Günümüzün Anlatıcıları: Emin GÜRDAMUR İle Konuştuk, Söyleşi, Müzeyyen ÇELİK K.

Günümüzün Anlatıcıları: Emin GÜRDAMUR İle Konuştuk yazısını ve Müzeyyen ÇELİK K. yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuy

Günümüzün Anlatıcıları: Emin GÜRDAMUR İle Konuştuk

02.06.2022 09:00 - Müzeyyen ÇELİK K.
Günümüzün Anlatıcıları: Emin GÜRDAMUR İle Konuştuk

Kişiyi yazmaya yönelten temel etken hayaller mi yoksa gelişen şartlar mı? Ya da diğer bir etken... Sizde hangisi daha etkili oldu?

Hesap ederek değil hayal ederek öykü yazarız. Öte yandan metinlerimizin altında hayallerimiz kadar şartların da gizli imzası bulunur. Yaşadıklarımız kadar yaşamadıklarımız, okuduklarımız kadar okumadıklarımız bizim elimizden, dilimizden çıkan sözleri belirler. Beni yazmaya iten sebeplere gelince; bu sebeplerin yol boyunca değiştiğini söylersem umarım yadırganmam. Hayat bizi olduğumuz yerde bırakmıyor. Bizler değişiyoruz, adımlarımız değişiyor, sorularımız ve cevaplarımız değişiyor. Yine de sorunuzu dağıtmadan bir cevap verecek olursam, bütün bu değişkenliklerin içinde yazıyla aramı daima yakın tutan bir şeyin öne çıktığını söyleyebilirim: Kendi içine çekilerek yaşayan, öyle yaşamayı seven biriyim. İçine çekilenler bilirler, orada tıpkı rüyada olduğu gibi hayatın gerçekliğine galebe çalan büyülü bir atmosfer vardır. O büyülü atmosfer bana, dile getirilmesi imkânsız şeylerin de dile getirilebileceğine dair iyimser bir fikir aşılıyor. Bu fikir, yazımın da yazıya inancımın da kaynağı olsa gerek.

Anlatmanın arkaik yanı düşünüldüğünde, anlatının kutsal yanı var gibi görünüyor. Sizce de öyle midir?

Her şeyden önce insan kutsal bir varlık. Roger Garaudy, Allah'la münasebetinden ötürü her şey kutsaldır, der. Meseleye böyle baktığımızda anlatmak da insanla birlikte derin bir anlam kazanıyor. İnsanlığın büyük yürüyüşü, bir anlatılar yürüyüşüdür aslında. Suskunluk, tarihi anlamsızlaştırır. İki insanın suskunluğu da böyle değil midir? Mistiklerin susmaya verdiği önem bile daha önce konuşulanların müşterek anlamına yaslanır. İnsanın var oluşu hikâyeyle başlıyor. Bizi birbirimizle akraba kılan hikâyelerimizdir. Dünyanın hiçbir yerinde hikâyesiz bir "anlam alanı" inşa edildiğini göremeyiz. Dinlerden mitolojiye, psikolojiden ideolojilere biz daima sözlerle örülü bir dünya içinde kendimizi var ederiz. Bu noktada anlatıların bizi esir edebileceğini, özgürlüğümüzü elimizden alan zincirlere dönüşebileceğini de unutmamak gerekir. Bir yerde köleleştirilen ya da kölelikten hoşnut insanlar gördüğümüzde, biraz dikkat kesilirsek, onların sözlerden ve anlatılardan müteşekkil görünmez halkalarla boyunduruk altına alındıklarını fark ederiz. Öbür yandan bütün köleliklerden kurtuluş da bir anlatının ışığıyla karşılaşmaya bakıyor.

yasak-agacin-altinda-yerli-oyku-ketebe-emin-gurdamur-529-48-b

Post modern anlatım imkânları bağlamında metinlerarasılık yanında türlerarasılık da gündemde. Hatta aynı metinde hem modern hem de post modern imkanlar birlikte kullanılabiliyor. Bu konunun bir şablona oturması gerekir mi?

