Ethem Erdoğan: Yazdığım İçin Pişman Olduğum Bir Yaz�, Söyleşi, Tuba YAVUZ

Ethem Erdoğan: Yazdığım İçin Pişman Olduğum Bir Yazım Olmadı yazısını ve Tuba YAVUZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuy

Ethem Erdoğan: Yazdığım İçin Pişman Olduğum Bir Yazım Olmadı

03.01.2022 09:00 - Tuba YAVUZ
Ethem Erdoğan: Yazdığım İçin Pişman Olduğum Bir Yazım Olmadı

Öncelikle, sizinle hangi konuda konuşmak istediğimizi seçmekte zorlandık. Zira geniş bir edebiyat yelpazeniz var. 2020'de İzdiham Yayınlarından çıkan Şiirden Şuura eseriniz ekseninde daha çok şiir ve genel manada edebi faaliyetleriniz hakkında söyleşmek istiyoruz izniniz olursa. Evvela genel bir soru sormak istiyorum:

Şiir, roman, eleştiri, poetika gibi farklı türlerde yazılarınız var. Bundan sonraki rotanız nedir? Bir roman veya hikâye planınız var mı?

EE: Aslına bakarsanız bir romanım yayınlandı. Ayrıca Hece Öykü ve Yedi İklim dergilerinde ara ara hikaye de yayınlıyorum. Hikaye bağlamında biri dönemsel, biri üstkurgulu 2 farklı kitap projem var. Ama baştan söylemeliyim ki; şiir haricinde bütün yazdıklarım bir açığa-ihtiyaca yöneliktir. Dolu bir alanda boşluk oluşturmaya çalışmak isterdim ama olmadı çünkü alanda yer yer boşluklar var.

Sıklıkla "bilinçli ve şuurlu şair" ifadelerini kullanıyorsunuz, tam manasıyla nedir şuurlu şair?

EE: Bu soruya önemine binaen ve de sıradan-özensiz kullanımların da önünü kesebilmek adına cevap vermeliyim, ancak etrafını toparlamak zor. En azından deneyeyim: Şuurlu şairi ifade ederken öncelikle Fuzuli fehvasınca "şiir bilgisine haiz olmak"la başlayalım. Şiir bir duvardır sizi olumsuz her şeyden korur esasen. Bilgisiz duvar sağlam olmaz hatta "biitibar" olur. Her şey zıddıyla kaimdir, dolayısıyla işin olmazıyla da açımlayalım meseleyi: Retorikten öteye gitmeyen, hayattan bir görüntüyü imgelemeyen ve de bir meselesi olmayan çiçek-böcek içerikleri üreten şair / şiir, şuurlu değildir. Bunlardan biri üzerine inşa edilen metin (Mesela "mesele", dava, dünya görüşü vb…) de onun sahibi de şuurlu şair sayılamaz. Şuurlu esnaf, şuurlu memur, şuurlu X olmaya yarayabilir belki. Ama şuurlu şair olmayı sağlamaz. Çünkü bizim ifademizdeki şuur şiire yöneliktir. Siyasete, ticarete değil. Bu komplike bir yapı. Oylumlu, hayat için bir çıktı-bir veri olduğu kadar; gelecek için bir uyarı niteliği de olan yapıların kurucusu şuurlu şairdir. Bunun hâsılası; esasen şiirin de özüdür. Özü yakalamış olan şair soruya cevaptır: Üstad Sezai Karakoç… Hayat karşısındaki bilincin düzeyinden şuur çıkarımı yapılabilir elbette. Şiir karşısındaki bilinç düzeyi de şiirle diğer şeyleri karıştırmayı, birini diğerinin yerine kullanmayı engelleyecektir.

Keskin bir eleştiri diliniz var, Mehmet Emin Yurdakul da Mehmet Kaplan da bundan nasibini alıyor. Zaman zaman bu başınıza iş açıyor mu, bu eleştirilere tepkiler ne yönde oluyor? Var mı böyle olumsuz bir anınız?

EE: Edebi eser sosyal olgudur da. Sosyal olay ve olguları eğip bükerek metne yedirmek ve üzerinden dünya görüşü bağlamında bir çıktı sağlamaya çalışmak en basitinden 'sanatı görüşüne kul etmek'tir. Bu aynı zamanda görüşünü kendine tanrı edinmek anlamına da gelir. Modern insanın çoktanrılı yaşantısına baktığımızda bu durumu bariz şekilde görebiliriz. Eleştirilerimi, olgunun tarihsel bağlamından kopartmadan değerlendirmek gerekir. Cari edebiyat alanında eleştirinin pek kıymeti yok, okuru yok, varsa da tepki vereni yok. İşin kötüsü; aynı edebiyat dergisinde yazan pek çok şair, eleştirmen birbirini okumuyor. Bu bakımdan görüşüme katılmadığını söyleyen bazı kişiler oldu, o kadar.

Dilin altındaki bakla meselini bilirsiniz. O bakla illaki çıkmalıdır. Mesela; Triyole nazım şekli ve 15'li hece ölçüsünün ne kadar yerli olduğu, "Milli Edebiyat" anlayışıyla bağdaşıklığı sorundur, bir manzumede de dünya görüşü dile getirilmez, manzume bir anı, bir hikaye, bir bilimsel konu –matematik-hadis- vb işleyebilir. Şiir ya da manzumede siyasi bir mesele işlemek şiirin ontolojisine aykırıdır. Diğer yandan Milli Edebiyat'ın kalesinde yayınlanan ilk şiirini aruzla yazmış bir şairin milli kültürü yalnız halk şiirine ve heceye yaslamaya çalışması bana çok saygın gelmiyor.

Ezberci eğitime ve tarihsel bir süreçle değerlendirdiğinizde ezberci bilime karşı olduğunuzu yazıyorsunuz sıklıkla. Bir eğitimci olarak gençlere dair görüşleriniz nelerdir? Sizce sanat ve bilim z kuşağının elinde geriye mi gidecek?.

EE: Evet, formel olanın aslında "malül" olduğunu düşünüyorum. O formun dışında da var olma niteliği / yeteneği olmayanı objektif kabul edemem. Bu biraz da ölçüyü "şiirin asli unsuru" sanmak gibi. Çok basittir, hece ölçüsüyle yazılmış bir şiirdeki edat ve bağlaçları attığınızda şiirde eksilme oluyor mu, olmuyor mu? Mesela; yazıyı falanlar buldu, falan zaman buldu… Bu bize paradigma gereği öğretilen şey. Kutsal metinler aksini söylüyor oysa. Ama bilim dogmaya karşıdır, değil mi? Dogma bilime karşı değil, gelişime açık. Bize düşen belki de iki kanalı bir mecrada akıtmaktır, kim bilir? Gençlere gelince, kendi aklıyla düşünen, ergin ve olgun bireyler olmaları halinde; ellerindeki imkânları bizden iyi kullanabilecek kapasiteleri de olduğu için pozitif düşünebiliriz. Önlerinde de müthiş bir külliyat… Şanslılar, en azından Ulysses'in yeni baskısı ne zaman çıkar, diye dertleri olmayacak. Bendeniz bir estetik kitabını bir yıl içinde zor buldurmuştum Bursa'da bir sahafa. Yazarın intihalci çıkması da üstüne tuz biber olmuştu. Dolayısıyla gençlerin, usul (metodoloji) sorunları giderildiğinde mesele kalmayacak gibi duruyor. Bize düşen umutlu olmak.

siirden_suura

Şiirden Şuura'da sıklıkla "bağımsız ve özgür şiir" tanımları yapıyorsunuz. Hem kişisel olarak hem de edebiyat bağlamında özgürlükçü bir tavrınız var mıdır? Nedir sizin için özgürlük?

EE: Bir anlayışın savunucusu olmayan şiirden bahsediyorum. Cari algıyı zorlayan hatta yıkma potansiyeli olan şiirden. Garip şiirinin bütün bir Milli Şef dönemini sari hastalık gibi sardığı dönemi düşünün… "Hisar" ya da "Mavi" bu hastalığın aşısı olamadı. Biri yerli ve milli duyargaları öncelerken, öteki sosyalist bir yaklaşımla garip şiirine karşı çıktı. Aksiyon değil, reaksiyondular. Özgür şiir de, aksiyon da bundan sonrasıdır, yani 2. Yeni. Bana gelince her zaman bu tavrım oldu çok şükür. Bundan dolayı dünyevi pek çok şey benden uzaklaştı. Özgürlük, ergin ve olgun bir akılla düşünmektir. Böyle bir akıl, geçmişi de hali de geleceği de birlikte değerlendirme gücü demektir. Mesela, Tanzimat edebiyatının bir yıkım projesi olduğunu, Yahya Kemal'in ruhen eve değil, yunan havuzuna döndüğünü ifade edebilmektir. Çünkü Yahya Kemal Milli Edebiyat döneminde "Nev Yunani"dir. Zaten onun şiirini değerlendirirken milliyetçi şair denmesi, şiirin ideolojiden sonra dile getirilmesi çileden çıkartmıştı beni. Milli kültür ile milliyetçilik aynı bağlamda değerlendirildiği için, Kaplan hocayı da eleştirmiştim. Emin olun Yahya Kemal de bundan hoşlanmazdı. Onun kültüre bakışı, şiiriyeti ve parnasyenliği buna manidir.

Şairin kendini eleştirmesi, kendine karşıdan bakması gerekli diyorsunuz. Siz kendinizi eleştirecek olsanız neler söylerdiniz Ethem Erdoğan'a?

EE: Sanırım tiyatro yazmayacağım..! En önemli husus enerjimi geniş bir alana yaymaktan kaynaklanan dağılma. Bir de aceleci davranmama. İlk şiir kitabımın, dergilerde şiir yayınlamaya başlamamdan 22 yıl sonra çıktı. Fazla sabırla ilgili de bir söz olmalı.(!) Fazla tevazu ile ilgili olduğu gibi.

Savunmam da hazır: Edebiyatın hangi alanına girmişsem zorunda kalmışımdır. Bu durumu her ne kadar bazı şairler eleştiri konusu etse de; kişinin kendi edebi yolu açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Türler arasında kendi gel-gitlerimi savuşturma, safraları atma şansı oluyor. Çok alanda kalem oynatmayı eleştiri konusu etmemeli, çünkü "tembellik" gibi bir karşılığı da var bunun.

0001929025001-1

Edebiyat ortamlarında diğergâmlık kaldı mı sizce? Nasıl bakıyorsunuz güncel edebiyat ortamına? Niceliğin bu kadar artması sizce sanatı olumsuz etkiler mi?

EE: Diğergâm olmak… Hayatın neresinde kaldı ki edebiyat ortamında olsun? Güncel yerine cari kelimesini tercih ederim. Cari edebiyat, emin olun ruhen bir asır evveliyle aynı. O tarihte olan edebi ortamın benzerleri günümüzde de var. Fırsatını bulan sahayı kapatıyor. Bu, o zaman Behçet Kemal Çağlar ve arkadaşlarıdır, günümüzde başkalarıdır. Çünkü 1921-1922 şartları bizim gibi bir ülkede hiç değişmez. Bence bunun yerine; Türk'ün, Yunan'ın, Japon'un, İspanyol'un, Fransız'ın, Alman'ın vb destanı varken; mesela Portekizlinin, mesela Hırvat'ın niye destanı yoktur, sorusu üzerine eğilmelidir.

Nicelik meselesi de nitelik kadar önemlidir. Sayının çokluğu seçmeyi zorlaştırmaz bilakis kolaylaştırır. Farz edelim sizin bir işyeriniz var. Bir kişi alacaksınız. Bu boş pozisyona üç kişinin başvurması yeterli midir? Başvuru sayısı arttıkça, aranan elemanın bulunma ihtimali yükselecektir. Nicelik meselesi de bundan bir asır öncesiyle de beş asır öncesiyle de aynıdır. Düşünün, 16. Asırdan 16 şair sayamazsınız! Oysa tezkirelerde binlercesinden söz edilir. Günümüzde iletişimin gücü elbette sayıyı artırmaktadır ancak bu da geçici bir durumdur. Bildiğimiz tek doğru şu; iyi olan kalacak!

Eleştiri ve şiir inceleme yazılarınız oldukça kapsamlı. Özellikle uzun, deneme misali girişlerden sonra şairi ve eseri değerlendiren sabır işi yazılar. Günlük hayatınızda da sabırlı biri misinizdir?

EE: Sanırım sabırlıyım. Bu arada hemen her yazımı, bir kitabın bir cüzü olarak yazmaya çalışıyorum. Bahsettiğiniz şekilde yazmamın nedeni de okura saygı… Okur, konu anlatımına bakmadan test çözmeye girişen öğrenci durumuna düşmesin. O bağlamın hangi noktada olduğunu görsün için. Öte yandan yazdığım husustaki hem bireysel hem genel müktesebatı yansıtmaya da çalışıyorum. Bu yazıların aynı zamanda bir örneklem niteliğinde olduğunu düşünüyorum. Çünkü özellikle hikaye üzerine yazılan yazılarda bu anlamda sıkıntı olduğunu gördüm. Hikaye değerlendirme alanı oldukça zayıf. Bundan mütevellit son iki yılda çokça anlatı değerlendirme yazısı çalıştım. (Bu arada "Anlatıya Giriş" dosyası hazır, isteyene vereceğim.)

Sizi en çok etkileyen yazarları merak ediyorum, özellikle şairlerden sıkça bahsederken roman ve öykü yazarlarını pek göremiyorum yazılarınızda. Roman ve öyküde kimleri takip edersiniz yahut kimleri okudunuz?

EE: Öncelikle şunu ifade etmeyi bir borç sayıyorum: Üstad Sezai Karakoç'un "Geç Kalan Adamın Öyküsü" adlı hikâyesi ve Mustafa Kutlu'nun "Kambur Hafız ve Minare" adlı hikâyesi beni kurguya / anlatıya eğilmeye mecbur bırakan hikâyelerdir. Modern anlatının geleneksel anlatıcılarından Refik Halit, Memduh Şevket, Mustafa Kutlu; modern anlatının modern anlatıcılarından Bilge Karasu, Rasim Özdenören, Oğuz Atay isimlerinden bahsedebilirim. Günümüz hikayecilerinden –kimse alınmasın- Toprak Ayna kitabıyla İsmail Sert, Omzumda Biri kitabıyla Müzeyyen Çelik ve masal çalışmalarıyla Eyyüp Akyüz önemli isimler.

Şiirden Şuura'da "her şairin yazdığı için pişman olduğu şiirler vardır" diyorsunuz. Sizin pişman olduğunuz bir yazınız oldu mu, neden?

EE: Yazdığım için pişman olduğum bir yazım olmadı. Hatta bir derginin bir özel sayısı için yazı talebi bile olsa, konuyu kendim seçerim. Sorunuzda geçen cümle için başta Üstad Necip Fazıl örnektir. Hatta Y. Kemal'in Nev Yunani anlayışla yazdığı şiirlerden buruk olduğunu iddia edebilirim. (Ama ispatlayamam.). Bu neviden örnek çoktur. Şunu da ilave etmeliyim ki; bu soru mesela on yıl sonra sorulsa cevabım değişebilir, endişeliyim yani. Bir de "Sizin pişman olduğunuz bir şiiriniz oldu mu, neden?" diye sorulmadığından o kısma girmeyeceğim.

0001756233001-1

Yazılarınızdan anladığımız kadarıyla şiirin sadece şiire hizmet etmesini arzuluyorsunuz bu bağlamda politik şiire de karşı olduğunuzu söylemek mümkün mü? Aynı tavır roman ve hikâye içinde olmalı mı sizce?

EE: Bir edebi metin türü, varlığını başka hiç bir alana borçlu değildir. Dolayısıyla şiir, şiir olduğu için ve o oranda kıymetlidir. Bunu roman ve hikaye için de söyleyebilmeliyiz. Politik alanda mukim olanlar, retorik ve belagat kullanırlar. -Bu iki kavram kullanım amacı bakımından benzese de esas itibariyle farklıdır.- Şiirde ise retorik ve belagat tehlikelidir. Bir süre sonra şiirin retorikten ibaret olduğu, estetiğin dışlandığı durumlarla / zanlarla karşılaşılabilir. Politikanın şiire, şiirin politikaya girmesi normal değildir. Belki şu uyarlama cümleyi burada kurabiliriz: "Sanatçı politikaya yaklaşırsa sanatı zaafa düşer ama politikacı sanata yaklaşırsa politik gücü artar".

Velûd bir yazarsınız. Fakat kalemimi fırlattığım zamanlar oldu diyorsunuz. Neydi sizi bir vakit yazmaktan uzaklaştıran?

EE: Cari edebi sistemin / ortamın hoyrat tarafı, avangart kasıntılarla karşılaşma vb.

Bu kadar farklı dergilerde, edebiyat ortamlarında bulunan bir yazar olmanıza rağmen hakkınızda çok bilgi yok. Bu kapalı hali kendiniz mi tercih ediyorsunuz? Yoksa İstanbul dışında olmanın getirdiği bir durum mu?

EE: Hakkımda zaten "çok bilgi" yok. Şair-yazar-eğitimci-stk ve tasavvuf uzmanı. (!). Ne olacak ki başka? Allahın aciz kullarıyız. Hayattan çok şey beklemek, hakkımda çok bilgi olması vb tercih edebileceğim şeyler değil sanırım. Necatigil ustanın dediği gibi:

Adı, soyadı
Açılır parantez
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
Kapanır parantez.

Doğdu, aç parantez öldü…

Şiirden Şuura'da insan içe dönük bir varlıktır diye tanımlıyorsunuz. Neden içe dönük? İnsanı sosyal bir varlık olarak tanımlayanlar da var. Bu sizin mizacınızdan mı kaynaklanıyor?

EE: Şimdi bir aydınlanma yaşamış olabilirim. Acaba kendi tanımımı yapmış olabilir miyim? Yok, elbette, insanın yatay ve dikey yaşantısından birinin daha öncelikli olduğunu ifade edebilmek için. Eğer yatay yaşantı çok öne çıkıyorsa bir bireyde, bastırılmış hüzünlerden yani kendinden kaçmaya çalışmakla ilgilidir. Bizi biz yapan dikey yaşantıdır, yatay yaşantı ise bizi bir gösterendir. Buna pek itibar etmediğimi belirtebilirim. Öte yandan mizacımın değişken yanlarını incelemeye çalışırım. Kendimi test ederim. Genele ait hastalıklardan payımıza düşeni maalesef biz de almışız. O yüzden bu zor sorulara zevkle cevap verdiğimi ifade edebilirim.

content_ela-bentleri-40-bend-tekmili-birden_x35914z0rmtvcso

Son olarak yazma ritüeliniz, ortamınız var mıdır? Hangi durumlarda yazmak daha kolay yahut daha zor olur sizin için?

EE: Bir yazma ritüeline inanmam. Hazırlık aşaması da fikir oluşana kadardır. Yazmak için masaya oturur ve yazarım. Zor olanı şiir… Gelen anlamı evirip çevirmek ve bir mısrada ete kemiğe büründürmek, o mısraı kurarken anlamın yükünü çekecek imge üretmek, üstüne şiirin sesini bozmadan bir armoni oluşturmak… Hayattan koparan, şakakları zonklatan, kemikleri çatırdatan bir meşgale.

Sabırla cevapladığınız için Kitaphaber adına çok teşekkür erdim.

EE: Ben teşekkür ediyorum.


Yazar: Tuba YAVUZ - Yayın Tarihi: 03.01.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 03.01.2022 02:06
322

Tuba YAVUZ Hakkında

Tuba YAVUZ

1982 yılında Erzincan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Ankara’da çeşitli kurumlarda çalıştı. 2008’den bu yana Edirne’de Milli Eğitimde öğretmen olarak görev yapmakta. İki çocuk annesi.

Türk Edebiyatı, Hece Öykü, Ihlamur, Balkan Türküsü, Poyraz gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.

2014’te “Sitare” öykü kitabı çıktı. (meserret yayınları)

Tuba YAVUZ ismine kayıtlı 18 yazı bulunmaktadır.