iletmez, daima iletişim kuran özneler arasındaki temel simgesel anlaşmayı da öznenin kendisine hatırlatır. Çünkü insan dilsel/simgesel alana girdiğinde aynı zamanda kültürün, yani değerler manzumesinin de içine girmiş olur. Ve insan bu değerler manzumesini dilsel/simgesel düzen vasıtasıyla içselleştirir. İşte bu noktada büyük Öteki ortaya çıkar. Doğada büyük Öteki yoktur. O simgesel düzende varlığını sürdürür. Etrafımızı çepe çevre kuşatır. Bu, onun varlığının sanal/kurgu olduğunu gösterir. Bu yüzden de dayanıksız ve kırılgandır da. Sadece özneler o varmış gibi davrandıklarında var olur. Özneden bağımsız bir varlığı yoktur.

Büyük Öteki ister dini anlamda olsun ister seküler anlamda olsun hayatımızı yöneten simgesel yasadır. Dini anlamda Tanrı’nın yasasıdır. Seküler anlamda ideolojilerin yasasıdır. Yasanın işlemesi için mutlaka o inancın veya ideolojinin değerler manzumesini kabul edip varoluş dünyasına girmek gerekir. Mesela dindar bir insan Tanrıya inandığında onun için Musa’nın Tanrısı ve yasası büyük Öteki olur ve bu şekilde anlam kazanır. Komünizme inanan ve onun varoluş dünyasına giren bir insanın büyük Ötekisi Marksizm ve onun değerler manzumesi tarafından şekillenecektir.

Büyük Öteki Arzulamayı Öğretir

Tabii büyük Ötekinin sanal/kurgu olması güçsüz olduğu anlamına gelmez. O son derece güçlüdür. Çünkü öznenin benlik algısını o kurar. Ona arzulamayı öğretir. Lacan’a göre ‘’Kişinin arzusu ötekinin arzusudur.’’ Ben arzulamayı büyük Öteki üzerinden öğrenirim. Bizler küçük öteki olarak büyük Öteki tarafından nasıl arzulamamız gerektiğini öğreniriz. ‘’Ne arzuladığım içinde yaşadığım simgesel uzay olan büyük Öteki tarafından önceden kararlaştırılmıştır.’’ (sf-48) Arzunun orijinal sorusu doğrudan ‘’Ne istiyorum?’’ değil, ‘’ Benden ötekiler ne istiyor?’’ Bende ne görüyorlar? Ben o diğerleri için neyim?’’ sorularıdır.

Peki, büyük Öteki insanın arzu makinesini nasıl çalıştırır? Fantezi aracılığıyla der Lacan. Fantezi bize gerçek manada nasıl arzulayacağımızı öğretir: ‘’Fantezi, canım çilekli pasta istediğinde ama onu gerçekten alamadığımda pastayı yediğimi hayal etmek değildir, sorun daha çok ilk başta canımın çilekli pasta istediğini nasıl bildiğimdir. Bu fantezinin bana öğrettiği şeydir.’’ (sf-53) Fantezi bize ne arzulamayı değil nasıl arzulamamız gerektiğini öğretir. Hayatın sıkıcılığından ve gerçeğin korkunçluğundan ancak bu şekilde kurtulabiliriz. Yani bir anlamda fantezi, insanın yaşaması için hayati öneme sahip bir mekanizmadır.

Bu kitabı neden okumalıyız?

Meşhur bir filozof ve kültür yorumcusu olarak Slovaj Zizek, bu kitap vasıtasıyla okura, son yüzyılın en çok konuşulan düşünce adamı Lacan’ın nasıl okunması gerektiğini entelektüel seviyeyi düşürmeden, zevkli ve ilgi çekici örneklerle, yazarın metinlerine de yer vererek anlatmaya çalışıyor. Editörün de belirttiği gibi bu kitabın diğerlerinden farkı, ele alınan konunun alelade bir özetinden ziyade, yazara ait metinler ile metnin üzerine yapılan yorumları bir arada vermesi, bu sayede okuyucuya düşünürün zaman içindeki gelişim evrelerini göstermesi ve özgün keşifler yapmasını sağlamasıdır. Edebi metinleri incelemek, film tahlilleri yapmak, güncel olarak tartışılan kültürel meseleleri daha iyi kavramak isteyenler için mutlaka okunması gereken bir kitaptır diyebiliriz.

Lacan’ı Nasıl Okumalıyız, Slavoj Zizek, Çev. Misli Baydoğan, Runik Kitap, İstanbul, 2021

Mustafa Buğaz - 28.05.2021

,

511

Mustafa Buğaz Hakkında

Mustafa Buğaz

Hakikatin peşinde koşan, münzevi, mütecessis bir fikir işçisiyim.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin