Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Aytül Akal, Söyleşi, A. Erkan AKAY

Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Aytül Akal yazısını ve A. Erkan AKAY yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Aytül Akal

29.06.2022 09:00 - A. Erkan AKAY
Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Aytül Akal

Sizi çocuklar için yazmaya yönelten nedir?

Çocuklar için yazmak, aklımın ucundan geçmeyen, yalnızca küçük bir çocuğu mutlu etmek için onun istediği kahramanlarla masal anlatmaya başlamamla birlikte kendimi rastlantısal olarak buluverdiğim çok renkli bir dünya. Yazacağımı hep biliyordum, ama çocuklar için yazmak beklenmedik bir sürpriz oldu bana. Öyle habersizdim ki, 1989'da iki buçuk yaşında olan oğluma anlatmaya başladığım onlarca masalın ilerde birer çocuk kitabı olacağının ayrımına çok sonra varmıştım.

Çocuklar için yazmanın yetişkinler için yazmaktan daha zor olduğuna inanıyor musunuz?

Bu konuda benim genelleme yapmam yanlış olur, çünkü tam tersine, yetişkinlere yazmakta zorlanırım ben. Düşünce yapım, hayatı algılayışım, isteklerim, umudum, çocukların dünyasına çok yakın olduğu için, hangi yaş için yazıyorsam, o yaşın beklentileriyle özdeşim kurmak ve ona seslenebilmek benim için zor değil. Çocuklarla yapıcı iletişim içtenlik gerektirdiği kadar, davranışlarının ve duygularının nedenlerini anlamak için çaba göstermeye hazır olmayı da gerektiriyor. Yetişkin anlayışını dayatmayı hedefleyen bir yaklaşımla çocuklara yazmak zor tabii, hele ki çocuk okuru kandırmanın aslında hiç de mümkün olmadığı düşünülürse...

Çocuklara hitap eden metinlerinizde "olmazsa olmaz"ınız nedir? Sizce yazma sürecinizde bu ölçütünüz değişebilir mi?

"Olmazsa olmazlarım" konusunda çıtam epey yüksektir. Ben, okuduğum kitaplarda dilin nehir gibi akmasını beklerim. İlgimi, merakımı, heyecanımı baştan sona canlı tutacak şaşırtmacalar yapmasını, zekâmı kışkırtacak mizah oyunları sunmasını, dürüstlüğünü, içtenliğini hissettirmesini isterim. İsterim de isterim. Psikolojik derinlik isterim. Felsefenin tadını da isterim. Benim okurum neden istemesin ki? Küçümsendiğini, tutarsız, yüzeysel anlatılarla oyalanmaya çalışıldığını hissettiğinde okumaktan vazgeçmek gibi bir seçeneği var her okurun. Bu nedenle hangi yaşa yazarsam yazayım macera, mizah, felsefe ve psikolojiyi harmanlar, okurun algısal düzeyine erişmek için çabalarım. Defalarca zaman, mekân, karakter okumaları yapar, kurgunun özgünlüğüne, dilin akıcılığına önem veririm. Üstelik bu önemseme, belli ölçütlere uyma telaşından değildir, farkına bile varmadan doğal akış içinde gerçekleşir.

Çocuk edebiyatının ülkemizde ve dünyadaki gelişimini takip ediyor musunuz? Diğer yazarları okur musunuz? Gidişat nasıl?

Cumhuriyet Kitap Eki'nde uzun yıllar ekip arkadaşlarım Mavisel Yener, Nilay Yılmaz ve Çiğdem Gündeş'le birlikte çocuk kitapları tanıttım. O süreçte binlerce yerli ve çeviri eser okudum. Son yıllarda daha çok sosyal medya üzerinden takip ediyorum. Kimi kitabın hak etmediği kadar övüldüğünü, kiminin hak ettiğince değerlendirilemediğini düşünüyorum, yine de güncelle ilgili bir fikir edinebiliyorum. Kitaplarımı yayımlayan yayınevleri de her zaman yeni çıkan kitaplarını yollarlar, oradan da takibim oluyor yani. Yeterli mi? Bana yetiyor, tüm edebiyatı takip edeyim diye bir hevesim ya da hırsım yok.

