Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Cüneyt Dal, Söyleşi, A. Erkan AKAY

Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Cüneyt Dal yazısını ve A. Erkan AKAY yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Cüneyt Dal

22.06.2022 09:00 - A. Erkan AKAY
Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Cüneyt Dal

Sizi çocuklar için yazmaya yönelten nedir?

Edebiyat, benim için hep her şeyden önce gelmiş bir tutkuydu. Çocukluk dönemi ise bana tüm yönleriyle gizemli gelen bir dönem; her şey yeni, öğrenecek çok şey var, sürekli değişim ve gelişim içinde olma durumu. Geçenlerde Burkart'a ait olduğu yazan şöyle bir sözle karşılaştım: "Çocukluğumuz hakkında bir şeyler öğrenmek isteyen birisi, ruhumuz hakkında bir şeyler öğrenmek istiyor demektir." İşte, bu iki kelimeyi bir araya getiren "çocuk edebiyatı", oldum olası beni güzel örnekleriyle içine çekmiş bir tür ve alandır. Bu alanda kalem oynatabilmek de içten içe hep arzuladığım bir uğraşıydı.

Çocuklar için yazmanın yetişkinler için yazmaktan daha zor olduğuna inanıyor musunuz?

Kesinlikle! Her ne kadar günümüzde çocuk edebiyatı, genel kanı "çocuklar için yazılmış kitaplar" olmaktan "çocukların da okuyabileceği kitaplar" tanımına evrilmiş olsa da içerisinde birçok bileşen barındırıyor. Bir kere yetişkinler için yazdığınızda tüm yönleriyle onlara hitap edersiniz. Çocuk kitaplarında bu durum farklı. Aslında çocuklara yönelik olarak yetişkinler için yazmak durumundasınızdır. Çünkü para, henüz ekonomik özgürlüğü olmayan çocukların değil, ebeveyn, eğitimci gibi yetişkinlerin cebinden çıkacaktır ve önce onları ikna etmeniz gerekmektedir. Sonra gelişim süreçlerine göre yaş aralıkları meselesi var! Burada kelime seçimleri, konu ve üslûp çok önemli olduğu gibi -eğer kitabın tüm detaylarıyla ilgileniyorsanız- resimleme, punto seçimi ve büyüklüğü gibi hususlar da mühim detaylar. Yaşlara göre resimler metni destekleyici de olabilir, metnin önüne de geçebilir. Tüm bunların farkında olarak yazmak, elbette birçok faktörü denklemde göz önünde bulundurarak yazmayı gerektiriyor. Bir de işin sorumluluk yönü var tabii. Çocuklar için yazarken bu sorumluluğun ağırlığını omuzlarınızda hissetmeniz de gerekiyor. Nedir o? Tabii ki dilin güzel bir örneğini sunarak çocuğun kitapla olan bir ömür sürecek macerasını başlatan kişinin siz olması gerçeği ve bunun, çocuğun ileriki yaşamında kitapla olan ilişkisini kaçınılmaz bir şekilde etkileyeceği hakikati...

Çocuklara hitap eden metinlerinizde "olmazsa olmaz"ınız nedir? Sizce yazma sürecinizde bu ölçütünüz değişebilir mi?

cuneyt_3 Onları, edilgen ve pasif bir şekilde metinden etkilenen değil, aksine metni anlamlandıran, zenginleştiren bireyler olarak aktif bir şekilde sürece dahil zihinler olarak görmek; üzerlerinin yazı ve şekillerle doldurulması gereken bomboş karatahtalar değil, karşılıklı etkileşimlerle iki taraflı fayda sağlanılabilecek değerler olarak bilmek; asla akılları bir şeye ermeyen, sürekli eğitilmeleri ve öğretilmeleri gereken canlılar olarak değil, onlardan da bir şeyler öğrenebileceğim insanlar olarak düşünmek... Çocuklara hitaben yazarken olmazsa olmazlarımın başında bunlar gelir. Kelime seçimleri, noktamala ve imlâdaki titizlik de peşinden gelir elbette. Okuyuşu kolay kılacak, aynı zamanda da bir dil zevki edinmelerinde onlara yardımcı olacak metni oluşturabilmek için yazarın, editörün ve ebeveyn ya da eğitimcinin iş birliği, benim için çok değerli bir birliktelik. Bu ölçütlerim genelde değişmezler. Bir yetişkin olarak zevk almadığım ve anlamlı bulmadığım metni, çocuklar için de düşünemem.

Çocuk edebiyatının ülkemizde ve dünyadaki gelişimini takip ediyor musunuz? Diğer yazarları okur musunuz? Gidişat nasıl?

Teknolojinin ve imkânların böylesine arttığı bir çağda inanın hakkıyla "takip ediyorum" diyemiyorum. YAYFED'in sadece 2021 yılı bandrol verilerine bakılsa, ne demek istediğim anlaşılır diye düşünüyorum. Ancak çocuk yayınları editörü olarak bünyesinde çalıştığım yayınevi adına katıldığım 7'inci İstanbul Publishing Fellowship Programı kapsamında birçok yayınevi ile telif alım-satımına yönelik görüşmelerde bulunduk. Karşılıklı bir şekilde yayınlarımızı tanıttık, ilgimizi çeken, dikkatlerini çektiğini düşündüğümüz çalışmalar üzerinde durduk. 2022'nin Mart ayı başında gerçekleşmişti bu program. Dikkatimi çeken iki husus olmuştu: Birincisi, Türkçe'nin iletişim dili olarak git gide yaygınlaşmış olduğu, ikincisi ise şimdiye dek görece çok daha tercih edilen picture book denen resimli kitaplar yerine bu yıl, evrensel değerlerle yerel öğrelerin yer aldığı roman ve serilerin daha çok rağbet gördüğüydü. Zannederim bunda, resimli kitap dediğimiz tarza piyasanın doyduğu, çok farklı ve güzel örneklerin verildiği gerçeği etkili. Dolayısıyla bu türde bir eser, diğerlerinden oldukça farklı ve yaratıcı olmalı ki öne çıkabilsin. Ek olarak, diğer yazarları okumaya çalışıyorum elbette, ülkemiz, çocuk yayıncılığında artık eskiye oranla çok daha farklı bir yerde. Çok iyi telif örnek ve çeviri kitapları görebileceğimiz gibi kötüleri de var kaçınılmaz olarak. Ki zaten onlar da artık sosyal medya kullananlarca hemen duyuruluyor, eleştirilerle değerlendiriliyor. Burada dikkat edilecek husus, linç kültürsüzlüğünden kaçınmak gerektiği...

Yazarken edebî kurgu ve dile mi yoksa öğreticiliğe mi ağırlık veriyorsunuz? Sanat mı eğitim mi?

cuneyt_4Bu sorunun cevabı, kalem oynatılan alan ve türe, uzmanlığa göre değişecektir. Kurgu dışı türlerde elbette eğitimin öne çıktığını görürüz. Ki işin bu kısmı uzmanların olmalı zaten. Ancak benim açımdan, nasıl ki "en iyi kişisel gelişim kitapları edebî eserlerdir" görüşüne katılıyorum, bu konuda da elbette sanatın yön verdiği eğitimi daha çok önemsiyorum. Konu çocuk olunca elbette eğitim, öğretim ön planda tutuluyor. Fakat "çocuk edebiyatı" dediğimizde işin sanat kısmı, edebiyat kısmı es geçiliyor. Uzmanların, işin erbaplarının toplandığı bir Çocuk ve İlk Gençlik Kitapları Forumu'nda, kendisinden çok istifade ettiğim Melike Günyüz hanımefendi, her ne kadar kelimesi kelimesine aktaramasam da şu meyanda bir tespitte bulunmuştu: Sansürün sonu yok; devlet, din, kültür, pedagoji, psikoloji, bu ve benzeri alanlar, hep kendi gözlükleriyle baktıklarında, konu çocuk olunca sanür mekanizmasını çalıştırıyorlar. Elbette makul bir otosansür her yazar ve yayıncının içinde olmalı ancak edebiyatı, sanatı bunlara kurban etmemek gerekiyor. Ben de katılıyorum bu düşünceye. Ayrıca o forumda, hiç unutamadığım bir eleştiride de bulunulmuştu. Bu eleştiride bulunan zâtın adını bir türlü öğrenemedim ama mikrofonu eline alışı, ayağa kalkıp söylediği şu sözler hep aklımda: Çocuk edebiyatı derken çocuk kısmına yoğunlaşıp edebiyat kısmını görmezden geliyoruz. Neden Harry Potter tüm dünyada kitap ve filmleriyle listelerin başını çekiyor? Çünkü o dünyadan tüm o fantastik öğeleri çıkardığımızda elimizde kalan, yetim bir çocuğun yurt maceralarıdır. Ve bu, insana dair edebî, sanatsal bir anlatımla sunulmuştur.

Çocuk edebiyatı hakkında genel kabul görmüş ama katılmadığınız klişeler var mı? Rahat olabilirsiniz biz bizeyiz.

Madem biz bizeyiz, o zaman itiraf edeyim, çocuk yayınları alanında bir redaktör ve editör olarak çalışmadan önce çocuk edebiyatını gayri ciddi, çocuk oyuncağı görerek hafife alıyordum. Ancak bunu kendime itiraf edemiyordum bir türlü. İşin içine girince bunun ne büyük bir yanılgı olduğunu anladım. Yaptığım şey, "şiir de neymiş, dizdir dizdir gitsin, yeri geldiğinde iki satırla bile bir şiir yazılabilir ama asıl zor olan roman yazmaktır" gibi acınası bir cahillikle edilen lakırdıdan başka bir şey değilmiş. Katherine Rundell'in 'Neden Çocuk Kitapları Okumalıyız' diye minicik bir kitabı var. O kitabın alt başlığı şu: Ne Kadar Büyük ve Bilge Olursak Olalım... Burada da değinildiği gibi meğer çocuk edebiyatı biz yetişkinler için bile ne muhteşem bir alanmış ve dilin imkânlarıyla kurulan dünyada dikkatli adımlarla ilerleyen ne güzel örnekler verilmiş. Kurgusal açıdan Michael Ende'nin kitaplarına bakıldığında ne demek istediğim çok iyi anlaşılacaktır. Dil açısından da diyebilirim ki çocuk edebiyatı, o dilin en temiz, en güzel ifade biçimiyle sunulmalı. Uzmanlar bu sebeple yabancı bir dile geçişin, en iyi o dildeki çocuk kitaplarıyla olması gerektiğini söylüyorlar.

cuneyt_5 Çocuk kitapları yayıncılığında sizce en büyük eksiğimiz nedir? Bilgisayarda açtığınız boş dosyadan kitabınız okurun eline ulaşana kadar hangi basamak sizi en çok zorlar?

Çocuk yayıncılığı, bilindiği üzere renklere, şekil ve malzeme açısından bol çeşitliliğe muhtaç bir alan. E bu da beraberinde kâğıt, malzeme vb. maliyetleri getiriyor. Bence çocuk yayıncılığı, devlet ve güçlü bağımsız kurumlar nezdinde bir mesele olarak ele alınıp ekonomik dalgalanmalardan hemen etkilenmemesi için geliştirilmesi gereken bir formüle muhtaç. Çünkü yayıncılık dediğimizde bu gibi ekonomik zorluklar ve sıkıntılar, yayınevi çalışanının maaş ve iş durumundan yazar ve çizerin telifine, okurun bütçesinden kitabın etiket fiyatına kadar her şeyi ve süreci etkilediğinden, büyük bir eksikliğimiz diyebilirim. Gelelim ikinci sorunuza... Ben yazarken az önce bahsettiğim tüm bu detay işlerden arınmış bir şekilde yazarım. Zihnimde bir görüntü ve fikir olarak beliren bir hikâye, masal, roman, öykü, kendisini yazmaya mecbur edecek kadar tutkuyla zorlar beni. Sonraki süreçler doğal bir şekilde ilerler. Yazımından basımına her aşamada sabretmek, fikir ve eleştirileri değerlendirmek kendince bir zorluk taşır elbette ama bana sorarsanız en zor süreç kapak ve çizim kararı sürecidir. Siz çok beğenirken etraftan acımasız eleştiriler gelebilir, ya da tam tersi olabilir. Tam da burada çizer arkadaşlara sabır ve sebat diliyorum, çünkü öyle bir alanda iş yapıyorlar ki bilen bilmeyen, herkesin bir fikri ve sözü var.

Yazdıklarınızla çocuklara erişebilmenin bir ön şartı var mıdır? Çocuk sevmek, çocuk sahibi olmak, çocuklarla iyi anlaşmak gibi.

Fatih Erdoğan'ın, İlk Hevesten İmza Gününe Çocuklar İçin Yazmak diye muhteşem bir kitabı var. Orada, tam da bu konuyla ilgili bir başlık açmış ve şöyle diyor: iyi yazar olmanın tek koşulu, iyi yazmaktır. Katılıyorum üstada. Çünkü bu ve benzeri konular çok kişiden kişiye değişebilen, sencesi bencesi olan konular. Ama öte yandan evet, çocuklarla iyi anlaşırım. Bu, yine Erdoğan'ın da dediği gibi yapılan işi daha çok sevmeye, hedef kitleyle olan sıkı ilişkiye kapı aralayabilir. Tam da bu noktada bu yazar-çocuk ilişkisini anlatan güzel bir film geldi aklıma; Finding Neverland. Sir James Matthew Barrie'nin Peter Pan adlı oyununu yazış sürecini anlatıyor. Ve çocukların dünyasına nasıl doğal olarak, yapısı itibariyle girebildiğini...

Çocuk kitaplarında ne görürseniz sizi rahatsız eder? Çocuk hayatının da gerçeklerinden olan olumsuzluklarla kitabınızın içeriği arasındaki dengeyi nasıl belirlersiniz?

cuneyt_6

Üst perdeden bir dil ve üslupla ele alınmış, ideoloji ve kişisel yargılara alet edilmiş, düşünmeyi mümkün kılmayacak derecede kısır bir şekilde anlatılmak istenenin empoze edildiği çocuk metinlerine tahammül edemiyorum. Bu tür kitap veya yazıların bir ortak özelliği vardır: derinlikten uzak ve sıkıcıdırlar. Hitler'in bir çocuk kitabı yazdığını düşünsenize. Onun gibi bir şey. Ya da ırkçı bir yayınevinin, benzerine çok rastladığımız üzere klasikleri veya popüler yetişkin kitaplarını kesip kırpıp çocuk kitabı yaptıkları gibi Kavgam kitabından bir çocuk kitabı çıkarsalar mesela... Tıpkı ortaya çıkacak şey gibi... Tabii, uç bir örnek verdiğimin farkındayım ama demek istediğim anlaşılmıştır herhalde. Hayatın içerisindeki gerçek olumsuzlukları ele alma biçimine gelince burada şunu söylemek isterim: elbette savaş, ölüm, hatta taciz gibi ağır meseleler de işlenebilirler. Ancak nasıl ve ne şekilde? İşte, işin bu kısmı önemli. Mesela Değirmen adlı çocuk romanımda ayrılık ve ölüm gibi temalar var. Bunları işlerken, elimden geldiğince soft bir şekilde anlatmaya çalıştım. Çocukların ayrılığın ve ölümün tüm yön ve ayrıntılarına vakıf olmaları gerekmiyor. Özlerini kavramaları yeterli. Burada da güzel örnekler okumuş ve incelemiş olmak, duyarlı ve sağ duyulu olmak, işin altından kalkabilmek için etkili yollar.

Okuyan çocuğun daha iyi bir insan olacağına dair elimizdeki dayanak nedir?

Daha iyi bir insan olmak ve okumak.. Ben, daha iyi bir insan olmayı çok daha genel ve karmaşık unsurlarla bağdaştırıyorum. Okumak, tek başına daha iyi bir insan olmayı sağlamıyor her zaman. Çünkü burada kimin, neyi ve nasıl okuduğu çok değişken bir durum. Ama şu var: edebiyat okuyan bir çocuğun dil ve zihin gelişimi, kendini ifade etme ve çevresindekileri değerlendirme, eleştirme kabiliyetleri, elbette uzmanlarca ortaya konuyor ki dikkat çekici bir şekilde fark yaratıyor. Ama bu durum ileride iyi bir insan olmayı sağlıyor mu? Buna "evet" demek istemekle birlikte kesin bir şey söylemekten kaçınıyorum nedense.

Ebeveyn ve öğretmenlerin çocuk okumalarına katkısı gerekli veya yeterli mi? Çocuk bu konuda yönlendirilmeli mi, nasıl yönlendirilmeli, kitap nasıl seçilmeli ve okunmalı?

Çocukları sanki farklı yaratık veya mahluklarmış gibi görüyormuşuz izlenimine kapılıyorum bazen. Halbuki şöyle düşünelim: sizinle okumayı seven iki sıkı arkadaşız. Kaçınılmaz olarak, ister istemez ben size okuduklarımdan bir şeyler anlatırım, siz de bana, değil mi? Bir süre sonra bakarız ki kendi okuduklarımızın yanından sanki sizinkini de okumuşuzdur veya eleştirmiş, üzerine konuşmuşuzdur. İşte, çocuklarımızla bu ilişkinin ötesinde bir şeyler aramak bana anlamsız ve tehlikeli geliyor. Yapmamız gereken, onları yüreklendirmek, desteklemek, onlara heyecan ve neşe katmak. Sonrası kendiliğinden ve doğal olarak gelecektir zaten.

Okurlarınızla buluşuyorsunuzdur. Hangi çocuk sizi heyecanlandırır? Çocuklardan beklentiniz nedir?

Çocuklardan bir beklentim yok. Çünkü bu, zaten birçok sorumluluğu ve görevi olan çocuklara ayrıca bir yük yüklemek olur. Ben onların arkadaşı, ağabeyleri olmayı tercih ederim. Böylesi daha eğlenceli ve benim için de işin kolayı. Çünkü öğretmenleri olsam, onlara illa ki bir şeyler öğretmem gerekir, anne-babaları da değilim ki bu benim içimi çok rahatlatıyor. Geriye arkadaş olmak kalıyor. Öyle çocuklar var ki inanın, bakış ve tavırlarıyla sizlere bir şeyler öğretebilirler. İşte, bu çocuklar beni oldukça etkiler.

cuneyt_1

Modern pedagojiyle aranız nasıl? Geleneksel yöntemlerle modern pedagoji arasında nerede duruyorsunuz? Yazdıklarınızda hangisinin ağırlığı daha fazladır?

Pedagojinin, uzmanlarının alanı olduğunu düşünüyorum ve bu konuda söz söyleyerek hadsizlik etmekten kaçınıyorum. Yazıklarımı da asla belirli bir pencere ve çerçeveden değil, beni şimdiye dek beslemiş okumalarımdan ve hayat hikâyemden edindiklerimle yazıyorum. Ama bir bilgi meraklısı olarak hem modern hem klâsik öğretilerden faydalanmak gerektiğini düşünüyorum. Hem böylesi insanı her tür bağnazlıktan, tutuculuktan ve cehaletten de kurtarır, değil mi?

Bugünün yazarları kalıcı eserler bırakabilecek mi? Sizce çağdaşlarınızdan kim yüz yıl (yüz çok olduysa elli diyelim) sonra da okunur?

Bunu kimse bilemez. Hele isim vermek, Nostradamusluğa soyunmak olur. Ama konu edebiyat olunca şunu kesinlikle söyleyebilirim: yüzyıllara dayanmış eserlere ne diyoruz? Klâsikler.... Peki Klâsikler bunu nasıl sağlıyor? Çünkü kendilerini zenginleştiren, yeni eleştiri ve okuma imkânları sunan eserler de ondan. Hah, işte bu formüle uyan ne kadar çağdaş eser varsa iyimser bir şekilde yarınlara kalacaklarını umabiliriz. Daha somut bir örnek verecek olursam, Can Fırtına'nın 'Pardi Ne Dedi' adında kısacık bir hikâyesi var. Bu, katlanan bir kitap. Burada Pardi adındaki karakter, tüm köy halkının korkup çekindiği bir Andaolu kaplanı. Aslında özünde arkadaş canlısı bir hayvan. Ama bunu kimseler bilmiyor, o uzaktan gelen sesini ürpertici buluyorlar, onun resimlerini sağa sola asarak ona karşı dikkatli olmaları için halkı ve çocukları bilgilendiriyorlar. Buraya kadar güzel, değil mi? Bir çocuk okudu bu kitabı ve tahmin edin ne dedi? Şöyle demiş: Burada ne kadar üzücü bir yalnızlık var! Pardi, okuma yazma bilmediğinden, köyde gördüğü resimlerine bakarak insanların onu sevdiğini sanıyor ama halbuki insanlar, bu resimedeki hayvana karşı dikkatli olun, onu köye asla sokmayın diye o resimleri sağa sola asıyorlar. Ne üzücü... Yorumun güzelliğine bakar mısınız? Açıkçası bu kitabı ben de okudum. Ama asla böylesi trajik bir ayrıntı fark etmemiştim. İşte, diyebilirim ki çocuğu bu türden düşüncelere yönelten ve bu farklı bakış açılarıyla farklı anlamlar ve detaylar sunan yazar ve kitaplar, senelere direnebileceklerdir.

Yetişkin bir yazarın bugünkü çocuğun diline, düşüncesine sahip olması mümkün müdür, gerekli midir? Farklı kuşakların bağını koruyabilmek için dünyalararası bir köprüye mi yoksa tek dünyalaşmaya mı ihtiyaç var?

Roald Dahl, bir röportajında şöyle der: "Çocuk edebiyatı ciddi bir iştir. Başarmak için yeterince olgun ve büyümüş olmak gerekir." Bu bakımdan çocuğun dünyasına duyarlı, içindeki çocuğun farkında bir yetişkin, gereken malzemeye sahip demektir, diyebiliriz. Öte yandan, dijitalleşen, internetle tek bir küre haline gelen, postmodernizmin etkisiyle anlamını yitiren üst anlatılarla başkalaşan dünyamızda hâkim kültür ve dilin yanında yerel kültür ve dillerin korunması gerektiğini düşünüyorum. Bu farklılıkların varlığı ve tanıtımıyla birbirimizi değerli ve renkli bulabileceğimizi düşünüyorum. Yoksa dünya tek renkten ibaret olacak ve bu çok sıkıcı!

Günün şartları ve çocuk edebiyatının ticarîleşmesi sizi korkutuyor mu? Okumak bir lüks, yazarlar marka, okurlar müşteri olmaya doğru mu gidiyor? Giderse ne olur?

