Gökten Düşen Hastalık, Edebiyat, Mustafa ATALAY

Gökten Düşen Hastalık yazısını ve Mustafa ATALAY yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Gökten Düşen Hastalık

24.12.2021 09:00 - Mustafa ATALAY
Gökten Düşen Hastalık

Hastalık veya sağlık toplum içinde varlığını sürdüren iki ayrı durumu ifade eder. Müntesiplerinin oldukça fazla olduğu bu olgular, bir taraf tutma fanatikliğine kurban edilmeden varlıklarını sürdürürler. Birbiriyle geçirgenliği yüksek derecede olan iki taraf arasındaki bu alışveriş, beklenmeyen bir gelişme sonucu ansızın olabildiği gibi, doğal seyrinde sert olmayan yumuşak bir süreçle de olabilir.

Hangi tarafa ait olunursa olunsun yaşanan hastalığın insanlardaki izleri; bulundukları yere, yaşadıkları tecrübeye, yaşayanlara şahit olmaya göre oldukça değişkenlik gösterir. Bu değişkenlikler içinde hastalığın tanımlanması ve karşılanması ancak bazı benzetmelerle mümkün olabilir. Bu benzetmeler kimi zaman tutarlı iken, kimi zaman da gerçeklerden saptırıcı bir pozisyon üstlenir.

Hastalığın tadından kendisine de bir parça düşen Susan Sontag, hastalığı salt tek bir pencereden okumak yerine farklı veçheleriyle beraber okumaktadır. Hastalığı fizyolojik bir zeminde değerlendirmek yerine, toplumda duygusal bir yansıma olan figür veya metaforların kullanım biçimine göre ele alır. Onun anlayışı: "hastalığın bir metafor olmadığı, hastalığı ele almanın en doğru yolunun metaforik düşünme biçiminden en fazla arıtılmış ve bu düşünme biçimine en iyi direnç gösteren yaklaşımın benimsenmesinden (S. 13)" geçmektedir.

Metafor ve Hastalık

Metafor sözlükte, bir şeyi başka şey ile benzetmeye, kıyaslamaya, anlatmaya yarayan mecaz şeklinde ifade edilmektedir. Bir kavramı daha güçlü anlatmak için başvurulan metaforlar, somut elbiseler aracılığıyla soyut kavramların daha belirgin olmalarını sağlar.

Hastalıkların metaforlarla ilişkisini hasta olduktan sonra fark eden Sontag, özellikle tüberküloz, kanser ve AIDS hastalıklarının metaforun şatafatlı süsleri altında ezildiğini ifade ederek bu hastalıkların metafor ile ilişkisine yoğunlaşmaktadır. İki ana başlıkta ele alınan eser, "Metafor Olarak Hastalık" başlığı altında tüberküloz ve kanseri inceleyen dokuz bölüm ve "AIDS ve Metaforları" başlığı altındaysa AIDS hastalığı ve bu hastalığın metaforik yansımaları sekiz bölümden müteşekkildir.

Tüberküloz bir akciğer hastalığı iken, kanser herhangi bir organda ortaya çıkabilir. Tüberküloz aşırı zıtlıklar içeren bir seyirde ilerlerken, kanser daha sistematik ve evreler şeklinde kendi içinde düzenli bir yayılım gösterir. Tüberküloz iştahı artıran, vücuda canlılık veren bir boyuta sahipken; kanser canlılığın yok olduğu ve yemek yemenin gittikçe güçleştiği bir süreç gösterir. Tüberküloz bir dağılma, kanser ise bozulmadır. Tüberküloz genellikle bir yoksulluk ve mahrumiyet hastalığı iken, kanser orta sınıf yaşama biçiminin bir dışa vurumudur: "İki hastalık iki tablo: Yetersiz beslenenler iştahlarını doyurmak isterler-heyhat, bu beyhude bir çabadır; aşırı beslenmiş olanlar ise yiyemezler. (S. 26)"

Tüberküloz ve kanser gibi hastalıkların "tutku" hastalığı olarak tanımlanması, romantik hareketlerin duygularına tercüman olmalarına kadar uzanmaktadır. Özellikle 20. Yüzyıla gelinceye kadar hastalıklar ve nedenleri hakkında az ayrıntılara sahip olmak, mecburen daha çok metafora sığınmak anlamına gelmekteydi. Tedavinin güç olması veya hiç bulunmaması da bu hastalıkları toplum nezdinde mitleştirmekteydi. Tüberküloz özelinde ifade edersek, bu hastalıkla ilgili bütün süreç Streptomisin(1944) ve İsoniazid (1952) etken maddelerinin bulunması ve kullanılmasına kadar devam etmiştir. 20. Yüzyıl tedavilerin ve hastalıkların yeniden tanımlanmasıyla bazı hastalıkların tahrip gücünü yitirmesine, fakat buna mukabil tedavisi güç yeni hastalıkların oluşmasını da zemin sağlamaktaydı.

Hastalıklar ve Tanımlamalar

Hastalıklar tarihi sürecin belli dilimlerinde Tanrı'nın bir cezası olarak anlaşılmıştır. Özellikle salgın hastalıklar toplumdaki ifsadın bir dışavurumu olarak okunmuştur. Hastalık, ilk metinlerden olan İlyada ve Odesa'da doğaüstü bir ceza olarak anlatılır. Sonrasında günahkarlara reva görülen ceza olarak görülürken, on dokuzuncu yüzyıla geldiğimizde "irade"nin ön plana çıkmasıyla "hastalığın karakteri yansıttığı (S.54)" anlayışı esas alınmıştır. Böylece insanın yemek, içmek, çalışmak, dinlenmek gibi durumlara göre hastalıkların oluştuğu belirtilir.

