Covid-19 ve Düşündürdükleri; Evin e-hâli

Covid-19 ve Düşündürdükleri; Evin e-hâli

Covid-19 ve Düşündürdükleri; Evin e-hâli

07.05.2021 - Mustafa Atalay
Covid-19 ve Düşündürdükleri; Evin e-hâli

Her şey bir bağ üzerine kurguludur dünyada. Daha dünyaya gelmeden önce, anne karnına yerleşen cenin, kurulan göbek bağı sayesinde büyür ve gelişir. Bu bağ soyut ve somut olarak doğum gerçekleşene kadar devam eder. Bu bağ kesilmeden, varlığın ciğerleri kavurucu sıcaklığı genzi yakmaz. Bu ilk kırılma hiç unutulmayacak olsa da, her kesilen bağ, aynı zamanda yeni bağları da beraberinde getirmektedir.

İnsan dünyada dünyayla kurduğu yeni bağlarda bu ilk kopuşun sızısını taşır. Hayata kurduğu bağlarla tutunmaya çalıştıkça, yeni kopuşların hayal kırıklıklarını biriktirir yüreğinde. Elbette yaşadığı bu travmalar insanı zamanla bir duygunun kıyısına getirir; kaygı…

İnsan kaygı duyduğu zaman, kendini bir güvensizliğin hapsinde bulur. Bilinmezlikler ve oluşan muammalar insanı fırtınanın elinde kurumuş bir yaprağa çevirir. Oysa bir toprağa tutunmak hayata daha ümitvar bakmak için ne kadar da mühimdir. İnsan kendini bir döngünün içinde bulur. Saat kadranı gibidir, döner dolaşır yine aynı yerde huzur bulur; bağlarla sınanan insan yine bağlarla kaygısını paylaşır.

Konuştukça Anlayacağız

Fatma Barbarosoğlu ve Nazife Şişman’ın, Covid-19 pandemisinin ülkemizde görünmeye başladığı zaman diliminde getirilen kısıtlama ve karantina günlerini, hayatımıza getirdiği belirsizlikler ekseninde düşünmek ve yorumlamak için yaptıkları muhabbetin meyvesidir elimizdeki eser.

Telefonla paylaşılan düşünceler, yazıya dökülmeye ihtiyaç duyularak e-posta yazışmasıyla farklı bir hüviyete bürünür. Dilin yazıya düştüğü bu noktada sözler sözleri açar ve cevaplar yeni sorular ortaya çıkarır. İçinde yaşanılan anı anlamada bu sorular bir hedef çizer yazarlara.

Karantina, bulaşıcı bir hastalığın yaygın olduğu kaynaktan gelen kişilerin, gemilerin ve malların geçici olarak bir yerde tutulup gözlemlenmesi için kullanılan bir yöntemdir. Kavramın kökeni İtalyancadır. Venedik Cumhuriyeti döneminde, başkente salgın hastalık bulaşmasın diye kente gelen gemiler kırk gün şehir dışında bekletilirmiş. Bu nedenle İtalyanca kırk demek olan “quranta”, karantina kavramını doğurur.

Karantina Günlerinde Evin e-hâli

Fatma Barbarosoğlu’nun, kitabın hikâyesini önsöz mahiyetinde kaleme almasıyla başlayan eser, sırasıyla yazarların birbirine yazdıkları e-postalardan müteşekkil muhabbet tonunda devam etmektedir. Dokuz ayrı bölümde, yazarlar birbirlerine yeri geldiğinde soru sorarak, yeri geldiğinde ise sorulara ortak cevapları farklı bakış açısıyla sunarak eserin oluşmasına zemin hazırlamaktadırlar.

Evde kalmak ve evde olmak arasındaki ayrımın izahı, aynı zamanda eserin ismi olan “evin e-hâli”ni de ortaya çıkarmaktadır. Evde kalmak Barbarosoğlu’na göre mesleğini evden sürdürmek açısından bir ayrıcalıktı. Bu durum aynı zamanda, evde kalanın ayağına hizmetin taşınması demekti: “Evde kalanlar aktif tüketici kimliğini kaybetmesinler diye bütün şartlar hızla düzenlendi; eğlence, eğitim, alışveriş eve taşındı. Böylece evler yuva kimliğinden uzaklaşırken, evin e-hali dönemine geçilmiş oldu. (S. 20)”

Nazife Şişman bu meseleye bakış açısını özellikle sağlık çalışanı yakınlarının çektiği sıkıntılar üzerinden, evde kalmak zorunda olmanın “ne”liğine dair açıklamayla başka bir boyuta taşımaktadır. Bunu yaparken toplumsal kırılmaları okumayı ihmal de etmemektedir: “19. Yüzyıl burjuva toplumunda ayrım aşağıdakiler-yukarıdakiler şeklinde idi. 20. Yüzyılda kuzeydekiler-güneydekiler diye ayrıldı insanlar. 21. Yüzyılda içeridekiler-dışarıdakiler olarak ayrılacak gibi görünüyor. (S.22)”

Pandemi hayata dair kısıtlama getirirken, her akşam bir uzmanın çıktığı, oldukça zihin karıştırıcı TV yayınları da alışkanlığımız haline gelmekteydi. Anlamsız fotoğraflar sosyal medyada dolaşırken, hayatı kesip koparan ölümlerin istatistiksel boyuta indirgenmesini de kabul etmeye başlamaktaydık. Bu noktada Nazife Şişman’ın, bundan yirmi ya da elli yıl sonra yeni neslin yanlış anlayacağı nice anlamsız görselin gelecek nesillere miras kalmasının, ne gibi felaketleri beraberinde getireceğine dikkat çekmesi, pandemiyi sadece bugünün kalıplarına sığdırmamamız gerektiğini de açıkça göstermektedir.

Pandeminin getirdiği herkesi eşit kılma algısının, aslında herkesin evde kalması boyutunda tekrardan kurgulanması gerektiğini belirten Nazife Şişman; pandemilerin doğal afet olmadıklarını, bu yönüyle kişileri de toplumu da eşit etkilemediğini belirtmektedir.

İkinci bölümde daha çok salgın edebiyatı ve onu destekleyen sinema filmleri üzerinden salgını, salgın tarihini ve salgının hayata bıraktığı izler ele alınmaktadır. Camus; Veba, London; Kızıl Veba, Roth; Sokaktaki Adam ve Nemesis üzerinden pandemi koşullarını yazarların gözünden okumaya çalışırken, içinde bulundukları duruma dair bir öngörü de edinmektedirler: “Yazarların ve kitapların kaderi, okuyucunun ve toplumun kaderi ile buluştuğunda, galiba, zamana karşı direnme gücünü tazeleme imkanı buluyor (S.54 Fatma Barbarosoğlu)”

Üçüncü bölümde yaşlılar zaviyesinden salgının ve evde kalmanın kadın-erkek boyutuyla yansımaları ele alınırken, dördüncü bölümde kısıtlama kararı öncesi bir markette elindeki “luppo” ile meşhur olan ve sosyal mecrayı kasıp kavuran olay örgüsü üzerine toplumsal linç yaklaşımı ele alınmaktadır. Bu noktada “cola” alan adamın meşguliyeti ve tercihinin konuşulmamasını, toplumun hoşgörü- linçi ekseninde yeniden düşünmek gerektiği de hatırlatılmaktadır.

Beşinci bölüm sosyal medya ve TV’lerde çıkan akademisyen ve konuşmacıların arkasındaki kütüphane dekorunun gündem edilmesi üzerine oluşturulurken; altıncı bölüm “dilsiz” filmi üzerinden “incinmemek mi incitmemek mi?” sorusuna aranan cevaptan müteşekkildir. “Soru”yu kişinin kendi vicdanıyla mı yoksa toplumsal eğilim etkisinde mi cevaplayacağı tartışılırken, şu sözler meselenin çift boyutlu durumunu göz önüne sermektedir: “Modern psikoloji incinmişliğimiz üzerinden yaklaşır bize. Oysa tasavvufi terbiye incinmemeyi merkeze alır. (S.91 Fatma Barbarosoğlu)

Yedinci bölümde yüz yüze el öperek gerçekleşen bayramlaşmaların yerini bıraktığı, ekran üzerinden veya telefonla konuşularak yapılan bayramlaşmaların burukluğu ele alınmaktadır. Yazarlar bu bölümde kendi ailelerindeki bayramlaşmalardan örnek vererek, bayram sevinci ve mutluluğunun toplum üzerindeki kırılmalarını ele almaktadırlar.

