GILGAMIŞ DESTANI’NDA ‘ÖLÜM’ OLGUSUNA DAİR İNCELEME

GILGAMIŞ DESTANI’NDA ‘ÖLÜM’ OLGUSUNA DAİR İNCELEME

GILGAMIŞ DESTANI’NDA ‘ÖLÜM’ OLGUSUNA DAİR İNCELEME

26.03.2021 - Şerife Saliha Buğa
GILGAMIŞ DESTANI’NDA ‘ÖLÜM’ OLGUSUNA DAİR İNCELEME

“Ölmek de doğmak gibi doğal bir şeydir;

yeni olan bir bebek için, doğmak da

ölmek kadar acı verir.” (Bacon, s. 23)

Ölüm, kimi için “Yüce Dost”a (*) yolculuk, kimi için sevgiliye kavuşma. Bir düğün gecesi, “âsude bahar ülkesi”. (Beyatlı, s. 93) Vuslat. Kimisi için ise yok oluş, karanlığa geçiş. Bir kâbus. Nasıl ifade edersek edelim ölüm, âdemoğlunun en temel trajedisi olarak durur karşımızda. Prof. Dr. İsmail Gezgin konuk olduğu bir programda Bilgin Saydam’ın şu tanımlamasını dikkatlere verir:

“Homo sapiens sapiens için ‘bildiğini bilen adam’ tanımını kullanır Bilgin Saydam Hoca.”, ve ekler, “Bu aslında homo sapiens sapiensin en büyük trajedisidir. (…) Çünkü homo sapiens sapiens ölümlü olduğu bilgisinin farkında olan, onu idrak etmiş ve onu bilince getirmiş bir insan türüdür.” (Tarihi, 2017)

Bu yüzdendir ki insanoğlu ya hiç ölmeyecekmiş gibi bir yaşam çabası içine girer ya da o yaşama bir anlam bulma çabasına. Zira:

“Yaşamın amacı, yaşamın anlamıdır. Amaç yoksa anlam da yoktur.” (Cündioğlu, s. 94)

Din, felsefe, sanat, edebiyat ise bu anlam arayışının yansımaları değildir de nedir? “Araştırma ve düşünme ruhumuzu bir parça bizden uzaklaştırır; bir tür ölüme hazırlık ve ona benzeyiştir; ya da dünyanın tüm akıl yürütmeleri (kanıtları) ve tüm bilgelikler şu noktaya varıyor: ölümden korkmamayı bize öğretmek.” (Montaigne, s. 91) Bu arayışın ürünlerinden biri olarak karşımıza çıkar mitler:

“İnsanın yaratıcı eylemlerle yaptığı sıçramaları, nesiller boyunca canlılığını koruyan, ileriye açık kazanımlar şeklinde yansıtır; insan bilincinin gelişim öyküsünü ve bu zorlu süreç içindeki korku, kaygı, umut, coşku gibi yaşantıları aynalar.(…) Yaratılış mitlerinden kahramanlık mitlerine, evrenin ve insanın oluşum/gelişim süreci aşamalarla öykülenir. İnsanın bireysel gelişimi, ‘bildiğini bilen insan’ (homo sapiens sapiens) olarak insan türünün gelişim öyküsünün tekrarı gibidir. Bu saptama hem biyolojik, hem de psikososyokültürel düzlemler için geçerlidir. Mitler insan türünün bin yılları kapsayan gelişimini kültürel düzlemde aktarırken, insan bireyinin ana rahminden mezara (ve ötesine) sürdürdüğü yaşam yolculuğunun serüvenine de değinmiş olur: Bu yolculuk, bilincin, kendisini saran ayrışma (varoluş) öncesi ‘bilinçsiz’ içindeki ayrışma kavgasıdır. ‘Mânâ’ nın maddesel geriliminden damıtılmasına, ontik/ontolojik ayrışmaya doğru bir devinimidir. Bu şu demektir: Mit(olojin)in tarihi, ‘Aradalık’tan dışarıya/aşkına, bilinçlenmenin tarihidir.” (Saydam, 2017)

