Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Yücel Feyzioğl, Söyleşi, A. Erkan AKAY

Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Yücel Feyzioğlu (1.Bölüm) yazısını ve A. Erkan AKAY yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizde

Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Yücel Feyzioğlu (1.Bölüm)

06.07.2022 09:00 - A. Erkan AKAY
Çocuk Edebiyatına İçeriden Bir Bakış: Yücel Feyzioğlu (1.Bölüm)

Sizi çocuklar için yazmaya yönelten nedir?

İki sebebim var. Önce birinciyi anlatayım. Çocukluğumdan bir anı: Bizde "Dört Kafadar" adıyla harika bir masal var, şöyle başlar: "Bir eşek varmış: Gözleri halka halka kara, kulakları dik, sırtı ala. Bahçede karnını doyurup küllüğün üstüne çıkmış. Küllerin üstünde bir güzel yuvarlanıp anırmış. Derin derin düşünceye dalmış: 'Acaba beni sevip sayan var mı bu dünyada?' Bu düşünce aklına takılmış. Olur a! Kimin aklına takılmaz? Tanıdıklarını bir bir sayıp, tırnağını katlamış, ama onu seven birini bulamamış. 'Hep eşeklik yaptın, kimseye sıcak davranmadın, arkadaşsız kaldın,' diye kendi kendini azarlamış. 'En iyisi arkadaş bulup iyilik yapayım, şanım kalsın,' diye karara varıp sefere çıkmış..." Gide gide bir koça raslamış, koçun da sırtı ala, gözleri kapkara, "gel arkadaş olup çıkalım yola!" demiş, sonra bir horoz bir de kirpi bulmuşlar, başlamış macera..."

Bu masalı ben ilkokul dördüncü sınıfta iken babamdan dinleyip defterime yazmıştım. İleride kitap olacağını aklımın ucundan bile geçirmiyordum. Ama Bremen Mızıkacıları Türkçe kitabımızda vardı. Onu da sevmiştim, bizim Dört Kafadar'a benziyordu. Masalın altında Grimm Kardeşler yazıyordu. Öğretmenime gösterip, 'Bu Grimm yanlış yazılmış, Türkçede böyle isim olmaz' demiştim. O da gülümseyip 'Bu bir Alman adıdır' diye cevap vermişti. 'Peki Bizim Dört Kafadar'ı neden bu kitaba yazmamışlar?" diye sormuştum. 'Bilmiyorum' demişti. Aşağılık duygusuna kapılmıştım. İşte çocuk edebiyatına yönelmemin bilinçaltındaki en etkili sebebi bu olsa gerek. Masal derleme sürecinde Dört Kafadar'ı Göktürk ve Uygur masalları arasında bulup heyecana kapılmıştım. Nereden nereye? 1200-1500 yıl önce yaratılan bir masalı babam bana anlatmıştı. Asena adlı kitabımda masalı yayınladım (DOĞUBATI Yayınları). "Bremen Mızıkacıları"ndan çok çok eskidir.

asena

İkinci sebep: 1972 yılında Almanya'da dil kurslarına başladım. Almanlar dil öğretirken tarihlerini de öğretiyorlar. Orada çok ilginç bir hikâye öğrendim. 1800 yıllarında Almanya beylikler halinde yönetiliyormuş. Hiç bir bey öteki bey ile anlaşamıyor. Herkes kendini daha akıllı ve yurtsever sayıyor. En önemlisi de aralarında kültür ve duygu birliği zayıf. Napolyon Almanya'yı işgal ediyor. Alman aydınları bu yenilgiyi kendilerine yediremiyorlar. Beethoven'nin 9. senfonisi bu işgale isyandır (Şu kaderin cilvesine bakın: 9.senfoni şimdi Avrupa Birliği Milli Marşı). Ayrıca bu aydınların başında Wilhelm von Humbolt, Grimm Kardeşler, Schiller, gibi büyük isimler var. O zaman masallar, destanlar derleniyor, dil çalışması yapılıyor. Grimm Kardeşler'in derleyip yeniden yazdıkları masallar 1812 yılında yayımlanıyor. Schiller'in milli bilinci uyandıran coşkulu şiirleri yayımlanıyor... Her kitap sık sık yeni baskı yapıyor, çocuklara ve gençlere ulaştırılıyor. Bu ortak kültürle büyüyen çocuklar 36 yıl sonra 1848'de Almanya ortak meclisini ilk kez kurabiliyorlar. 1872 yılında da Beyliklerin birleşmesiyle Birleşik Federal Almanya doğuyor. Bu olaydan yüz yıl sonra hikayeyi ben öğreniyorum, zihnimde bir ışık parlıyor. Biz de bölünmüşüz. Ruslar bütün Türk yurtlarını işgal etmiş. Azerbaycandan Yakutistana, Tataristandan Altaylara kadar hepsini. Kültürüne bile el koymuş. (Sizin bir yazınızda sözünü ettiğiniz Ayaz Ata masalı da Rus değil, Sibirya Türkleri'nin masalıdır) Türkiye içinde de İslamcı Laikçi olarak bölünmüşüz. Kimse kimseyi dinlemiyor. Demek ki bizde de ortak kültürümüzün ürünlerini çalışıp çocukların önüne koymalıyız diye düşündüm. Bu iş tam bana göre dedim. Çünkü çocukluğumda köklü bir masal kültürü almışım. Belki züğürt tesellisi diyeceksiniz ama hayalini kurmak bile heyecan vericiydi. Çocuk edebiyatı için yola çıkmamı tetikleyen ikinci sebep bu oldu.

Hocam "Ayaz Ata" masalı Salt Okur'un Dünya Masalları Serisi'nde 'Rus Masalları' derlemesinde yer alıyordu ve ben de o kitap hakkında bir değerlendirme yazısı yazmıştım. İlgili kısımda masalın bize ait olduğunu bildiğim için heyecanlandığımı da belirtmiştim. Dolayısıyla haklı uyarınızı kitabın yayıncısına iletmiş olalım; derleyicinin muhtemelen vakıf olmadığı bu bilgiyi bundan sonraki baskılarda bir dipnotla da olsa okura hatırlatmasını umalım ve devam edelim. Çocuklar için yazmanın yetişkinler için yazmaktan daha zor olduğuna inanıyor musunuz?

Evet inanıyorum. Yazdığınız çocuğun ilgisini çekmezse kitabı atıp gider, büyükler ise en karmaşık en anlamsız cümlelerinizi "yahu bu yazar ne demek istiyor" diye devam edebilir, orada bir keramet arayabilir. Hatta İsveç'te bazı yayınevleri şöyle bir kural uyguluyormuş. Rahmetli Mehmet Uzun'dan dinlemiştim: Bir roman yazıp yayınevine götürdüğünüzde "çocuklar için ilgi görmüş bir kitabınız var mı?" diye soruyorlarmış.

Çocuklara hitap eden metinlerinizde "olmazsa olmaz"ınız nedir? Sizce yazma sürecinizde bu ölçütünüz değişebilir mi?

Çocuklara yazarken "olmazsa olmazım" elbette var ve değişmez: O da çocukların samimiyetime yürekten inanmalarını sağlamak. Bunun için de bir çok anılarım var ama iki örnek vermek isterim: Bir Ankara okulunda kitap okuma günündeydim. Bir kız çocuğu bir kitap imzalattırdı, bir iki saat sonra geldi, "ben bu kitabı çok sevdim, bir tane daha imzalattıracağım" dedi alıp gitti, akşama kadar okuldaydım, onu da okuyup geldi, bir tane daha istedi. Merakla sordum: "Bu kitaplarda senin ilgini çeken nedir?" Çok ilginç bir cevap verdi: "Siz çocuklara kendi sırrınızı anlatıyorsunuz, bu benim hoşuma gidiyor." İkinci örnek de şöyle: Sakarya-Karasu ilçesinde masal etkinliğim vardı. Etkinlik bitti, "Sorularınız var mı?" dedim. Tabii soru çok, ama bir çocuk: "Ben sahnede size iki soru sorabilir miyim?" dedi. "Elbette, buyur," dedim, mikrofonu uzattım, "Hayır kulağınıza soracağım," dedi. Eğildim, "sizi öpebilir miyim?" "Tamam, ikinci sorun ne?" dedim. "Saçlarınızı neden beyaza boyadınız?" "Boyamadım çocuğum, yaşlanıyorum artık. "Kandırmayın beni, siz yaşlı değilsiniz ki!" Bütün kitaplarımda bu samimiyeti sağladım mı bilemiyorum ama bunu başarmaya çalıştım. Diğer "olmazsa olmazımı" aşağıdaki 5. soruda cevaplandıracağım.

Çocuk edebiyatının ülkemizde ve dünyadaki gelişimini takip ediyor musunuz? Diğer yazarları okur musunuz? Gidişat nasıl?

Sizin de hakkında yazılar yazdığınız dünya masallarını okudum. Onların önemli bir kısmını başarılı yazarlar ele almış, böyle olunca güzel eserler çıkıyor. Türkiye'de ve dünyada çok başarılı çocuk edebiyatçıları var. İki yıl öncesine kadar onları izliyor, okuyor, onlardan daha farklı, daha özgün nasıl yazabilirim diye kaygı gösteriyordum, fakat son iki yıldır izlemiyorum. Bunun da iki nedeni var, birincisi: "Kardeş Masallar Projesi" bitti, Anadolu'dan Yakutistan'a, Sibirya'dan Uygurlara 24 Türk halkından derleyip yeniden yazdığım masallar 32 kitapta tamamlandı, yayınlandı (DOĞUBATI ve YKY). İçeride ve dışarıda Cengiz Aytmatov ödülü dahil bir dizi ödül aldı. Hem radyo-TV konuşmalarımda hem de basılı yayın söyleşilerimde hep bu zengin kültürü anlattım. Böylece masalı son 17 yılda ülkemizde alabildiğine güncelleştirmiş olduk. Avrupa Konseyi ile MEB "İnsan Hakları Yurttaşlık ve Demokrası" ders kitabını bu masallarla yazmamı önerdi. Yazdık. Kitap 3.1 milyon basıldı, çok büyük ilgi gördü, 2016 yılında ülkemizin en sevilen ders kitabı seçildi. Bakanlık 20 bin masal anlatıcısı öğretmen yetiştirme kararı aldı. Tabii bu arada masal hemen başarılacakmış kolaycılığına kapılanlar da çok oldu, yani modaya uyanlar. Bunlardan dinlediklerim ve masallarını okuduklarım arasında çok cılız olanlar var. Hani Şeyh Şamil bir gün şiir yazmayı yasak etmiş. "Hocam, ne yapıyorsun, şiir yasak edilir mi?" diye soranlara: "Eh, asıl şairler zaten yasak dinlemez, ben şair diye ortada dolaşanları yasak ettim, onlar da ortalıktan çekildiler," diye cevap vermiş ya, bizim böyle bir yasak koymaya hakkımız yok. Ama bu modanın da olumlu bir yanı var bence. Okur başarılı ve has olanları seçecek diğerleri bir işlev görüp çekilecekler.

İkinci nedenim ise şu: Masal derleme sürecinde çarpıcı bir hikâye keşfettim. Harran'da (Urfa) 789 yılında doğan Ali bin Nafi (Ziryab) adında dahî bir çocuk Bağdat Harun Reşid Müzik Okuluna alınıyor ve hocası İshak el Mavsilî'den bile başarılı oluyor (Mavsilî, 1001 Gece masallarında 'ut onun kolunun uzantısı gibiydi' diye anlatılan müzisyendir). Ziryab 20 yaşında karısından zorla koparılarak sürgün ediliyor. O da Kuzey Afrika'da konserler vererek 822 yılının bir mayıs günü Endülüs'e çıkıyor. Kız ve erkek çocukların karma okuduğu Avrupa'nın ilk okulunu o açıyor. Rönesansa giden ilk basamak bu okuldur ve pek bilinmez. Bu okul dönem dönem kapanmış olsa bile hep açık olmuş, bugün "Cordoba Ziryab Koservatuvarı" olarak eğitim vermeye devam ediyor. Ziryab, Emir 2. Abdurrahman'ın başdanışmanı olmuş. Bugün bile dünyayı etkileyen çalgı ve oyunun mucidi o. Bu hikâye beni çok sardı, 2013 yılından beri Mezopotamya'dan Endülüs'e Ziryab'ın gittiği her kente gittim, girdiği her mekanı aradım, notlar aldım, her yüz yılda adam hakkında çeşitli dillerde araştırma yazıları yazılmış, onları derleyip çevirttim, okudum, son iki yıldır da romana çalışıyorum, roman 4 Mayıs 2022 günü bitti, ben de gönül rahatlığı ile sizin bu soruları cevaplandırıyorum. Çocuk edebiyatına tekrar döneceğim.

Yazarken edebî kurgu ve dile mi yoksa öğreticiliğe mi ağırlık veriyorsunuz? Sanat mı eğitim mi?

Bu soru hâlâ soruluyor mu ülkemizde? Dil, figürler, konu, sahne, atmosfer, merak öğesi... Hepsi ciddi bir kurgu içinde anlatılırsa edebiyat bütün işlevlerini yerine getirebiliyor. Örneğin çocuk edebiyatı olarak ele alalım:

Çocukta "gelecek düşüncesi"nin sistemleşmesine, "Nedensel düşünce"nin gelişmesine, "Esnek düşünce"nin, "Soyut düşünce"nin, "Mantıklı düşünce"nin, "Eleştirel düşünce"nin, "Yaratıcı düşünce"nin gelişmesine ve "Sistemli düşünce"nin kurulmasına masallar yardım ediyor, çocuğun olgun insana dönüşmesini sağlıyor. Başka daha bir yığın işlevi var.

٭ Dili geliştiren bir araç olarak işlevi

٭ Ortak anı yaratma işlevi

٭ Çocuğun bağımsızlığını kazandırma işlevi

٭ Gelenek ve töreleri aktarma işlevi

٭ Çocukları olumsuzluklara karşı uyarma işlevi

٭ Hayal gücünü besleyip yaratıcı yeteneği geliştirme

٭ Anlamlı yaşam için işlevi

٭ Karamsar değil, iyimser insanı yetiştirme

٭ Çirkinin içindeki güzelliği keşfetme

٭ Beyinsel potansiyeli geliştirme işlevi gibi...

0001890312001-1

"Masallar Bize Ne Anlatır?" adlı kitabımda 40 işlevini yazdım masalların. Başkaları bu sayıyı daha iyi bir gözlemle yüze de çıkarabilir. Bu işin tek şartı var. Gerçek sanat yasallığı içinde samimice yazıp yaratmak. Yoksa Endülüs efsanesinde olduğu gibi kafası olmayan ama dörtnala nereye gideceğini bilemeyen ata benzer yazdıklarımız.

Çocuk edebiyatı hakkında genel kabul görmüş ama katılmadığınız klişeler var mı? Rahat olabilirsiniz biz bizeyiz.

Hem de çok klişe var. Bunları dile getirerek düzeltebileceğimiz kanısında değilim. Çünkü bu tip klişeleri kullananların okumadıklarını da fark ettim. Cevap, 3. ve 5. sorularınızda kısmen verilmiştir.

Çocuk kitapları yayıncılığında sizce en büyük eksiğimiz nedir? Bilgisayarda açtığınız boş dosyadan kitabınız okurun eline ulaşana kadar hangi basamak sizi en çok zorlar?

Çocuk kitapları yayıncılığında eksikleri araştırmış değilim. Kitap yazarken ilk zorlandığım kurgudur. Her konu her mekan için aynı kurguyu kullanamıyorsunuz. Masalı veya hikayeyi kurguladıktan sonra ikinci zorluğum bol ayrıntı not etmektir. Bu ikisini başardıktan sonra kolay yazıyorum. Gençken yayınlanması, okura ulaşması çok daha zordu. Her genç bu zorluğu yaşıyor.

Yazdıklarınızla çocuklara erişebilmenin bir ön şartı var mıdır? Çocuk sevmek, çocuk sahibi olmak, çocuklarla iyi anlaşmak gibi.

Üçüncü soruda cevap verdim: Samimiyet! Ama şunu da ekleyeyim: Çocuğu birçok yönüyle iyi gözlemek, iyi tanımak zorundadır yazar. Bu da sevgiyle, ilgiyle ve çocuk psikolojisini anlamakla mümkün. Yoksa nasıl esinlenebilir insan? Torunum tutturdu "ben aynı çorabı giyinmem". İnatla farklı renkte çoraplar giyindi, ben de "iyi yapıyorsun," dedim. Çocuk yuvasında buna güldüler. "Aaa, yanlış çoraplı!" O da onlara güldü: "Aaa, aynı çoraplı. Benimki daha güzel renk renk..." Bu atışma bir hafta devam etti, eğitmenler de sordu "neden aynı çorabı giyinmiyorsun?" "ben böyle seviyorum," diye cevap verdi. Sonra başka çocuklar da farklı çoraplarla gelmeye başladılar. Şimdi hepsi farklı çoraplar giyiniyor. Yani adam üç yaşında bir değişim yarattı. Yahu gel de çocuğu gözleme, gel de bunu yazma!

Çocuk kitaplarında ne görürseniz sizi rahatsız eder? Çocuk hayatının da gerçeklerinden olan olumsuzluklarla kitabınızın içeriği arasındaki dengeyi nasıl belirlersiniz?

Çocuk dünyasını anlamayan, kurgusuz, kaba bir dilden, fantazisi olmayan, simgelerden yoksun metinlerden çok rahatsız olurum. "Masal ve hikâye" diye çırpıştırılmış, kendi parasıyla bastırıp "yazar ve şair" geçinenlerden çok rahatsız olurum. Eğer fantaziniz ve yeteneğiniz varsa, sabırla çok iyi kitap yazabilirsiniz. Her yayınevi iyi kitap arayışındadır. Orada basılırsa önemlidir. Sorunun ikinci bölümüne gelince, simgelerle siz çocuk hayatındaki olumsuzlukları çok iyi anlatırsınız ve bu da gereklidir. Hayatın kendisi zaten gül bahçesi değil, dikenlerle doludur. O dikenleri anlatmazsanız, kendini koruyamayan, hatasından ders çıkarmayan bir kuşağı yetiştirmiş olursunuz. Bu konuda da çok cesur olmak gerekir, yoksa eğitim ve sanattan anlamayan, yazar olmayan bir yığın "çok bilmişler" çok müdahaleci oluyor, onlara da göğüs germek gerekiyor.

Okuyan çocuğun daha iyi bir insan olacağına dair elimizdeki dayanak nedir?

Somut örnekler dayanaktır. O örneklerden başlayayım: Masal anlatıcılığına 1974 yılında, masal yayınlamaya 1979 yılında Frankfurt'ta öğretmenliğim sırasında başladım. 40 yıldan beri gözlemlerim var: 1974'de Almancam zayıftı. Alman ders proğramını bilmiyordum, bizim ders programı oradaki koşullara uygun değildi. Çocuklar Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden yeni gelmişlerdi. Almancayı bilmiyorlardı, Anadillerini de bozuk bir Türkçeyle konuşuyorlardı. Büyük çoğunluğu anadan ya da babadan ayrı büyümüş ve sorunluydular. Alman toplumuna uyum sağlamış değillerdi. Hem onlar hem de ben derin bir kültürel şok yaşıyorduk. Derste çeşitli yöntemler deniyor başarılı olamıyor, "otoriter!" ders işlemek de istemiyordum. Masalları anlatmaya başladım. İlgi arttı. Çocuklara bildikleri masalları anlatmalarını söyledim. Derme çatma şeyler anlatıyorlardı. Bazı çocuklar Keloğlan'ı birlikte getirmişler, kendi yaşamlarına uyarlamışlardı. Günlük sorunlarını, içsel ve toplumsal çatışmalarını Keloğlan üzerinden anlatıyorlardı. Almanca anlamadığı için Keloğlan'ın başına gelmeyen kalmıyor, bazen komik, bazen acıklı duruma düşüyordu. Bu buluş, çocukların müthiş yaratıcılığıydı. Masalın çocuklar üzerindeki sihirli gücünü kullanmaya başladım:

"Keloğlan bu uzak ülkede çalışan babasını çok özlemiş, eşekle gitmeyi göze alamadığı için Kartal Abi'den rica etmişti. Serüvenli yolculukları böyle başlamıştı. Bulutların arasından geçip, gümrüğe varmışlar, ancak dil engeline takılmışlardı. Polisler: "Sınırdan giremezsiniz!.." demişti... Acaba Keloğlan babasına kavuşacak mıydı? Macera tutmuştu..."

Bu masal dizisini 1974-79 yılları arasında çocuklarla birlikte sözlü olarak yarattık. Fakat klasik eğitim yöntemlerine alışmış olan bazı veliler, "Bu öğretmen ders yapmıyor, hep masal anlatıyor" diye beni Frankfurt (milli)[1] eğitim müdürlüğüne şikayet ettiler. Eğitim müdürü teftişe geldi. Ben, bulduğum yöntemden o kadar emindim ki masala devam ettim. Teneffüs zili çalınca, çocuklar: "Devam devam" diye tempo tutmaya başladılar. Eğitim müdürü: "Çok ilginç! Bu metodu Prof. Bruno Bettelheim'dan mı öğrendiniz?" diye sordu, bozuldum. "Hayır! Ninemden öğrendim," dedim. "Kızmayın," dedi. "Masalla ders yaptığınızı duyunca bir araştırma yapıp Prof. Bettelheim'in kitaplarına ulaştım. Tam da sizin uyguladığınız bu metodu bütün öğretmenlere o öneriyor. Toplantılar düzenleyelim, Alman öğretmenlere bu metodu gösterin lütfen, anlattığınız bu masalları da kitaplaştırın," deyip gitti. Benim altı ayda bir uzatılan sınırlı iş sözleşmemi "süresiz sözleşme"ye çevirdi. Bu masallar 1979 yılında kitaplaştı. Bütün Almanya'dan masal etkinlikleri için davet almaya başladım. Prof. Rupp bu çalışmayı mercek altına aldı. 1990 yılında Lübeck'te yapılan Almanya Eğitim Kurultayında analizlerini bildiri olarak sundu ve kültürlerarası derslerde daha çok masal kullanılması kararlaştırıldı. Ne yazık ki Türkiye'yi etkilemesi daha geç oldu.

Yarattığı etkiyi 40 yıldır yakından gözlediğim bu masalı birazcık analiz edersem, masalın rolü daha iyi anlaşılacaktır.

* Yarattığımız bu çağdaş masalda Türkçenin melodisini kullandık ki; çocuklar bu melodiye sıcaklık duysunlar. "...ana ana, can ana, bu canım sana kurban ana, bırak gideyim, babamı bulayım, bulup öpeyim, alıp geleyim..." gibi dil estetiği.

* Keloğlan, çocuk edebiyatımızın en ünlü kahramanıydı. Kartal Abi yeni bir öge olmakla birlikte Keloğlan'a pek yakışmıştı. Uçağa denk düşen bu simge çocukların hayal dünyasıyla örtüşüyordu.

* Keloğlan tek saçını anten gibi çekip uzaklardan haber alabilen sihirli bir güce sahip olmuştu.

* Masalda çocukların duygusallıkları ile örtüşen Keloğlan'ın babaya olan özlemi vardı.

* Kartal bulutların arasından geçerken Keloğlan ıslanıyor ve bulut ile yağmurun oluşumunu kartaldan öğreniyordu. Ve bir çok zorlu engeli aşarak çocuklara örnek oluyordu.

* Merak ögesi ise, acaba Keloğlan babasını bulabilecek mi sorusuyla süreklilik kazanıyor, babasını bulduğu anda kartalı yitirip, onu aramaya girişiyordu. Üç kitaplık bir dizi.

⁕ Keloğlan ulusal bir figürdü, çocuk kendi kültürüyle bağ kuruyordu. Kitabın adı: "Keloğlan ile Kartal Abi" (YKY)

yf

Daha başka ögeler de birleşince masal öylesine bir etki yarattı, öylesine derin bir anlam kazandı ki, artık bütün dersleri masalla işlemeye başladım. Etkinliğime katılan Alman çocukları da masalı tanıdı. Dersler daha başarılı oldu. Eğitim ve öğretimi düzene sokmuştum. O çocuklar bugün 52-54 yaş aralığındalar. Üç tanesi uzay ve uçak mühendisi oldu, gerisinin meslekleri çok iyi, iki dilde de çok başarılılar, toplum içinde saygın bir yerleri var. Geçenlerde Frankfurt'ta psikolog olan Ercan Başaran ile buluştuk: "Hocam çocuklarımı da aynı masallarla büyüttüm. Aynı zamanda o masalları hastalarımda terapi olarak kullanıyorum" dedi. Başka psikologların kullandığını da biliyorum. Örneğin İstanbul'dan Dr. Özgül Köse. Bu değerli doktor hanım, benim "Masallarla Çocuk Hakları" kitabımı öğretmenler projelendirince hemen projenin içinde yer aldı. Toplantılarda masalları, çeşitli illerden katılan öğretmenlere de "masalın psikolojik işlevlerini" anlattı. Öğretmenler derslerde bu masalları daha da bilinçli işlemeye devam ediyorlar. Bir başka örnek: Ankara'dan Prof. Dr. Bircan Kırlangıç Şimşek bu masalları kullanıyor. Bu kitap hakkında kapsamlı bir analitik yazı yazdı, Türk Edebiyatı Dergisinde yayımlandı.

Ebeveyn ve öğretmenlerin çocuk okumalarına katkısı gerekli veya yeterli mi? Çocuk bu konuda yönlendirilmeli mi, nasıl yönlendirilmeli, kitap nasıl seçilmeli ve okunmalı?

Öğretmen ve ailelerin çocukları okumaya yönlendirmeleri çok gerekli bence. Kendileri kitap okuyunca çocuklar da okuyor. Yoksa "oku evladım," demekle okur kazanılamıyor. Ne yazık ki okuyarak bu yöntemi uygulayan kişi sayısı az, bunların sayısını birkaç on bine çıkarırsak, inanın Türkiye'de kitap trajları da çok artar, yaratıcı beyinler de. Kitap seçme konusuna gelince: Öğretmen ve veliler için yazılmış benim "Masallar Bize Ne Anlatır?" (DOĞUBATI YAYINLARI) adlı kitabımın sonunda seviyeye göre masal kitaplarının listesi verilmiştir. Başkaları da bu listeyi yapabilir, birleştiririz, ilgi duyan bakabilir.

Erkan beyciğim, bu kadar uzun cevapları okuyacak herhalde az insan olur. Diğer sorularınızı da başka bir zaman cevaplandırayım. Size de bir serzenişte bulunayım. Bütün dünya masalları hakkında yazılar yazdınız. Bana en son sıra geldi. Dünyanın altıda birini kapsayan kardeş ülkelerin masallarını önemsiz ya da beni "as" (!) gördüğünüzden mi oldu? Samimi olarak belirteyim masallarımız dünya masal kültürü arasında en zenginlerinden biridir. Gerçek hayatı esin kaynağı alıp simgelerle her konu anlatılmıştır. Gelin görün ki Alman devletinin desteği ile 163 dile çevrilip dünya çocuklarını besleyen Grimm Kardeş masallarının hepsi 263, Andersen masallarının toplamı 156 adettir. Sadece benim üstünde çalışıp yayımladığım masal sayısı 600'den fazla. Üstelik bu sayı büyük hazineye açılmış küçücük bir penceredir. Bizim daha üstün olduğumuzu anlatmaz bu. Irkçıların yaptığı gibi böbürlenmeye de gerek yok. Kültür coğrafyamız o kadar büyüktür ki, o kültürü Türkiye sınırıyla sınırlamak mümkün değil, doğru da değil. -Anadoludan Yakutistan'a, İdil (Volga) nehrinden Hazar Denizine, Altaylardan Uygurlara kadar uzanan işgal edilmiş koca bir coğrafya. O coğrafyaya baktığınızda sınırsız bir çeşni ve renk hazinesiyle karşılaşıyoruz. Bu müthiş bir zenginliktir.

Hocam ilgililerinin merakla okuyacağından ve önemli dersler çıkaracağından hiç şüphem yok. Masal değerlendirmelerime gelince; sizleri değerlendirmek benim gibi bir masal acemisi için zor, bugüne kadar değerlendirmemiş olmam haddimi aşmak istemeyişimdendir ancak madem sizin de gönlünüzden geçiyor kitaplarınızı mutlaka gündeme alacağım. Ders, hatta kurs niteliğindeki cevaplarınız için, tecrübelerinizi derinlemesine paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Söyleşimizin ilk bölümünü burada sonlandıralım ve diğer sorularımız için ikinci bir fasıl açalım. Okurlarımızı birikiminizden mahrum bırakmak istemeyiz. Tekrar teşekkür ediyor ve kalan sorularımıza cevaplarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz.

[1] Almanlar (milli) demiyor.


Yazar: A. Erkan AKAY - Yayın Tarihi: 06.07.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 12.07.2022 16:50
1635

A. Erkan AKAY Hakkında

A. Erkan AKAY

1981 İstanbul doğumludur. İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. 2008 yılından bu yana Konya'da yaşamaktadır. İki evlat babası, iki evlat amcası, ikisinin de eniştesidir.

Spora, edebiyata ve küçükleri eğlemeye ilgisi çocukluğundan beri devam etmektedir. 2012-2020 yılları arasında Bilgin Atıcılık Spor Kulübü Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği, 2015-2020 yılları arasında Türkiye Atıcılık Federasyonu Teknik Kurul Başkanlığı, 2017-2020 yılları arasında Türkiye Olimpiyatlara Hazırlık Merkezleri Atıcılık Komisyonu Üyeliği ve İl Branş Sorumluluğu görevlerini yürüterek ulusal ve uluslararası düzeyde başarıya ulaşmış birçok sporcunun yetişmesine katkıda bulunmuştur. Destek AFAD gönüllüsüdür.

2017 yılında, kardeşinin bir hayali olan “Hayallerin Karın Doyursun” isimli kitaba katkılarından sonra, hep arzuladığı çocuk kitapları yazımının önü açılmıştır. Yayımlanmış 14 kitabı bulunmaktadır. Edebistan, Eğitim Her Yerde, Dilhane, Masal Dergisi gibi çeşitli sanal dergilerde, Hece ve MEB Özel Eğitim Çocuk Dergisi gibi matbu dergilerde deneme, makale ve şiirleri yayımlanmıştır.

Farkındadır ki her yazılan okunmaz ama okunanlar da ancak yazılanlardır. Yaşadıkça anlamını kaybeden sonsuz sözler arasından zarurî olanlara tutunuyor.

Dualarınızı bekler.

A. Erkan AKAY ismine kayıtlı 147 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 10 kitap bulunmaktadır.

Twitter Facebook Instagram mastodon/Threads LinkedIn YouTube Kişisel Kitap Satış Sitesi Kitapyurdu.com