Günümüzün Anlatıcıları: Betül Nurata İle Konuştuk, Söyleşi, Müzeyyen ÇELİK K.

Günümüzün Anlatıcıları: Betül Nurata İle Konuştuk yazısını ve Müzeyyen ÇELİK K. yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden oku

Günümüzün Anlatıcıları: Betül Nurata İle Konuştuk

15.12.2022 09:00 - Müzeyyen ÇELİK K.
Günümüzün Anlatıcıları: Betül Nurata İle Konuştuk

Kişiyi yazmaya yönelten temel etken hayaller mi yoksa gelişen şartlar mı? Ya da diğer bir etken... Sizde hangisi daha etkili oldu?

Kırgınlıklar. Olmayışlar olamayışlar. Sonra, tutarsızlıklar. İlişkilerdeki çarpıklıklar, kavgalar dövüşler. Toplumsal ve bireysel çürüme. Neler neler… Bütün bunlar karşısında duyulan çaresizlik ve "ne yapabilirim" hissi. Bazısı nefsi, bazısı ulvi, bazısı doğuştan, bazısı sonradan. Hepsi de kadere dahil.

Anlatmanın arkaik yanı düşünüldüğünde, anlatının kutsal yanı var gibi görünüyor. Sizce de öyle midir?

Öyle bir yanı var görünüyor. Belki de bir yanılgı. Yine de yazmak, hem kapıldığımız ruh iklimi itibariyle hem de etkisi ve doğurduklarıyla çok özel. Bu kesin…

Post modern anlatım imkânları bağlamında metinlerarasılık yanında türlerarasılık da gündemde. Hatta aynı metinde hem modern hem de post modern imkânlar birlikte kullanılabiliyor. Bu konunun bir şablona oturması gerekir mi?

Robert McKee söylüyor: "Endişeli, deneyimsiz yazarlar kurallara boyun eğer. İsyankâr, belirli bir ekole bağlı olmayan yazarlar ise kuralları yıkar." Ben biraz değiştireyim hadi. Daha işin en başında bunu göze alanlar, belki daha çok zorlanarak, ama yine de kendine özgün bir yol çizerek… Kuralları yıkarak değil, aşarak. Üstesinden gelebiliyorsan neden olmasın? Cevabım, çıraksa da hayır ustaysa da hayır…

Edebiyat dergilerinde görünüyor musunuz? Görünmek de gerekir mi? Edebiyat dergileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Okurla ilk buluşmalar dergilerde oluyor. Yazar dostlarla ilk buluşmalar da öyle. İletişiminizi sıcak tutuyor. Özellikle yeni başlayanlar dergilerde yazmanın sevincini yaşamalı. Olur veya olmaz, ama buna gayret etmeli. Ayrıca bir dergide yazmak, adınızı o canım dergide görmek büyük mutluluk.

Bağımlı olmadan bağlı kalarak dergilerde yer almak gerçekten güzel. Gidecek başka neresi var ayrıca? İşte sizin gibi yazan, ilme, sanata, okumaya değer veren kalemlerle hep bir aradasınız. Ne güzel. Yerinizi yurdunuzu buldunuz. Ne mutlu…

0001921558001-1

Yazarken karşınıza birini alıyor musunuz? Okuyucu yahut hayali bir karakter de olabilir. Yoksa kendiniz mi kendi muhatabınızsınız?

Hikâyenin kendisini alıyorum karşıma. Film gibi akıyor. Aslında karşıma almak da demeyelim buna. Beraber akıp gidiyoruz. Bir gemide kısa veya uzun bir seyahate çıkmışız. O güzelim denizle o güzelim nehirle beraber akıp gidiyoruz.

Şunu söylemek isterim. Gerçekse, has iyi bir hikâye ise, gelir ve akar zaten. Akmalı. Düşünmek tartışmak konuşmak bakmak hep sonra…

Öykü yazmak için en haklı nedeniniz nedir? Yazmasanız ne olur?

Sana bahşedilmiş bir kabiliyet var. Kullanmadığında, hakkını vermediğinde haliyle harcadığını, müsriflik ettiğini düşünüyorsun. Bu da seni huzursuz kılıyor. Anlatacak sözün vardı anlatmadın, yazacak kalemin vardı yazmadın. Birçok meseleye dikkat çekebilir böylece sorumluğunu yerine getirebilirdin. Elbette ben bunları sanat başlığının altında söylüyorum. Yoksa herkes anlatabilir. Ama sanatlı anlatmak başka, sanatlı anlatabilmek bir lütuf.

Dolayısıyla sorumluluk hissediyorum. Yerine getirmediğimde ödevini yapmayan öğrenci gibi sürekli bir ızdırap. Yazınca barışıyorum kendimle. Yazmayınca küsüyorum. Benim dünyam yazmakla yazmaya niyet etmekle toparlandı.

Sen bir seçim yaptın, varoluş biçimini seçtin veya buydu zaten, aradın ve buldun, bulduruldu. Öyle olması gerekiyordu. Ancak bunu yerine getirdikçe kendin oluyorsun ancak böyle mutmain oluyor, ancak böyle dingin ve iyi hissediyorsun.

Diğer bir yandan insan tek bir kabiliyetle donatılmamış. Sanatın hemen her dalına bayılıyorum ve özeniyorum. Resim-yazı-müzik hepsi bir gidebiliyor. Bunları ayrı ayrı görmüyorum ben. Elbette neşvünema bulması için çalışmak gerekiyor. Yoksa orada bekliyor, tohum halinde, ha açtı ha acaçak vaziyette...

Eğer şartlar farklı olsa sinema tiyatro gibi seçenekleri mutlaka yoklardım gibi geliyor veya konservatuara giderdim. Neden olmasın. Müzik çok başka. Hem güzel hem tehlikeli. Müzik kadar kana hızlı karışan bir şey yok...

Yazdığınız kurgunun kaderinizi etkileyeceğine inanır mısınız? Böyle bir deneyim yaşadınız mı?

Aslında ben buna hissi kablel vuku diyorum. Güçlü bir hissediş. Önsezi. Ayrıca yazarın lehine olacak şekilde, şuna da inanıyorum, inanmak istiyorum. Korkularımızı yazdıkça emin oluruz. Yaralarımızı yazdıkça iyileşiriz. Biraz merhem biraz tadilat biraz bakım onarım, geçmişi yeniden kurgularız. Peki ya gelecek? İşte umulur ki gönlümüze düştüyse, karıştıysa dualarımıza bir kere, elbet karşılaşırız…

Öykücüler genelde birbirini sever ama bu eğer bir yarış olsaydı çağdaşlarınızdan kimi geçmek isterdiniz?

Herkes kendi yazgısını yaşıyor. Herkes ektiğini biçiyor. Sevmemek için bir sebep yok. Ama bir yarış olsaydı Edgar Keret, Murakami ve Stephen King'le yarışmaktan mutluluk duyardım. Bence ellerimden tutar çiçekleri ve kupayı bana takdim ederlerdi. Nezaket bunu gerektirir. Ayrıca okuna gelen her yazarı çağdaşım kabul ediyorum. Saroyan. Fante. Vonnegut. Alacakları olsun. Bu liste uzar gider…

Hikâye ile öykünün farklı türler olduğuna dair dergiler dosya hazırlıyor ve yazarlar bazen görüş ayrılığına düşüyor. Sizce böyle bir fark var mı? Bu iki kavramla ilgili sizin tanımınız nedir?

Ben artık hikâye diyeceğim. Buna gayret ediyorum. Hikâye ediyoruz. Bazen bir hatırayı bazen bir durumu bazen bir hissi. Bazen kısa bazen uzun. Tartışmalara katılacak değilim, çoğunu sıkıcı buluyorum ama seçimim hikâyeden yana. Kelimeler önemli. Öykü dediğimiz andan itibaren belki de hikâyeden uzaklaşıyoruz.

Öykü yazıyorsunuz ama iyi bir öykü okuru olduğunuzu düşünüyor musunuz? Dergileri takip eder misiniz? Yeni çıkan kitapları alır mısınız? Bir de son çıkanlardan bize önermek istediğiniz öykü kitabı var mı?

Hepsini takip edemesem yetişemesem de elbette okuduklarım oluyor. Ama son çıkanlarla ilgili bir telaşım yok. Kısmet oldukça okuyorum diyelim. Ben daha çok, sevdiği, ünsiyet kurduğu, kendisine iyi gelmiş kitapları okuyan biriyim. Defaatle, yüz kere, bin kere, yüz bin kere… Dönüp duruyorum aralarında… Ancak ihtiyaç duyduğumda yeni kitap arayışına geçiyorum. Çokları gibi ben de sadece hikâye okuyan biri değilim. Beni besleyen, ufkumu açan, dinlendiren düşündüren, bazısı kurgu bazısı fikir, bazısı referans bazısı mesleki kitaplar oluyor elimde.

Bu ara İsmet Özel okuyorum meselâ. "Kırk Hadis." Rüyamda bile sohbet ediyoruz kendisiyle. Bizzat tanışmak mümkün olur mu acaba? Kırk Hadis'i mutlaka tavsiye ediyorum. Diğer yandan Refik Halit Karay okuyorum. El almak isterdim ondan. Sakın Aldanma İnanma Kanma. Okuyunuz. Okutunuz. Sevgiler…


Yazar: Müzeyyen ÇELİK K. - Yayın Tarihi: 15.12.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 14.12.2022 22:14
765

Müzeyyen ÇELİK K. Hakkında

Müzeyyen ÇELİK K.

Müzeyyen ÇELİK KESMEGÜLÜ 1983 Kütahya doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kütahya’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda “Edebî Yönden Hazîne-i Evrak Dergisi” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Hayal Bilgisi, İzafi, Hece Öykü, Hece, İtibar, Mahalle Mektebi, Aşkar, Nordik, Türk Dili, Karagöz, Olağan Hikâye, Geçerken dergilerinde öyküleri yayınlandı. Halen Kütahya’da öğretmenlik yapıyor. Evli ve Ali Mahir’in annesi. 

Eserleri

Kamu Baş Rüyacısı, 2014, Ebabil Yayınları
Omzumda Biri, 2017, Hece Yayınları
Nasiruddin Tusi, 2020, Kaşif Çocuk Yayınları
Bütün Ağırlıklarım, 2021, Hece Yayınları
Akşemseddin, 2021, Diyanet Vakfı Yayınları
Kudüs’e Yolculuk, 2022, Mecaz Çocuk Yayınları
Mutlu Dinozor Tontinosoruz, 2023, Tulu Kitap

Müzeyyen ÇELİK K. ismine kayıtlı 87 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 7 kitap bulunmaktadır.

Twitter Instagram Kitap Satış Sitesi Kitapyurdu.com