Dünya Masalları: İran Masalları, Çocuk, A. Erkan AKAY

Dünya Masalları: İran Masalları yazısını ve A. Erkan AKAY yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Dünya Masalları: İran Masalları

22.02.2022 09:00 - A. Erkan AKAY
Dünya Masalları: İran Masalları

Derleyicimiz Hartwell James, yüz yüz elli yıl önce yaşadığı ve kitaplarını yayımlamış olduğu haricinde hakkında pek fazla bilgi bulunmayan, çocuklar için Hindistan ve Amerikan masalları da derlemiş bir yazar. Amerikan ordusu ve donanmasından kahramanlık hikâyeleri anlatan kitapları mevcut. Ancak ülkemizde sadece bu değerlendirdiğimiz kitabı satılmakta. Meşhur kitabı ise yine İran masallarını anlatan "Kedi ile Fare" ve bu kitabımız da aynı isimli masalla başlıyor.

Sarhoş bir fareyi öldürdüğü için pişman olup camiye giden, tövbe eden bir kedi ve onun tövbesine güvenip dostluk kurabileceklerini düşünen fareler... Kedi tövbesini bozup da fıtratının esiri olunca farelerle kediler arasında büyük bir savaş başlıyor. Fareler zafer kazandıkları hâlde idam etmek üzere oldukları kediyi bağışlayarak kendilerini tekrar aynı duruma düşürüyorlar ve felaketlerine sebep oluyorlar.

"Sabuncunun Oğlu" masalında, gösterdiği bir cesaret ve sonrasında fakirlikten usanıp çıktığı bir yolculukta yaşadıkları sayesinde prensesle evlenmeyi hak eden bir gencin hikâyesini okuyoruz. Dolaşıp geldiğimiz masallar dünyasının türlü türlü aşkın hâllerinden sonra ancak bir gulyabanî karakteri ile gerçeklikten uzaklaşabilen bu masalların ayakları yere basıyor. Üçüncü masalımızın ana fikri sadakanın geri dönüşü. Eline ilk kez para geçen bir garibin, hiçbir alışverişe yetmeyen parasını Allah'a borç vererek, peygamber himmetiyle zenginliğe ulaşması anlatılıyor.

"Kral ve Balıkçı" masalında kısacık bir metin içinde peşi sıra dersler pek yumuşak bir anlatımla verilmiş. Önce balıkçıyı gereğinden fazla mükâfatlandıran krala kraliçenin haklı uyarısına, sonra balıkçının bu öğüdü boşa çıkaracak kıvrak zekâsına ve aynı durum tekrarlandıkça da balıkçıdaki hikmetli bakışa, adım adım, sindire sindire şahit oluyoruz. Buraya kadar okuduğumuz yüze varan masal arasında çocuğa görelilik ölçütünü tam anlamıyla karşıladığına ve çocuğa okunması gerektiğine işaret ettiğim ikinci masal oluyor.

"Karga Peri" daha önce İskandinav masallarında da birçok örneğine rastladığımız türden bir kurgu. Kralın gözüne giren yeni genç ve bu yüzden yerini kaybedip ona bilenen eski gözdenin rekabeti. Bu hikâyelerin ortak özelliği eski gözdenin yeni gözdeyi gözden düşürmek için ona ardı ardına zorlu görevler yüklenmesini krala tavsiye ediyor olması. Ancak siyasete değil de icraata meyli olan yeni gözdeler her zaman becerileri ve azimleriyle bu görevlerin üstesinden geliyor ve yerlerini sağlamlaştırıyorlar. Bugün çokça karşılaştığımız "vitrin insanları" ile liyakat sahipleri arasındaki fark kadim anlatılardan bu yana insanlığın konusu olagelmiş. İşini iyi yapana her daim yeni işler yüklenirken, sözle, entrika ve siyasetle yer tutanlar hep göz önünde bulunup takdirleri topluyorlar. Masalın sonu gurur ve kibire kapılmaya yergiyle, kendisine bahşedilenin kıymetini, bahşedenin yerini bilme öğüdüyle bağlanıyor. Bu masalı okurken masalların uzatılmasından muradın ne olduğunu düşündüm. Uğraşısı ve aslında oyalanacak işleri çok olan bugünün insanına nazaran, görsel sunumlara bu denli maruz kalmayan eski dönem insanlarının işitsel anlatı ve zihin çabasıyla oyalanma ihtiyaçlarını, bundan memnuniyetlerini hissettim. Bugün yaşı kaç olursa olsun bir çocuğun üç beş dakikadan uzun masallara odaklanmasını bekleyemez hâldeyiz. Altı ilâ on dakikalık anlatılar ise ancak okur olarak yetişmiş çocuklara hitap edebiliyor. Oysa okuduğumuz dünya masalları arasında yarım saate varan anlatıların bulunduğunu görüyoruz. "Kıskanç Vezir" masalı da bir öncekine benzer hikmetli, âlim, erdem sahibi ama soylu bir aileden gelmeyen Hoca Beşir'in kıskanç vezir tarafından hileyle alt edilmek istenmesi üzerine güzel bir masal. Hoca'nın karısının da kendi gibi inançlı ve basiretli olması nedeniyle vezirin onlara kurduğu tuzak bozuluyor ve aleyhine dönüyor. "Başkasını oyuna getiren, gün gelir oyuna gelir". Asaletin ve itibarın soy ve varlıkta değil erdemli şahsiyette kuvvet bulduğunu gösteren ibretlik bir anlatı. Kötü kadın iftirası etrafında dönmese bu masal da rahatlıkla günün çocuğuna anlatılabilirdi.

