Dijitopya Dosyası: ❝Kitabın Kaderi Okura mı Bağlı?❞, Edebiyat, Misafir Köşesi

Dijitopya Dosyası: ❝Kitabın Kaderi Okura mı Bağlı?❞ yazısını ve Misafir Köşesi yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabil

Dijitopya Dosyası: ❝Kitabın Kaderi Okura mı Bağlı?❞

24.11.2023 09:00 - Misafir Köşesi
Dijitopya Dosyası: ❝Kitabın Kaderi Okura mı Bağlı?❞

Doğan Kecin yazdı...

İbnü'l Heysem'e göre, dış dünyadan gelenleri algılama sürecimiz, düşünme yeteneğimizden kaynaklanan ve bilinçli olarak yapılan bir "sonuç çıkartma" eylemini içermektedir. Yani etrafımızda var olan görüntülerin, istem dışı şekilde beynimize ulaşması ile istemli bir şekilde "görme"yle başlayıp –örneğin sayfa üzerindeki bir metni izlemek gibi- "çözümleme"ye –ya da okumaya- uzanan eylem arasında net bir fark vardır. İlki "salt duyum" iken ikincisi "algılama"dır (Manguel,2010:50).

Bu bilgi ışığında, "okuma" eylemi içim, 'herhangi bir görüntüyü, düşünce süzgecinden geçirerek, bilinçli bir şekilde çözümle ve sonuç çıkarma sürecidir' diyebiliriz. Daha spesifik şekilde "okuma", belirli bir metinden yola çıkarak, okuyanların deneyimlerine, bilgilerine, düşünce kalıplarına veya önyargılarına bağlı olarak farklı anlamların üretilebildiği bir süreçtir. Hatta bu süreç, sofist filozoflardan Gorgias'ın "dinleyenin, konuşanın ağzından çıkan sözleri işiterek, konuşmacının düşündüğü şeyleri düşünebilmesi olanaksızdır çünkü aynı şey, aynı anda farklı yerlerde, farklı insanlarda olamaz, olsa bile farklı görünür" (Cevizci,1999:533) diyerek açıkladığı, Protagoras'ın "her şeyin ölçüsü insandır" (Platon,2014:39-40) şeklinde özetlediği "öznel" bir süreçtir. O kadar özneldir ki, insanın kendini geliştirmesi doğrultusunda, bir gün önceki "ben"in okuması ile bir gün sonraki "ben"in okuması bile farklı olacaktır; çünkü "iki günü eşit olan zarardadır".

Bu öznellik farkı, okurlar arasında olduğu gibi -yine aynı sebeplerden - okurla yazar arasında da kendisini göstermektedir. Roland Barthes yapısalcı gözlüğünü takarak yazdığı "Yazarın Ölümü" isimli yazısında bu farkı daha ileri boyuta taşımaktadır. Barthes, söz konusu yazısında, yazarın "kendini ifade etmek" veya yaşadığı içsel "şey"in tercümesi olarak ortaya koyduğu eserin, sadece diğer sözcükler tarafından açıklanan sonsuz bir sözlükten, yaşamın göstergelerle dokunmuş kayıp bir taklidinden başka bir şey olmadığını iddia etmektedir. Ve yazısını şu çarpıcı cümleyle tamamlamaktadır; "Okurun doğuşu, Yazar'ın ölümü pahasına olmalıdır."

0cb96af5-830c-4841-8803-f989238182e6 Barthes kadar yapısalcı düşünmeyenler için bile, "yazar-okur ikiliğinde etken öğe kim?" sorusu bolca gelgitli tartışmalara gebe olduğu muhakkaktır. Şu anda okuduğunuz bu yazı dâhil, her yazının okuyucusuna gönderilmiş açık bir mektup olduğunu ve asıl çözümleyici tarafın okur olduğunu düşünürsek, sanırım tahterevallinin "okur" tarafı çoğu zaman ağır gelmektedir. Yazar ne yazarsa yazsın, okuyucu onu kendi imgeleminde bambaşka bir şekle sokacak, okuduğunu artık o şekil olarak kabul edecektir. Her okuyucuda farklı biçimlerde zuhur edecek olan bu şekilleri yazar belli bir yere kadar yönlendirebilse de, okuyucunun zihninde oluşan sonuçlardan yazarın haberi dahi olmayacaktır. Bu sav birkaç örnekle de desteklenebilir. Mesela, Sartre, Larousse Ansiklopedisi'nden öğrendiği çeşitli hayvanların gerçeklerini Lüksemburg bahçelerinde gördüğünde "hayvanat bahçesindeki maymunların daha az maymun, bahçedeki insanların daha az insan" olduğunu fark ettiğini belirtmiştir. Yine Manguel, daha önce hiç görmediği ama Enid Blyton'un kitaplarından tanıdığı, gizem dolu bir yiyecek olan "jöle"yi gerçekte ilk yediğinde aldığı tadın, okurken aldığın doyumsuz lezzetin yanından bile geçmediğini yazmıştır (Manguel,2010:23).

Sonuç olarak, -biraz da abartılı şekilde ifade etmek gerekirse- yazar, okuyucusunun zihninde çeşitli evrenler inşa eden ve o evrendeki her şeyin mutlak var edicisi olan bir "tanrı yazar"dan, zamanın - mekânın olmadığı, sadece hayaletlerden ve gölgelerden oluşan bir evrende, belirli bir takım göstergeleri kullanarak okuyucusunun tahminlerde bulunmasını sağlayan "ortak imalatçıya" dönüşmüştür. Okur ise bu göstergeleri okuyarak, yorumlayarak ve sonuçlar çıkararak bu gölge evreni, "düşünüyorum o halde var ediyorum" düsturuyla, tümüyle kendisinde var etmeye başlamıştır.