‘Anlamak’ için ise yapmamız gereken mitlerin müziğine kulak vermektir. İnsanlık tarihinin ilk yazınsal ürünü olan, Sümer yerleşkesi “Büyük Alanlı Uruk’un Çobanı” (Maden, s. 5) Gılgamış’ın başından geçenleri konu edinen Gılgamış Destanı ise türün en kıymetli örneklerindendir. Akad dilinde yazılmış, (eksik de olsa) on iki tablet şeklinde günümüze ulaşmış bu destan, doğa-kültür, yabanıl-uygar diyalektiğini, büyük tufanı, yiğitlik, dostluk, aşk gibi konuları arka planda işlese de ana tema olarak ‘ölüm korkusu’ nu görürüz. Birinci tablet, “üçte ikisi Tanrı etinden, üçte bir insan etinden”, “oğulu babasına”, “söz kesilmiş kızı bile” sevdiğine bırakmayan” kral Gılgamış’ı ve Tanrı Anu’ nun onu yenmesi için yarattığı Enkidu’yu anlatır.

İkinci tablet, Enkidu’nun yaban hayatı bırakıp yanındaki kız ile beraber kente gelişini, orada Gılgamış ile dövüşmelerini anlatır. Dövüşü kazanan Gılgamış olur fakat dövüş sonunda dost olurlar. Gılgamış, sedir ağacı bekçisi Humbaba’yı öldürmek isteyince yola düşerler. Üçüncü tablette, Gılgamış’ın annesi Bilge Ninsun’un Tanrı Şamaş’a yakarışlarını; dördüncü tablette Gılgamış’ın düşlerini; beşinci tablette dev Humbaba’yı öldürüşlerini ve altıncı tablette de Tanrıça İnanna’nın (İştar) Gılgamış’tan etkilenip ona âşık oluşunu okuruz. Fakat Gılgamış İnanna’nın evlenme teklifini olumlu yanıtlamaz ve onun sevgililerine neler ettiklerini bir bir yüzüne vurur. İnanna bunun üzerine çok sinirlenir ve Gök Boğa’sını onun üzerine salar fakat iki arkadaş onu da öldürürler. Tanrılar bunu yanlarına bırakmazlar ve bizler de yedinci tablette bu cezayı, Enkidu’nun ölüme mahkûm edilmesini, bunun neticesinde hastalanmasını okuruz. Sekizinci tablete geldiğimizde ise Enkidu ölmüştür. Dostunun ölümü Gılgamış’ı çok etkiler ve ne kadar çaresiz olduğunu derinden hisseder. Bu durum onu ölümsüzlük arayışına sevkeder. Bilgeler onun Utnapiştim’i bulması gerektiğini söyler ve Gılgamış’ın ölümsüzlük arayışı -en temelde ise anlam arayışı- böylelikle başlar. Nice yollar gidip, nice badireler atlattıktan sonra karşılaşır nihayetinde Utnapiştim ile. Onuncu tablettedir bu karşılaşma. Utnapiştim’in burada ona söyledikleri destanın ölüm felsefesini ortaya koyar niteliktedir:

“Ne geçti eline kendini böyle hırpalamaktan,

tükenmekten, acı çektirmekten kendine,

etlerini üzüp, sızlatıp

uzak ölümünü yaklaştırmaktan?

İnsan soyu kırılmalı hep sazlıktaki bir kamış gibi!

Ne seçkin kızlar, ne seçkin delikanlılar

götürüldü, bir düşün, ölümün eliyle,

ölüm ki hiç kimse görmemiştir onu, ölüm ki yüzünü görmemiştir hiç kimse daha,

sesini duymamıştır hiç kimse;

insanları kırıp geçiren acımaz ölüm!

Evler kurmuyor muyuz her zaman,

anlaşmalar yapmıyor muyuz her zaman,

mal bölüşmüyor muyuz her zaman,

düşmanlık mı yok ülkede her zaman,

deniz kabarmıyor mu her zaman, dalga götürmüyor mu her şeyi?

Güneşi gören gözler

yok oluveriyor günün birinde!

Uyuyanla ölü aynı şeydir;

ölümün resmini çizen çıkmamıştır,

ne var ki insan, var olduğundan beri

(…)nin tutsağıdır hep.” (Maden, s. 103-104)

Bu dünya da hiç kimsenin ve dahi hiçbir şeyin (evlerin, malların vs yok alacağı ve ebedi olmadığına da dikkatleri çeker zira) ebedi olmadığını herkesin ve her şeyin bir sonu olduğunu ve bu gerçekle yüzleşilmesi gerektiğini ifade eder. Gılgamış özelinde söylenen bu sözler bana, size, hepimizedir. Onun ölümsüz olmasının sebebi ise büyük tufanda sağ kaldıktan sonra tanrıların ona acımalarıdır. Gılgamış artık geri dönmeye niyetlenmişken ona acırlar ve ölümsüzlük (bazı kaynaklara göre de sonsuz gençlik) çiçeğinin yerini söylerler. Gılgamış, güç bela çiçeği ele geçirir fakat bir yılana kaptırır. Destan kralın Uruk’a geri dönmesiyle sona erer. İnsan en çok bilmediğine, tanımadığına düşmandır. Tanımadığı/tanımlayamadığı şey onu tedirgin eder. Dücane Cündioğlu:

“Ölüme özgü renk katranî siyah mıdır?