"Kör Dilenci" masalı açgözlülük ve sahtekârlığından, iş işten geçtikten sonra pişman olmuş bir adamın hikâyesi. Edebi masal sınıfına sokulacaksa bu masal sokulabilir. Zengin babanın ölümü adamın dilinden şöyle anlatılmış: "Kader denizi nihayet babamın hayat incisini varoluş kabuğundan çekip çıkarmıştı." Tahmin edeceğiniz üzere ölümünü beklediği babasının zenginliğini yiyip tüketmiş, sonra insanları aldatarak aynı zenginliği elde etmeye çalışmış, idam sehpasından döndüğü hâlde bile bu huyundan vazgeçememiş bu adam, sonunda "her kim ki yüzünü adalet yolundan çevirir, işte onun sinesi kör talihin okları için apaçık bir hedeftir" sözünü tekrarlaya tekrarlaya dilenmeye mecbur kalıyor. Ve bu sözün anlamını soran birine kendi hikâyesini edebî bir dille anlatıyor.

"Gazne Kadısı" masalında kral, bir çocuk vesilesiyle adaleti tesis edebiliyor. Zekâ, kavrayış, muhakeme ile adil sonuca ulaştıranın bir çocuk olması çok verimli bir yöntem. İlerleyen bölümlerde rastladığımız "Saklı Servet" masalında da bu yöntem kullanılmış. Ama maalesef "Gazne Kadısı" masalının odağında yine şehvetine yenik düşen bir kadı var ve masalın çözülme safhası da oldukça zayıf. Gerçeğin açığa çıkarılması için işkence tehdidi yerine gizemli polisiye unsurlar veya daha önce örneğine rastladığımız ince akıl yürütmelere başvurulabilirmiş. Masalda sadelik ve doğrudanlığı gözeten bir okur olarak terazinin diğer tarafında aceleciliğin ağır basmasını da hoş bulmuyorum. Hâlihazırda uzun olmayan bu masallarda küçük bir dolambaç anlatıyı zenginleştirebilir.

"Hür Yolcu ile Yoldaşları" masalında bir kez daha "edebiyat" bulmanın sevincine kapılıyoruz.

"Gündüzlerinin zifiri karanlığı, keder içindeki yoksulların gecelerini bile gölgeliyor, gecelerinin yansıması ise yetimlere yeni kederler veriyormuş."

"Derken, gül fidanlığını andıran mizacını takva yaşlarıyla taze tutan, ömrü kanaat içinde geçmiş bir adamla kesişmiş yolları."

"Kardeşlerim hangi arzunun susuzluğunu dindirmek için düştünüz bu yollara? Yürekleriniz karanlık odalarının yüzünü hangi yıldıza çevirdi."

İkisi Sultan Mahmud'dan biri de sadece Allah'tan uman üç yolcunun hikâyesi anlatılıyor. İki yolcu sultandan istediklerini alıp sonunda hayatlarını kaybederken özgür yolcu ise sultânı utandıracak bir talepsizlikte sabit durarak Allah'tan umduğuna kavuşuyor.