Okuru, kitabın serüveninde "büyük ortak" olarak tanımladığımıza göre gelelim can alıcı sorumuza; Peki günümüzde "okur" ne durumda?

353_050920201726_8901121Post-modern dünyada, simülasyon evreninde, pop kültürü kıskacında, ahir zamanda - siz nasıl tanımlıyorsanız- şu an içinde bulunduğumuz zaman da kitap -aslında kitabın içeriği- çok kolay ulaşılır bir meta haline geldi. Eskiye nispetle fiyatlar pahalı fakat artık her köşe başında, her meydanda, alışveriş merkezlerinde bir veya birkaç kitapçı mevcut, internette birçok içeriğe legal veya illegal ulaşılabiliyor, fuarlar çok şükür ki her geçen yıl biraz daha fazlalaşıyor, hiç yoksa bazı popüler kitaplar arkadaşlarımızın evinde ödünç alınmayı bekliyor, yayınevlerinde basılma sırası bekleyen kitaplarla dolu. Buna rağmen yapılan birçok araştırmaya göre ülkemizde okuma yüzdeleri çok düşük. Sizce bu nasıl açıklanabilir? Cevap net, "okumaktan çok yazmayı seviyoruz". Çarpıcı şekilde ifade edersek, "okumadan yazıyoruz".

Alınan kitapların büyük kısmı okunmadan raflarda tozlanıyor, bir kısmı da yazın şezlongda, kışın kahve bardaklarının yanında fotoğraflanıp unutuluyor. Okunanların çoğunun kaderiyse beşinci ya da onuncu sayfasında kulağı kıvrılıp çantalarda heder olmaktan öte gidemiyor. Çünkü kitap artık istediğim an ulaşabileceğim, aman canım nasıl olsa ileride okuyabileceğim, aslında çok istediğim ve boş vaktim olunca başlayabileceğim bir "şey" haline dönüştü. Hele ki iki tuşla sonsuz bilgiye ulaşabilen ve sınırsız yaratıma sahip olabilen insan, kitap okuyarak "beyninde yer kaplamak!" istemiyor. Kitaplar fiziki olarak veya dijital ortamlarda varlıklarını sürdürseler bile, bilgiyi emeksiz, gayretsiz ve düşünmeden elde etmek insana okumak zül geliyor. Hiçbir gösterenin hiçbir gösterilene denk gelmediği günümüz de, en felsefi akıl yürütmenin "bence böyle" olduğunu düşündüğümüzde de tutarlı anlamlar üretmeye çalışmanın anlamsızlığını anlaşılabiliyor.

Yaklaşık 2500 yıl önce Sokrates, Phaedrus ile diyaloğunda Tanrı Toth'un, Mısır kralına insanlara yardımcı olması için aralarında "yazı"nın da olduğu çeşitli hediyeler getirdiğinden bahseder. Kral, bütün hediyeleri kabul ederken yalnız yazıya karşı çıkar. Toth, yazının insanların hem akılları hem bellekleri için bir ilaç, bir öğrenme aracı olduğunu söyler. Buna karşın Kral, yazının ruhlara unutkanlık yerleştireceğini, insanların belleklerini kullanamayacaklarını ve sunulan şeyin gerçek akıl değil de onun bir görüntüsü olacağını iddia eder. Yazıya güvenen insanın, içinde olanı dışarıya çıkaramayacağını, pek çoğunun hiçbir şey bilmeden bilir gibi yapacağını, insanların bilge olmak yerine sahtekâr ve ukala olacağını düşünerek hediyeyi reddetmek ister (Manguel:77-78). Sokrates bu mitle, yazıya karşı olan görüşünü desteklemek istemiş olsa da, günümüzdeki insanın durumunu da çok net şekilde tarif etmiştir. Yalnız bir fark vardır; günümüzde bu durumun sebebi yazmak değil, okumamaktır.

Velhasıl kelam, kitabı vitrin süsünden, bardakaltlığından, dengesiz masaların ayakları altına konan takozlardan ayıran en önemli özelliği okurudur. Ve bir Latin atasözünün dediği gibi "kitabın kaderi, okuyanın zekâsına bağlıdır". Çünkü ancak okurun, "gerçek okur" olduğu zamanlarda "gerçek kitaplar" mevcuttur.

NOT: Kuran-ı Kerimde, "Alak" suresinin ilk ayetlerinde defaten "oku" emri tekrarlanmaktadır. Kalemle yazmaksa ancak sonra gelmektedir, bir ikram olarak.

KAYNAKÇA

Platon (2014), Theaitetos, (Çev: Akderin, F.), İstanbul: Say Yayınları

Cevizci, A. (1999), Felsefe Sözlüğü, Ankara: Paradigma Yayınları.

Manguel, A. (2010), Okumanın Tarihi, (Çev: Elioğlu, F.), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları


Yazar: Misafir Köşesi - Yayın Tarihi: 24.11.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 22.11.2023 15:39
458

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

Kitaphaber ailesine misafir olmuş konuk yazarların yazılarını bu profilde bulabilirsiniz.

Misafir Köşesi ismine kayıtlı 1008 yazı bulunmaktadır.