Günümüzün Anlatıcıları: Fatma Yavuz İle Konuştuk, Edebiyat, Müzeyyen ÇELİK K.

Günümüzün Anlatıcıları: Fatma Yavuz İle Konuştuk yazısını ve Müzeyyen ÇELİK K. yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuya

Günümüzün Anlatıcıları: Fatma Yavuz İle Konuştuk

31.08.2023 09:00 - Müzeyyen ÇELİK K.
Günümüzün Anlatıcıları: Fatma Yavuz İle Konuştuk

Kişiyi yazmaya yönelten temel etken hayaller mi yoksa gelişen şartlar mı? Ya da diğer bir etken... Sizde hangisi daha etkili oldu?

Her insanın kendini ifade etmeye ihtiyacı vardır. Bazılarımız buna diğerlerinden daha fazla ihtiyaç duyar. Anlatmak, anlaşılmak ve hatta yazarak anlamak elzemdir onlar için. Ben kendimi, algıladığım - deneyimlediğim dünyayı, duygularımı ve düşüncelerimi yazarak iletiyorum yaşadığım çağa. Bu "Bakın bunlar benim durduğum yerden böyle görünüyor ve böyle hissediliyor." demenin bir yolu. Bazen yazarken daha iyi anlıyorum bazı şeyleri. Bu da kendi adıma göz ardı edilemeyecek bir fayda. Ayrıca anlatmış olmanın rahatlığını ve huzurunu yaşıyorum. Tüm bunlar yazmak için yeterli bence.

Anlatmanın arkaik yanı düşünüldüğünde anlatının kutsal bir yanı var gibi görünüyor. Sizce de öyle midir?

İnsanlık tarihine baktığımızda, ilk çağlardaki duvar resimlerinden tutun, destanlara ve diğer tüm görsel- işitsel sanatlara kadar hemen her alanda, insanın sadece kendini değil, tanık olduğu her şeyi ifade etme gayreti içinde olduğunu görüyoruz. Aslında insan, en başından beri, nasıl bir var oluşun içinde olduğunu anlama ve anlatma çabası içerisinde. Muhteşem, hayranlık uyandıran bir sanat eserinin parçası olduğunun da farkında belki… Bu nedenle evren ve insan nasıl ki kutsalsa, yani yaratana aitse, anlatı da bunların bir parçası olarak evet kutsaldır, kutsal bir yanı vardır diyebiliriz.

Postmodern anlatım imkânları bağlamında metinlerarasılık yanında türlerarasılık da gündemde. Hatta aynı metinde hem modern hem de postmodern imkânlar birlikte kullanılabiliyor. Bu konunun bir şablona oturması gerekir mi?

Aynı metinde kafa karıştırmayacak ve anlaşılabilirliği zorlamayacak düzeyde olduğu sürece farklı türler kullanılabilmeli diye düşünüyorum. Sanatçıya bu özgürlüğü tanımakta imtina etmemeliyiz. Sanat eserlerinin birbirinden beslenmesi olarak yaklaşılabilirse konuya, bu durum bir zenginlik olarak bile görülebilir. Şablon konusuna gelince, sanırım, sözü edilen bu yeniliğin tanımlanabilirliğinden bahsediyoruz. Yakın zamanda "Tanımlamak sınırlamaktır." diye bir söz okumuştum. Şablon dediğiniz şey de aslında kalıp demek, sınır demek… Söz konusu herhangi bir sanat dalıysa eğer sınırlamaların mümkün olduğunca az olması taraftarıyım. Ve sanatın herhangi bir şablona sıkıştırılmasının, onun gelişimini engelleyen kısırlaştırıcı bir etki yapabileceği düşüncesindeyim. Çünkü insan en başından beri, imgeler dünyası ve hayal gücünün unsurlarıyla, sınırları genişletme çabası içerisindedir. Sanat sınırları genişletme çabasıdır bir bakıma. Bu nedenle tanımlamak; kalıplara, şablonlara oturtmaya çalışmak, çok da doğru gelmiyor bana.