Yazarken edebî kurgu ve dile mi yoksa öğreticiliğe mi ağırlık veriyorsunuz? Sanat mı eğitim mi?

Sanat ya da eğitim olmuş, okunmadıktan sonra ne işe yarar ki? Benim gözümde kitabın zevkle, severek okunabilirliğini sağlamak en değerlisi. Yazdıklarınızı okurun gözüne sokmadan doğal akış içinde isteyerek, heyecanla okutabiliyorsanız, sanat ve öğreticilik ayrı ayrı da, kaynaştırılarak da metne yedirilebilir. Ölçüt, ne anlatıldığından çok, çocuk okurun ne algılayacağıdır. Ders veren, öğreticiliğini okurun gözüne sokan kitapları kim sever ki?

aytul_111

Çocuk edebiyatı hakkında genel kabul görmüş ama katılmadığınız klişeler var mı? Rahat olabilirsiniz biz bizeyiz.

Umarım hiçbir klişeyi kullanmıyorumdur.

Çok yazılmış konulardan, tekrarlanmış formlardan, belirlenmiş kalıplardan, eskimiş mizahtan mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışırım. Kullandığımı fark ettiğimde yazdıklarıma hiç acımaz, hemen silerim. Yeni şeyler, yeni anlatımlar bulmalı, yeni fikirler üretmeli, okurun zihninde yeni kapılar açabilmeliyiz. Yazar olarak işimiz, derdimiz bu olmalı.

Çocuk kitapları yayıncılığında sizce en büyük eksiğimiz nedir? Bilgisayarda açtığınız boş dosyadan kitabınız okurun eline ulaşana kadar hangi basamak sizi en çok zorlar?

(İki soruda iki farklı konu var. İlki için yorum yapmayayım. Yanıtım ikinci soru için)

Benim için en zor basamak, editörün dosyamı okumasını ve üzerinde fikrini belirtmesini beklediğim süreçtir. Üç günden, olmadı bir haftadan fazla beklemek çok zor gelir bana; epey heyecanlı ve sabırsız biriyim. Bu nedenle üzerinden defalarca geçip sonunda hazır olduğunu düşündüğüm dosyamı yayınevine yollamak yerine, editörü arayıp ne zaman okuyabileceğini sorarım. Onun uygun zamanına kadar dosyayı kendi bilgisayarımda bekletir, tekrar tekrar okumayı ve gerekirse düzeltmeler yapmayı sürdürürüm. Editör "Okuyabilirim," dediğinde yollarım, böylece heyecanlı bekleme süreci kısalır.

Yazdıklarınızla çocuklara erişebilmenin bir ön şartı var mıdır? Çocuk sevmek, çocuk sahibi olmak, çocuklarla iyi anlaşmak gibi.

Çocuk sevmek, onlara seslenebilen bir yazar olmaya yeterli mi bilemem. Sevmenin ölçüsü nedir ki? Ben yeterince seviyor muyum? Bu göreceli kavramlara doğru bir yanıt vermem zor. Çocuk sahibi olmak, onları anlamakta ebeveyne daha geniş, daha derin bir bakış açısı kazandırır, ama çocuğun büyüme sürecine ne kadar katılımcı olunduğu önemli bir ölçüt tabii.

Çocuk kitaplarında ne görürseniz sizi rahatsız eder? Çocuk hayatının da gerçeklerinden olan olumsuzluklarla kitabınızın içeriği arasındaki dengeyi nasıl belirlersiniz?

Çocukları korkuyla sindirmeyi amaçlayan metinlerden, vahşetten ve pornografik anlatımlardan rahatsız olurum. Bazen açıkça bazen gizli gizli çocukların belleğine bu tür metinlerin sızdırılması amaçlandığını fark ettiğimde derin bir üzüntü ve kızgınlık duyuyorum. Ancak, hayatın içinde var olan olumsuzlukların çocuklardan gizlenmemesi de gerekir elbette. Yoksa başka türlü onları hayata nasıl hazırlayabilir, tehlikelere karşı nasıl uyarabiliriz? Rahatsız edici olanla gerekli olanın arasındaki farkın iyi anlaşılması gerekir. Bunun için bir yazarın dikkat etmesi gereken, okurken zihninde canlanacak olan sahnenin çocukta nasıl çağrışımlar yapabileceğini hissederek, yazarken yaşa göreliğini dengeleyebilmek.

