Evrenin İlahi Gerçekleri, Edebiyat, Elif MERT

Evrenin İlahi Gerçekleri yazısını ve Elif MERT yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Evrenin İlahi Gerçekleri

26.07.2023 09:00 - Elif MERT
Evrenin İlahi Gerçekleri

Yazar Mustafa Kaya, "gizlenmiş sırlara şahit olacaksınız" diye başlar kitabına. Dikkat çekici bu ifade, kitabı okumak için büyük bir heyecan uyandırıyor okuyucuda. Ve bu sırrın, kitabı belki üç, belki on bir belki kırkıncı okuyuşta açılacağını, belki de göreceğiniz bir rüya ile açılacağını belirtiyor. Romanın sonundaki bir gizemin ya da sorunun cevabının ortalarda bir yerde gizli olduğu, feth kapılarını açmak isteyen kişi roman içerisindeki hayret verici sırları düşünmelidir" diye belirtiyor. Zira kitabı okumaya başladığınızda sır olarak adlandırılan konular, eğer genel kültürünüzün içinde suyun moleküler yapısı, kuantum fiziği, kutsal emanetler gibi çok da sır olmayan ve araştırmayı seven zihinler için çok da şaşırtıcı bilgilerden ibaret olmadığını görürsünüz. Aslında yaşadığımız evrenin ne olduğunu fark ettirmeye amaçlayan bir kitap. Suyun sırrı, rüyaların sırrı, zamanın sırrı gibi konulara yer vererek bu konularda farkındalıklarımızı artırıyor.

Gerçek hayattan kurgulanmış bir roman. Romanda bahsi geçen kişilerin isimleri, meslekleri, çalıştıkların yerin ismi değiştirilmiş. Amerika'da New York'ta yaşayan birkaç Türk iş insanının bir araya gelip manzaralı bir lokantada sohbetleriyle başlayan kitap aslında Hulusi Beyin "size bir sır vereceğim" cümlesiyle temelleniyor. Sohbetleri, genel olarak evren ve dini sırlarla ilgilidir.

Kitabın ana karakterleri, iş insanı Tekin ve 77 yaşında, eskiden önemli bir doktor olan Hulusi Beydir. Akademik ve tıp alanı dışında tasavvufi konularda da derin bilgilere sahip olan Hulusi Bey, " hocamdan öğrendiklerim" diye paylaşır bilgilerini ve özetle şu şekilde sıralar:

Örneğin, Mukaddes Emanetler'in Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sonucunda İstanbul'a getirildiği hepimizin malum bilgisidir. Bu emanetler içerisinde Hz. Osman'ın kılıcı da var olarak biliyorduk. Bu emanetler Mısır seferi sonucu İstanbul'a getirilen emanetler olmamış. Daha Osmanlı Devleti kurulmadan önce Hz. Osman döneminde, Ertuğrul Gazi'nin eline Şeyh Edebali tarafından "kutsal bir işaret" olarak teslim edilmiş. Şeyh Edebali'nin eline gelişi ise Ahmet Yesevi tarafından onu takip eden halifeleri vasıtasıysa ulaşmış. Kılıç ustası Osman Bin Talha, Arap ismi taşımasına rağmen Türk'müş. Hz. Osman'ın kılıcını bizzat kılıç ustası "Türk Sahabe" yapmış ve Hz Osman'a hediye etmiş. Kâbe'nin anahtarları daha o dönemde bir Türk kabilesi olan Sureyciler'dedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v), ayet nazil olunca Kâbe'nin anahtarlarını Hz. Ali ile tekrar aynı Türk'e veriyor ve o Türk bir kılıç yapıp üzerine Türklerin binlerce yıldır kullandığı damgayı vuruyor ve Hz. Osman'a hediye ediyor.

Diğer çarpıcı bilgilerden biri de zaman konusu. Zaman geçiyor diye tabirini hepimiz sık kullanırız. Zaman aslında geçmez, yerinde durur. Biz geçiyoruz da geçmek işini zamanın üzerine yükleme gafletinden kurtulamadığımız gibi, aklımızı da ters tarafa idrak için zorluyoruz. Zaman konusunun bilimsel yanı ise şöyle: Bize en yakın ışık bile dünyaya dört buçuk yılda ulaşıyor. Görmek için cisme çarpan ışığın gözümüze gelmesi gerektiğine göre bize çarpıp giden ışık yani görüntümüz "Alfa Centauri" isimli yıldıza dört buçuk yıl sonra varıyor. Bu durumda şu an orada bulunduğumuz yere bakan birisi bizi göremez. Alfa Centauri yıldızından dört buçuk yıl önce ışıkları görüyorsak, Alfa Centauri yıldızından bize, şimdi bakan bir gözlemci olsaydı ne görürdü? Dünyadan dört buçuk yıl önce çıkan ışıkları görürdü. Dört buçuk yıl önce burada o an kim varsa onu görür. Çünkü oradan şu an dünyaya bakan birisine dört buçuk yıl önce dünyadan çıkan ışıklar yeni ulaşır. Oturduğumuz yeri dört buçuk yıl önceki haliyle görecek. Dünya zamanı ile uzak bir yıldızın zamanı farklı değerlerde buluşuyordu. Acaba bizden 1378 ışık yılı uzaklıktaki olan yıldızlardan, dünyamıza şimdi bakan gözlemciler onlar da üstün teknoloji teleskoplarının hassas mercek sistemlerini, Mekke'ye çevirseydi, acaba kimi göreceklerdi? Hz. Muhammed Mustafa ( s.a.v.) Efendimizi. Hem de gerçek olarak. Birebir canlı olarak üstelik. Nasıl uzayda kırk ışık yılı uzaklığa ayna konulunca Apollo'nu Ay'a inişini buradan canlı izleyebilirseniz, o mesafedeki yıldızlarda Hz. Muhammed Efendimizi aynı şekilde izleyebilir.

Zaman diye bir şey yoktur aslında. Herkes aynı anda yaşar. Geçmiş, gelecek diye bir şey yoktur. Sadece an vardır. Kuantum fiziği her şeyin bizlerin dahi titreyen bir enerji olduğumuzu şu an bulmuş durumda. Sen, ben hepimiz aslında titreşen küçük enerji iplikçilerinden oluşuyoruz. Anlamak, anlatmak biraz zor; ama uzak yıldızlarda birileri yaşıyor olsa ve dünyamızı gözlemleyerek teknolojide olsalar her biri aslında dünyaya ait başka paralel evrenlere bakıyor olacaklar.

Yukarıda bahsettiğim bilgiler bir sır niteliğini taşıyacak mahiyette değil kanımca. Yazımın girişinde belirttiğim üzere araştırmayı seven zihinler, Einstein'ın görelilik denklemlerinin özel bir çözümü olan solucan deliklerini kullanarak 500 yıl geleceğe veya1000 yıl geçmişe gitmek mümkün olduğunu bilir.

Kitapta benim için ilgi çeken iki konuyu sizlerle paylaştım. Kitabın dili açık, akıcı ve yalın; zira inandırıcılığını zayıf buldum. İnandırıcılığı için okuyucuya ulaştırılan bilgilerin kitapta kaynak olarak verilmesi önemli. Roman tarzında yazılmış; ama size o hissiyatı vermiyor. Yazar hakkında otobiyografik bilgi ya da eğitim geçmişine kitapta yer verilmediği gibi başka mecralarda da ulaşamıyorsunuz. Ama yine de farkındalığınızın artması, bilgilerinizin pekişmesi için okuma listenize yer verebileceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Size Bir Sır Vereceğim

Mustafa Kaya

Fenomen Kitaplar

248 Sayfa


Yazar: Elif MERT - Yayın Tarihi: 26.07.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 10.07.2023 00:37
539

Elif MERT Hakkında

Elif MERT

Üç kuşak İstanbullu bir aileden geliyor. Eğitim hayatını İstanbul’da tamamladı. Marmara Üniversitesi Fransız Dili ve Eğitimi Bölümü mezunu. Kısa bir dönem Saint Joseph Lisesi'nde öğretmenlik yaptıktan sonra gönüllü kuruluşlarda çocuklarla çalıştı. Düşünen, sorgulayan, barışçıl, kendi iç yaratıcılığını harekete geçiren, farklı dil ve dinlere karşı saygılı, özgüvenli çocukların yetişmesine destek olan bir vakfın eğitim programları bölümünde eğitim uzmanı olarak çalışıyor. Türkiye’nin yetmişe yakın ilini gördü ve farklı renklere sahip Türkiye’nin çocukları ile çalışmak, çocuk ve insan sevgisini daha da yükseltti.

Her şey sizin bakış açınızda gizli. Siz hayata güzel bakarsanız, hayatın size akacağına, iyiliğin ve güzelliğin hep sizinle olacağına inanıyor. Okumayı, deneme, makale yazmayı, yeni kültürleri, doğayı, insan psikolojisini, yabancı dilleri ve bu dilleri konuşmayı ve insanları seviyor. İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümünde eğitim alıyor, öğrenmeyi çok seviyor;  bu nedenle çok okuyor ve eğitimlere katılıyor.

Elif MERT ismine kayıtlı 37 yazı bulunmaktadır.

Instagram LinkedIn