Günümüzün Anlatıcıları: Büşra Çelik İle Konuştuk, Söyleşi, Müzeyyen ÇELİK K.

Günümüzün Anlatıcıları: Büşra Çelik İle Konuştuk yazısını ve Müzeyyen ÇELİK K. yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden ok

Günümüzün Anlatıcıları: Büşra Çelik İle Konuştuk

01.02.2024 09:00 - Müzeyyen ÇELİK K.
Günümüzün Anlatıcıları: Büşra Çelik İle Konuştuk

Kişiyi yazmaya yönelten temel etken hayaller mi yoksa gelişen şartlar mı? Ya da diğer bir etken... Sizde hangisi daha etkili oldu?

Her ikisi ve daha fazlası etkili oldu benim için. Elbette her insan gibi benim de yalnızca hayallerim değil, yıkılan hayallerim de var. Aslında bunlar da gelişen şartlar dediğimiz unsurlar. Çoğu zaman hayatın içinde yalnızlaşıyoruz. Kendimizle çok fazla konuşmak ve mümkün olmayanın peşinde olmak da buna sebep oluyor diyebilirim.

Bir diğer husus ise insanın merkezinde olduğu bolca hikâye dinledim ailemden. Bir zaman sonra hayatı yaşarken de bir hikâyedeymiş gibi yaşamaya başladığımı fark ettim. Böyle olunca gördüğü ve görmediği her şey yazmaya yöneltebiliyor kişiyi.

Anlatmanın arkaik yanı düşünüldüğünde, anlatının kutsal yanı var gibi görünüyor. Sizce de öyle midir?

Anlatmanın kutsal değil de kıymetli ve konuşulmaya değer bir yanı olduğunu düşünüyorum. Dinin, kültürün ve dilin esas taşıyıcı öğesidir anlatı. Bugüne kadar anlatılanlar şayet aktarılmasaydı bir kültür inşasından bahsedemezdik.

Anlatmanın benim için en ilginç tarafı bir bebeğin de dünyayı bu şekilde tanıyor olması. Doğduğumuz an itibariyle aslında çevremizdeki herkes ve her şey bize bir şeyler anlatıyor. İnsan, anlatılarak var ediliyor yeryüzünde.

Post modern anlatım imkânları bağlamında metinlerarasılık yanında türlerarasılık da gündemde. Hatta aynı metinde hem modern hem de post modern imkânlar birlikte kullanılabiliyor. Bu konunun bir şablona oturması gerekir mi?

Anlatım imkânlarını, modern ya da postmodern olarak sınıflandırmak aslında edebiyatın bir kalıba sıkıştırılması, ders kitaplarında rahat okunur hale gelmesinin bir neticesi. Aslında bu imkânlar her yüzyılda biz tanık olsak da olmasak da kullanılmıştır. Kayda geçen, sahiden okunup anlaşılan ve üzerine düşünülen eser sayısı o kadar kısıtlı ki. Tam da bu sebeple bunun bir şablona oturması gerektiğine inanmıyorum. Anlatının neye ihtiyacı varsa yazar o imkânı az ya da çok, yüzeysel ya da derinlikli, metin ne kadarına müsaade ediyorsa kullanabilir. Fakat hem metinlerarasılık hem de türlerarasılık adeta bir deryadır. Bunu yaparken hem yeteri kadar cesur hem de konuya en ince detayına kadar vakıf olmak gerekir.

Edebiyat dergilerinde görünüyor musunuz? Görünmek de gerekir mi? Edebiyat dergileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bizzat içindeyim. Güzel bir ekiple birlikte Olağan Hikâye'yi çıkarıyoruz. Fakat dergilerde var olma niyeti görünmek değil de üretmek, yazar kimliğini var etmek olmalı. Edebiyat dergilerinin birçoğunun ortaya bir mesele, bir tez koymadığını düşünüyorum. Bu da ekipleri tembelliğe itiyor. Bir diğer mesele ise oluşan mahalleler birbirinin önünü kesme derdine düşüyor. Aslında bunun bir sebebinin yine erkek egemen edebiyat ortamı olduğunu düşünüyorum. (Feminist değilim: ) ) Bu da zamanla o mahalleler arasında ufak tefek çatışmalara sebep oluyor. Çünkü çete savaşları erkek fıtratına uygun. Kadınların biriyle bir derdi varsa kolay kolay çeteleşmez. Gider, meselesini bireysel halleder ya da halletmez. Fakat bu süreçlerin de geçici olduğu kanaatindeyim. Her şeye rağmen dergiler, pişmek için ideal alanlar. Yazara ben bu işin içindeyim özgüvenini kazandırması anlamında da ayrı kıymetli.

Yazarken karşınıza birini alıyor musunuz? Okuyucu yahut hayali bir karakter de olabilir. Yoksa kendiniz mi kendi muhatabınızsınız?

Aslında hiç kimseyi almıyorum. Almam gerekli mi onu da bilmiyorum. Galiba yazarken yazdığım karaktere dönüşmeyi ve onu içselleştirmeyi tercih ediyorum. Hissetmediğim bir şeyi yazamıyorum. Buradaki ayrıma dikkat edelim lütfen. Yaşamadığım demiyorum, hissetmediğim. Her karakterin görünmez bir pelerini var. Ben o pelerine sığdırabiliyorsam kendimi o hikâye oluyor ama bunu beceremezsem de zaten başlamadan siliyorum o dosyayı.

duslerinde_elma_kokusu Öykü yazmak için en haklı nedeniniz nedir? Yazmasanız ne olur?

Yazmasam benden başka kimseye bir şeycik olmaz. Fakat her insanın hayatı anlamlı kılmak için bir çabası olması gerektiğine inanıyorum. Bu da benim anlamlı kılma çabam.

Yazdığınız kurgunun kaderinizi etkileyeceğine inanır mısınız? Böyle bir deneyim yaşadınız mı?

Yazdıklarımı yaşadığım birkaç kez tecrübe ettiğim bir durum. O sebeple olabildiği kadar yazarken kendi hayatımı merkeze almamaya dikkat ediyorum birkaç senedir. Çünkü kelimelerin boşlukta yok olduğuna inanmıyorum, hele ki yazıya dökülen ve artık benden başka kişilerin de okuduğu her şey çok kıymetli. Bu sebeple de bu konuda oldukça hassas davranma gayretindeyim.

Öykücüler genelde birbirini sever ama bu eğer bir yarış olsaydı çağdaşlarınızdan kimi geçmek isterdiniz?

Ben çağdaşım yazarları okumaktan genel itibariyle keyif alıyorum. Kimseyi geçmek gibi bir derdim yok, olmadı da. Kişisel hayatımda da hep elimden gelenin en iyisini yapıp sonrasında sessizce bekleyen bir insanım. Büyük iddialarım yok.

Birini geçmeyi istemek ondan geride olduğunu kabullenmektir. Bu bir yarış değil. Yalnızca muhataba ulaşabilmek gerekiyor. Kendimi kimseden geride görmüyorum, bu yüzden çağdaşlarımdan geçmek istediğim biri de yok. Bir şey isteme hakkım varsa da yalnızca hakkımın teslim edilmesini arzu ederim. Çünkü ben Düşlerinde Elma Kokusu'nu her okuduğumda "Bu kitabı başkaları da okumalı" diyebiliyorum.

Hikâye ile öykünün farklı türler olduğuna dair dergiler dosya hazırlıyor ve yazarlar bazen görüş ayrılığına düşüyor. Sizce böyle bir fark var mı? Bu iki kavramla ilgili sizin tanımınız nedir?

Adında hikâye geçen bir derginin ekibindeyim. Fakat ben "öykü"yü de "hikâye"yi de kullanıyorum. Yalnızca tahkiyesi olmayan, iç sayıklamalarından ibaret ve kendine ait bir boşluğu doldurma derdine düşüp okura hiçbir şey vermeyen metinleri okumayı tercih etmiyorum ve sevmiyorum. Hikâye bana tahkiyenin kıymetli olduğunu hatırlatıyor. Eğer ki hikâye ve öykünün iki ayrı kavram olduğunu söyleyecek olursak hikâye okumayı tercih ederim. Ama dediğim gibi ben bu ikisinin farklı türler olduğunu düşünmüyorum.

Bir de biz buraları geçtik, artık başka şeyler konuşuyoruz. Herkes geçip gidebilir yani.: )

Öykü yazıyorsunuz ama iyi bir öykü okuru olduğunuzu düşünüyor musunuz? Dergileri takip eder misiniz? Yeni çıkan kitapları alır mısınız? Bir de son çıkanlardan bize önermek istediğiniz öykü kitabı var mı?

Çok kısıtlı sayıda dergiyi takip ediyorum. Dergideki değerlendirme aşaması sebebiyle de çok fazla öykü okuma imkânı buluyorum. Çağdaşlarımın neleri yazdığını görmek için yeni çıkan kitapları da takip ediyorum. Bu bir gereklilik zaten. Son zamanlarda ise okuma listemde yıldızladığım kitaplar arasında Vildan Külahlı Tanış'ın "Çizgide Bir Kukla"sını ve Gökhan Yılmaz'ın "Boşlukdikeni"ni söyleyebilirim.


Yazar: Müzeyyen ÇELİK K. - Yayın Tarihi: 01.02.2024 09:00 - Güncelleme Tarihi: 02.02.2024 15:59
475

Müzeyyen ÇELİK K. Hakkında

Müzeyyen ÇELİK K.

Müzeyyen ÇELİK KESMEGÜLÜ 1983 Kütahya doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kütahya’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda “Edebî Yönden Hazîne-i Evrak Dergisi” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Hayal Bilgisi, İzafi, Hece Öykü, Hece, İtibar, Mahalle Mektebi, Aşkar, Nordik, Türk Dili, Karagöz, Olağan Hikâye, Geçerken dergilerinde öyküleri yayınlandı. Halen Kütahya’da öğretmenlik yapıyor. Evli ve Ali Mahir’in annesi. 

Eserleri

Kamu Baş Rüyacısı, 2014, Ebabil Yayınları
Omzumda Biri, 2017, Hece Yayınları
Bütün Ağırlıklarım, 2021, Hece Yayınları

Müzeyyen ÇELİK K. ismine kayıtlı 84 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 5 kitap bulunmaktadır.