“Duvarlar Çağı”ndan Bir Kesit: 200 Metre, Sinema, Şerife Saliha BOZOKLU

“Duvarlar Çağı”ndan Bir Kesit: 200 Metre yazısını ve Şerife Saliha BOZOKLU yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsin

“Duvarlar Çağı”ndan Bir Kesit: 200 Metre

17.04.2024 09:00 - Şerife Saliha BOZOKLU
“Duvarlar Çağı”ndan Bir Kesit: 200 Metre

"Ve bu duvarın üstünden geçtim
Beni görmeyeni görmek
Ve derin kimlikleri karşılaştırmak için"

(Derviş, 2009, s. 187)

Doğrusal olarak ele alınan zaman diliminin daha kolay öğrenilmesi, araştırılması için çağlara ayrılması gereksinimi hâsıl olmuştur. Yaşanan büyük gelişmeler, toplumsal olaylardan yola çıkılarak da bu çağlar, bilindiği üzere, İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve Yakın Çağ şeklinde tarihçiler tarafından isimlendirilmiştir. Miladi başlangıçtan günümüz dünyasına geldikçe bu çağların kapsadıkları zaman aralıklarının kısalması ise dikkatleri çekmektedir. Öyle ki nihayetinde Fransız İhtilali ile başladığı belirtilen Yakın Çağ her ne kadar hâlâ devam eden çağın ismi olarak zikredilse de bilhassa Rönesans'tan itibaren, tabir-i caizse, fitili ateşlenen gelişmeler neticesinde toplumsal/bilimsel olayların/gelişmelerin aşırı derecede hız kazanması ile birlikte içinde yaşadığımız toplumları nitelemek için her geçen gün farklı ifadelere başvurmak durumunda kalındığı gibi çağ da farklı isimlerle ifade edilir olmuştur. Gelecekte tarih kitaplarına nasıl yansıyacak bilinmez ama yine de bunlardan en sık zikredilenleri Antroposen Çağı, Bilgi Çağı, Akıl Çağı, Uzay Çağı. Bir de çok sık duymadığımız ama ihtiva ettikleri anlam itibari ile çağın hakikatini ortaya koymada daha mahir ifadeler de mevcuttur ki "Duvar Çağı" da bunlardan bir tanesidir. İfade John Berger'e aittir ve yazar neden böyle bir ifadeyi kullandığına ise şu sözleri ile açıklık getirmektedir. "Şu sırada içinde bulunduğumuz tarihsel dönem Duvar Çağı. Berlin Duvarı yıkılınca, her yerde duvarlar inşa etmek için hazırlanmış birtakım planlar ortaya döküldü. Betondan, bürokratik, ırkçı duvarlar, gözaltında tutma ve güvenlik duvarları. Duvarlar her yerde…" (Berger, 2009, s. 85) Evet, duvarlar –duvar çağı ifadesinin hakkını verircesine maalesef ki- her yerde ve gerek fiziksel gerek zihinsel örülen tüm bu duvarlar sosyolojik, psikolojik, ekonomik açıdan insanların hayatlarını olumsuz bir şekilde etkilemekte. Sizlere bahsetmek istediğim Filistinli yönetmen Ameen Nayfeh'in 2020 yapımı ilk uzun metraj filmi olan 200 Metre de bu hali çok başarılı bir şekilde aktarmaktadır. Zira odağına aldığı aile özelinde duvarlar çağından ortaya koyduğu kesit ile yükselen duvarların çağın insanında ne tür etkilere sebebiyet verebileceğini etkileyici bir biçimde izleyenlerine yansıtmayı başarabilmektedir. İsterseniz buyurun filmimize kısaca bir göz atalım.

Duvarlar Çağı'nda Uzaklık- Yakınlık

İsrail tarafından örülen, Filistin topraklarını ayıran, utanç duvarı dünya üzerinde inşa edilen beton duvarlardan bir tanesidir ve Filistinli bir aileyi odağına alan filmimiz de başrolde izleyeceğimiz Mustafa'nın (Ali Suliman) bu duvarı izlediği sahne ile karşılar izleyenlerini. İnşaat işçisi olan Mustafa, İsrail kimliği almayı kesin bir dille reddettiği için utanç duvarının Filistin tarafında annesi ile beraber yaşamak durumunda kalırken eşi Selwa (Lana Zreik) ve çocukları, hayat şartlarından dolayı, duvarın diğer tarafında, İsrail sınırında, bir evde kalmaktadır. Aralarındaki mesafe ise akşamları ışıkları açıp kapatarak iletişim kurabilecek kadar yakındır, sadece 200 metre! Kulağa ilk etapta çok yakınmış hissi veren bu mesafenin ne kadar uzak olabileceğini ise ilerleyen dakikalar gösterecektir bizlere. Öyle ki ekonomik açıdan büyük sıkıntıların yaşandığı Batı Şeria'da iş bulamayan Mustafa, İsrail sınırında, bir arkadaşı vesilesi ile bulduğu inşaat işinde çalışabilmek için çıkardığı izin belgesine rağmen kontrol noktasından geçebilmek için dahi saatlerce beklemesi gerekir. Bu izin belgesi sayesinde işten kalan sınırlı vakitlerde ailesinin yanına uğrayabilmektedir. Tıpkı Berger'in de, "Bir yanda: akla hayale gelebilecek her türlü teçhizat, kefensiz savaş rüyaları, medya, bolluk, sağlık güvencesi, parıltılı hayatın parolaları. Öte yanda: taşlar, yetersiz erzak, kavgalar, intikamın şiddeti, yaygın hastalık, ölümü kabullenmek ve bir geceyi –ya da belki bir haftayı- daha birlikte geçirebilme kaygısı." (Berger, 2009, s. 85) sözleri ile ifade ettiği gibi… O günlerden birinde ise izin belgesi olmasına rağmen bu sefer de kimlik kartının süresi dolduğu gerekçesi ile kontrol noktasındaki görevli, "İsrail'e girebilmek için kartını yenilemen gerekiyor." diyerek geçmesine izin vermez; bir de izin belgesine el koyar. Ertesi gün hafta sonudur ve Mustafa'nın kimliği yenileyip izin belgesini tekrardan alabilmesi için iki gün beklemesi gerekecektir. Fakat eşinden gelen telefon onu durdurmaz eder; zira oğluna araç çarpmıştır ve hastaneye kaldırılan oğlunun yanına bir an önce varması gerekmektedir. İşte asıl sıkıntılı süreç şimdi başlar! Bir an önce duvarın diğer tarafına geçmenin yollarını arayan Mustafa, kaçak yollara başvurmak durumunda kalır ve fahiş bir fiyat vererek bir servisle anlaşır. Bindiği serviste karşılaştığı insanların da her birinin ayrı ayrı hikâyeleri vardır ancak hepsinin hikâyelerinin kesişim noktası utanç duvarıdır. Kısaca bahsedecek olursak bu yolculardan biri Rami isimli çocuktur ve henüz on yedi yaşında olmasına rağmen hayatını idame ettirebilmek için, okulundan feragat ederek, iş bulabilmek umuduyla çıkmıştır bu tehlikeli yolculuğa ki bunun onun ilk kaçak geçişi olmadığını öğreniriz ilerleyen dakikalarda. Diğer bir yolcu ise kuzeninin düğününe gidebilmek için bu yola başvurmak durumunda kalan Kifah'tır. Onunla birlikte gelen Alman film yapımcısı Anne için ise durum biraz farklıdır. Zira bu yolculuk da duvarın Filistin halkı üzerinde yarattığı baskı da o insanların hayatın her alanında verdiği mücadeleler de onun için bir serüvenin (!) parçası gibidir ve elindeki kamerası ile her anı belgeseli için kayıt altına almak amacıyla Kifah'a bu serüveninde eşlik etmek üzere serviste yer almaktadır. Ancak daha sonra anlıyoruz ki genç kadını bu yolculuğa çeken tek sebep bu değildir ve Anne karakterinin filmin vermek istediği mesajın bütünlüğü açısından önemli bir rolde olduğu görülmektedir; onun da hikâyesinin diğerleri ile kesiştiği nokta duvardır. Fakat onun çekindiği, üzerinde baskısını hissettiği duvar, diğerlerinden farklı olarak, utanç duvarı değil zihinlerde yükselen duvarlardır. Öyle ki ilerleyen dakikalarda genç kadının herhangi bir art niyet taşımadığını; İsrail kökenli olmasından dolayı zihinlerde, yüreklerde kendine karşı yükselebilecek bir duvarın düşüncesinin üzerinde yarattığı baskı sebebiyle de gerçek kimliğini gizlediğini öğreniriz. Kaldı ki, bunda da haklıdır; arkadaşı Kifah gerçek kimliğini öğrendiğinde ondan yüz çevirecektir. Yine de ona bir ağabey gibi davranan Mustafa'nın yaşanan her türlü sıkıntıya rağmen –ki bu sıkıntılar yer yer çok ciddi boyutlara ulaşmıştır; Rami'yi hastanede bırakmak durumunda kalmışlardır- oğluna kavuşması Anne vesilesi ile olur. Ne de olsa İsrail nezdinde bir Alman turist bir Filistinliden daha değerlidir!

