Günümüzün Anlatıcıları: Aynur Dilber İle Konuştuk, Söyleşi, Müzeyyen ÇELİK K.

Günümüzün Anlatıcıları: Aynur Dilber İle Konuştuk yazısını ve Müzeyyen ÇELİK K. yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuy

Günümüzün Anlatıcıları: Aynur Dilber İle Konuştuk

08.09.2022 09:00 - Müzeyyen ÇELİK K.
Günümüzün Anlatıcıları: Aynur Dilber İle Konuştuk

Kişiyi yazmaya yönelten temel etken hayaller mi yoksa gelişen şartlar mı? Ya da diğer bir etken... Sizde hangisi daha etkili oldu?

Kişiyi yazmaya yönelten en baskın duygunun bilinçte değil; içte, pek de farkına varamadığı, anlayamadığı, anlamlandıramadığı güdülerde, bilinçaltında olduğunu düşünüyorum. Bilinç haliyle bakıp bilincine varamadığımız bir yerden coşkun bir ırmağın başını taşlara vura vura akma isteğine bir mana arıyoruz. Nereye akmak istiyor? Sakin bir göl olup durmak da vardı. Bitmeyen bir huzursuzluk hâli yüzünden yahut sayesinde yazıyoruz. Her ne kadar kendimize itiraf edemesek de kendimizi, dünyayı değiştirme arzusuna sahibiz. Daha güzele akmak için yazıyoruz. Bazen sadece çığlık atmak, bu çığlığı duyurmak, bazen ıslık çalmak, bazen de yumruklarımızı göstermek, bizi önemsemeyen her şeyden intikam almak için... En çok da kendim olduğum, olmayı arzuladığım için yazıyorum.

Anlatmanın arkaik yanı düşünüldüğünde, anlatının kutsal yanı var gibi görünüyor. Sizce de öyle midir?

Kur'an'ın, kutsal kitapların anlatı, hikâye yoluyla insanı anlamaya, öğrenmeye, bilmeye davet etmesi anlatıyı özelikle kutsal kılmıyor. Bizim anlatıdan kaçışımız imkânsız zaten. Sabahtan akşama kadar bir şeyler anlatıyoruz birbirimize. Varlığımızın, zihnimizin zoraki koşulu anlatı, hikâye etme. Anlatıyı daha etkili, sanatsal biçimde, bir gaye uğruna zamanın ruhuyla birleştirip kurguladığınızda bir edebî metin türü olan öykü hâlini alıyor. Öykü kutsal bir tür değil, edebiyat kutsal bir sanat dalı değil, sanat kutsal değil. Her şeyi kutsallaştırmak putlar yaratmaya benziyor.

Post modern anlatım imkânları bağlamında metinlerarasılık yanında türlerarasılık da gündemde. Hatta aynı metinde hem modern hem de post modern imkanlar birlikte kullanılabiliyor. Bu konunun bir şablona oturması gerekir mi?

İnsan yaratıcı bir varlık. Düşünen, hisseden, hayal kuran, eyleme geçen. Bütün yeniliklere açığım fakat salt dil oyunu olan, manadan uzak metinleri sevmiyorum. Edebiyat aslında dil oyununa dayanmaz, dil sanatına dayanır. Amacı anlamı gölgelemek, çarpıtmak değil, daha etkili biçimde sunmak ve çoğaltmak. Dil oyununu laf cambazlığı olarak algılayanlar, manayı, derdi ıskalıyor. Kazancakis de böyle düşünüyor mesela. El Greco'ya Mektuplar'da "Yunanlar hiçbir zaman sanatı sanat için yapmamıştır: güzelliğin amacı her zaman hayata hizmet etmekti. Eskiler dengeli ve sağlam bir akıl sahibi olmak için bedenlerin de güzel ve sağlam olmasını istemişti. Hatta en ulvi amaç olan şehri savunabilmek için."

En nihayetinde bir metinle neyi amaçlamışsam onu başarabilmiş miyim diye bakarım. Bunu gerçekleştirmenin varlığın bin bir yüzü, çeşitliliği kadar yolu var. Bir şablona oturması gerekmiyor bu yüzden. Sanat zaten sınırları hep sonsuzluğa doğru genişletmek için var.

Edebiyat dergilerinde görünüyor musunuz? Görünmek de gerekir mi? Edebiyat dergileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Görünmek gerekir. Görünüyorum da. Çünkü üretiyorum. Dergiler sıcak ekmek gibi. Sıcağı sıcağına takip edebiliyorsun edebiyatı. Bîhaber olmak olmaz. Bir okul görevi de ihtiva ediyorlar ayrıca.

Yazarken karşınıza birini alıyor musunuz? Okuyucu yahut hayali bir karakter de olabilir. Yoksa kendiniz mi kendi muhatabınızsınız?

ay1

Yazdıklarımız okur içindir ama yazarken şu okuru muhatap alarak yazıyorum diyemem. Metnin kendisi bir meydan okuyuştur çoğu zaman; bozukluğa, çürümüşlüğe, duyarsızlığa, anlamamaya, güç zehirlenmesi yaşayanlara, patronlara, ezenlere, yolunda gitmeyen şeylere... Hepsinin karşısına geçip yazarsın. Kendi kendimin muhatabı olacaksam ne diye bu metinleri yayımlayayım? Sarsmak için de haykırmak için de muhatap alırsın, umut vermek için de. Hayatı diyalektik algılamak varlıkla ilişkimizi daha sağlam bir zemine oturtuyor. Kendim de dâhil hepimizi karşıma alıp yazıyorum.

Öykü yazmak için en haklı nedeniniz nedir? Yazmasınız ne olur?

Yazabilmiş olmam en haklı nedenim. Bu sorunun cevabını ilk soruda verdim de. Yazmasam ne olurdu şimdi bilemem. Yazıyorum çünkü. Tahminlerim ne derece sağlıklı olur? Yazmazken yazamıyordum, yazmayınca oluyordu o yüzden. Şimdi yazabilirken yazmazsam ne olur? Zor olur benim için. Bazen konuşabildiğim zihinler sadece kitaplar oluyor. Yazmak da böyle. Konuşabildiğim tek yer oluyor.

Yazdığınız kurgunun kaderinizi etkileyeceğine inanır mısınız? Böyle bir deneyim yaşadınız mı?

Bir Adam Yaratmak'ta tam olarak bu bahis var. Kaderimizi zaten biz yazıyoruz her an. Kurgunun da kaderimi etkilemesi mümkün çünkü o benim zihnimden çıktı, zihnim zaten hayatımı şekillendiriyor. Kurgunun farkında olmadan eyleme dönüşmesi de mümkün. Eylemleri duygular, zihin belirliyor nihayetinde. Kurgum benden çok uzak bir şey değil. Bende içkin.

Büyük çapta bir şey yaşamadım. Ayrıca hayatı şekillendiren etkenler içinde kitaplar çok önemli bir yere sahip. Mutsuz sonlar yazdıkça mutsuz hayatlar yaşıyoruz. Önce bizi bir hikâyeye, kendi hikâyelerine inandırmak istiyorlar, biz inanınca onu gerçek kılmış oluyoruz, öyle hissedince öyle yaşamaya başlıyoruz. Gerçeklik bizim kurduğumuz, yaptığımız bir şey. Kurgunun gerek sinema gerek edebiyatta kaderimizi şekillendirdiğini çok rahat söyleyebiliriz çünkü zihin dünyamızı değiştiriyor. Aciz bir varlık olduğumu unutmadığım sürece yazdıklarımdan korkmuyorum.

Öykücüler genelde birbirini sever ama bu eğer bir yarış olsaydı çağdaşlarınızdan kimi geçmek isterdiniz?

Yalnızca kendimi geçmek isterdim.

Hikâye ile öykünün farklı türler olduğuna dair dergiler dosya hazırlıyor ve yazarlar bazen görüş ayrılığına düşüyor. Sizce böyle bir fark var mı? Bu iki kavramla ilgili sizin tanımınız nedir?

Öykü, hikâyenin zamanın ruhunda yeniden ele alınması. Çok büyük farklar görmüyorum bu minvalde. Ama hikâye anlatılan, icra edilen, öykü ise modern tekniklerle yazılan bir tür. Gerçi bu modern teknikler esasen hikâyede de var. Fakat yine de zamanın ruhun uygun, değişen diğer etkenlerle birlikte ele alınıyorlar.

Öykü yazıyorsunuz ama iyi bir öykü okuru olduğunuzu düşünüyor musunuz? Dergileri takip eder misiniz? Yeni çıkan kitapları alır mısınız? Bir de son çıkanlardan bize önermek istediğiniz öykü kitabı var mı?

Kendi okuma hızıma göre iyiyim. Dergileri takipte son zamanlarda biraz geriledimse de takip ettiğim dergiler var. Yeni kitapları da eleyerek takip etmeye çalışıyorum. Bir kitabı haz alarak okumak en eşsiz deneyimlerden biri. Her kitapta bu okuma hazzını alamıyorsunuz. Bu yıl haz aldığım bir öykü kitabını tavsiye etmek isterim. Düşsel Konçerto (2cilt), Papini


Yazar: Müzeyyen ÇELİK K. - Yayın Tarihi: 08.09.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 31.08.2022 23:24
1069

Müzeyyen ÇELİK K. Hakkında

Müzeyyen ÇELİK K.

Müzeyyen ÇELİK KESMEGÜLÜ 1983 Kütahya doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kütahya’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda “Edebî Yönden Hazîne-i Evrak Dergisi” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Hayal Bilgisi, İzafi, Hece Öykü, Hece, İtibar, Mahalle Mektebi, Aşkar, Nordik, Türk Dili, Karagöz, Olağan Hikâye, Geçerken dergilerinde öyküleri yayınlandı. Halen Kütahya’da öğretmenlik yapıyor. Evli ve Ali Mahir’in annesi. 

Eserleri

Kamu Baş Rüyacısı, 2014, Ebabil Yayınları
Omzumda Biri, 2017, Hece Yayınları
Nasiruddin Tusi, 2020, Kaşif Çocuk Yayınları
Bütün Ağırlıklarım, 2021, Hece Yayınları
Akşemseddin, 2021, Diyanet Vakfı Yayınları
Kudüs’e Yolculuk, 2022, Mecaz Çocuk Yayınları
Mutlu Dinozor Tontinosoruz, 2023, Tulu Kitap

Müzeyyen ÇELİK K. ismine kayıtlı 87 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 7 kitap bulunmaktadır.

Twitter Instagram Kitap Satış Sitesi Kitapyurdu.com