"Zanaatkâr Kral" masalı insanın ne kadar varlık sahibi olursa olsun bir beceriye, hayatını kazandıracak bir mesleğe eğilmesi, ustalık edinmesi gerektiğini anlatan hisseli bir kıssa. Ama duru ana fikre ulaşmadan önce hikâyenin başında atılan temel sağlam olmadığı, adaletsizliğe bahane ürettiği için bu masal çocuk zihninde sallanır durur. Masalların kendi içinde tutarlı olması gerektiği gibi birbirleri ile çelişmemesi de verimleri açısından elzemdir düşüncesindeyim. Birbiri ile çelişir görünen dersler çok farklı yollardan verilerek dinleyicinin bu çelişkiden mümkün olduğunca uzaklaştırılması gerekir.

"Sihirli Sarık, Sihirli Kılıç ve Uçan Halı" masalı diğer dünya masalları kitaplarında da defalarca rastladığımız görünmezlik veren başlık, her düşmanı yenebilen silah, her yere götürebilen tılsımlı eşya üçlüsü ile prensesi iblisten kurtaran genç hikâyesinin İran sürümü. Her ne kadar bu gibi sihir öğelerine diğer İran masallarında pek rastlamamış olsak da bir ihtimal bu masalın menşei İran olabilir ama son masalımız "Üç Gümüş Limon" ise daha önce Norveç Masalları kitabında okuduğumuz "Üç Limon" masalının aynısı ve İran masallarında Lucy isimli bir kızdan bahsediliyor olması bu masalın ithal olduğunu kanıtlamaya sanırım yeter. Bu tür evrensel masalların her toprakta, her iklimde yetişebildiğini, bununla da kalmayıp bir başka bölgenin derlemesine de girebildiğini görmüş olduk.

İran masalları şimdiye kadar "masal" tanımının içini en fazla dolduranlar oldu. Edebî dilin cazibesini de buna eklersek on üzerinden dokuza ulaşan ilk kitap olsun. Önümüzde İbranî ve Afrika masallarından başka masal kalmadığını göz önünde bulundurursak belki de zirvede kalacaktır. İbrani masallarında buluşmak üzere...

İRAN MASALLARI

Hartwell James

Çev. Gizem Yıldırım

Salt Okur Yayınevi


Yazar: A. Erkan AKAY - Yayın Tarihi: 22.02.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 23.12.2021 22:54
1434

A. Erkan AKAY Hakkında

A. Erkan AKAY

1981 İstanbul doğumludur. İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. 2008 yılından bu yana Konya'da yaşamaktadır. İki evlat babası, iki evlat amcası, ikisinin de eniştesidir.

Spora, edebiyata ve küçükleri eğlemeye ilgisi çocukluğundan beri devam etmektedir. 2012-2020 yılları arasında Bilgin Atıcılık Spor Kulübü Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği, 2015-2020 yılları arasında Türkiye Atıcılık Federasyonu Teknik Kurul Başkanlığı, 2017-2020 yılları arasında Türkiye Olimpiyatlara Hazırlık Merkezleri Atıcılık Komisyonu Üyeliği ve İl Branş Sorumluluğu görevlerini yürüterek ulusal ve uluslararası düzeyde başarıya ulaşmış birçok sporcunun yetişmesine katkıda bulunmuştur. Destek AFAD gönüllüsüdür.

2017 yılında, kardeşinin bir hayali olan “Hayallerin Karın Doyursun” isimli kitaba katkılarından sonra, hep arzuladığı çocuk kitapları yazımının önü açılmıştır. Yayımlanmış sekiz çocuk kitabı bulunmaktadır. “Edebistan”, “Eğitim Her Yerde”, “Dilhane” gibi çeşitli sanal dergilerde deneme, makale ve şiirleri yayımlanmıştır.

Farkındadır ki her yazılan okunmaz ama okunanlar da ancak yazılanlardır. Yaşadıkça anlamını kaybeden sonsuz sözler arasından zarurî olanlara tutunuyor.

Dualarınızı bekler.

A. Erkan AKAY ismine kayıtlı 143 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 9 kitap bulunmaktadır.