Edebiyat ‘İşe Yarar Bir Şey’ Midir?, Sinema, Şerife Saliha BUĞA

Edebiyat ‘İşe Yarar Bir Şey’ Midir? yazısını ve Şerife Saliha BUĞA yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Edebiyat ‘İşe Yarar Bir Şey’ Midir?

02.01.2023 09:00 - Şerife Saliha BUĞA
Edebiyat ‘İşe Yarar Bir Şey’ Midir?

"Hakikat özel araçlarla ortaya konulup

sunulduğunda –ki bunlar diğer insanlara

ulaşmaz- iyileşe yolunda duygusal

ihtiyaçları karşılar." (Sarı, s. 139)

"Bütün bu kitapları okudun mu? Okuyunca ne olacak? Bunları boş vakitlerinde okumak istersen okursun kalk işe yarar bir şey yap!" ya da "Yazar olup ne yapacaksın işe yarar bir şeyler yapsana, hem karın mı doyar onla bırak uğraşmayı böyle şeylerle!" Sizlere de tanıdık geldi mi bu sözler? Merak etmeyin yalnız değilsiniz! Öyle sanıyorum ki, okumaya yazmaya sevdalı insanların pek çoğu muhatap olmuştur bu tarz sözlere. Okumanın –daha geniş çerçevede sanatın, edebiyatın, felsefenin- boş zaman aktivitesi olarak görüldüğü, o anlarda dâhi gerekli şartların (!) mevcut olması gerektiği görüşünün benimsendiği toplumlarda insanın kendini bu tarz diyalogların ortasında bulması sıkça rastlanılan bir durum olagelmiştir.. peki gerçekten öyle midir? Okumak ne anlam ifade etmektedir, neden yazarız? Tüm bunlar, denildiği gibi, bir işe yaramayan şeyler midir? Bibliyoterapi ne anlam ifade etmektedir? Edebiyatla, sanatla bir insanın hayatına dokunulabilir mi?

Bu sorular pek çok zihni meşgul etmiş, yine edebiyatla, sanatla, felsefeyle cevaplar aranmış; nice eserler ortaya konulmuştur. Yazımızın konusunu teşkil eden, 2017 yılında gösterime giren, senaristliğini Pelin Esmer ve Barış Bıçakçı'nın üstlendiği, yönetmen koltuğunda da Pelin Esmer'in oturduğu İşe Yarar Bir Şey filmi ise tüm bu soruları odağına alıp beyaz perdeye taşıyan; sinemanın imkânlarını kullanarak bunlara cevaplar arayan ve nihayetinde de kıymetli bir yorum ortaya koyan başarılı yapımlardan birisi olarak durur karşımızda. Bu başarısıyla 24. Adana Film Festivali'nde En İyi Senaryo Ödülü'ne de lâyık görülen filmimizin nasıl bir yorum getirdiğine ise buyurun beraber bakalım.

İşe Yarar Bir Şey Filmine Kısa Bir Bakış

Film, bir avukat olan Leyla'nın –aynı zamanda şair olduğunu öğreneceğiz- daha önce eşlik etmediği lise arkadaşlarının düzenlediği buluşmaya, yirmi beşinci yıl mezuniyet yemeği buluşması düzenlemişlerdir, katılmak üzere tren yolculuğuna çıkmasıyla karşılar seyircilerini. Leyla'nın herkesin her şeye koştur koştur yetişmeye çalıştığı, bir insanın yüreğine dokunmaya, bir çiçeği koklamaya vakit bulamadığı bir çağda on altı saat gibi uzun bir zamanını alacak olmasına rağmen neden treni tercih ettiği filmin daha ilk dakikalarından itibaren insana ve insanlığa yönelttiği ilgisi ile dikkat çeken kişiliği göz önünde bulundurulunca gayet manidar gelmeye başlayacaktır. Trene binmeden önce tevafukken tanıştığı Canan'ın kaderinde nasıl bir yer teşkil ettiğinden habersizdir ve yolculuğunu biraz okuyarak biraz yazarak yer yer de içindeki ilginin, merakın etkisiyle camdan izlediği insan manzaralarına dikkat kesilerek sürdürür. Trende yeniden Canan'a denk geldiğinde ise gen kızın konuşmalarından içinde bulunduğu durumu tahmin edecek; biraz üsteleyip olayı anlatmasını sağlayınca da kendisini bambaşka bir hikâyenin ortasında bulacaktır.

Canan hemşire adayı olmasına rağmen gönlünde oyuncu olma hayali yatan bir genç kızdır. Onun da hayatı felli olup boynundan aşağısı tutmayan ve bu yüzden de artık bu hayatı sürdürmek istemeyen ancak hayatına, engelinden dolayı, son veremediği için unu yapabilecek birisini aramaya girişen Yavuz'la kesişmiştir. Leyla, heyecan ve korku içinde bulunan genç kıza onunla birlikte gelmek istediğini söyleyince Canan her ne kadar ilk başta şaşırarak tepki gösterse de daha sonra Leyla'nın varlığından güç alarak bu teklifi kabul edecektir. Sadece Canan'la karşılaşmayı bekleyen Yavuz ise karşısında onunla birlikte Leyla'yı da görünce işin rengi değişmeye başlayacaktır. Öyle ki Leyla'nın şair olduğunu Yavuz'dan öğreniriz; o onun sıkı bir okurudur, ki ilerleyen dakikalarda Yavuz'un da bir şair olduğunu öğreniriz, Leyla'yı görür görmez tanır. Bunun üzerine aralarında ilgi çekici diyaloglar gelişmeye başlar.

Bu duruma, haklı olarak, oldukça şaşıran Canan da bir yandan üstlendiği görevi yerine getirmek adına hazırlıklar yaparken diğer yandan onların sohbetine eşlik edecektir. Sohbet esnasında Yavuz onlara nasıl tanıştıklarını sorunca Canan'ın öyle sorular sordu ki cevabı üzerine, Leyla ile, aralarında geçen diyalog hem genç kızın zihninde yer alan Leyla'nın kendisine neden eşlik ettiği sorusuna hem de bizim yazımızın başında yönelttiğimiz 'neden yazarız' sorusuna cevap teşkil eder niteliktedir:

"-Şairler soru sorarlar, değil mi Leyla Hanım; merak ederler. Merak biterse kenara çekilip ölmeyi beklemek lâzım, değil mi?

-Buraya meraktan geldiğimi mi sanıyorsunuz? (…) Ben aslında lise arkadaşlarımla buluşmaya gidiyordum. (…)

-Eee merak sadece ölenlere değil, yaşayanları da merak ediyorsunuz. (…)

-Sadece uzaktan merak etmiyorum; yaşıyorum da. Hatta etkileniyorum da.

-Etkileniyorsunuz, evet. Ama yazmak için.

-Başka türlü dayanamazdım."

Anlaşılan odur ki Leyla için de yazmak, yazmasaydım deli olacaktım, diyen Sait Faik'in dünyasındaki alama denk bir anlam taşımaktadır. Fakat Yavuz'un soruları bununla sınırlı kalmayacaktır; neden avukatlık gibi sert ir dünyaya sahip bir meslek tercih ettiğini aklının almadığını söyleyince Leyla, "İşe yarar bir şey yapmak için." der. Bu cevap üzerine Yavuz bizlerin de peşine düştüğü sorulardan bir diğerini yöneltecektir, "Şiir yazmak yeterince işe yarar bir şey değil mi?" Leyla bu soruyu kelimelerle cevaplayamaz belki ama ilerleyen dakikalarda olayların gelişimi bizzat cevabın kendisi olacaktır. Öyle ki Leyla'nın Cortazar'ın kaleminden çıka Bir Sarı Çiçek öyküsünü anlatmasıyla Yavuz'un olumsuz düşüncelerini bir an olsun ertelemesine vesile olacak; ona yaşam mutu sağlayacaktır. O anda Rita Felski'nin Edebiyat Ne İşe Yarar (Felski, 2010) isimli kitabında okur tepkileri arasında zikrettiği; Ahmet Sarı'nın da Edebiyatın İyileştirici Gücü isimli eserinde, "Metin elbette bir aynadır. Bir şekilde anlattığı sözün büyüsüne okuru çeker. Ona yeni dünyalar bahşeder. Yaşamadığı değişimler varsa, ona o değişim bilgilerini verir. Yaşadığı şeylere yakın durumlar anlatırsa, metinde kendini bulduğundan varoluşu anlamlı hale gelir." (Sarı, s. 121) sözleri ile ifade ettiği büyülenme hali Yavuz'un kişiliğinde gözlemlenebilmektedir. Yavuz'u bir ikilem içine düşürmeyi başaran Leyla bu durumdan faydalanmayı ihmal etmeyecek ve kararından vazgeçirebilmek umuduyla sohbete yarın kaldıkları yerden devam edip edemeyeceklerini soracaktır. Leyla'nın ne yapmaya çalıştığının farkında olan Yavuz kendi içinde hayatın, en azından bir gün daha, yaşamaya değip değmeyeceğinin cevabını ararken edebiyatın işe yarar bir şey olup olmadığının cevabını da dillendirecektir: "Bugün yetmedi yarın da İşe Yarar Bir Şey yapmak istiyorsunuz öyle mi?" diyerek Leyla'nın teklifini kabul edecektir. Peki, ertesi gün?

Sonuç

"Adolf Muschg, Edebiyat Terapi Olabilir Mi?adlı Frankfurt Dersleri'nde(…) edebiyatın ya da genel anlamda sanatın karanlıklara yürüyen, yönünü bilemeyen insanların attıkları adımlarının sağlamlığını düzenleyen, yolunu aydınlatan güzel bir hikâye beklentisinin, ötelere açılsak da, bu uzun süre sürse ya da sürmese de nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi, neden yolda olduğumuzu da sorunlaştıran her şeyden çok da hikâyelerin besin maddeleri, ilaçları, dermanları olduklarını dillendirir." (Sarı, s. 35)

der Ahmet Sarı kıymetli eserinde. Leyla'nın yaptığı biraz da bu değil midir; Yavuz'a bir hikâye verir, o da bu hikâyenin ruhunda yarattığı etkinin neticesinde neden yolda olduğunu bir kez daha düşünmeye değer görür. Leyla edebiyatla bir insanın ruhuna dokunabilmiştir. Bizim de peşine düştüğümüz sorulardan bir diğeri daha cevap bulmuş olur: Edebiyat hayatına son vermeye karar vermiş bir insanın hayata yeniden tutunmasına vesile olabilecek kadar güçlü bir etki yaratabilir.

Nihayetinde ise edebiyatla harmanlamış kıymetli yapı peşine düştüğü soruları sadeliğin de getirdiği şiirsellikle cisimleştirmeyi başarmış, etkili bir senaryo dâhilinde biz izleyenlerini üzerinde uzun uzun düşünülesi konularla baş başa bırakmıştır. Hız toplumu/çağı olarak nitelendirilen bir zamanda bırakın yabancı bir insanın derdini merak edip onunla ilgilenmeyi en yakınlarımızın bile derdini dinlemeye zaman ayır(a)mazken Leyla ne çok şey söylemektedir yaşamıyla sırf bunun üzerinde bile düşünmeye sevk etmesi yeter de artar bile. Kaldı ki film sırf yakaladığı şiirsel dil için dâhi izlenmeyi fazlasıyla hak etmektedir hakkıyla idrak edebilmek temennisiyle… Ve son söz niyetine, kitapla, sanatla, felsefeyle kalın; göreceksiniz çok işe yarıyor!

Kaynakça

Felski, R. (2010). Edebiyat Ne İşe Yarar? İstanbul: Metis Yayınları.

Sarı, A. (2020). Edebiyatın İyileştirici Gücü. İstanbul: Ketebe Yayınları.

FİLM: İşe Yarar Bir Şey

YÖNETMEN: Pelin Esmer


Yazar: Şerife Saliha BUĞA - Yayın Tarihi: 02.01.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 29.12.2022 00:14
620

Şerife Saliha BUĞA Hakkında

Şerife Saliha BUĞA

1994’te Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde doğdu. Lise öğrenimini Yeşilhisar Anadolu Lisesi’nde gördü. 2017’de Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden (İngilizce) mezun oldu. “Kendini Bil” sözünü kendine gaye edinmiş, bu uğurda ‘insan’ kalmak ve insan olarak son nefesini vermek üzere çaba harcayan, ‘insan’ denen meçhulün peşinde koşan, tek sığınağı kitaplar olan bir ademkızı…

Şerife Saliha BUĞA ismine kayıtlı 24 yazı bulunmaktadır.