Dünya Masalları: Moğol Masalları, Çocuk, A. Erkan AKAY

Dünya Masalları: Moğol Masalları yazısını ve A. Erkan AKAY yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Dünya Masalları: Moğol Masalları

25.01.2022 09:00 - A. Erkan AKAY
Dünya Masalları: Moğol Masalları

1831 Londra doğumlu derleyicimiz babası şair, kız kardeşi yazar, kayınpederi ise toprak sahibi İngiliz politikacılarından olan bir halk hikâyeleri düşkünü. Budizmin etkisiyle manevi bir derinliğe de kavuşan yirmi üç Moğol masalını meraklıları için derlemiş.

Kitap, ölü hanından aldığı ilhamla onu Erlik Han'ın yer altı dünyasından kurtarıp tekrar hayata döndüren cesur hanımının hikâyesiyle başlıyor. Dip nottan Erlik Han'ın Türk-Altay mitolojisinde Gök Tanrı'nın oğlu ve yer altının efendisi olan kötülük tanrısını simgelediğini anlıyoruz. Masalın, aşkı her korkuyu yenebilecek bir kuvvet kaynağı olarak irdelemiş olması hoş bir başlangıç için yeterli. Masal başlarken tanıştığımız Siddhî-kür karakterinin bir dip notla tanıtılmamış olması ise eksiklik olarak göze çarpıyor. Wikipedia'ya göz attığımızda durugörü, telepati, zihin okuma, zihinsel yolla maddeye hükmetme, insanüstü dayanıklılık, ölüm anını bilme gibi doğaüstü yetenekleri olan yogileri tanımladığını anlıyoruz. Tüm masallar Han ile Siddhî-kür arasındaki bir sözleşmeye dair nakarat ile başlayıp bitiyor. Bu sözleşme Binbir Gece Masalları'nda masalcı prensesin hayatının bağışlanması için yaptığı pazarlığa benziyor. Han'la konuşmak isteyen Siddhî-kür, bunu yapmaması için öğütlenmiş Han'ın ağzından bir söz almaya çalışıyor ve Han masalın sonunda kendini tutamayıp masalın ibretini ifşa edince Siddhî-kür onun elinden kurtuluyor.

"Altın Tüküren Prens" masalı fedakârlık, yardımlaşma, sadakat, arkadaşlık, kurnazlık, bilgelik kavramlarını işlerken dolambaçlı yollardan geçen bir masal. Hânın bilgeliğinin Siddh'i-kür'ün güçlerine galip gelmesi masalların otoriteyi pekiştirme, hâna saygıyı yerleştirme niyeti taşıdıklarını gösteriyor.

Şeytanı temsil eden Schimnu Han'ın ölümünü anlatan masal yalanın alçaklığı üzerine yine grift bir hikâye. Kurnazlığın uzun vadede kazandırmadığı, doğru yolu tutanın yardım gördüğü, bu yardımın da genellikle kahramana bahşedilen önemli bilgiler olması, bilgeliğe verilen önemi bir kez daha hissettiriyor. Yerleşik barbar algısının aksine irfan peşinde bir toplumla karşı karşıyayız. Masallardaki geçişkenlik ve bir masalda birden çok katmana dokunma çabasıyla buz çöllerindeki sığlıktan çok uzak, aynı zamanda muhatabının takip etme yeterliliği hakkında fikir vererek geniş bir hükümdarlığa erişmelerinin yadırganmaması gerektiği sonucuna vardırıyor. Ancak Moğolların üzerinde kısa bir dönem etkisi olan Budizm öğelerinin masallara neden bu denli yerleştiği veya neden bu tür masalların tercih edildiği merak konusu.

"Domuz Kafası Kahini" masalında kocasına akıl vererek onun yaptığı işlerin kıymetini artıran kadın öğesi Orta Asya'daki "hanım" itibarını inşa ediyor gibi. İşin ağırlığını yüklenen, canı pahasına zorlu yollardan geçen, malesef bu sırada yalana ve kurnazlığa da başvuran, zaman zaman şansı yaver giden ama sonunda mükâfat teklifi karşısında tok gözlü davranan bir adam ve onun gözü açık karısı üzerinden eşlerin iş birliği konusu işlenmiş.

"Yılan Tanrılar Nasıl Sakinleşti" bir diğerkamlık masalı. Önce anneleri farklı hanzâdelerin, sonra bir hanzâde ile ondaki erdemi fark eden prensesin canları pahasına birbirlerini önceleyerek elde ettikleri kazanımlar ve huzur anlatılıyor.

Kitabın Moğolca'dan İngilizce'ye, İngilizce'den de Türkçe'ye çevrilmiş olması muhtemelen orijinal metinde farklı olan bazı kelimeleri sakil bir şekilde karşımıza çıkarıyor. Orta Asya bozkırlarında "pasta" yeniyor olması, "kımız" yerine "konyak" içiliyor olması gibi. Kımız-konyak dönüşümü editöre ya da derleyiciye yakalanmış ve dip notta yerini almış ama "pasta"dan sanırım şüphelenen olmamış.

