Günümüzün Anlatıcıları: Zeynep Tuğçe Karadağ İle , Söyleşi, Müzeyyen ÇELİK K.

Günümüzün Anlatıcıları: Zeynep Tuğçe Karadağ İle Konuştuk yazısını ve Müzeyyen ÇELİK K. yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemi

Günümüzün Anlatıcıları: Zeynep Tuğçe Karadağ İle Konuştuk

16.06.2022 09:00 - Müzeyyen ÇELİK K.
Günümüzün Anlatıcıları: Zeynep Tuğçe Karadağ İle Konuştuk

Kişiyi yazmaya yönelten temel etken hayaller mi yoksa gelişen şartlar mı? Ya da diğer bir etken... Sizde hangisi daha etkili oldu?

Öykü ve şiir türlerinde eser vermeme karşın, ikisini yazma sebeplerim birbirinden farklı. Doğduğumdan beri çok sayıda şehir değiştirmem ve başka nedenlerle, hiçbir yere ait hissedemedim. Yazmamı sağlayan temel etken buydu; kendi evrenimi yaratma isteği. Karakterlerimi oluşturmayı, onların psikolojilerini çözümlemeyi, mekân/meslek araştırmaları yapmayı, en önemlisi de kurgulamayı seviyorum.

Anlatmanın arkaik yanı düşünüldüğünde, anlatının kutsal yanı var gibi görünüyor. Sizce de öyle midir?

Anlatının kutsallaştırılmasına karşıyım. Nasıl ki bir terzi dikiş dikebiliyorsa ben de yazabiliyorum, elimden bu geliyor. Yazma eylemini diğer mesleklerin/ uğraşların üzerine çıkarmak faydasız bir putlaştırmadır. Mantıklı düşünebilen herkes bunun gülünçlüğünü kavrar sanırım.

Post modern anlatım imkânları bağlamında metinlerarasılık yanında türlerarasılık da gündemde. Hatta aynı metinde hem modern hem de post modern imkânlar birlikte kullanılabiliyor. Bu konunun bir şablona oturması gerekir mi?

Şablonlar sanatçıyı sınırlar, bu da bir nevi sansürdür. Hâlbuki sanatı hudutlardan ayırabilirsek özgün biçimlere ulaşmamız daha rahat gerçekleşebilir.

Metinlerarasılık, postmodernizmin unsurlarından sadece biri olmasına karşın, günümüz edebiyatında bu türdeki eserlerin çoğunda rahatsız olduğum şey, metinlerarasılığın aşırı kullanımı nedeniyle sanki alıntılardan ibaret bir metin okuyormuş gibi hissetmem, üst kurmacanın metne yedirilmemesi, zorlama durması ve eklektik yaklaşımın zayıflığı.

Aslolan tanımlamalar değil metindir, yazarın işçiliğidir. Hulki Aktunç, Orhan Duru, Sevim Burak v.b. yazarlar, tanımlanabildikleri için mi başarılı oldular? Aksine, içinde bulundukları dönemin şablonlarını yıkıp geçtiler.

Edebiyat dergilerinde görünüyor musunuz? Görünmek de gerekir mi? Edebiyat dergileriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Yıllarca edebiyat dergilerinde yer aldım, yazar/şair dergilerde yetişir, ismini oralarda oluşturur daha sonra kitap çıkarır, ben de çoğu kişi gibi bu süreci izledim. Edebiyat dergilerinde görünmek eskisi gibi şart değil, yeni medya araçlarının çoğalmasıyla bu durum evrildi. Bir şair, şiirini sosyal medya hesaplarından ya da bloğundan paylaşabiliyor. Eser, herhangi bir derginin yayın kurulunun onayından geçmeden okurunu bulabiliyor/bulamayabiliyor. Bu konuda geçmişteki kadar keskin ayrımlar kalmadı. Yine de sevdiğim dergileri takip etmeye çalışıyorum çünkü yeni isimleri ancak oralarda keşfedebiliyorum.

Yazarken karşınıza birini alıyor musunuz? Okuyucu yahut hayali bir karakter de olabilir. Yoksa kendiniz mi kendi muhatabınızsınız?

alaybozan_kapak_gorseliYazarken, karakterlerimi ve sözcükleri muhatap alıyorum. Karakterleri doğru yansıtabiliyor muyum? Sesim metine karışıyor mu? Diyaloglar, karakterle uyumlu mu? Atıl sözcükler var mı? v.s. bu sorularla meşgul oluyorum. Öyküyü oluştururken okuyucunun ne düşüneceğini önemsemiyorum, birinin beklentisine göre yazmak sahtedir, kısırdır. Yetkin okur, bu tip metinleri ilk bakışta anlayabilir, anlaşılıyor.

Öykü yazmak için en haklı nedeniniz nedir? Yazmasınız ne olur?

Kafamdaki olay örgülerinden, karakterlerden kurtulmak, rahatsızlık duyduğum şeyleri kurgulayıp başkalarını da rahatsız etmek istediğimden öykü yazıyorum. Yazmasam ne olur? Düşündüklerimi biçimlendirip birilerine ulaştıramam böylece zihnimden/kalbimden taşanlar beni boğar ama delirtmez. İnsan, en sevdiğinin ölümüne dahi alışabilen bir canlıyken yazma eyleminin eksikliğine de alışır galiba.

Sürekli tekrara düşen ve zamanla kendisinin karikatürüne dönüşen yazarlardan olmak yerine, yazmamak daha güzel. Bir yazar için, yazmak kadar yazmayı bırakması gerektiği ânı fark edebilmesi de önemlidir diye düşünüyorum.

Yazdığınız kurgunun kaderinizi etkileyeceğine inanır mısınız? Böyle bir deneyim yaşadınız mı?

Birkaç konu dışında kadere pek inanmasam da yazdığım olayı yaşadım. O an, kehaneti gerçekleşmiş bir kâhin gibi hissettim ve bundan irkildim.

Öykücüler genelde birbirini sever ama bu eğer bir yarış olsaydı çağdaşlarınızdan kimi geçmek isterdiniz?

Kendim dışında geçmek istediğim kimse yok. Asıl arzum, her yeni eserimin bir öncekinin üzerine çıkması. Bu arzu, hem besleyici hem de yıkıcı çünkü kaygıya sebep veriyor. Belki de bu kaygıdır şairi/yazarı ileri taşıyan.

Hikâye ile öykünün farklı türler olduğuna dair dergiler dosya hazırlıyor ve yazarlar bazen görüş ayrılığına düşüyor. Sizce böyle bir fark var mı? Bu iki kavramla ilgili sizin tanımınız nedir?

Hikâye kurgunun özüdür, anlatılabilen, sözlü bir şeydir. Senaryonun da hikâyesi vardır, öykünün de, romanın da, oyunun da... Onu farklı biçimlere büründürmek teknikle ve yazıyla gerçekleşir. Bu bağlamda, hikâyeyle öykünün ayrı şeyler olduğunu söyleyebilirim.

Öykü yazıyorsunuz ama iyi bir öykü okuru olduğunuzu düşünüyor musunuz? Yeni çıkan kitapları alır mısınız? Bir de son çıkanlardan bize önermek istediğiniz öykü kitabı var mı?

Okurlukta yetkin olmadan yazmaya başlanmaması kanaatindeyim çünkü yazmayı öğrenmenin en etkili yolu, okumaktır. Tabii kör gözlerle okuyanları kast etmiyorum, ikinci düzey örnek okuru baz alıyorum. Mesela, Henry James'in öykülerini bilmeyen kişi, onun kötü bir taklidini okuyup beğenebilir. Hâlbuki Henry James'i bilseydi, okuduğu öyküye farklı gözle bakabilir, metnin eksiğini, fazlasını daha net görebilirdi. Aynı şekilde, klasiklerin neden klasik olduğu anlamayan okurun çağdaş metinlerle kuracağı ilişkinin verimli olmayacağını düşünüyorum. Halid Ziya'yı okumayan kişinin günümüz romanına dair sağlıklı değerlendirmeler yapması pek olası değil.

Kurmacayla uğraşanlar sadece yazdıkları alanla sınırlı kalmamalı. Edebiyat ve sanat türlerinin yanı sıra, psikoloji, sosyoloji, felsefe ve bilimle de ilgilenmeliler. Kurmaca, yapısı gereği araştırmayı zorunlu kılar. Karakteriniz bir biyologsa biyoloji bilmeden onu inandırıcı bir şekilde yansıtamazsınız.

Eskiden, yeni çıkan kitapların çoğunu okumaya çalışıyordum artık daha seçici davranıyorum. Son çıkanlardan bir öneri yaptığımda, beğendiğim bazı eserleri anmayı unutabiliyorum, bu da haksızlığa yol açtığından öneri yapmamayı tercih ediyorum.

İlginize teşekkür ederim.


Yazar: Müzeyyen ÇELİK K. - Yayın Tarihi: 16.06.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 15.06.2022 00:54
367

Müzeyyen ÇELİK K. Hakkında

Müzeyyen ÇELİK K.

Müzeyyen ÇELİK KESMEGÜLÜ 1983 Kütahya doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kütahya’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda “Edebî Yönden Hazîne-i Evrak Dergisi” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Hayal Bilgisi, İzafi, Hece Öykü, Hece, İtibar, Mahalle Mektebi, Aşkar, Nordik, Türk Dili, Karagöz, Olağan Hikâye, Geçerken dergilerinde öyküleri yayınlandı. Halen Kütahya’da öğretmenlik yapıyor. Evli ve Ali Mahir’in annesi. 

Eserleri

Kamu Baş Rüyacısı, 2014, Ebabil Yayınları
Omzumda Biri, 2017, Hece Yayınları
Bütün Ağırlıklarım, 2021, Hece Yayınları

Müzeyyen ÇELİK K. ismine kayıtlı 24 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 5 kitap bulunmaktadır.