Sonuç

Sınırların, duvarların insanların hayatında her geçen gün daha fazla yer tutmaya başladığı bir dünyada onlardan kurtulmayı beklemek beyhude bir bekleyiş olsa gerek artık. Ancak burada zihinlerde yükselen duvarlar için bir parantez açmak gerekir. Zira yine Berger'in ifadelerini ödünç alacak olursak:

"Bugün dünyada anlam arayışı burada, duvarın iki yanı arasındadır. Ayrıca duvar her birimizin içindedir. Şartlarımız ne olursa olsun, içimizden duvarın hangi yanına uygun düştüğümüzü seçebiliriz. Bu iyi ile kötü arasındaki bir duvar değildir. İyi de, kötü de her iki tarafta vardır. Seçim, insanın özsaygısıyla içindeki keşmekeş arasındadır." (Berger, 2009, s. 86)

Film özelinde İsrail kimliği almayı kesin bir dille reddeden Mustafa'nın da içinde duvarlar olduğu aşikârdır ancak Anne'e karşı tutumunda yaptığı seçim özsaygısından yana olmuştur. Umulur ki Ameen Nayfeh'in küçük bir servisle çıkılan yolculukla, bir aile ekseninde, duvarlar çağının insanlarından sunduğu kesitlerle ortaya koyduğu filmi ve filmde Mustafa'nın hal diliyle bu söyledikleri, yine bu çağın insanları olan bizlere, yapacağımız seçimlerde doğruyu bulabilmemize vesile olsun. İdrakine varabilenlerden olabilmek temennisiyle…

FİLM: 200 METRE
YÖNETMEN: AMEEN NAYFEH


Kaynakça

  • Berger, J. (2009). Kıymetini Bil Her Şeyin. (B. Eyüboğlu, Çev.) İstanbul: Metis Yayınları.
  • Derviş, M. (2009). Yalnızlık Yenilemeden Kendini. (M. Fındıkçı, Çev.) İstanbul: Can Yayınları.

Yazar: Şerife Saliha BOZOKLU - Yayın Tarihi: 17.04.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 16.04.2024 18:12
256

Şerife Saliha BOZOKLU Hakkında

Şerife Saliha BOZOKLU

1994’te Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde doğdu. Lise öğrenimini Yeşilhisar Anadolu Lisesi’nde gördü. 2017’de Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden (İngilizce) mezun oldu. “Kendini Bil” sözünü kendine gaye edinmiş, bu uğurda ‘insan’ kalmak ve insan olarak son nefesini vermek üzere çaba harcayan, ‘insan’ denen meçhulün peşinde koşan, tek sığınağı kitaplar olan bir ademkızı…

Şerife Saliha BOZOKLU ismine kayıtlı 25 yazı bulunmaktadır.

Twitter