"Kavgacı Vatandaş" masalında kanun tanımaz, geçimsiz, kavgacı kişi onu ülkesinden kovan Han'la mücadeleye giriyor ve hileye başvurarak elde ettiklerini Han'a karşı kullanan bu adam sonunda gâlip geliyor. Masallar arasına kötüyü yücelten böylesi bir tutarsızlık girmesinin nedenini hep sorgulamışımdır. Aynı olumsuz sonu "Beşimiz Birimiz İçin" masalında da göğüslüyoruz. Hayatî bir yoldaşlığın ve yardımlaşmanın sonu ölümcül bir "eşe el koyma krizi" ile bitiyor. Kim çocuğuna böyle bir masal anlatır ki?

"Ressam Ananda ile Oymacı Ananda'nın Savaşı" masalı kurnazlık sanılan sahtekârlığın ölümcül sonuçlarını gösteriyor. Daha önce de üzerinde durulan, düşmanın silahıyla silahlanma, düşmanın hilesini ona karşı kullanma maharetini açık ve kısa bir kurguyla işlemiş. Hile kavramı Moğol masallarında sıkça yer alıyor. Hem iyi hem kötü kahraman tarafından başvurulan bir yöntem.

"Isıran Ölü" adaletle hükmetmenin önemine, yadırgayacağımız yollardan değinen bir masal. Hint ve Yunan mitolojisinden esinler ve ölülerin hayata dahli yabancı olduğumuz sahneleri önümüze getiriyor.

Kitabı yarılarken baştaki nakaratın masaldan masala kısalıyor olması editörün tercihi mi bilemiyorum ama eğer öyleyse isabetli olduğunu söyleyebilirim.

"Birden Zenginleştiren Dua" masalında yine kurnazlıkla elde edilen zenginliğin ölümlü sonu anlatılmış, dedikoduyla kuyusu kazılan masuma tanrıların doğrudan yardımı yetişmiş, haset duygusu mağlup edilmiş.

"Shrikantha'nın Talihi" masalının sonunda masalların nakaratı değişiyor çünkü Han Siddhi-kür'ün masallarına aldanıp görevini başaramamış da olsa Üstat Nâgârguna'ya ulaşıyor ve affına mazhar oluyor. Artık Siddhi-kür'ü getirmek için çabalamasına gerek kalmamış olsa da bir sonraki masalda yine aynı yola düşüyor. Masalların alışkanlıkları vardır ve onlardan vazgeçmek pek zordur.

"Aç Gözlü Kardeş" masalında, fazlasıyla yeterli olduğu hâlde elindeki zenginlikle kanaat etmeyen ve başına ne kadar bela açarsa açsın tamahkârlığından kurtulamayan kardeşin yaşadığı felaketler anlatılıyor. Bu tamahkârlığı eşlerin de körüklemesi, ailede bir dengeleyen olmaması durumunda yanlışta ısrar etmenin, yanlış yolu birlikte seçmenin doğuracağı kötü sonuçları dinleyicilere göstermesi açısından temel bir masal. Kardeş aileler arasındaki kıskançlığın insanlığın temel sorunlarından biri olduğunu da görüyor, kıssadan hisse çıkarabilirsek herkese lazım olacak bir hayat dersi alıyoruz.

"Sihirli Dilin Faydası" masalı da bir kıskançlık hikâyesi ama bu defa kıskanılan meziyet zenginlik değil, bilgelik. İyi bir eğitim alıp yeterli donanıma sahip olan prens, aklı onun kadar kesmeyen vezir oğlu tarafından kıskanılıyor ve öldürülüyor. Ancak kâtil bu kötülüğünü kendi diliyle taşıdığı bir sihirli sözcükle itiraf ediyor. Gerçeğin, önünde sonunda ortaya çıkacağı, hak edenin hak ettiğini bulacağı ana fikri kısa ve anlaşılır şekilde işlenmiş. Ancak iyi niyet ve temiz kalp sahiplerinin kaybeden taraf olduğu gerçeğini de faş ediyor olmaları bu ve benzeri masalların göz ardı edilmiş hatası gibi duruyor. İyiden yana olan çocuk kalbinin bu detayı kaçırmayacağını, bu mağduriyetten uzaklaşmak için iyilikten de uzaklaşabileceğini düşünmeliyiz. Çünkü edilgen durumdaki insanın saflığı ve temiz kalpliliği elde olmayan fıtrî bir özellikir, dolayısıyla bunlardan uzaklaşmak da insanın elinde değildir ancak insanın etken zamanındaki iyiliği seçilmiş eylemidir ki insan bundan zaman zaman yine seçimiyle uzaklaşabilir.

"Terayağı Seven Kadın" masalı güncelliğini koruyan bir meseleye, kadın-erkek ilişkisinde çözümsüzlüğü kabullenmenin zararlarına değinmiş. Kocasının uslanmaz kötü huyları karşısında tekrar tekrar yumuşayan ve her seferinde bunun cezasını çeken kadının sabrı sonunda ikisinin de canına mal oluyor. Aynı hatayı iki veya en azından üç kez yapmama yönünde bir hisse çıkarılabilir. Yan ders olarak da altın yumurtlayan tavuğu kesmemek, günlük çıkarları düşünerek sürekli getirileri kaybetmemek öğütlenmiş.

"Saf Koca ile Sağduyulu Karısı" masalında adı geçen Surja Bagatur adlı kahramanın adındaki "Surja" kelimesi Sanskritçe, "bagatur" kelimesi ise Moğolca'da, dilimizde savaşçı-kahraman anlamına gelen "bahadır" kelimesinin karşılığı. Masallar Moğol'dan çok Hint ve Budist kültürü taşıyor desek yeridir.

"Shanggasbha Babasını Nasıl Gömdü?" bir özgüven masalı. Rakiplere ve düşmanlara gözdağı vermenin önemine çokça vurgu yapıldığını fark ediyoruz. Bunu temsil eden "yasak borazana üfleme cesareti" ikinci kez karşımıza çıkıyor. İyi olmanın getireceği ilâhî yardımlardan da faydalanarak bir işi başarmak için önce yola çıkmak, niyet etmek, istekli olmak gerektiğine dair bu masal desteksiz, donanımsız bir özgüvenin yeterli olmayacağını da bize hatırlatıyor.

"Hain Dost" fitneye kapılanların hazin sonunu anlatan, yine kısa, sade ve anlaşılır bir masal. Fasıktan duyduğu sözle yargıya varanın ödeyeceği bedeli güzelce anlatmış.

"Bhikku Hayatı" masalı ilk yarısı farklı ikinci yarısı farklı ve fakat ikisi de sonuca varmayan iki kısımdan oluşuyor. Bizdeki karşılığı kalenderîlik olan dünyadan geçme hâline bir eleştiri, akıl ve kurnazlıkla rızkın ve hayatın peşinde koşmak gerektiğine bir yönlendirme olduğu düşünülebilir ancak bunun da manivelayla çıkarılmış bir ana fikir olacağını belirtmeliyim.

Kral Midas hikâyesini hatırlatan "Oğlunu Kurtaran Dul" masalı söze sadakatin, sır tutmanın ağırlığını ve önemini anlatıyor. Sır taşımak, onu bir kuyuya, bir sıçan deliğine söylemekten bile kaçınmayı gerektirecek kadar büyük bir yük ve göze kolay görünse de çoğu insanın harcı değil.

Masalların sonunda İyi Yürekli Bilge Han görevi tamamlıyor, kötü ruhu temsil eden Siddhî-Kür'ü Nagarguna'ya teslim edip topraklarını refah ve huzura kavuşturuyor. Moğolların Hindistan macerasını derleyip toparlayan, coğrafyanın toplum üzerindeki etkisini gözler önüne seren bu masallarda öncekilerden birçok ize rastladık. Hareketli toplumların yazgısı olsa gerek. Şartların değişkenliği masallarda arananı da zaman zaman değiştirmiş, dönüştürmüş, kılıktan kılığa sokmuş.

On üzerinden altı sanırım bu masalların hakkıdır. Masallar arasındaki ilişkileri ve etkileşimi tespit edebilmek için bundan sonraki rotamı Hint, Çin, İran, İbrani masalları üzerinden Afrika'ya inecek şekilde belirleyip okumaya devam edeceğim.

MOĞOL MASALLARI

Rachel Harriette Busk

Çev. Ferda Kütükçüoğlu

Salt Okur Yayınları


Yazar: A. Erkan AKAY - Yayın Tarihi: 25.01.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 19.12.2021 02:57
474

A. Erkan AKAY Hakkında

A. Erkan AKAY

1981 İstanbul doğumludur. İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. 2008 yılından bu yana Konya'da yaşamaktadır. İki evlat babası, iki evlat amcası, ikisinin de eniştesidir.

Spora, edebiyata ve küçükleri eğlemeye ilgisi çocukluğundan beri devam etmektedir. 2012-2020 yılları arasında Bilgin Atıcılık Spor Kulübü Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği, 2015-2020 yılları arasında Türkiye Atıcılık Federasyonu Teknik Kurul Başkanlığı, 2017-2020 yılları arasında Türkiye Olimpiyatlara Hazırlık Merkezleri Atıcılık Komisyonu Üyeliği ve İl Branş Sorumluluğu görevlerini yürüterek ulusal ve uluslararası düzeyde başarıya ulaşmış birçok sporcunun yetişmesine katkıda bulunmuştur. Destek AFAD gönüllüsüdür.

2017 yılında, kardeşinin bir hayali olan “Hayallerin Karın Doyursun” isimli kitaba katkılarından sonra, hep arzuladığı çocuk kitapları yazımının önü açılmıştır. Yayımlanmış sekiz çocuk kitabı bulunmaktadır. “Edebistan”, “Eğitim Her Yerde”, “Dilhane” gibi çeşitli sanal dergilerde deneme, makale ve şiirleri yayımlanmıştır.

Farkındadır ki her yazılan okunmaz ama okunanlar da ancak yazılanlardır. Yaşadıkça anlamını kaybeden sonsuz sözler arasından zarurî olanlara tutunuyor.

Dualarınızı bekler.

A. Erkan AKAY ismine kayıtlı 30 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 5 kitap bulunmaktadır.