“Gidiyoruz Çocuk” Diyen Galip Çağ’ın Peşine Takı, Düşünce, Tuba YAVUZ

“Gidiyoruz Çocuk” Diyen Galip Çağ’ın Peşine Takılmak yazısını ve Tuba YAVUZ yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilir

“Gidiyoruz Çocuk” Diyen Galip Çağ’ın Peşine Takılmak

19.10.2022 09:00 - Tuba YAVUZ
“Gidiyoruz Çocuk” Diyen Galip Çağ’ın Peşine Takılmak

İnsanın insanı anlaması, davranışlarını anlamlandırması oldukça güç. Hele de bu çağda. Herkesin daha çok ben dediği, kişilerin kendi kabuğuna ve küçük dünyalarına çekildiği modern çağın en büyük sorunudur anlamak ve anlaşılmak. Bu sebepledir ki psikoloji bilimine olan meyil son günlerde artmış ve hepimiz evvela kendimizi sonra da çevremizi anlamanın yollarını arar olmuşuz. Kişiliğimizi şekillendiren, bizi biz yapan olayları anlamaya çalışan psikologlar gözlerini çocukluk çağına çevirmiş; bugünkü davranışlarımızı çocukluk yıllarımızda yaşadıklarımıza bağlamaya başlamışlardır. Tüm bu gelişmelerin sonunsa pek de moda olan "travma" kavramı gündeme gelmiştir. Çocukluk travmaları üzerine kitaplar yazılmış, film ve diziler çekilerek bu mesele hayatın tam ortasında yerini bulmuştur. Tüm bunların sonunda hepimiz çocukluğumuzu gözden geçirmeye, kendi travmalarımızı keşfetmeye başlamadık mı? İtiraf edelim.

Son günlerde her yerde geçmişinize dönelim, hadi çocukluğunuzu hatırlayalım, küçükken size şöyle davranmışlar, bunu yaşamışsınızdır gibi çocukluğun muhasebesi yapılarak daha sağlıklı yetişkinler olsun diye çabalanıyor. Bu geniş ve tartışmaya açık meseleye farklı bakış aççıları getirilebilir. Fakat bence ne yandan bakarsak bakalım çocukluk, içinde unutulmaz anıları barındıran en mühim dönemdir insan için. O yıllarda yaşananların acısıyla tatlısıyla bugün yetişkinler olarak yaşadıklarımızdan çok daha kıymetli olduğu fikrindeyim. Bundandır çocukluğa dair öyküler hepimizi daha çok etkiliyor. Kendimize dönüp iç hesaplaşma yaşamamıza vesile oluyor.

Yazar duyarlılığı ya da hassasiyeti denen bir şey varsa o da bu noktada kendini gösteriyor bana kalırsa. Çocukluk, pek çok yazar için sınırsız bir kaynaktır çünkü. O yıllara gizlenen hikâyeler anlatıldıkça, yazıldıkça büyür. Çocukluk demek düşmektir, dizlerinde sıyrıklarla, dirseğinde kabuk bağlayan yaralarla büyümektir. Topu patlayınca ağlamak, uçan balonun ipini sıkıca tutarak hayatı yakalamaktır. Büyüdükçe yüzleşme başlar. Hayatla mücadele ederken insanın kendini tanıması için tekrar o vakitlere gözünü çevirmesi gerekir belki de.

Bu yüzleşme türlü türlüdür. Şimdilerde pek moda olan travma bizim çocukluk yaralarımız, acılarımız hatta bazen sevinçlerimiz değil midir? Modern hayat adına ne derse desin hepimiz o minik kız çocuğunun, o yaramaz erkek çocuğunun kırılgan dünyasını onararak büyümedik mi? Yazar da eserini oluştururken biraz kendiyle yüzleşen ve yaralarını sarmak için kalemine sarılan kişi değil midir? Bundandır her yazarın yolu bir şekilde çocukluğundan geçer. Yine benzer sebepledir çocukluk öyküleri her okuru geçmişe götürür.

Öykü her ne kadar kurgusal bir metin olsa da yazarının gönlünde demlenmiş, zihin süzgecinden geçmiştir. Yazar edebi eseri oluştururken kendisinden bağımsız olmak zorunda da değildir ayrıca. Sınırları geniş bir tür olan öykü yazara kurgunun imkânlarını sunar. Bu sunuşu kullanma biçimi de yazarları birbirinden ayırır. Belki de üslup dediğimiz budur. Olgunluk çağına gelen her insan hele de bu yazarsa geçmişiyle, çocukluğuyla, anılarıyla yüzleşir. İşte Galip Çağ'ın "Gidiyoruz Çocuk" kitabı okurun kendi çocukluğuyla yüzleşmesine vesile olan bir eser.