Sekizinci ve dokuzuncu bölümde genç annelerin covid-19 kısıtlama sonrası yaşadıkları sorunlar üzerine yoğunlaşılmaktadır. Okulların tatil olması ve sürekli evde kalma sonucu artan ev içi yük üzerine bir de anne çalışıyorsa, uzaktan çalışma şartlarının ağırlığı da göz önünde bulundurulduğunda oldukça meşakkatli bir süreçle karşılaşılmaktadır. Bu bölümde “Bağlılık Aslı” filmine atıfta bulunarak, bu filmde yeni anne olan ve altı aylık aradan sonra işe dönmek zorunda kalan bir kadının hikâyesi çerçevesinde pandemi-genç anne ilişkisi masaya yatırılmaktadır.

Sonuç

Kitap genel olarak çok detaya girmeden pandeminin hayatımıza getirdiği şeyleri ele almaya çalışıyor. İki yazarın konuya vukufiyeti, olaylara geniş bakmak için detaylı okumalar yapmaları, bugünü anlamaya çalışırken geçmiş ile bağ kurmaları ve geleceğe bir ışık tutmaları yaşadığımız bu olağan dışı günleri yazılı bir eser ile tarihe not düşmeleri açısından oldukça kıymetli olduğunu ifade etmeliyim.

Bugünleri gelecekte hatırlamak ve anlamak istediğimizde, eserin son sözünü kaleme alan Nazife Şişman’ın ifade ettiği üzere “koronadan önce ve koronadan sonra diye ele almamız” mı gerekecek bilmiyoruz. Modernizmin haz ve tüketim çılgınlığını körüklemesiyle zaten narsist ve pesimistlik içinde bocalayan ruhlarımızın, aydınlık bir geleceğe pencere açmanın yollarını aradığımız şu günlerde bir de koronavirüs rahatsızlığıyla karşı karşıya kalması yeni bir zorluğu beraberinde getirmektedir.

Bugünü anlamaya çalışırken sosyal medyanın dilini kullanmamız, sosyal medyanın görselleriyle anlatı kurmamız ve sosyal medyanın gündemiyle gündemimizi oluşturmamız; geleceğin, bugünü anlama noktasında nasıl bir çöplüğü ayıklamak zorunda kalacaklarını da şimdiden ortaya koymaktadır.

Pandemiyi salt istatistik veriler olarak yorumlamak, tedbir ve kısıtlama dışında virüsün hayatımızdaki değişikliklerini sadece ruhsal olarak ele almak, içinde bulunduğumuz durumu detaylıca anlamlandırmada eksik kalacaktır. Bu nedenle eserin, bütün alanlarda pandemi ve getirdiklerini anlamaya yönelik bir girizgâh olduğunu ifade etmeliyiz.

Son olarak, eserin sonunda seçilerek titizlikle ve gündeme göre oluşturulan sosyal medya arşiviyle, zihinlerde hatırlanmaya her zaman değecek bir seçki sunulmaktadır. Eserin kısa hacmi, içinde bulunduğumuz zamanı anlamlandırması ve dilinin oldukça nezih ve akıcı olmasının, her kitap okuyucusunun zamanını bu esere ayırması açısından önemli olduğunu belirtmeliyiz.

Karantina Günlerinde Evin e- hâli

Fatma Barbarosoğlu- Nazife Şişman

İnsan Yayınları

150 Sayfa

Mustafa Atalay - 07.05.2021

,

438

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin