Günümüzün Anlatıcıları: Salih Tokgözoğlu İle Konu�, Söyleşi, Müzeyyen ÇELİK K.

Günümüzün Anlatıcıları: Salih Tokgözoğlu İle Konuştuk yazısını ve Müzeyyen ÇELİK K. yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden

Günümüzün Anlatıcıları: Salih Tokgözoğlu İle Konuştuk

16.03.2022 09:00 - Müzeyyen ÇELİK K.
Günümüzün Anlatıcıları: Salih Tokgözoğlu İle Konuştuk

Kişiyi yazmaya yönelten temel etken hayaller mi yoksa gelişen şartlar mı? Ya da diğer bir etken... Sizde hangisi daha etkili oldu?

Hayaller, kendini gösterme çabası, kızgınlık, kırgınlık ve daha pek çok sebep ilk zamanlarda beni yazmaya itmiştir. Ancak yazdıkça, öyle zannediyorum ki insan yazmanın kendisini eğiten bir yanını fark ediyor. İnsanları tanıma ve olayları anlama gayreti ortaya çıkıyor. Bu yönüyle de yazmak insanı barıştırıyor. Bu anlama gayreti, diğer birçok sebebi de kapsayarak ancak onlardan daha öte bir motivasyon hâline geliyor.

Anlatmanın arkaik yanı düşünüldüğünde, anlatının kutsal yanı var gibi görünüyor. Sizce de öyle mıdır?

Öyle gibi duruyor. Buradaki kutsiyetin kaynağını tabi bilmiyorum ancak insanları kutsiyet atfına göre konuşuyorum. Aslında tersinden gelerek söylüyorum. Bir anlatı insanı, tarihi tabiatı ne kadar geniş bir perspektif ile ele alıyor ve ne kadar sade bir biçimde aktarıyorsa, insanlar ona o ölçüde kutsiyet atfediyor. Din kaynaklarında da mesele bu aslında. Dünyada en yaygın dinlerin kitaplarına da baktığımda, insandan olaya, olaydan olguya, olgudan sonra ise kural ve öğüde geçildiğini görüyorum. Ancak insanı yakalayan, kural ve öğüt değil en temelde insanı ve olayları aktarma safhası oluyor. Yani anlatılar.

Post modern anlatım imkânları bağlamında metinlerarasılık yanında türlerarasılık da gündemde. Hatta aynı metinde hem modern hem de post modern imkânlar birlikte kullanılabiliyor. Bu konunun bir şablona oturması gerekir mi?

Bir bütün hâlinde postmodernizmin ne demek olduğunu bilmiyorum. Ancak başlık başlık değerlendirmem gerekirse, metinleraasılık ya da türler arasılık "adlandırma"larının ve kavramlarının postmodernizm bağlamında ele alınmasını, postmodernizm savunusu yapanların işgüzarlığı olarak görüyorum. "metinlerarası" ifadesinde karşılığını bulan kullanım yüzyıllardır var. Ancak postmodernizm savunusu yapanlar buna bir ad verip yeni ve farklı bir şey gibi bize satmaya çalışıyor. Çok da matah görünmüyor.

Yüzyıllarca hikâye ve tiyatronun şiirle, hatta zaman zaman tarih kitaplarının dahi şiirle, yine hikâye ya da destanın müzikle iç içe gittiğini biliyoruz. Bu kullanımlar elbette ki yeni imkânlarla değişebilir. Ancak buna türlerarasılık diye ad verip yeni bir şey gibi satmak tuhaf geliyor. Ancak evvelce böyle bir tartışma yoktu. İnsanlar neye roman neye şiir diyeceğini biliyordu. Şimdi daha çok ne idüğü belirsiz, zayıf anlatılar; türler arası kullanım başlı başına bir vasıfmış gibi gösterilerek pazarlanıyor. Benim nezdimde kötü edebiyatı satma girişimden daha fazla bir önemi yok.

yildizlicukur_2

Edebiyat dergilerinde görünüyor musunuz? Görünmek de gerekir mi? Edebiyat dergileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ben pek görünmüyorum. Türkiye'deki edebiyat çevrelerini pek sevmiyorum. Gerçi dışarıyı da bilmiyorum ya… Aslında iyi bir edebiyat dergiciliğinin bence önemi çok büyük. Ham yazarın kendini ilerletmesi için kendini sınamayı/değerlendirmeyi öğrenmesi gerekiyor. E her yazı için de kitap çıkmaz, sürekli sınanma için kısa süreli yayınlar etkili olur. Ancak bizde dergiler daha çok dostlar kahvesi… Yani ne yayınlanan iyi olduğu için yayınlanıyor ne de yayınlanmayan kötü olduğu için yayınlanmıyor. Bu sebeple bizde dergiciliğin artık bir önemi yok. "Görünenler"in de pek bir özelliği olmadığı için görünmeyi gerekli bulmuyorum.

Yazarken karşınıza birini alıyor musunuz? Okuyucu yahut hayali bir karakter de olabilir. Yoksa kendiniz mi kendi muhatabınızsınız?

Kendimi alıyorum. Aslında sürekli kendime soruyorum. Misal bir olayı anlatırken, "Bunu niye anlatıyorum." diyorum. Ya da bir karakter bir tepki verdiğinde "Niye böyle tepki verdi, bunun kökünde ne var?" diye soruyorum. Karakterin tasvirinden olaya, tepkilerden psikolojiye kadar neden yaptığımı sürekli kendime sorarak ilerliyorum.

Öykü yazmak için en haklı nedeniniz nedir? Yazmasınız ne olur?

