Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Fatih Erdoğan, Söyleşi, A. Erkan AKAY

Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Fatih Erdoğan yazısını ve A. Erkan AKAY yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsin

Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Fatih Erdoğan

11.05.2022 09:00 - A. Erkan AKAY
Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Fatih Erdoğan

Sizi çocuklar için yazmaya yönelten nedir?

Aslında bilmiyorum. Biraz kendi çocukluğum olabilir. 70'li yılların öncesi. Kitaplara çok ihtiyacımız var ve hayatımızda çok önemli bir yer tutuyorlar. Eh, belki yazma yeteneğim (varsa) buna eşlik etmiştir. Ta en başından böyle gelişti; hiçbir zaman yetişkinler için bir roman yazayım vb isteğim olmadı. İlk kitabım ödül alıverdi ve bu da çocuk alanında kalmamı sabitleştirdi. Şimdi sürece, yani 40 yıla, baktığımda çocuk okurla kurduğum bağın güçlü olması belki başka ipuçlarının peşine de düşmem gerektiğini söylüyor sanki. Çocuk kitapları alanına epey emek vermiş olan büyüğümüz Ülkü Tamer'e arkadaşlarının "uzatmalı çocuk" diye takılması türünden bir şey kastetmiyorum. Yakın bir arkadaşım yıllar önce "senin çocukluğunda halledilmemiş bir şeyler var" dediğinde uzun uzun düşünüp yine de bulamamıştım ama belki söylediği doğrudur. Belki de çocuk okurumla çok iyi anlaşmış olmamdan yola çıkıp geriye inerek bir şeyler bulunabilir ama henüz bulmuş değilim. Teknik cevabım var tabii: Çocuk kitapları alanı benim ilgilenmeye başladığım yıllarda çok cılızdı ve boş gibiydi. Yazar olarak olmasa da yayımcı olarak neden bu alana girdiğimin cevabı bu olabilir.

Çocuklar için yazmanın yetişkinler için yazmaktan daha zor olduğuna inanıyor musunuz?

Şöyle söyleyeyim: Bu söz genellikle biz çocuk yazarları tarafından kendimize biçtiğimiz önemi/değeri vurgulamak için sarf ettiğimiz bir söz gibi. "Daha zor" demek biraz zorlama olabilir. Çocuk okur ile yetişkin okur arasındaki farktan söz ederek ilerleyebiliriz. Yetişkin okur bir kitabı çeşitli nedenlerle okur. Diyelim ödül almıştır, okur; herkes o yazardan söz ediyordur, okur; güncel bir konuya değiniyordur, okur; yeni bir üslup denediği söyleniyordur, okur. Sıkılsa da okur, bunalsa da okur, ilgisini çekmese de okur. Özetle, yetişkin okurun bir kitabı okuması için birçok gerekçesi olabilir. Oysa çocuk okur için durum farklıdır. Çocuk okur bir kitabı sadece ve sadece tek bir nedenle okur: İlgisini çekerse… İşte bu da çocuk yazarına illa ki "ilginç" yazmak gibi bir zorunluluğu dayatıyor. Yoksa okumaz çünkü.

Çocuklara hitap eden metinlerinizde "olmazsa olmaz"ınız nedir? Sizce yazma sürecinizde bu ölçütünüz değişebilir mi?

Bir önceki soruya verdiğim cevapta açıkladığım şey: İlginç olmak. Öncelikli olan bu. Bunu tamamlayan eklemeler yapılabilir ama hepsi aslında aynı kapıya çıkar. Mesela konunun çocuğun yaşam alanıyla bir bağı olması gerekir. Olmazsa ne olur? İlgisini çekmez. Buradan şu yanlış anlaşılmaya izin vermiş olmayayım: Çocuğa kendi alanından olmayan hiçbir şey anlatamayız demiyorum. Anlatabiliriz ama bir yerinden çocuğun dünyasına bir bağ kurdurmalıyız.

1 Çocuk edebiyatının ülkemizde ve dünyadaki gelişimini takip ediyor musunuz? Diğer yazarları okur musunuz? Gidişat nasıl?

Kırk yıl önce her yeni çıkan çocuk kitabını edinip okuyabiliyordum çünkü sayıca çok azdı. Bugün yine izlemeye çalışıyorum ama bu eskisi kadar kolay olmuyor. Kırk yıl önce yılda yaklaşık 6 bin çeşit kitap (çocuk yetişkin her tür kitap) yayımlanırken bugün bu sayı 75 bini aştı. Dolayısıyla, ancak eş dost veya sosyal medyada birileri dikkatimi çektiğinde edinip okuyorum. Tabii ki dikkate değer bir gelişme var. Bin şükür desem yeridir. Hemen hemen bütün yayınevleri çocuk kitabı yayımlıyor artık. Çoğunun ayrı bir çocuk kitapları departmanı ve editörlüğü var. Okullarda okul kitaplıkları çok gelişti ve özel okullarda eğitimli kütüphaneciler çalışıyor ve bu kütüphaneciler çocukların kitapla buluşma süreçlerinde dikkate değer çabalar harcıyor, kılavuzluk ediyorlar. Yani alan genişledi ve gelişti. Nitelik olarak yazarlarımızın çizerlerimizin üretimlerine gelince… Tabii ki iyi örnekler var (ve bunları dışarda bırakarak konuşuyorum) ama bunlar halen daha çok "dışardan" mülhem bir görüntü sergiliyor. Bir başka deyişle, "bizim" dışarıya ilham verecek eserlerimizin çoğalması için biraz daha zamana ihtiyacımız var gibi.

Yazarken edebî kurgu ve dile mi yoksa öğreticiliğe mi ağırlık veriyorsunuz? Sanat mı eğitim mi?

Çocuk edebiyatı kaçınılmaz olarak her iki alanın kesişim kümesinde yer alsa da, ben "sanat yapmayı" başarmaya çalışıyorum. Öğretmek eğitimcilerin, ana babaların işi, benim değil. Eğitimci değilim. Eğitimci olmak için gereken eğitimi almadım. Yani, "eğitmek" haddim değil. Kaldı ki ilgi duyduğum alan da değil. Yazmak, bir öyküyü, bir macera romanını kurgulamak benim zevk aldığım şey; onu yapmak istiyorum.

Çocuk edebiyatı hakkında genel kabul görmüş ama katılmadığınız klişeler var mı? Rahat olabilirsiniz biz bizeyiz.

Tabii ki var. Birçok kez yazıp çizdiğim şeyler. "Alt tarafı çocuk kitabı" adlı yazımı örnek vereyim en iyisi: https://www.fatiherdogan.com/alt-tarafi-cocuk-kitabi/

Çocuk kitapları yayıncılığında sizce en büyük eksiğimiz nedir? Bilgisayarda açtığınız boş dosyadan kitabınız okurun eline ulaşana kadar hangi basamak sizi en çok zorlar?

2

Hızlı maliyet artışlarını saymazsak, çocuk kitabının üretiminde bir sorun görmüyorum. Çok iyi editörlerimiz, sayfa tasarımcılarımız, çizerlerimiz vb var artık. Sorun kitabın üretildikten sonraki okura sunulma ve okura ulaşma sürecinde. Çocuk kitapları alanıyla çocukları yüzünden ilgilenmek zorunda kalmış ama kendileri kitap okuru olmayan, yani edebiyat okurluğunun hazzını tatmamış, çocuğuna sunulan çocuk kitabını eğitimin bir parçası olarak algılamakta ısrar eden (başka türlü olabileceğini bilmediği için) bir ebeveyn modeli var. Bunlar edebi bir kurguyla ders kitabı kurgusunu birbirinden ayırt edemediği için ikincisi için kullandığı cetvelle ilkini ölçmeye kalkıyor ve tabii "ölçü tutmuyor." Şaşırtıcı bir özgüvenle, sosyal medyadan yazarlara hadlerini bildirip onlara nasıl yazacaklarını "öğretiyor." İşte en zor basamak, hele sosyal medya dünyasında, bu basamak.

Yazdıklarınızla çocuklara erişebilmenin bir ön şartı var mıdır? Çocuk sevmek, çocuk sahibi olmak, çocuklarla iyi anlaşmak gibi.

Yapmaya çalıştığınız şey edebiyat ise tabii ki bunların hiçbiri gerekli değil, zorunlu hiç değil. Bir yazar çocukları sevmese de, hiç çocuğu olmasa da, çocuklarla iyi anlaşamasa da çok güzel çocuk kitapları yazabilir. Peki gereken nedir? Gereken çocukları ANLAMAK'tır. Yani okurunu tanımak ve anlamak.