Ölümün rengi hep siyah mı olmalıdır?

Hem de katranî siyah?

Maalesef öyle.

Biz ölümlüler ölümü pek tanımayız. Yanlış da biliriz bu yüzden.

Kaçarız.

Kara çalar kaçarız.” (Cündioğlu, s. 35-36) diye ifade eder.

Ölümü bir kâbus olarak nitelendirmemiz, ondan korkup kaçma, onu yok sayma çabasına girmemiz onu tanımamamızdan kaynaklanmaktadır. Mitler “evrenin, ruhların, tanrıların, güneşin, ayın, ‘biz’ insanların ve ‘öteki’ insanların, balığın, kuşun, (…), diğer hayvanların, buğdayın, elmanın, (…), diğer bitkilerin, alet-edevatın, doğum ve ölümün, (…), dillerin, dinlerin, gelenek ve göreneklerin, sosyal hiyerarşilerin (…) ne, nasıl ve niçin olduklarını, ilk ortaya çıkışlarını, nasıl türediklerini anlatırlar/açıklarlar.” (Saydam, 2017) Tüm bu anlatılanlar, bu açıklamalar insanı cehaletinden kurtarır. Tabi önce o müziğe kulak vermek gerek… Her şeyin de ötesinde belki de ‘tanıyamadığımızı itiraf ettiğimiz için’ ölmek gerek.

“Tanıyamadığımızı itiraf ettiğimiz için ölmeliyiz.

Ölmeden önce.

Ölümü dört rengiyle de tatmalıyız.” (Cündioğlu, s. 36)

Hak ehlinin, hakikat ehlinin yaptığı gibi…

Kaynakça

*. (tarih yok). Hz.Peygamber vefat etmeden önce son söz olarak “Allahümme’r-refike’l-alâ” (Buharî, Merzâ, 19) (Yüce Dost’a), yani “Hak Dost”a buyurmuştu.

Bacon, F. (2013). Denemeler. (A. Göktürk, Çev.) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Beyatlı, Y. K. (1983). Kendi Gök Kubbemiz. Rindlerin Ölümü. içinde İstanbul: İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları.

Cündioğlu, D. (2009). Ölümün Dört Rengi. İstanbul: Kapı Yayınları.

Cündioğlu, D. a.g.e.

Cündioğlu, D. a.g.e.

Gılgamış Destanı. (2020). (S. Maden, Çev.) İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

a.g.e. (S. Maden, Çev.)

Montaigne, M. d. (2018). Denemeler. (E. Sunar, Çev.) İstanbul: Say Yayınları.

Saydam, B. (2017, 9 28). a.g.m. 3 14, 2021 tarihinde alındı

Saydam, B. (2017, 7 28). Psikoloji~ Psikomitoloji. 3 14, 2021 tarihinde Medeniyet Ufku: http://www.medeniyetufku.com/psikoloji-psikomitoloji-m-bilgin-saydam/ adresinden alındı

Tarihi, K. (2017, 12 7). Dr. İsmail Gezgin ile Gılgamış Destanı. 3 14, 2021 tarihinde Kültür Tarihi/YouTube: https://youtu.be/ouIGsOCRU2Q adresinden alındı

Şerife Saliha Buğa - 26.03.2021

,

2033

Şerife Saliha Buğa Hakkında

Şerife Saliha Buğa

1994’te Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde doğdu. Lise öğrenimini Yeşilhisar Anadolu Lisesi’nde gördü. 2017’de Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden (İngilizce) mezun oldu. “Kendini Bil” sözünü kendine gaye edinmiş, bu uğurda ‘insan’ kalmak ve insan olarak son nefesini vermek üzere çaba harcayan, ‘insan’ denen meçhulün peşinde koşan, tek sığınağı kitaplar olan bir ademkızı…

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin