Günümüzün Anlatıcıları: Hüseyin Sefa Ak İle Konuşt, Söyleşi, Müzeyyen ÇELİK K.

Günümüzün Anlatıcıları: Hüseyin Sefa Ak İle Konuştuk yazısını ve Müzeyyen ÇELİK K. yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden ok

Günümüzün Anlatıcıları: Hüseyin Sefa Ak İle Konuştuk

30.03.2022 09:00 - Müzeyyen ÇELİK K.
Günümüzün Anlatıcıları: Hüseyin Sefa Ak İle Konuştuk

Kişiyi yazmaya yönelten temel etken hayaller mi yoksa gelişen şartlar mı? Ya da diğer bir etken... Sizde hangisi daha etkili oldu?

İnsanı yazmaya iten birçok sebep sayılabilir. Edebiyata, tarihe yakın bir ailede büyüdüm. Büyük Amcam öykücüydü. Büyükbabamın babası divan sahibi bir şair. Bu yüzden yazmaya ve yazıya bir aşinalığım hep oldu. Bunun dışında yazmamda iki etken daha ön planda, düşüncelerimi, hislerimi kayıt altına alma ve bunları paylaşma isteği.

Anlatmanın arkaik yanı düşünüldüğünde, anlatının kutsal yanı var gibi görünüyor. Sizce de öyle midir?

Bir kutsiyetin söz konusu olduğunu düşünüyorum. Hangi kültürde hangi coğrafya da yazılırsa yazılsın her anlatı insanın varoluşu ile ilgilidir. Brezilya'da bir kasaba da yazılan bir gazete yazısı oranın halkını ilgilendirirken aynı kasabada yazılan bir hikâye hepimizi ilgilendirir. Bunun böyle olmasının sebebi anlatının içeriğinden ziyade biçiminden kaynaklı: Kahramanın geçirdiği aşamalar, eşikler, dönüşüm sürecine dâhil olan diğer unsurlar. Tüm coğrafyalarda anlatılanların aslında tek bir hikâyeyi anlattığı arketipçi ekolün önemli bir keşfidir. Anlatmaya ya da yazmaya başladığımız vakit bu form bilinçdışı olarak kendiliğinden açığa çıkıyor ve yazarını da aşan bir hale bürünüyor. İçerikleri biz uydururuz bunların bir gerçekliği yoktur fakat biçim sayesinde uydurduklarımız bir gerçekliğe bürünür.

Post modern anlatım imkânları bağlamında metinlerarasılık yanında türlerarasılık da gündemde. Hatta aynı metinde hem modern hem de post modern imkanlar birlikte kullanılabiliyor. Bu konunun bir şablona oturması gerekir mi?

Northrop Frey, kahramanı edebi kurmacada dış gerçeklikle olan bağlantısına göre değerlendirerek edebi türlerin gelişimini ortaya çıkarmıştır. Edebi türlerin toplumsal bağlamın ve zihinsel evrimin değişimine paralel şekilde değiştiğini düşünürsek metinleri şablona oturtma fikri beyhude bir çaba olur. Aristotales Poetikası'nda kurmacayı belirleyen temel unsurun kahramanın eylemi olduğunu söyler. Misalen eski çağlarda eylemleri gerçekleştiren kahramanlar ilahi varlıklar olduğu için hikâyeler mit ekseninde gelişiyordu. Daha sonra romans ve roman türü ortaya çıktı Bakthin -epik olmayan- bir tür olan romanın, epik olan; komedya, romans tragedya taşlama bileşenlerinden oluştuğunu söyler. Romanın kendisi bile esasen birkaç türün bir arada kullanılması ile ortaya çıkan bir tür. Bu türleri bir şablona oturttup geçişkenliğe müsaade etmediğimizde biçim estetiği dâhil birçok şey oluşmaz.

Edebiyat dergilerinde görünüyor musunuz? Görünmek de gerekir mi? Edebiyat dergileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Matbu dergilerinden ziyade internet üzerinden yayın yapan mecralarda ve dergilerde kimi öykülerim, inceleme yazılarım yayınlandı. Dijital mecralar okur ve yazar açısından daha zahmetsiz ve kolay ulaşılabilir. Bu açıdan büyük bir imkân. Kağıt olarak basılan dergiler yerini dijitale bırakıyor. Bu açıdan kâğıt olarak basılan dergilerin daha ziyade nostaljik bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Fakat kağıt dergilerin artık nostalji olması işlevlerinin bittiği anlamına gelmiyor elbette. Tarihsel olarak baktığımızda nostalji radikal kopuşlarda ya da keskin değişimlerin olduğu zamanlarda kendini yeniden tanımlar. Ben bu kendini yeniden tanımlayan nostaljiye hayli mesefaleyim açıkçası. Modern çağda nostalji maalesef hep hayatımızda olacak. Neden maalesef dediğime gelince Nostlajinin hatırlamakla vefa göstermekle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Nostalji bu devirde kültür endüstrisinin kendini sürekli yineleyen bir metası durumunda. Çok satan "kitsch" edebiyat dergileri var yılda beş on kere kapaklarına Münir Özkul'u koyuyorlar. Sürekli yeniden üretilen ve pazarda kendine yer bulan bir nostalji ile karşı karşıyayız. Walter Benjamin bu yeniden üretilen Nostalji'nin burdalık ve şimdilik sorunu olduğu için hakikatten kopuk olduğunu söylüyor Bu hakikat kopukluğundan dolayı nostalji düşkünlüğünde yad etmek, vefa göstermek gibi mefhumları göremeyiz. Daha ziyade saplantılı bir ölü sevicilik, hatta ölüye sulanma gibi bir sapkınlık vardır. Günümüz moda tabiriyle ''Manyak manyak işler. '' Son zamanlarda bellek üzerinden yapılan "kitsch" tartışmalarında günümüz nostaljisinin hatırlatmaktan çok unutturmaya hizmet ettiğini söylüyor. Geçmişi unutmamak onunla organik bağımızı sürdürmek için ölülerimizi derhal gömmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Yazarken karşınıza birini alıyor musunuz? Okuyucu yahut hayali bir karakter de olabilir. Yoksa kendiniz mi kendi muhatabınızsınız?