Okuyan çocuğun daha iyi bir insan olacağına dair elimizdeki dayanak nedir?

Doğrusu elimde garantili bir dayanak yok, olsa saklamaz, hemen söylerdim size. Ama gözlemle ve deneyimle öğrendiğim bazı şeyler var tabii ki. Kitapların özdeşim duygusunu geliştirdiği, böylece okurlarına dünyada başka insanların da tıpkı kendisi gibi acı çekebileceğini, sevebileceğini, heyecanlanıp üzülebileceğini fark ettirmesi gibi. Okurda, nesnelere, canlılara, doğaya, yaşama karşı farkındalık geliştirir kitaplar. Kendini keşfetmede, başkalarının haklarına saygı duymada yol gösterici olur, sorunlara çözüm bulma becerisini geliştirmesine olanak verir. Bıraksanız, daha birçok şey sayabilirim bu konuda. Ancak "iyi insan" olmak çok ayrı bir şey. Profesör de olsa kötülükle beslenen insanların var olduğunu gördüm.

Ebeveyn ve öğretmenlerin çocuk okumalarına katkısı gerekli veya yeterli mi? Çocuk bu konuda yönlendirilmeli mi, nasıl yönlendirilmeli, kitap nasıl seçilmeli ve okunmalı?

Ülkemizde çok değişken var. Belli bir konuda belli sınırlar çizemiyorsunuz. Hep daha fazlası olabilir; bunu bilince, isabetli bir yorum yapmak, doğru bir yargı üretmek zor oluyor. Sorularınıza hem evet hem hayır demem gerekir, sonra da nedenlerine giriştiğimde çok uzayacak. Belki bu ve bir önceki konu için ayrı bir başlık açılabilir.

Okurlarınızla buluşuyorsunuzdur. Hangi çocuk sizi heyecanlandırır? Çocuklardan beklentiniz nedir?

Yıllardır tekrarlanan en sıkıcı sorularla kendime uzunca bir liste yapmıştım. O listenin dışında bir soru üretildiğinde, o çocuk adına müthiş bir sevinç duyuyorum, kendi yenilik arayışıma da bir heyecan oluyor. Bazı öyle derinlikli sorular olur ki, on yıllar geçse de aklımdadır. O çocukları düşünürüm bazen, acaba şimdi ne yapıyor diye.

Beklentim, çocukların, okudukları kitap üzerinde fikir üretebilmeleridir ki bunu da haliyle, ancak okuyanlar başarıyor; konuşmalarıyla, sorularının derinliğiyle kendilerini hemen belli ediyorlar. "Burcunuz ne?" ya da "Hangi takımı tutuyorsunuz?" gibi kitapla, oradaki varlığımla ilgisiz, ya da "En kalın kitabınız?", "En ince kitabınız?" gibi kitap okumadan üretilen yüzeysel sorularla karşılaştığımda o an için coşkulu heyecanımı yitirsem de birkaç adım sonra yaratıcı bir soru çıkıyor, yeniden canlanıyorum.

aytul_444

Modern pedagojiyle aranız nasıl? Geleneksel yöntemlerle modern pedagoji arasında nerede duruyorsunuz? Yazdıklarınızda hangisinin ağırlığı daha fazladır?

1999'da uzaktan eğitimle Amerika'da pedagoji eğitimi almaya merak salmış, ancak hiçbir üniversitede o başlıkta bir bölüm bulamayınca, çaresiz, "eğitim" (education) dalında karar kılmıştım. Meğer "pedagoji" sözcüğünün yerine "rehberlik" kullanılıyormuş artık, o zamanlar bunu bilsem, "pedagoji" yerine "counselor" seçeneğini işaretler, kendimi o konuda geliştirirdim. Biraz da bu nedenle, günümüzde "modern pedagoji" diye bir terim varsa da içeriği nedir, hiçbir bilgim yok.