Herkesin bir idealist olduğu, sanat sanat içindir diye yeri göğü inlettiği gençlik dönemleri olmuştur. Ama insan büyüdükçe anlıyor meseleyi ve o dönemlerine bakıp şöyle bir gülümsüyor. Çünkü bulutların üzerinden inip gerçekleri görüyor. Evet, işin ticaret boyutu elbette var ve bu çok normal. Ama her şey mi? İşte burada evet, her şey, demek istemesem de durum bundan farklı görünmüyor. Bazı popüler vampir ve gizem kitaplarının imza günlerine rastlaşmışsınızdır fuarlarda. Hani şu uzun kuyruklar oluşturan sıralar... Hani diğer standdaki emektar yazarların anlamlı bakışlar attığı kalabalıklar... Hani şu bir günde binlerce lira kitap satışı yapılan etkinlikler... Ben, kitaba konu olan genç mankenin de imzaya geleceğinin duyurusu ile bir Justin Bieber konserine dönen fuarlar biliyorum. Bu ticarî bir başarı sağlıyor elbette. Ama ne denli ciddiye alınıyor ve edebî görülüyor? Edebiyat eleştirmenleri hakkında neler yazıyor ve yazmaya değer görüyorlar? Hepsi bir yana, bence dengeyi şöyle kurmak gerek: nitelik olarak edebî olan her eser, ne kadar ticarî ve popüler olursa olsun, sıkıntı değil. Sonuçta J. K. Rowling bir marka artık ama bu, Harry Potter'ı bir edebiyat eseri olarak değerlendirmeye engel teşkil etmiyor.

Sosyal medyada binlerce kitap değerlendirme hesabı var. Bunlar sizce okurları doğru yönlendiriyor mu, işe yarıyor mu? Kitap incelemeleri, değerlendirmeleri, eleştirileri noktasında neredeyiz? Takip ettiğiniz, çocuk kitaplarını değerlendiren bir mecra var mı?

Kitap değerlendiren sayfa ve hesaplar o kadar çok ki... Yetişmek mümkün değil. Bazısı saçmalıyor ama bazıları da işlerinin ehli. O yüzden tabii ki takip ettiklerim var. dediğim gibi Melike Günyüz, Nazlı Berivan Ak, Nermin Mollaoğlu, Metin Celal, Tülin Kozikoğlu, takip ettiğim değerli isimler arasında. Zaten yayınevlerinin sosyal medya hesaplarını takip etmeyi de gerekli buluyorum yeni çıkan kitaplardan haberdar olmak için. Yetişebildiğim kadarıyla... Tabii, bir de dergiler boyutu var bu işin ki edebiyat ve ve çocuk dergileri bambaşka bir dünya.


Yazar: A. Erkan AKAY - Yayın Tarihi: 22.06.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 24.06.2022 03:19
222

A. Erkan AKAY Hakkında

A. Erkan AKAY

1981 İstanbul doğumludur. İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. 2008 yılından bu yana Konya'da yaşamaktadır. İki evlat babası, iki evlat amcası, ikisinin de eniştesidir.

Spora, edebiyata ve küçükleri eğlemeye ilgisi çocukluğundan beri devam etmektedir. 2012-2020 yılları arasında Bilgin Atıcılık Spor Kulübü Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği, 2015-2020 yılları arasında Türkiye Atıcılık Federasyonu Teknik Kurul Başkanlığı, 2017-2020 yılları arasında Türkiye Olimpiyatlara Hazırlık Merkezleri Atıcılık Komisyonu Üyeliği ve İl Branş Sorumluluğu görevlerini yürüterek ulusal ve uluslararası düzeyde başarıya ulaşmış birçok sporcunun yetişmesine katkıda bulunmuştur. Destek AFAD gönüllüsüdür.

2017 yılında, kardeşinin bir hayali olan “Hayallerin Karın Doyursun” isimli kitaba katkılarından sonra, hep arzuladığı çocuk kitapları yazımının önü açılmıştır. Yayımlanmış sekiz çocuk kitabı bulunmaktadır. “Edebistan”, “Eğitim Her Yerde”, “Dilhane” gibi çeşitli sanal dergilerde deneme, makale ve şiirleri yayımlanmıştır.

Farkındadır ki her yazılan okunmaz ama okunanlar da ancak yazılanlardır. Yaşadıkça anlamını kaybeden sonsuz sözler arasından zarurî olanlara tutunuyor.

Dualarınızı bekler.

A. Erkan AKAY ismine kayıtlı 40 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 5 kitap bulunmaktadır.