0002022647001-1

Edebiyat dergilerinde görünüyor musunuz? Görünmek de gerekir mi? Edebiyat dergileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Evet görünüyorum, görünmeye çalışıyorum. Çünkü her yazar, eseri insanlara ulaşsın ister. Her derginin okuyucu kitlesinin farklı olduğu düşünülürse de ne kadar çok dergide yer alırsanız okuyucuya erişim anlamında o kadar şanslısınız demektir. Ayrıca özellikle yolun henüz başındayken edebiyat dergileri akla gelen ilk adresler oluyor. Çünkü dergilerin, insanlara ulaşmanın, isminizi duyurmanızın yanında size cesaret aşılayan bir yönleri de bulunuyor. Onaylanan her çalışmanın ardından kendinize ve yeteneğinize olan inancınız artıyor. Okuyucuyla etkileşiminizin ne düzlemde olduğunun ya da olacağının geri bildirimini alabildiğiniz güzel platformlar. Alanında kendini kanıtlamış isimlerin yanında, yola henüz çıkmış, kendinden çok da emin olmayan farklı yeteneklere destek ve cesaret vermeleri, edebiyat alanı adına da göz ardı edilemeyecek bir fayda. Yeni ama nitelikli eserlerin kendilerini göstermelerinin etkili bir yolu… Bu nedenle bu alanda ben de varım demek isteyenlerin dergilerde şanslarını denemeleri akılcı bir yol olabilir.

Yazarken karşınıza birisini alıyor musunuz? Okuyucu yahut hayali bir karakter de olabilir. Yoksa kendiniz misiniz kendinizin muhatabı?

Yazarken bir muhataba ihtiyaç duymuyorum diyebilirim. Bir söz var ya hani "Tek başıma mahşer yeriyim?" diye. Ben biraz öyle biriyim galiba. Bir şeyler yazmak, anlatmak istiyorsam, ihtiyaç duyuyorsam; kelimeler, cümleler akıyor zaten kendiliğinden. Yazmak kesinlikle zorlanarak, yardımcı bir karaktere ihtiyaç duyarak yaptığım bir aktivite değil. Neyse ki...

Öykü yazmak için en haklı nedeniniz nedir? Yazmasanız ne olur?

Sadece öykü değil, genel olarak yazmak, yazabiliyor olmak bana kendimi oldukça özel hissettiren, hayatıma anlam katan bir iş. Düşünsenize, yazdıklarınızın ömrü, sizin ömrünüzü kat kat aşabilir. Muhteşem bir potansiyel ve olasılık bu… Tabi sorumluluğu da çok fazla... Bütün bunlar yazmak için fazlasıyla yeterli. Yazmasam, en başta, bana verilen bu yeteneğe, bu nimete haksızlık etmiş olurum. Ve yaşamımın zenginleşmesine ket vurmuş olurum diye düşünüyorum. Bu konu sadece yazmak için değil, diğer tüm yetenekler için de genellenebilir.

Yazdığınız kurgunun kaderinizi etkileyeceğini inanır mısınız? Böyle bir deneyim yaşadınız mı?

Kast ettiğiniz şeyi anlıyorum ama kast ettiğiniz anlamda bir deneyimim olmadı. Farklı bir açıdan yaklaşırsak olaya, eğer yazdığım kurgu yeterince iyiyse, bana, ismime illaki katkı sağlayacaktır ve bu da kaderime olumla anlamda etki edebilir. Dilerim böyle bir deneyimi en kısa zamanda yaşarım.

Öykücüler genelde birbirini sever ama eğer bu bir yarış olsaydı çağdaşlarınızdan kimi geçmek isterdiniz?

İsim olarak düşündüğümde aklıma kimse gelmiyor. Bu alanda kıyas yapmak ne kadar doğru onu da bilemiyorum. Çünkü her yazar kendine özgü nitelikleriyle, güçlü ve zayıf yanlarıyla var. Hatta yazarda zayıf dediğimiz o yan bile o yazara, onun eserlerine, ona özgü bir tat katan güzel bir unsur olabiliyor. Bu nedenle eğer bir yarış hayal edecek olsam bir yıl önceki halimle şimdiki halimi kıyaslamayı tercih ederim. Bu daha sağlıklı bir yaklaşım olur diye düşünüyorum.