Hayattaki her şey gibi hastalıkları da tanımak ve tanımlamak toplum için elzem bir olay olarak görülmektedir. Sağlık ve bedenle ilgili terimsel kavramlara olan uzaklığımız hastalıklara anlam yüklerken metaforik bir çizgiye dilimizi itmektedir: "Oysa hiçbir şey bir hastalığa bir anlam yüklemekten daha cezalandırıcı bir nitelik taşımaz. Sebepleri henüz aydınlatılamamış olan, bu yüzden tedavisi de genellikle etkisiz kalan her önemli hastalık, bir anlam akıntısının önünde sürüklenmeye eğilimlidir. (S.69)" Bu anlam akıntısının önünde sürüklenen hastalık tanımlanmaktan çok uzakta bir yere konumlandırılır ve gittikçe hastalık metafor elbisesine bürünür. Örnek vermek gerekirse frengi toplumda metaforlaşan hastalıklardan biridir.

AIDS ve Metaforları

Kitabın ikinci bölümü AIDS (edinilmiş yetersiz bağışıklık sistemi sendromu) hastalığının metaforik bir pencereden görünüşünü esas almaktadır. Sontag ilk kitabın/bölümün etkisiyle, hastalıkların metaforlarla iç içe boyutuna, son yılların popüler rahatsızlığı olan ve cinsel ilişkilerin etkisinde büyüyerek karanlıklaşan AIDS rahatsızlığını eklemektedir.

Etkeni HIV(İnsan bağışıklık yetmezliği virüsü) virüsü olan AIDS rahatsızlığı, ilk olarak 1980'lerin başında dünya gündemine girmiştir. HIV bağışıklık sisteminin aktif üyesi olan akyuvarların yapısını bozarak ve sayısını azaltarak vücudun bağışıklığını düşürmektedir. Önceleri yalnızca cinsel yolla bulaştığı sanılan HIV'nin, orofaringeal ve gastrointestinal mukoza, kan yolu, plasenta, emzirme gibi başka yollarla da bulaşabileceği saptanmıştır.

AIDS hastalığının özellikle ilk dönemler cinsel ilişki sırasında bulaştığı iddiası hastalığın toplum içinde utanç verici bir durumun dışa vurumu şeklinde değerlendirilmiştir. Frengi rahatsızlığı gibi, kaçamak ilişkilerden yayıldığı düşünülerek, hasta baskı altına alınır. Bu durumdan ötürü ise hasta, hastalığını bir sır gibi çevresinden saklamaya çalışır: "Kanser teşhisi hastalardan genellikle ailesi tarafından gizleniyordu; AIDS teşhisi ise, en az aynı derecede yaygın bir şekilde, hastalar tarafından ailelerinden gizlenmektedir. (S.132)"

Sonuç

Hastalık insanın ömründe her zaman ruhun bedenle birlikte ıstırap çektiği ve iradenin zayıflamaya başladığı bir dönemi ifade eder. Tedavisi kısıtlı olan hastalıklar ise, insanı korkuya/belirsizliğe teslim ederek ruhi bunalımın eşlik ettiği bir patolojik yıkımı beraberinde getirir. Hastanın hastalıkla mücadelesinde hastalığı tanımlama ve kavrama gücü büyük yer tutar. Psikolojik bir eşik olarak, hastalığın kabulü ve mücadele azmi önemli bir aşama olarak görülmektedir.

Psikolojik Danışman Dr. Asiye Dursun ve Uzm. Psikolog Özge Gamsız Tunç'un hazırladıkları "14-64 yaş arası bireylerin covid-19 algılarının incelenmesi: Bir metafor analizi" adlı çalışmada, içinde bulunduğumuz zaman diliminde gerçekleşen pandeminin de bazı metaforlar ile anıldığı görülmektedir. 230 adet metaforun üretildiğinin belirtildiği çalışmada, en fazla "kabus" ve "hapis" metaforlarının kullanıldığı görülmektedir. Yine Aslı Görgülü Arı ve Kevser Arslan'ın hazırladığı "Ortaokul öğrencilerinin covid-19'a yönelik metaforik algıları" isimli çalışmada da 45 metafor üretildiği ve en çok "bit, grip, deprem, bakteri, kara delik" gibi metaforların kullanıldığı tespit edilmektedir.

Hastalıkları tanıma ve tanımlamada kullandığımız bu metaforların olumlu etkiden çok olumsuz mahiyette kullanılması, insan ve toplum psikolojisini de etkileyen bir boyuta ulaşmaktadır. Sosyal medya ve bilgiye kolay ulaşabilmenin neticesinde toplumsal algıyı kullanılan kavramlar yönetmeye başlamaktadır. Bu açıdan kullandığımız metaforların titizlikle tespit edilmesi yanında, hastalıklar hakkında Sontag'ın isteğini de göz önünde bulundurarak özellikle askeri imgeleri ve olumsuz çağrıştırmaya yol açacak kavramları kullanmamak gerekmektedir: "Beden bir muharebe alanı değildir. Hastalar ne kaçınılmaz kayıplardır ne de düşman. (S.191)"

Metafor Olarak Hastalık

Susan Sontag

Can Yayınları

192 Sayfa


Yazar: Mustafa ATALAY - Yayın Tarihi: 24.12.2021 09:00 - Güncelleme Tarihi: 23.12.2021 22:00
1129

Mustafa ATALAY Hakkında

Mustafa ATALAY

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Mustafa ATALAY ismine kayıtlı 115 yazı bulunmaktadır.

Twitter Facebook Kişisel