Gerekmez bence. Edebiyat kuramcıları bu tanımlamalarla uğraşadursun, sanatçı ufka bakan, ufka koşan, yüzünü kendi yürüyüşünden doğan rüzgârdan başka hiçbir rüzgârla terbiye etmeyen kişidir. Biliyorsunuz, modern ve post modern edebiyat arasında sınır çekmek gerçekte imkânsızdır. Romanın büyük babası sayılan Don Kişot'ta üst kurmacaya rastlarız ki takvimler henüz 1605'i göstermektedir. Ya da büyük oranda denemeye yaslanan Sait Faik öykülerini hatırlayalım. Poe'nun ansiklopedik bilgilerle dolu kurgularını, Bilge Karasu'nun ya da Rasim Özdenören'in öykülerine giren şiirsel pasajları. Sanatın özgürlüğü karşısında kim hangi sınırdan bahsedebilir ki? Sanatçı hayatın şablonlarını kelimelerle yarmayı göze alan, buna cüret eden kimsedir. Sorunuza dönecek olursak, bir öykücü kendisine önerilen kuramsal ölçülere uymak yerine; Don Kişot'un berber kutusundan miğfer yapması örneğinde olduğu gibi onları eğip bükerek başına takabilir ve yoluna devam edebilir. Şablonlar bu işe yarar.

mih_200

Edebiyat dergilerinde görünüyor musunuz? Görünmek de gerekir mi? Edebiyat dergileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ben öykücü olarak edebiyat dergilerinde doğdum, dersem abartmış sayılmam. Dergilerin özellikle şairler ve öykücüler için başka mecralarla telafi edilemeyecek bir olgunlaşma ocağı olduğu kanaatindeyim. Görünür olmak meselesine ise katılamayacağım. Şöyle ki iyi bir öykücünün yegâne vitrini öyküleridir. Görünür olmak gerçek anlamını dille gerçekleştirir. İyi bir öykü, dergilerin dışında da kalsa eninde sonunda parıldar. Hele bu iletişim çağında, herkesin sosyal hesaplarının kişisel bir yayın organına dönüştüğü dönemde nitelikli sanatı kimse görmezden gelemez, dışlayamaz, baskılayamaz. Dergiler ne işe mi yarıyor? Öykücülerin birbirini seyrettiği, birbiriyle yazınsal anlamda tanıştığı salonlar gibi bir fonksiyona sahipler. Zaten biliyoruz, Türkiye'de öykü dergilerini büyük oranda öykücüler okur. Öykü yazmaya niyeti olanlar da halkaya dâhildir. Bu bakımdan bile değerli bir mecradır edebiyat dergileri. Edebiyat dergileriyle ilgili bir öykücü ne diyebilir ki? Hepsi var olsun, ömürlerine ömür eklensin, beşi doğmadan biri ölmesin, diyebilir.

Yazarken karşınıza birini alıyor musunuz? Okuyucu yahut hayali bir karakter de olabilir. Yoksa kendiniz mi kendi muhatabınızsınız?

Bu yazan biri için en kritik soru ve elbette sorun. Yazıyorsunuz tamam ama kime? İnsan okurlarıyla göz göze geldikten sonra

kuyucumun hayaletini elimden geldiğince yazı odamın dışında tutmaya gayret ederim ki bu nezaketsiz davranış, okura saygımdan kaynaklanıyor. Okuru düşünerek yazmak, bizi şaşırtıcı yürüyüşlerden alıkoyar. Birbirimizi onaylayıp dururuz. İnsan ölmüş bir yazara, bir filozofa, bir insana, bir zekâya yönelik yazabilir. Bu listeyi ne kadar kısıtlı tutarsak o kadar özgün olma şansı yakalarız diye düşünüyorum.

onlar yokmuş gibi yazabilir mi? Bu, benim yazarlık yolculuğumda en çok kafa yorduğum ve mücadele ettiğim konuların başında geliyor. O

Öykü yazmak için en haklı nedeniniz nedir? Yazmasınız ne olur?

En haklı sebebim, çaresizliğim. Bu yolu yürümem gerektiğine ama böyle, bu şekilde, döke saça yürümem gerektiğine olan inancım. Yazmasaydım ölmezdim. İnsan bin türlü vehme, bin türlü avuntuya tutunur ve yaşamını sürdürür. Ama bugün yazan biri olarak, Goethe'nin ölümünden hemen önce söylediği o sözler geliyor aklıma. Işık, biraz daha ışık... Yazdıkça ışık alıyorum. Yazmasaydım daha karanlık bir yerden seyredecektim olup bitenleri.

Yazdığınız kurgunun kaderinizi etkileyeceğine inanır mısınız? Böyle bir deneyim yaşadınız mı?

Keşke etkilese, değil mi? Ama yok, yazmak kaderimizin erişilmesi imkânsız iç düzeneğine müdahale olmaktan çok uzak. K

herkesten-sonra-gelen-yerli-oyku-ketebe-emin-gurdamur-74-81-b_1

aç yaşında ölürsek ölelim yaşamak upuzun bir yolculuk. Yazmak, bu yolculukta motor sesi başımızı ağrıtmasın diye müziğin sesini açmaya benziyor. Hepsi bu. Genelde her şey olup biter, enkazın altında kalırız. Orada boğulmayalım diye yıkık duvarlardan, çökük çatılardan, batık temellerden kurgular inşa ederiz. Çocukları düşünün. Onlar oyuncaklarıyla kurdukları evrene, dış dünyadan daha fazla inanırlar. Yazmak, kader ve hayat hakkında aklıma gelenler bunlar.

Öykücüler genelde birbirini sever ama bu eğer bir yarış olsaydı çağdaşlarınızdan kimi geçmek isterdiniz?

Kâtip Bartleby ne güzel bir insandı. Bu soruyu cevaplandırmamayı yeğlerim.

Hikâye ile öykünün farklı türler olduğuna dair dergiler dosya hazırlıyor ve yazarlar bazen görüş ayrılığına düşüyor. Sizce böyle bir fark var mı? Bu iki kavramla ilgili sizin tanımınız nedir?

Temelde ikisinin de üç aşağı beş yukarı aynı şeyi ifade ettiği kanaatindeyim. Öykünün modern teknikleri ihtiva eden yapısını, en azından yolda böyle bir anlam kazandığını göz ardı etmemeliyiz. Bu konuda herhangi bir sabit fikrim yok.

Öykü yazıyorsunuz ama iyi bir öykü okuru olduğunuzu düşünüyor musunuz? Dergileri takip eder misiniz? Ye

sik-seytan-kor-talih-inceleme-ketebe-emin-gurdamur-724-63-b

ni çıkan kitapları alır mısınız? Bir de son çıkanlardan bize önermek istediğiniz öykü kitabı var mı?

Düzenli olmamakla birlikte öykü kitaplarını ve dergileri bir şekilde takip etmeye çalışıyorum. Bazen yoğun bazen seyrek. Yeni çıkan her kitabı almayı iyi bir fikir olarak görmem. Ama Heceöykü'nün mutfağında olmam hasebiyle hem öykücü arkadaşlarımın hem gençlerin nabzını bir miktar takip ediyorum. Öneri olarak da Hüseyin Ahmet Çelik'in Bozdünya'sını anmak isterim.


Yazar: Müzeyyen ÇELİK K. - Yayın Tarihi: 02.06.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 24.05.2022 15:57
380

Müzeyyen ÇELİK K. Hakkında

Müzeyyen ÇELİK K.

Müzeyyen ÇELİK KESMEGÜLÜ 1983 Kütahya doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kütahya’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda “Edebî Yönden Hazîne-i Evrak Dergisi” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Hayal Bilgisi, İzafi, Hece Öykü, Hece, İtibar, Mahalle Mektebi, Aşkar, Nordik, Türk Dili, Karagöz, Olağan Hikâye, Geçerken dergilerinde öyküleri yayınlandı. Halen Kütahya’da öğretmenlik yapıyor. Evli ve Ali Mahir’in annesi. 

Eserleri

Kamu Baş Rüyacısı, 2014, Ebabil Yayınları
Omzumda Biri, 2017, Hece Yayınları
Bütün Ağırlıklarım, 2021, Hece Yayınları

Müzeyyen ÇELİK K. ismine kayıtlı 24 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 5 kitap bulunmaktadır.