"Gidiyoruz Çocuk" on dokuz hikâyeden oluşuyor. Öykülerin hepsinde çocuk kahramanlar yok. Farklı temalardaki bu on dokuz öykünün ortak yanı kırılgan hüzünleri barındırması. Her öyküde aynı his içinizde beliriyor "incinmişlik". Bu yüzden Galip Çağ gidiyoruz çocuk diyor. Artık korkmamak, incinmemek, yaralanmamak için çocukluktan büyüklüğe kaçış hikâyeleri anlatmış yazar. Gidiyoruz çocuk çünkü hiçbir şey çocukluktaki gibi değil. Dünya değişti ve biz büyüdük. O nedenle gidiyoruz çocuk diyen bir sesi işitiyorsunuz eseri okudukça.

Kimi yazarlar yazmayı teknik mesele olarak görür ve her yazıda yeni yöntemler kullanır, farklı söyleyiş denemeleriyle kalemlerinin sınırlarını zorlamayı sever. Kimi yazarlar ise kalemlerine içten bir mürekkep çalar ve yazılarında tek gayeleri samimiyetlerine zeval gelmemesidir. Galip Çağ öyküleri de böyledir. O, samimiyeti okurla arasında en büyük bağ olarak görür. Onun öykülerinde anlatılanları siz yaşamasanız bile hissettirdiklerini mutlaka hissetmişsinizdir. O hayal kırıklığını, o sevinci, o mahcubiyeti, o vicdan azabını muhakkak içinizde bir yerde saklamışsınızdır. Eserdeki öyküleri okudukça sizde saklı o hisler yavaşça açığa çıkar. Sonra benim gibi Kısa öyküsünü okurken yanağınızda belirlen yaşın farkına bile o an varamazsınız.

Her okur farklı çıkarımlarda bulunabilir eserdeki öykülerden. Fakat bana kalırsa "Gidiyoruz Çocuk" ta Galip Çağ'ın hissettirmedeki başarısı samimiyetinden gelir. Ne söz oyunlarına ne de başka yöntemlere kalkışmaz, denemez. Onun hayattaki olayları kendine has yorumlama kabiliyeti vardır ve bu kabiliyet sayesinde bizim göremediğimiz detayları yakalar. Önünden geçip gittiğimiz hatta bazen yakınında durduğumuz insanların göremediğimiz hüzünlerini bize gösterir.

Eserde çocukluk temasıyla yazılan en etkili öykü "Sümeyye". Birkaç sayfa görünen ama okurken zihnimizde süren uzun ve derin hikâyesi Sümeyye'nin. Bittiğinde bile okurun gönlünde bıraktığı sızısı devam eden çarpıcı bir olayı konu alır bu öykü. Sırplar tarafından esir alınan Sümeyye'yi Ömer Seyfettin'in Lale Hanımına benzetir yazar. Bu benzerlik ve başka metinler arası bağ eserde sıkça karşılaştığımız bir durumdur. Galip Çağ okuduğu ve sevdiği hikâyelerin kahramanlarıyla kendi kahramanları arasında ilişki kurar. Bundan hoşlanır, hatta sadece bunu ele alan Deli öyküsünde okuduklarının etkisiyle kurgu ile gerçek hayatı içi içe yaşayan kahramanın akıl sağlığını yitirişini işler.

Çocukluk temalı öykülerinde diğer öykülerine nazaran gözlem gücü ve duyarlılık daha belirgindir. Yazarımız bu öykülerde daha ince bir gözle akar hayata. Çocuk gözünden olaylara yaklaşır. Kısa öyküsündeki kahramanın bitlenen saçını kestirmesinden duyduğu üzüntü ile kanser tedavisi gören arkadaşının saçının kısalığı arasında bağ kurar. Zira çocuk bakışıyla hissedilen aynıdır. İkisinin de başı eğik, kalbi buruktur. Ve iki kırık kalp birbirinde teselli bulur. Çocuklar için hazırlanan ayrı yemek masasından büyüklerin sofrasına terfi eden çocuğun heyecanını hissedecek kadar duyarlıdır Galip Çağ. Bu hassas bakış ona gidiyoruz çocuk dedirtir. Gitmek istemesi de bu hassas bakıştan ötürüdür. Duygusal bir anlatımdan ziyade duygulu ve biraz da sitemli bir gitme arzusudur bu.

"Biz gidiyoruz artık.

Korkmadan sokağa çıkabileceğimiz bir eski zaman şehrine.

Kahkahalarımızla boyayabileceğimiz kerpiç duvar diplerine gidiyoruz.

Ayakkabılarımızı eskittiğimiz için azar işiteceğimiz belirsiz bir zamana.

Birimizin aldığı Neşe gazozundan bir yudum almak için yuvarlandığımız güneşli bir güne."(s.47)

Galip Çağ acının ve hüznün uzunca anlatılmasını sevmez. Hemen çözüm bulur ya da teselliyi verir kahramanın eline.