Anlamlandırmama yardımcı oluyor, eğlendiriyor. Hem paylaştırıp hem zenginleştiriyor.

Yazmasam pek bir şey olmaz. Ama bunlardan mahrum kalırım. Belki biraz daha kaba bir adam olabilirim.

Yazdığınız kurgunun kaderinizi etkileyeceğine inanır mısınız? Böyle bir deneyim yaşadınız mı?

Hayır inanmam. Açıkçası böyle bir deneyimim de olmadı. Ama inansam olur herhalde.

Öykücüler genelde birbirini sever ama bu eğer bir yarış olsaydı çağdaşlarınızdan kimi geçmek isterdiniz?

Burada vereceğim cevabın, bu söylediğim isimler bana göre çağdaşlarımın en iyileri, gibi bir manası olacaktır. Ancak ben bunu diyebilecek yetkinlikte değilim. Çünkü 90 ve sonrasında doğan çok fazla öykücü var, bu gruptan çok fazla eser çıkıyor ve açıkçası birçoğu kötü. Hepsini alıp okusam bir sürü kötü kitapla vakit kaybediyorum. Bu sebeple 90 ve sonrasında doğanlardan lalettayin bir seçim yöntemi ile çok az sayıda kitap okuyorum. Ama okuduklarım arasından, Gülşen Funda'nın iki hikâyesi ile Elif Hümeyra'nın bir hikâyesi ve yine Berat Karataş'ın bir hikâyesi bende kıskançlık uyandırmıştı.

Hikâye ile öykünün farklı türler olduğuna dair dergiler dosya hazırlıyor ve yazarlar bazen görüş ayrılığına düşüyor. Sizce böyle bir fark var mı? Bu iki kavramla ilgili sizin tanımınız nedir?

Bana göre aralarında bir fark yok. Ben rastgele kullanıyorum. Bu tartışmayı yürütenler öncelikle her iki kelimenin köküne gidiyorlar ve oradan yola çıkarak ikisine farklı bir mana yüklemeye çalışıyorlar. Ancak bu mantık ile "barış" ve "sulh" kelimeleri de aynı anlama gelmez. Bu tartışmanın sebebi de ikisinin farklı şeyler ifade etmesi değil. İlk zamanlar daha çok muhafazakârlar bu tartışmayı yürüttüler. Kelime köklerinden yola çıkarak hikâyeyi geleneksel anlatı ile ilişkilendirdiler, öyküyü de modern ve sonrasının yazım biçimi ile ilişkilendirdiler. Esasında hikâye üzerinden gelenekçiliğe bir alan açmaya çalıştılar. Sonra da bu alana kurallar koymaya başladılar. Ama bu ayrışma onların karşısındakilerin de hoşuna gitti. Yok, hikâye anlatılırmış da öykü yazılırmış gibi boş sözler türedi. İyi eserin üretilmediği ortamlarda bu tip tartışmalar sanatçı olma hevesindeki başarısızlara konuşma imkânı veriyor. Bu tartışmalar bitse, susmak zorunda kalacaklar. Eserler meydana çıkacak. O da işimize gelmiyor. Öykü mü hikaye mi, orta boy öykü mü küçürek öykü mü, bıcırık öykü mü, yoksa bıcır bıcır öykü mü… Yeter ki asıl meseleye laf gelmesin…

Öykü yazıyorsunuz ama iyi bir öykü okuru olduğunuzu düşünüyor musunuz? Dergileri takip eder misiniz? Yeni çıkan kitapları alır mısınız? Bir de son çıkanlardan bize önermek istediğiniz öykü kitabı var mı?

Öykü okuru olarak fena değilimdir. Ancak beni, tarih kitapları, günlükler, anılar, mektuplar ve haberler yazarken daha çok besler.

Üç dört yıl önceye kadar dergileri, yeni çıkan kitapları çok sıkı takip ederdim. Ama artık bu konuda en son konuşabilecek kişiyim herhalde. Bu sebeple ne dergilerden ne de yeni çıkan kitaplardan tavsiyede bulunabilirim.

Ama yakın zamanlı misalen İsmail Doruk'un 2019'da çıkan "Kışla Köpeği" kitabını beğenmiştim. Yine sizin 2021 yılında çıkan "Bütün Ağılıklarım" kitabınızı beğenmiştim. Baskısı yeni değil ama ben yakın zamanda okudum, "Bayel Ağıtçıları"nı bu ara çevreme çok söylüyorum.


Yazar: Müzeyyen ÇELİK K. - Yayın Tarihi: 16.03.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 11.03.2022 12:19
622

Müzeyyen ÇELİK K. Hakkında

Müzeyyen ÇELİK K.

Müzeyyen ÇELİK KESMEGÜLÜ 1983 Kütahya doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kütahya’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda “Edebî Yönden Hazîne-i Evrak Dergisi” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Hayal Bilgisi, İzafi, Hece Öykü, Hece, İtibar, Mahalle Mektebi, Aşkar, Nordik, Türk Dili, Karagöz, Olağan Hikâye, Geçerken dergilerinde öyküleri yayınlandı. Halen Kütahya’da öğretmenlik yapıyor. Evli ve Ali Mahir’in annesi. 

Eserleri

Kamu Baş Rüyacısı, 2014, Ebabil Yayınları
Omzumda Biri, 2017, Hece Yayınları
Bütün Ağırlıklarım, 2021, Hece Yayınları

Müzeyyen ÇELİK K. ismine kayıtlı 30 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 5 kitap bulunmaktadır.