İki yıl boyunca sızlanıp durdum ama başladığım işi yarım bırakma alışkanlığım yoktur, inatçıyım, dişimi sıkıp gönderilen kitapları okudum, raporlarımı, tezlerimi yazdım. O zamanlar bırakın görüntülü iletişimi, henüz akıllı telefonlar bile yoktu, bana atanan danışman profesörümle e-posta üzerinden yazışıp duruyorduk. Sonuçta istediğim dal olmasa da aldığım eğitim bana çok farklı açılımlar kattı. Çoklu Zekâ (Multiple Intelligence) ve Seçim Teorisi (Choice Theory), gibi bazı kuramlarla karşılaşıp onları anlama fırsatı buldum. Daha sonra yazdığım kitaplarımda, o süreçte edindiğim kazanımlardan elbette yararlandım ama ilk baskılarını 1991-2000 yıllarında yapan öykü ve masallarımın içeriğindeki değerler, yüksek eğitim sonrasında yazdıklarımdan çok da farklı değildi aslında.

Bugünün yazarları kalıcı eserler bırakabilecek mi? Sizce çağdaşlarınızdan kim yüz yıl (yüz çok olduysa elli diyelim) sonra da okunur?

1991 yılında yayımlanan ilk çocuk kitabım Geceyi Sevmeyen Çocuk'taki tüm masallarım hâlâ okunuyor, o günden bu yana 31 yıl olmuş. Umarım 19 yıl sonra bana bu soruya tekrar sorabilirsiniz, ben de size yanıtı kesin olarak verebilirim. Beni bulamazsanız…eh, artık sorunuzu okurlarım yanıtlar. Açıkçası kalıcılık konusunda, 1991'den 2022'ye yayımlanan 200'e yakın kitabımın tamamından umutluyum.

Yetişkin bir yazarın bugünkü çocuğun diline, düşüncesine sahip olması mümkün müdür, gerekli midir? Farklı kuşakların bağını koruyabilmek için dünyalararası bir köprüye mi yoksa tek dünyalaşmaya mı ihtiyaç var?

İster dünyalararası bir köprü kurulsun, ya da tek dünyalaşma mümkün olsun, koşullar, malzemeler değişir ama duygular hep aynı kalır: Her çağda üzülürüz, seviniriz, ağlarız, güleriz, heyecanlanırız, meraklanırız, korkarız, şaşırırız…

Kitaplarımda duygu aktarımı çok güçlüdür. Sözcükler ve olaylar aracılığıyla okura ilettiğim duyguları karşılıklı paylaşabildiğimiz için ortak bir dilde anlaşabiliyor, aramızda bağ kurabiliyoruz. Bugün böyle, yarın ne olur bilemem. Duygular yeryüzünden silinir de iyice robotlaşırsak, kendimle bile iletişim kurabilmem zor olur o zaman.

aytul_22

Günün şartları ve çocuk edebiyatının ticarîleşmesi sizi korkutuyor mu? Okumak bir lüks, yazarlar marka, okurlar müşteri olmaya doğru mu gidiyor? Giderse ne olur?

Bu soruyla ilettiğiniz kaygı yeni değil. Geçmişte de kitaplar göreceli olarak pahalıydı, marka olan yazarlar/kitaplar vardı, okurlar yayıncı ya da kitapçı için her zaman müşteriydi.