Çocuk kitaplarında ne görürseniz sizi rahatsız eder? Çocuk hayatının da gerçeklerinden olan olumsuzluklarla kitabınızın içeriği arasındaki dengeyi nasıl belirlersiniz?

Sadece beni değil, çocuk okuru da rahatsız eden şeylerden söz edebilirim. Aslında her tür okur olarak bize bir şeyler anlatan, diyelim öyküsünü anlatan yazarın bunu anlatırken bir "art niyeti" olduğunu sezersek bundan rahatsız olur, kendimizi salak yerine konuyormuş gibi hissederiz. Öyküsünü anlatırken yazarın içtenlikten bir an bile sapması okuru kitaptan dışarı iter. Güçlü ve çok okunan yazarların sihri içten olmalarıdır. Çocuk edebiyatını çok iyi anlamamış yazarlarda çocuk okura yönelik gizlenememiş bir küçümseme, "çocuktur anlamaz" hissiyatı sinsice sırıtır. Oysa çocuk bizzat yaşadığı hayatın olumsuzluklarını nasıl omuzluyorsa onun ifade edildiği metni de sırtlanabilir.

Okuyan çocuğun daha iyi bir insan olacağına dair elimizdeki dayanak nedir?

Benim elimde böyle bir dayanak yok doğrusu. Yine de birkaç şey söylenebilir: İnsan hayatı esas olarak rutinlerden ve ara sıra bu rutinlerin bozulmasından ibarettir. Çocuk okula gider, okulda aynı sıraya oturur, teneffüste her zamanki arkadaşlarıyla zaman geçirir, aynı öğretmenlerin dedikodusunu yapar, aynı yoldan eve gelir, vb. Bu rutin arada bozulsa da genel resim çok fazla değişmez. Bir süre sonra bu aynılık, çocuğun beyninde de içinden hiç akarsu geçmeyen bir göl gibi kendi içinde bakteri kolonileri oluşturur ve küflenmeye, yosun biriktirmeye başlar. Bu küflenmeyi giderecek olan şey göle bir yerlerden temiz su akmasıdır. Güzel bir film, okulca gidilen bir tiyatro oyunu vb bu tür taze su akışları işlevi görür. Ama bu tür tazelenmelerin en kolay erişileni ilginç bir kitap okumaktır. Yeni bir kitap (ilgisini de çekmişse) tazeler, bakış açılarını genişletir, zihin sıkışmalarını ferahlatır, ruhu gevşetir, özgüveni artırır. Bunun iyi bir edebiyatla sağlandığını düşünürsek ve iyi bir edebiyatın insanlığın en yüce değerlerini hissettirdiğini varsayarsak, o zaman evet, edebiyat okumak insanı iyi insan yapar diyebiliriz. Ama bunu bir dayanak olarak sunabilir miyiz emin değilim. En azından çok kitap okumanın insanı kötü yapmayacağını söylemek yanlış olmaz.

Ebeveyn ve öğretmenlerin çocuk okumalarına katkısı gerekli veya yeterli mi? Çocuk bu konuda yönlendirilmeli mi, nasıl yönlendirilmeli, kitap nasıl seçilmeli ve okunmalı?

Her iki kategorinin önemini yadsımak zor. Amerikalı bir lise öğretmenim vardı. Her sabah ilk derse girdiğinde "Dün akşam bir kitap okudum" diye söze başlardı. Samimiydi ve bu sözleri bizi okuma yönünde olumlu etkilerdi. Aynı şekilde, "kitap insanı" ebeveynlerin olduğu bir ev, yani sehpanın üstünde okunmakta olan kitapların bulunduğu, çocuğun sık sık annesini babasını bir kitaba gömülmüş olarak izlediği bir ev mutlaka fark yaratıyordur. Benim için durum farklıydı. Annem de babam da kitap insanı değildi ama ben öyleydim. Dolayısıyla "çocuğun kitabı sevmesi anne babanın da sevmesine bağlıdır" diye bir şart ileri sürmek doğru olmayabilir. Ama anne babanın kitapları seven bir çocuğun önünü açma konusunda bir işlevi tabii ki vardır. Birlikte kitapçı gezmek, bazı kitapları birlikte okumak, okunan bir kitap üzerine (ödev yaptırır gibi değil) sohbet etmek. Öğretmenler (ki ellerinden geleni yapıyorlar zaten) sınıfta hoş bir kitaptan tadımlık bir iki sayfa okuyarak (ama ödeve dönüştürmeden) heves artırıcı yöntemler deneyebilirler.

Okurlarınızla buluşuyorsunuzdur. Hangi çocuk sizi heyecanlandırır? Çocuklardan beklentiniz nedir?

Tabii ki, işin ego tarafından bakarsak, "en çok sevilen, en çok okunan, en yakışıklı, vb" yazar olduğumuz söyleyen çocuklar bizi heyecanlandırır.:) Biz yazarlar okul ziyaretlerinde bu sözleri hep duyarız zaten. Çocuklar övgülerinde cömerttirler; okullarına gelen konuk yazarlarına şaşılacak hızla bağlanıverirler. Yazara sordukları soruların da yüzde 99'u klişe ve birbirinin benzeri sorulardır. Ancak arada bir, bir bakarsınız bu klişe ve cevaplarını artık neredeyse otomatik verdiğiniz soruların arasından sizi irkilten bir soru geliverir. Hiç düşünmediğiniz/beklemediğiniz bir sorudur bu. İşte bu tür bir çocuk beni heyecanlandırır. Bu duyduğum heyecan kendim için değil, o çocuk içindir. O çocuk için heyecanlanırım. O çocuğun geleceği için; o çocukta giderek büyüyecek farkın filizlerini şimdiden gördüğüm için, ömrüm vefa eder de o çocukla bir gün karşılaştığımızda birbirimizi unutmamış olduğumuzu birbirimize itiraf edeceğimizi bildiğim için…

Modern pedagojiyle aranız nasıl? Geleneksel yöntemlerle modern pedagoji arasında nerede duruyorsunuz? Yazdıklarınızda hangisinin ağırlığı daha fazladır?

Modern pedagoji bugün nerede bilmiyorum. Yazdıklarıma pedagojinin nasıl ve nereden sızabileceğini de bilmiyorum. Kitaplarımla ilgili bazı doktora tezlerinde aile içi ilişkiler, aile içi eğitim, eğitim kavramı vb konularında ipuçlarının bazen benim bilincim dışında kendilerini var ettiğini ben de öğreniyorum.

Bugünün yazarları kalıcı eserler bırakabilecek mi? Sizce çağdaşlarınızdan kim yüz yıl (yüz çok olduysa elli diyelim) sonra da okunur?

3

Bunu bilemem. Bence kimse de bilemez. Elli yıl önce en çok okunan, mesela Tuğcu bugün o kadar okunmuyor. Bu örnek üzerinden gidelim: Tuğcu 60'lı, 70'li yılların köyden kente geçişin hızlandığı (ama hȃlȃ toplumun yüzde 40'ının köylerde yaşadığı bir toplumda) yoksul, yetim, öksüz, sahipsiz çocukların nasıl hayata tutunduklarını ve "öğretmen veya zabit" olmayı başardıklarını anlatarak onlara umut veren romanlar yazıyordu. Bugün toplumun yüzde 80'i kentlerde yaşıyor artık. Tuğcu'nun çocuklarının yerini bambaşka çocuklar, o günün sorunlarıyla karşılaştırıldığında neredeyse kaotik bir sorunlar dünyası aldı. Tuğcu tabii ki bugün artık okunmayacak, tıpkı geleneksel Türk filmlerinin artık izlenmiyor oluşu gibi. Peki bugünkü yazarların elli ya da yüz yıl sonraya kalabilmesi mümkün olabilir mi, böyle bir şey nasıl olabilir? Kısa cevap: Sanmıyorum. Uzun cevap: Dünya çocuk edebiyatında, özellikle anglosakson ülkelerin edebiyatında klasik olmuş bazı kitaplar var. Hatta küçük çocuklara yönelik öyle kitaplar var ki bugün batı ülkelerinin kitapçılarında baş köşedeki yerlerini ısrarla korumayı sürdürüyor. Sendak'ın Where the Wild Things Are (1964), Carle'ın Aç Tırtıl (1969) bunlardan sadece ikisi. Heinrich Hoffmann'ın Struwwelpeter'i ise 1845'ten beri kitapçı raflarında. Örnekler çoğaltılabilir ama sorunuz daha çok "bizden" böyle örnekler olup olmadığı veya geleceğe kalabilecek çocuk edebiyatı eserlerimizin olup olmayacağı. Yukarda verdiğim örneklerden ilkinin ciddi bir psikolojik arkaplanı var. İkincisi ise küçük çocukların gelişimleriyle doğrudan bağlantılı olarak sıralama, sayma, haftanın günleri, değişim, başkalaşım vb özellikle taşıyor. Sonuncu kitabı saymıyorum çünkü halen varlığını sürdürmesini bir dönemin eğitim anlayışını karikatürize eden kült bir eser olmasına borçlu. İlk ikisine bakınca bunların güncelin dışında bir temaya sahip olmaları öne çıkıyor. Bu nedenle de kalıcı olmaları anlaşılabiliyor. Dahl'ın Matilda'sı için de benzer bir yaklaşımla kalıcı olacağı kehanetinde bulunulabilir: Eğitim sisteminin temelden eleştirisi. Kendi çocuk edebiyatımıza bu gözle bakarsak, okuma şansına eriştiğim kitaplarımıza bakarak ben böylesine bir kalıcılık vaat eden çok fazla bir eser göremiyorum, ki bu normal. Daha gerçekten işin başındayız. (Henüz görmediğim + okumadığım + doğru değerlendiremediğim + değerini anlamadığım eserler var olabilir, benim eksikliğimdir.)

Yetişkin bir yazarın bugünkü çocuğun diline, düşüncesine sahip olması mümkün müdür, gerekli midir? Farklı kuşakların bağını koruyabilmek için dünyalararası bir köprüye mi yoksa tek dünyalaşmaya mı ihtiyaç var?

Dil konusu biraz yaş grubuyla bağlantılı. Örneğin ben lise yaş grubuna kitap yazmayı aklımdan bile geçirmem ve bunun tek nedeni sadece dil değil ama dilin de ağırlıklı bir yeri var. 13-14 yaşlarına kadar çocukların dili anne babalarının ve öğretmenlerinin dilinden çok fazla ayrışmıyor. Onlara kendi dilinizde yazabiliyorsunuz. Fakat odaklarının anababalarından arkadaşlara kaydığı dönemde kullandıkları dil de değişiyor, özelleşiyor. Kendi aralarında oluşturdukları jargon onlara daha yakın/anlaşılır geliyor ve o jargon dışından gelen iletişim çabaları iletişim sağlamıyor. Bu işin sadece dil tarafı. Durum bununla sınırlı değil. Toplum hızlı dönüşüyor. Sosyal medya, dijital iletişimin anlık ulaşılabilirliği insan ilişkilerini, hayata bakış tarzlarını aynı hızda çeşitlendiriyor ve ana babalar (ve tabii yazarlar) bu hıza çoğunlukla ayak uyduramayabiliyor. Diyelim yazdığınız bir gençlik romanındaki kahramanların önüne nihai hedef olarak "evlenip yuva kurmayı" koyduğunuz zaman, bugünkü genç okuru yakalamanıza imkȃn yok. Yani sadece dil olarak değil, düşünce olarak da olası okurunuzun ilgi alanının dışında kalmış oluyorsunuz. Peki, bu hiç mi mümkün değil? Yani bugünkü çocuğun diline ve düşüncesine hiçbir koşulda sahip olamaz mısınız? Bunu söylememem. Özel bir uğraş alanı olarak seçilebilir. O yaş grubu üzerine okumalar yapılabilir. O yaş grubuyla zaman geçirilebilir vb. Yani hedef olarak belirlenirse olur. Sorunuzun ikinci kısmındaki "Tek dünyalaşmak" nasıl mümkün olabilir bilmiyorum. Ama iyi edebiyat metinleri üzerinden "dünyalar arası köprülerin" oluşturulması mümkündür ve zaten (iyi) edebiyat böyle bir şeydir.

Günün şartları ve çocuk edebiyatının ticarîleşmesi sizi korkutuyor mu? Okumak bir lüks, yazarlar marka, okurlar müşteri olmaya doğru mu gidiyor? Giderse ne olur?

"Ticarileşme"den kastedilen nedir iyi anlamak lazım. Çocuk edebiyatının çocuğa sunulması süreci ticari kanallar üzerinden yürümek zorunda zaten. Yani ticaret yayımcılık kılığına girmiş olarak en yakın paydaşımız. Tabii kastedilen, edebi niteliğin para kazanma güdüsünün gerisinde kalması. Bunun önünü nasıl geçilebileceğini bilmiyorum. Örneğin, bir dönem Milli Eğitim Bakanlığı, tabii ki ilgili akademyanın desteğini alarak diyelim Çoklu Zekȃ diye bir kavram geliştiriyor. Buraya kadar güzel. Sonrasında işler ister istemez ticarileşiyor. Satış kaygısı bu kavram üzerinden hızlı bir üretim patlamasına neden oluyor ve nitelikli niteliksiz birbirine karışıyor. Benzer bir süreç daha sonra mesela Değerler Eğitimi kavramı üzerinden yaşandı ve dahası da gelecekte yine yaşanacaktır. Bu bir yanıyla olağan bir süreç ve korkacak bir şey yok. Üzerine titrememiz gereken şey iyi edebiyata ne olduğu. Bütün bu Milli Eğitim'in talepleri doğrultusunda ki hızlı üretimler gelecekte de olacak, çünkü bunlar aslında eğitimin bir parçası olarak ortaya çıkıyor. Oysa edebi bir eserin bununla ilgili zaten en baştan olmamalı. Böyle eserler ortaya çıkmıyor değil, çıkıyor ama eğitime yönelik üretimin uğultusundan bunlar gözden kaçıyor.

Sosyal medyada binlerce kitap değerlendirme hesabı var. Bunlar sizce okurları doğru yönlendiriyor mu, işe yarıyor mu? Kitap incelemeleri, değerlendirmeleri, eleştirileri noktasında neredeyiz? Takip ettiğiniz, çocuk kitaplarını değerlendiren bir mecra var mı?

Bize sık sık "kitap örneklerinizi gönderin, Instagram'daki hesabımdan tanıtayım" talepleri geliyor. Bunların bazıları sadece (çocuklarının) kitaplıklarını zenginleştirmek isteyenler. Yani bedava kitap… Üstelik yaptıkları tanıtım da yayınevinin tanıtım cümlelerini aynen kopyalamaktan ibaret. Yani harcadıkları bir çaba bile yok. Daha önemlisi, belli bir değerlendirme ölçütleri de yok. Kolay yolu seçiyorlar; takipçisi çok olanı bir daha vurgulamak. Güvenli. Böylece berbat bir kitap dillere destan olabiliyor. Bir zamanların değerli kitap eklerinin işlevini şimdi bunlar tüm bilgisizlikleriyle üstlenmiş durumdalar. Bu kitap eklerinde en azından kitaplar hakkında yazı yazan insanlar belli bir editoryal denetimden geçerdi. Şimdi öyle bir şey yok.


Yazar: A. Erkan AKAY - Yayın Tarihi: 11.05.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 06.05.2022 19:12
357

A. Erkan AKAY Hakkında

A. Erkan AKAY

1981 İstanbul doğumludur. İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. 2008 yılından bu yana Konya'da yaşamaktadır. İki evlat babası, iki evlat amcası, ikisinin de eniştesidir.

Spora, edebiyata ve küçükleri eğlemeye ilgisi çocukluğundan beri devam etmektedir. 2012-2020 yılları arasında Bilgin Atıcılık Spor Kulübü Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği, 2015-2020 yılları arasında Türkiye Atıcılık Federasyonu Teknik Kurul Başkanlığı, 2017-2020 yılları arasında Türkiye Olimpiyatlara Hazırlık Merkezleri Atıcılık Komisyonu Üyeliği ve İl Branş Sorumluluğu görevlerini yürüterek ulusal ve uluslararası düzeyde başarıya ulaşmış birçok sporcunun yetişmesine katkıda bulunmuştur. Destek AFAD gönüllüsüdür.

2017 yılında, kardeşinin bir hayali olan “Hayallerin Karın Doyursun” isimli kitaba katkılarından sonra, hep arzuladığı çocuk kitapları yazımının önü açılmıştır. Yayımlanmış sekiz çocuk kitabı bulunmaktadır. “Edebistan”, “Eğitim Her Yerde”, “Dilhane” gibi çeşitli sanal dergilerde deneme, makale ve şiirleri yayımlanmıştır.

Farkındadır ki her yazılan okunmaz ama okunanlar da ancak yazılanlardır. Yaşadıkça anlamını kaybeden sonsuz sözler arasından zarurî olanlara tutunuyor.

Dualarınızı bekler.

A. Erkan AKAY ismine kayıtlı 30 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 5 kitap bulunmaktadır.