Hikâye ve öykünün farklı türler olduğuna dair dergiler dosya hazırlıyor ve yazarlar bazen görüş ayrılığına düşüyor. Sizce böyle bir fark var mı? Bu iki kavramla ilgili sizin tanımınız nedir?

Bildiğim kadarıyla TDK'ye göre her iki kelime de aynı şeyi karşılıyor. Ama bahsi geçen tartışmalarda hikâyenin, daha çok geleneksel-tarihi yanına vurgu yapılıyor sanırım. Öykünün de kurgusal yanı vurgulanıyor. Bu şekilde bir ayrım yapılabilir mi? Neden olmasın? Ben bir sakınca görmüyorum. Hatta geleneksel hikâyelerle modern anlatıları netleştirmek adına katkısı olabilir.

Öykü yazıyorsunuz ama iyi bir öykü okuru olduğunuzu düşünüyor musunuz? Dergileri takip eder misiniz? Yeni çıkan kitapları alır mısınız?

Aslında öykü okumayı seviyorum. İyi bir öykü okuru olduğumu düşünmesem de bu anlamda bir gayretim olduğunu söyleyebilirim. Çok meraklı bir yapım var ve yeni bir kitap, yeni bir öykücü gördüğümde ya da duyduğumda, merak eder ve okumaya çalışırım. Ama yirmi dört saat; çalışmak, okumak, yazmak, dinlenmek ve sevdiklerinle zaman geçirmek için gerçekten çok kısa. O nedenle hep söylüyorum, bir gün en azından otuz altı saat olmalıydı.:) Düzenli olarak takip ettiğim bir dergi yok fakat radarıma girenleri mutlaka alır ve okurum.

Bir de son çıkanlardan bize önermek istediğiniz bir öykü kitabı var mı?

Elbette ki... Son zamanlarda öykü kitabı anlamında güzel yayınlar var. Bazılarını alıp okuma şansına da eriştim. Zor beğenen biri olarak beğendiklerim oldu ama tabi ki ben "Bilemezsin Aysel" i öneriyorum. İçerisinde otuz iki öykü var ve bence okuru öyküye doyuruyor. Okuyanlardan çok olumlu geri bildirimler aldığımı da söylemek istiyorum. Bu nedenle "Bilemezsin Aysel" e bir şans vermelerini tavsiye ederim. Pişman olmayacaklardır. Keyifli okumalar diliyorum. Teşekkür ederim.


Yazar: Müzeyyen ÇELİK K. - Yayın Tarihi: 31.08.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 25.08.2023 11:45
542

Müzeyyen ÇELİK K. Hakkında

Müzeyyen ÇELİK K.

Müzeyyen ÇELİK KESMEGÜLÜ 1983 Kütahya doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kütahya’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda “Edebî Yönden Hazîne-i Evrak Dergisi” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Hayal Bilgisi, İzafi, Hece Öykü, Hece, İtibar, Mahalle Mektebi, Aşkar, Nordik, Türk Dili, Karagöz, Olağan Hikâye, Geçerken dergilerinde öyküleri yayınlandı. Halen Kütahya’da öğretmenlik yapıyor. Evli ve Ali Mahir’in annesi. 

Eserleri

Kamu Baş Rüyacısı, 2014, Ebabil Yayınları
Omzumda Biri, 2017, Hece Yayınları
Nasiruddin Tusi, 2020, Kaşif Çocuk Yayınları
Bütün Ağırlıklarım, 2021, Hece Yayınları
Akşemseddin, 2021, Diyanet Vakfı Yayınları
Kudüs’e Yolculuk, 2022, Mecaz Çocuk Yayınları
Mutlu Dinozor Tontinosoruz, 2023, Tulu Kitap

Müzeyyen ÇELİK K. ismine kayıtlı 87 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 7 kitap bulunmaktadır.

Twitter Instagram Kitap Satış Sitesi Kitapyurdu.com