Başta da değindiğim gibi "Gidiyoruz Çocuk" sadece çocuk hikâyelerinden oluşmuyor ama keşke öyle olsaydı. Bu noktada belirtmeliyim ki "Gidiyoruz Çocuk" hem ismi hem de eserdeki çocukluk öykülerinin hissettirdikleri bakımından sadece bu tema etrafında şekillenmesi; diğer öykülerin başka bir kitaba alınması daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Sümeyye öyküsünde gözleri dolan, Kısa öyküsünde kendi çocukluğuna dönen okur; bambaşka bir atmosferle yüzleşir hayatla. Eserde bu dünyayı hassas kalpleriyle gören duyarlı çocuk kahramanlar büyüyünce neleri unuttuğumuzu bize hatırlatıyor. Büyüdükçe gidenin sadece çocukluğumuz olmadığını hissettiriyor. İşte tam da bu havayı yakalamışken onu tekrar yetişkinlerin dünyasına çıkarmak okur için biraz yorucu. Okurken duygudan duyguya, hâlden hâle sürüklenmeme neden oldu bu karmaşa. En azından eser iki bölüme ayrılıp çocukluk temalı olanları bir bölümde toplanabilirdi diye düşünüyorum.

Kitaptaki öyküler insanın türlü hâllerine ayna tutuyor. Bu hâllerin en masum ve en derini çocukluk olduğundan belki Galip Çağ daha çok çocuk iç sesine ve çocuk duyarlılığına teslim ediyor kalemini. Zira biliyor ki çocuklar rol yapamaz büyükler gibi. Onların acıları da sevinçleri de gösterme şekilleri bizlerden farklıdır. Öyle modern çağın yarışında ön safta yer almak için birbirlerine basmak dertleri yoktur. Biz büyüdük ve kirlendi dünya diyen Yeni Türkü'nün kulaklarını çınlatıyor yazarımız sanki.

Çocuk kahramanların dışındaki öykülerindeyse büyüdükçe üstleri temiz içleri kirli insan hâllerini, korkan, merhamet dileyen, yalnızlaşan, deliren, büyüyen, seven, yetişkinlerin öyküleri anlatıyor Galip Çağ.

Yazarın kendine has sade ve içten bir dili var. Oturmuş bir hayat duruşunun yansımasını hissediyoruz öykülerde. Her kahraman kendi içinde tutarlı bir duruşa sahip. Her öykü açıktan ya da örtük bir derdi dillendiriyor. Eserdeki on dokuz öykü farklı durumları anlatsa da iyi bir gözlem gücünü yansıtıyor. Fakat TKK-D öyküsünü bundan ayrı tutmak gerekiyor bana kalırsa. "Gidiyoruz Çocuk" samimi ama ciddi bir üslupla yazılmış. Kelimeler dolambaçlı yollara sapmıyor. Söylemek istediğini yazar kestirmeden söylemiş. Fakat TKK-D öyküsünde Galip Çağ kalemi başkasına vermiş gibi. Bu başkası kendisi de olabilir. Çünkü günlük hayattaki gibi daha ironik daha akışkan bir dil kullanmış bu öyküde. Ve bu üslubu ona çok yakıştırdım okur olarak. Diğer öykülerinde böyle bir üslup tercih etmemesi konuların belki de bu ironik tavra uygun olmamasındandır. Fakat bize bir öyküsüyle hissettirdiği bu lezzeti sonraki eserlerinde de görmek isteriz. Biraz absürt, biraz avangart, biraz ironik bir üslupla yazılmış yeni hikâyelerini okumak hatta sadece bu üslupla bir eser oluşturmak fikri olsa keşke yazarımızın.

Akademisyen yazarlarda hissettiğimiz didaktik üslup Galip Çağ'da belirgin değil. Her öykünün söylemek istediği bir mesele, dokunduğu bir dünya var. Fakat bunu doğrudan okurun önüne sunmak yerine dolaylı yapmaması öykülerini daha başarılı kılmış. Gerek dergilerdeki öyküleri gerek de kitapları olsun hepsinin ortak paydası her okura temas edecek kadar doğal olmaları. Uçuk kaçık marjinal yollara sapmadan sakince kendi halinde akan bir kalemi var Galip Çağ'ın. Bu bağlamda "Gidiyoruz Çocuk"u okuyanların kendi dünyalarıyla özdeşim kurmaları muhtemeldir. Ve son sözü Galip Çağ'a bırakarak okuru da onun ardına takılıp çocukluğuna gitmeye davet ediyorum.

"Gidiyoruz biz çocuk.

Bir süre ölmeden büyüyebileceğimiz.

Sadece "off" olacak kadar canımızın yanacağı bir oyun bahçesine gidiyoruz."(s.47)

Galip Çağ

Gidiyoruz Çocuk

Kent Kitap, Kasım 2019

134 sayfa


Yazar: Tuba YAVUZ - Yayın Tarihi: 19.10.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 16.10.2022 23:07
671

Tuba YAVUZ Hakkında

Tuba YAVUZ

1982 yılında Erzincan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Ankara’da çeşitli kurumlarda çalıştı. 2008’den bu yana Edirne’de Milli Eğitimde öğretmen olarak görev yapmakta. İki çocuk annesi.

Türk Edebiyatı, Hece Öykü, Ihlamur, Balkan Türküsü, Poyraz gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.

2014’te “Sitare” öykü kitabı çıktı. (meserret yayınları)

Tuba YAVUZ ismine kayıtlı 47 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 1 kitap bulunmaktadır.

Twitter Instagram