Duyguların Dili Dosyası: Hayalbaz, Edebiyat, Necla DURSUN

Duyguların Dili Dosyası: Hayalbaz yazısını ve Necla DURSUN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Duyguların Dili Dosyası: Hayalbaz

14.05.2024 09:00 - Necla DURSUN
Duyguların Dili Dosyası: Hayalbaz

Lise çağlarımda insanı gündelik hayattan uzaklaştırarak hayal kurmaya yönelten 'olmazı oldurabilir miyim acaba' diye sorgulatan bir akım vardı. Şimdilerde olsa "challenge" olarak adlandırılacak bu akımın konusu 'ölmeden önce yapılacaklar' idi. Dünya turu, serbest dalış, yamaç paraşütü hemen herkesin listesinde bulunmaktaydı. Benim bu listenin en sevdiğim yanı hayal kurmaya teşvik etmesiydi. Hayaller kimliğin tanımıysa eğer bu listeler bir tür karakter analiziydi.

Bilmem hiç gittiniz mi hayaller dünyasına? Gittiyseniz bilirsiniz alabildiğine özgür olan bu dünyayı. Giden ayak uydurur etrafına. Adımını attığı an özgürleşir. Eski püskü bir köy evini inanılmaz güzellikte bir yuvaya dönüştüren mimara böylesine muhteşem bir evi nasıl yaptığını sormuşlar. Evin yıkılmak üzereyken gördüğünde değişimi hayal ettiğini söylemiş. Hayatta bir bakıma böyledir. Başarılı olan kişileri mercek altına alsak çoğunlukla hayal edenler olduğu görülür. Kurduğu hayali gerçek kılmak için gemileri karadan yürüten Fatih Sultan Mehmet gibi. Gelecekte nasıl bir dünya isteniyorsa onun hayali kurulduğu anda zafer için geri sayım kronometresi çalışmaya başlar. Bir yerde okumuştum; hayaller hayat tarlasından geçerken elimizden toprağa düşürdüğümüz tohumlarmış. Öyleyse, tohumun tarlada tutunabilmesi için emek verilmesi gerekir.

Hayal Kurmak Yaşanmak İstenen Gelecek(mi)dir?

Bu yazımda sizlere kırklı yaşlarında etrafındakilere "büyüyünce yazar olacağım" diyerek gülümseten bir yazarla tanıştırmak istiyorum; "Hayalbaz" ın yazarı Hüseyin Burak Uçar ile. Hayalin İçinden Öyküler" ilave başlığı ile yayınlanan eser müellifinin ilk kitabı. Kitap ilk eser olsa da yazarı yazınsal hayatın içinde yer alan biri. Takipçileri onua sadece köşe yazıları ve kitabıyla değil fikir üretme, düşünme teknikleri, inovasyon, kişisel ve kurumsal gelişim konularındaki kısa videolarıyla da tanıyor. Yazdığı konuyu ele aldığı kısa videoların ben de 2 takipçisiyim. Tam burada yazılarının başlıklarından ve içeriklerinden örnekler vermek isterim. "Bir simülasyonda mıyız, yalan mı bu dünya?" başlıklı yazısında Elon Musk'ın şirketi Neuralink bünyesinde aldığı "insan beynine çip takma" iznine değinirken "hakikat yerine gerçek desek ne kaybederiz?" sorusuna cevap aramakta. Bilginin merkezde olduğu yazı ve videolarının başlıklarında çoğunlukla soru kalıbı kullanıyor yazar. "Kalbimizin ne kadarını kullanıyoruz?, Gökten altın yağsa sizin başınıza ne düşer?, Bil Gates deccal mi?" bu husustaki örneklerden. Başlıklarda soru kalıbı varken öykü başlangıçlarında genellikle kısa cümleler kullanarak başlangıç yapar yazar. "Bir çığlık sesi ile uyandım. – Şoförün arkasındaki koltukta oturuyordu. – O gün beklenmeyen bir şey oldu." gibi.

Zafer Bilim Kültür ve Sanat Dergisi, dikgazete.com ve Yeni Sakarya Gazetesinde yazan Hüseyin Burak Uçar'ın "Eşime, çocuklarıma ve dostlarıma…" ithafıyla başlayan kitabında 25 öykü bulunuyor. Kitaptaki öykülerin ikisi dışında tamamı yazarın Zafer Dergisindeki "Hayalin İçinden Öyküler" adlı köşesinden yayınlanmış öykülerden oluşuyor ki bu isim kitabın isminde de yer almakta.

Kitabın 'Teşekkür' bölümünde; 1985 yılında okumaya başladığı Zafer Dergisinde yazılarının yayınlanması hayalini kurduğunu belirten yazar edebiyatı 'sıradan olmaktan kurtulmak için hayalin büyüsünü kullanmak' olarak tanımlıyor. Aynı zamanda okumanın ve yazmanın hayatta hangi işle iştigal ediliyorsa o işi daha iyi yapmaya sevk ettiğini de. Shakespeare'in kırk beşinde yazmaya başlamasının kendisini motive ettiğine değinen yazar önce bir ustanın kapısını çalarak talebe olmuş, öğrenmeyi talep etmiş. Bu süreçte öğrendiklerini eserinin 'Ön Söz' ünde sıralamış. Bu bölümü kayda değer bulduğum için okumaya başladığım anda değerlendirme yazımda yer vereceğimi aklımın bir köşesine kaydetmiştim. Yazara göre yazmak:

-Aşk derecesinde bağlılık gerektirir

-Çok çalışılmalı ve uykusuz geceler göze alınmalı

-Yazmak için daha çok okunmalı

-Yeni kelimeler biriktirilirken bazı kelimelerden uzak durulmalı

-Her yazılan çabucak beğenilmemeli

-En ağır eleştiriye tahammül edilmeli

-Bir heykeltıraş gibi kelime işçiliği yapılmalı

-Sabırlı olunmalı

-Yazana zor gelenin okuyana keyif verdiği hatırlanmalı

-'Oldum' demenin 'öldüm' demek olduğu hatırlanmalı

Her biri ne kadar da tanıdık. Naçizane bir madde de ben ilave etmek istiyorum; 'Yazmak gönül vermeyi gerektirir. Bunu sadece yazandan değil onun ailesinden de ister.'

Yaşadığı çağın sancılarından beslenene yazar; hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamanın bir salgın haline gelmesine ve bunun muhtemel yansımalarına dair öyküler kurgulamış. Okurun, yazar için özel biri yeri olduğunu hissettiği Filibeli Ahmet Hilmi'nin A'mak-ı Hayal'inden şu alıntıyla başlıyor kitap:

'Ey avare yolcu!

Yürü! Durma yürü!

Bu geçici alemin zevkleri seni Allah'a kavuşmaktan alıkoymasın.

Bu eşsiz manzaraların, bu güzelliklerin hepsi yalnızca bir rüya ve hayaldir.'

Hayalbaz, hayal kuran demektir yani hayalcidir. Bir diğer anlamı ise; gölge oyununda oyunu sahneleyen ve tasvirleri konuşturan kişidir. Dolayısıyla kitaptaki öykülerdeki beklenmeyen durumların ve kişilerin varlığı kitabın adına atıfta bulunur. İnsanların tutamayacakları sözleri vermek için yahut gerçekleşmeyecek bir şey için sarf ettikleri deyim olan 'Kırmızı Kar Yağınca' yı kendisine isim olarak seçen öykü kitabın ilk öyküsü. Bir anlamda, yazarı tanımaya başladığım satırların ev sahibi olan öykü; yürüyebilme hayali kuran engelli bir çocuğun hüznünü avuçlarıma bıraktı. Onu takip eden 'Anons' adlı öykü ise babasını kaybeden bir evladın hüznünü bırakıp gitti. "Hayal kurmak ne güzel, ne zahmetsiz iş" diyen üçüncü öyküde özlü sözler sarf eden işportacıyla eserin anlatım çeşitliliği kazandığını söyleyebilirim.

Kısa giriş cümlesiyle ve devamındaki anlatımla beni en çok etkileyen öykü 'Kuyudaki Adam' oldu. Bu sebeple metnin küçük bir bölümünü buradan paylaşmak istiyorum: "Sırılsıklam olmuştu. Onu gören, sağanak bir yağmura hazırlıksız yakalanmış sanırdı. Oysa tek bir bulut bile yoktu gecede. Yıldızlar kapatmıştı gökyüzünü. Bir dilim ay, tabloyu tamamlamak için oradaydı. Güneş bütün ışıklarını alıp götürmüştü giderken fakat sıcaklığını bırakmıştı. Yapraklar kıpırdamanın ne demek olduğunu hatırlatacak bir rüzgârın yolunu gözlüyorlardı." Ben de iz bırakan ve içselleştirdiğim bir diğer öyküyü ise 'Çekilmemiş Fotoğraflar' oldu. Okumaya hız veren konusuyla yazarın adının öyküde geçiyor olması beni gerçekle hayal arasındaki bıraktı.

Sonuca varamadan sonlanan öykülerle okur hayal kurmaya sevk ediyor Hayalbaz. En az 2 en fazla 10 sayfadan oluşan öykülerinde yazar yer yer metaforlaşan nesneleri konu almış. 'Demir Kuş' öyküsündeki demir kuş, 'Ayna' ve 'Kuyruklu Yalan' adlı öykülerindeki ayna gibi.

Hayalbaz olup hayal ve gerçeği birbirine yoldaş eden yazarın kalemi hem gerçekleri hem de hayalleri ısıtıyor. Örneğin 'Zan' adlı öyküdeki 'cemiyet' kelimesi beni eskilere götürdü. Çünkü düğün, dernek, kına, sünnet gibi davetler için kullanılır bizim oralarda bu kelime. Tıpkı 'ahretlik' kelimesi gibi. İsmini kitaptaki bir öyküye veren bu kelime: 'ahirette de görüşelim' demek. Günümüzde kullanımı azalan kelimelerden biri. Kitapta öğrendiğim kelimeler de oldu. 'Saye' kelimesinin 'gölge' anlamına geldiğini öğrendim örneğin. 'Müntehir' kelimesinin 'intihar eden', 'suizan' kelimesinin 'kuşku' demek olması gibi.

Bir paragrafı da kitabın çizerine ayırmak lazım zira kendisi yazarımız için özel biri. Psikoloji, edebiyat ve resme ilgi duyduğunu kitapta hakkında yer alan metinden öğrendiğimiz Ayşe Naz Uçar yazarımızın 16 yaşındaki kızı. Öykülerle kurduğu bağı çizimleriyle okura ulaştıran genç yetenek kitabı başka bir boyuta taşıyarak nitelik katmış. Konusu itibariyle Saramago'nun 'Körlük' ünü çağrıştıran 'Göz Göre Göre' adlı öykünün çizimindeki insan figürlerinin gözleri Fikret Otyam'ın tablolarını akla getiriyor. Son sayfadaki çizimde aynaya hapsolmuş, 'hoşça kal' der gibi elini kaldırmış figürün kendisinden (dolayısıyla aynadan) uzaklaşan ayak izleri kitap hakkında düşünmeye yönlendirirken okura veda ediyor sanki.

Son olarak kitabın mizanpajı hakkında bir iki kelam edilecekse mevcut halinin kusuru saf dışı bıraktığını söylemeliyim. 43.sayfada 'zahide teyze' olarak yer alan özel ismin baş harflerinin küçük olması dışında herhangi bir yazım yanlışı, imla hatası ile de karşılaşmadım. Bu minik hata bence kitabın nazar boncuğu olmuş.

Sonuç

İşte, evde, okulda, otobüste, spor salonunda… Mekân neresi olursa olsun pek çok kişi hayallere dalar. Yine pek çok kişi bu hayalleri gereksiz algılayabilir. Hatta "Ne o hayallere daldın yine?" cümlesi sıklıkla duyulur. Aslolan ise algılananın aksine hayal kurmanın beyne ve yaşama katkı sağladığıdır. An gelir motivasyon kaynağı olur hayaller. Hatta öyle olur ki hayalin sahibi onu bıraksa bile hayali onun peşini bırakmaz. Esasında bir noktada şunu sorabiliriz; bizi hayata bağlayan (henüz) gerçekleşmeyen hayaller değil midir?

Yazı yazarak, resim yaparak, dans ederek ve yemek yaparak hayallerimizi yaratıcı dışavuruma kanalize edebiliriz. Bu fiillerle günlük hayatın bizden çalmaya yeltendiği dikkatimizi, hayallerimizi ve nihayetinde ilham perilerimizi koruruz. Bazen hayal kurmanın bizi yapmamız gereken işlerden uzaklaştırdığını, zaman kaybı olduğunu düşünürüz. Bazen de aklı bir karış havada olarak niteleriz. Oysaki hayal kurularak geçen her an çok değerli. Hayal dünyasının gerçek dünyaya etkisi psikoterapi doktorlarınca dile getirilerek, hayallerin vücut kimyasını etkilediği söylenmekte. Kendinizi yepyeni bir şeyler yaparken hayal etmek, beyni bu dileği gerçeğe dönüştürmesi için hazırlamak anlamına geliyor. Diğer bir deyişle düş kurmak, beynin yeteneklerini zenginleştirip güçlendiriyor. Olumlu hayaller kurmak hayatımıza olumlu etkiler bırakıyor. Örneğin kendimizi hayatın başka bir alanında ve arzu ettiğimiz bir işi yaparken hatta bu işte başarılı olduğumuzu düşleyelim. Bu düş esnasında vücudumuzdaki doğal yatkınlıkları ve kimyasalları tetiklemiş olmaktayız.

Hayaller için tozpembe denilir. Özellikle de gerçeklemesi mümkün görünmeyenler için. Gözümüzü hayalden ayırdığımızda gördüğümüz gerçek dünya bize kurduğumuz hayallerin gerçekleşmeyeceği hissini verebilir. Bu his, hayallerinizi daima canlı ve rengârenk tutarak etkisizleştirebiliriz. Onlar için heyecanlanarak da. Bu tavır devamında hazır olmayı getirecektir. Çünkü hayallerin ışığı yandığı müddetçe karanlıkta kalmak söz konusu olmayacaktır. Hayalbaz'ın yazarı Hüseyin Burak Uçar'ın hayallerini gerçeğe dönüştürmesi bize bu bahiste kılavuz olabilir.

Belki yıllar ve yollar sonra gerçekleşecek, belki de hayal dünyasında kalacak olsa bile hayal kurmak güzel şey…

Hayalbaz
Hüseyin Burak Uçar
Zafer Dergisi Yayınları
159 sayfa


Yazar: Necla DURSUN - Yayın Tarihi: 14.05.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 15.05.2024 22:19
205

Necla DURSUN Hakkında

Necla DURSUN

1976 Sakarya doğumludur. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Yerel Yönetimler Anabilim Dalı Küresel Şehirler ve İstanbul Araştırmaları Bilim Dalı’nda Yüksek Lisansını “Kuzguncuk Semt Tarihini İnsandan Okumak; Bir Seçki ile Şahsiyetler” konulu yüksek lisans teziyle tamamlamıştır. Finans sektöründe çalışmakta ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Necla DURSUN ismine kayıtlı 96 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.

Twitter Facebook Instagram YouTube Kişisel Kitap Satış Sitesi