Ben küçükken harçlığım yoktu, kitap alamazdım. Bayramlarda ablamla birlikte topladığımız üç beş kuruşla giderdik kitapçıya. Ancak elimizdeki parayla yeni kitap almamız mümkün olmadığından, bir köşede yığılı ikinci el kitapların arasından seçip kiralar, okuyup geri götürürdük. O ikinci el kitabı bile satın almaya yetmezdi paramız, pahalı gelirdi. Cumhuriyet Kitap Eki için röportaj yaptığım bir yazar arkadaşım, "Çocukken beş kardeştik, bazen evde yiyecek ekmeğimiz olmazdı. Ben çok aç yattım, ama hiç kitapsız kalmadım," demişti. Tek kitabını arkadaşlarıyla değiş tokuş ederek yüzlerce kitap okumuş. Anladım ki, fiyat değil, "istek" önemli. Ancak, okuma isteğini çocuğu zorlayarak, baskı kurarak uyandıramazsınız. Kitap okumalarının anne babalarının ya da öğretmenlerinin hayatını değiştirmeyeceğini, yalnızca ve yalnızca kendilerini geliştireceğini, yalnızca onların hayatına ışık tutacağını fark etmelerini sağlamak gerek.

Sosyal medyada binlerce kitap değerlendirme hesabı var. Bunlar sizce okurları doğru yönlendiriyor mu, işe yarıyor mu? Kitap incelemeleri, değerlendirmeleri, eleştirileri noktasında neredeyiz? Takip ettiğiniz, çocuk kitaplarını değerlendiren bir mecra var mı?

İncelikli değerlendirmelerle içerikli paylaşımlar yapan hesaplar var, rastladıkça takip ediyorum; öte yanda binlerce hesap da var ki satın alınmış üye ve beğeni dolu. Geçmiş paylaşımlarına bakınca, anlamak çok da zor olmuyor. Sosyal medyada herkes "dijital içerik üreticisi" (influencer) artık, şişirilmiş üye sayısıyla etkinmiş görünerek bir şeyler satma ya da bedava bir şeyler toplama çabasında. Haliyle, tanıtılacak heyecanıyla yollanan kitapların değerlendirilmesinde de sapla saman birbirine karışmış durumda.

Kitap inceleme ve eleştiri noktasında epeyce öznel ve yetersiziz ama elbet bir gün "Ya kitabını eleştirdiğim yayınevleri ilerde benim kitabımı basmazsa," türündeki kaygıları ya da, "Şu yazarı eleştireyim de ondan üstün görüneyim," hevesini üzerimizden atacağız, henüz umudumu yitirmedim.


Yazar: A. Erkan AKAY - Yayın Tarihi: 29.06.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 12.07.2022 16:53
1211

A. Erkan AKAY Hakkında

A. Erkan AKAY

1981 İstanbul doğumludur. İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. 2008 yılından bu yana Konya'da yaşamaktadır. İki evlat babası, iki evlat amcası, ikisinin de eniştesidir.

Spora, edebiyata ve küçükleri eğlemeye ilgisi çocukluğundan beri devam etmektedir. 2012-2020 yılları arasında Bilgin Atıcılık Spor Kulübü Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği, 2015-2020 yılları arasında Türkiye Atıcılık Federasyonu Teknik Kurul Başkanlığı, 2017-2020 yılları arasında Türkiye Olimpiyatlara Hazırlık Merkezleri Atıcılık Komisyonu Üyeliği ve İl Branş Sorumluluğu görevlerini yürüterek ulusal ve uluslararası düzeyde başarıya ulaşmış birçok sporcunun yetişmesine katkıda bulunmuştur. Destek AFAD gönüllüsüdür.

2017 yılında, kardeşinin bir hayali olan “Hayallerin Karın Doyursun” isimli kitaba katkılarından sonra, hep arzuladığı çocuk kitapları yazımının önü açılmıştır. Yayımlanmış 14 kitabı bulunmaktadır. Edebistan, Eğitim Her Yerde, Dilhane, Masal Dergisi gibi çeşitli sanal dergilerde, Hece ve MEB Özel Eğitim Çocuk Dergisi gibi matbu dergilerde deneme, makale ve şiirleri yayımlanmıştır.

Farkındadır ki her yazılan okunmaz ama okunanlar da ancak yazılanlardır. Yaşadıkça anlamını kaybeden sonsuz sözler arasından zarurî olanlara tutunuyor.

Dualarınızı bekler.

A. Erkan AKAY ismine kayıtlı 148 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 10 kitap bulunmaktadır.

Twitter Facebook Instagram mastodon/Threads LinkedIn YouTube Kişisel Kitap Satış Sitesi Kitapyurdu.com