Yazarken genelde sesli yazarım, karşımda hayali bir ben olur. Bir yandan konuşurum bir yandan da yazarım. Bir nevi kendi kendime dikte etme biçimi. Sonra yazdıklarımı konuşma dilinden yazı diline çevirmeye çalışırım.

Öykü yazmak için en haklı nedeniniz nedir? Yazmasınız ne olur?

Birkaç defa yazmamayı denedim. Aklıma gelen güzel fikirleri, muzır şakaları, parlak olduğunu düşündüğüm olay örgülerini kasten yazmadım. Daha sonra bir suçluluk hissi duydum. Suçluluk hissi duymamak için yazıyorum.

Yazdığınız kurgunun kaderinizi etkileyeceğine inanır mısınız? Böyle bir deneyim yaşadınız mı?

İnanıyorum. Mesela Ölülerin Uğrak Mahallesi kitabım ölüm temalı bir kitap olduğu için yazarken ve basım aşamasında, '' Ya kitap çıktıktan sonra ölürsem diye düşündüm. '' Adam ölüm konulu kitap yazmış sonra da ölmüş'' gibi kalp gözü bir durum yaşamaktan biraz korkmadım değil.

Öykücüler genelde birbirini sever ama bu eğer bir yarış olsaydı çağdaşlarınızdan kimi geçmek isterdiniz?

Öykücüdür diye kimseye bir sevgi beslemedim açıkçası. Yazdıklarını sevmişimdir o ayrı bir durum. Edebiyat mecrası genel olarak kabilelere ayrılmış durumda, gözlemim bu şekilde. İki öykücü aynı kabiledense birbirini seviyor ve övüyor. Bir destek ve dayanışma performansı sergileniyor.

Hikâye ile öykünün farklı türler olduğuna dair dergiler dosya hazırlıyor ve yazarlar bazen görüş ayrılığına düşüyor. Sizce böyle bir fark var mı? Bu iki kavramla ilgili sizin tanımınız nedir?

Bu konuyu açıkçası hiç düşünmedim. Üzerine düşünülecek bir konu mu ondan da pek emin değilim. Şu an bunu tartışmanın ne faydası var diye düşünüyorum, fikrimce bir faydası yok. Fakat şunu söyleyebilirim. Sanırım modernist temayül gösteren yazarlar, eski olandan kırsal geçmişlerinden biraz sıyrılmak için hikâye demek yerine öykü demeyi tercih ediyorlar.

Öykü yazıyorsunuz ama iyi bir öykü okuru olduğunuzu düşünüyor musunuz? Dergileri takip eder misiniz? Yeni çıkan kitapları alır mısınız? Bir de son çıkanlardan bize önermek istediğiniz öykü kitabı var mı?

İnsanın bu konu da kendine puan vermesi zor. Fakat okumalarım oburca okumalar değil. Bu tarz okumaların sonucunda kişi duygulanımlardan edindiği zihinsel bulanıklığını derinlik zannedip gerçekliklerden kopuyor. Bunun sağlıksız olduğunu düşünüyorum. Milyon kitap okusanızda bunları hatırlamanız olanaksızdır. Schopenhauer,''Bir insanın okuduğu her şeyi muhafaza etmesini istemek, yediği her şeyi midesinde muhafaza etmesini istemekten farksızdır" der. Genelde önemsediğim yazarları tekrar okuma gibi bir adetim var.


Yazar: Müzeyyen ÇELİK K. - Yayın Tarihi: 30.03.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 28.03.2022 00:02
800

Müzeyyen ÇELİK K. Hakkında

Müzeyyen ÇELİK K.

Müzeyyen ÇELİK KESMEGÜLÜ 1983 Kütahya doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kütahya’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda “Edebî Yönden Hazîne-i Evrak Dergisi” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Hayal Bilgisi, İzafi, Hece Öykü, Hece, İtibar, Mahalle Mektebi, Aşkar, Nordik, Türk Dili, Karagöz, Olağan Hikâye, Geçerken dergilerinde öyküleri yayınlandı. Halen Kütahya’da öğretmenlik yapıyor. Evli ve Ali Mahir’in annesi. 

Eserleri

Kamu Baş Rüyacısı, 2014, Ebabil Yayınları
Omzumda Biri, 2017, Hece Yayınları
Bütün Ağırlıklarım, 2021, Hece Yayınları

Müzeyyen ÇELİK K. ismine kayıtlı 24 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 5 kitap bulunmaktadır.