Hangi Eşref

Hangi Eşref

Hangi Eşref

12.01.2021 - Murat Deniz
Hangi Eşref

Polat Safi’nin, “Eşref Kuşçubaşı’nın Alternatif Biyografisi” adlı eseri; üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm, “Eşref’i Yeniden Yazmak” başlığı altında; Kuşçubaşı Eşref’in, yayım süreci ve Eşref profilini oluşturmak için büyük bir mücadele verdiği yayımları ile ilgili bilgiler mevcuttur. İkinci bölüm, “Eşref’in Yeniden İnşa Etmek” başlığı ile eşref hakkında bilinen birçok bilginin ve belgenin sorgulandığı, Eşref’in yaşadığı hadiseler yazarın araştırması ve fikirleri doğrultusunda okuyucuya sunulmuştur. Son olarak, “Eşref’in Tahlili” isimli son bölümde ise Eşref’in genel bir tahlili yapılmış olup aile hayatı, sürgünü ve yükselişi, Yunan saflarına geçişi ve Türkiye’ye dönüşü ele alınmıştır.

Eseri bölümler üzerinde değil genel bir değerlendirme ve eleştiri şeklinde incelemeye çalışacağız. Polat Safi, eserinde Eşref’in sahte bir kahraman, narsistik kişilik bozukluğu olan ve kendini olmadığı gibi gösteren biri olarak tarif etmesi ve bu zamana kadar yazılan Eşref ile alakalı birçok eseri ve bu eserlerin gerçekliğini göz ardı ederek, yanlışları ve kusurları dahi olsa bir milletin zihninde ve kalbinde yer tutan birine bu şekilde ağır ithamlarda bulunmasının çokta iyi olmadığı kanaatindeyim. Yine Polat Safi eserinde kendine göre Eşref’in psikolojik durumunu ailesi ve çocukluğuna kadar götürmüştür. Ona göre; Eşref’in erkek kardeşlerinin en büyüğü olması, ondan sonra doğan küçük kardeşleri nedeniyle ailesinin onunla daha az ilgilenmesi Eşref’e daha az sevgi ve sıcaklık göstermeleri ve Eşref’inde bunu kişisel algıladığını söylemiştir. Ayrıca kardeşlerinin vefat etmesinin annesinde travmaya yol açtığı ve bu durumun Eşref’i olumsuz etkilediği ve duygusal olarak yeterince beslenmediğini öne sürer. Eşref’in kalabalık bir ailede yaşaması ve ölümlerin olması yazara göre Eşref’te duygusal yokluğa ve empati eksikliğine sebep olmuştur. Yazara göre Eşref’in kafasına estiği gibi davranması ve rahatça hareket etmesi, ilgisiz bir aile ve ekonomik durumun iyi olmasından kaynaklanıyordu. Bu ruh hali ve psikolojik durumunun yetişkinlik ve yaşlılık yıllarındaki davranış ve hallerinin temeli olduğunu söyleyen Polat Safi, fikrimce bu şartlarda yaşayan daha nice çocukların olduğunu göz ardı etmiş olmalıdır. Yine yazar, ailesinin bu durumunu anlatırken kullandığı ifadeler ile birebir olayın şahidi gibi görünüyor ve bizdeki gerçeklik kavramını sorgulatarak doğruluk payı ile birlikte güzel bir kurgu algısı yaratıyor. Bu şekilde bir tespit için öncelikle zamanın şartlarına ve kişisel durumlara göre konuşmak daha faydalı olacaktır. Unutmamak gerekir ki Osmanlı devleti Eşref’e denk gelen 19. Yüzyılda isyanlar, hastalıklar, göçler ve daha nice çetin durumlarla uğraşmaktaydı. Halkta bu durumdan en derin şekilde etkilenmekte idi. Peki bu çağda yaşayan ya da büyüyen bütün bireylere belirli bir tanı koymak gerekiyor mu? Bu fikirleri oldukça uç ve uçuk bulduğumu ifade ederek şunu belirteyim ki bazı zor durumlar ve zamanlar her daim kendi kahramanlarını diğer bir ifade ile kurtarıcılarını çıkartmıştır. Örnek vermeye gerek olmadığını düşünüyorum çünkü tarih zaten bunları anlatmaktadır. Eşref’in sözde kişilik bozukluğu için bu kadar derine inmek öncelikle iyi bir psikoloji eğitimini almayı gerektirir. Alanında uzman olan kişilerin dahi bu kadar iddialı konuşamayacağı fikrindeyim.

Eşref’in yayın serüvenine bakacak olursak; 1903 yılından 1964 yılına kadar yazma faaliyetini sürdürmüştür. Zaman zaman yoğunlaşan bu yazma serüveni zaman zaman da yavaşlamıştır. Ama asıl önemli olan bu yazıları yayımlatmaktır. 1935’te Atatürk’e suikast teşebbüsü davasından beraat eden Eşref, bu seneden sonra yazılarını yayımlatma girişimlerine başlamıştır. Bu yayımlatma sürecinde eserde karşımıza Ziya Şakir, Cemal Kutay, Asaf Tugay ve Philip H. Stoddard isimleri çıkıyor. Esere göre Eşref bu isimlerin hepsi ile görüşmeler yapmış ve buradaki asıl amacı da kendisine biçtiği kahraman rolünü tanıtmaktır. Yazara göre Eşref buradaki isimlerin hepsiyle farklı durumlarda görüşmüş olsa dahi hedef hep aynıydı “kahraman Kuşçubaşı” İsmini ortaya çıkarmak. Hatta yazar, bazen bu ikili ilişkiler maddiyat üzerinden dahi ele almıştır. Ve bu isimlerin Eşref ile ilgili yazdıkları hep hatalı, eksik veyahut ta tamamen yanlış idi. Tabii olarak hata ve kusurların olması mutlaktır lakin hataların büyüklüğü ve genelliği önemlidir. Bir kişinin kendi hayatıyla ilgili verdiği bilgilerin tamamına yakınını kusurlu saymak için sağlam ve yeterli kaynak ile doküman gerektir. Eğer bunlar yok ise bir kişiye bu isnatlarda bulunmak tarihçilik açısından elem verici bir durumdur.

Eserde Eşref’in hayatı ve icraatlarıyla ilgili verilen birçok bilgi olmasına rağmen detaya girmemek için genel bir yorumlamanın ve bazı bilgileri incelemenin daha uygun olacağı kanaatindeyim. Buna mukabil; eserde Balkanlar’dan gasp ettiği hayvanları çiftliğine götürmek üzere İzmir’e geçtiği bahsi vardır. Yazar, bu hayvanların; 15.000 koyun ve 5.000-6.000 sığır olduğunu ifade eder. Buradaki önemli husus şudur ki bir iki hayvan değil koca bir sürüden bahsediliyor ve bu sürünün kat ettiği mesafede oldukça fazladır. Sözde hırsız ve gaspçı olan Eşref bu kadar sığırı kimse görmeden ve kimsenin ekinlerine otlaklarına zarar vermeden nasıl İzmir’e getirdi? işte bu büyük bir soru işaretidir. Bu hayvanlar getirilirken hiçbir devlet yetkilisinin haberi olmadı mı? Bu hayvanların yolda beslenmesi nasıl oldu? Ve daha birçok sorulması gereken soru var. Ama yazar tarafından kastedilen açık kahraman bildiğiniz Eşref bir hırsızdı!

Eserdeki diğer bir konu da, Eşref’in fotoğrafların fotomontaj ya da kendisine ait bir fotoğraf makinesiyle çekilmesidir. Yazar, Eşref’in bu fotoğrafları da yakınlık kurmak için gazetecilerle paylaştığını söyler. Fotomontaj konusu tartışmaya açık olup fotoğrafçılık ile alakalı tecrübeye ve bilgiye sahip insanların fikirleri daha belirleyicidir. Lakin diğer husus ise apayrı bir konu olup olayın temeli ile çatışmaktadır. Eşref’in kendi makinesi ya da başka bir makine ile Fotoğraf çekilmesi, Eşref ile alakalı nasıl bir olumsuz sonucu doğuruyor buna bakmak lazım. Bir stüdyo mu kurduruyor? hayır peki fotoğraflar ile olay örtüşüyor mu? evet o zaman burada Eşref’i karalayacak nasıl bir olumsuz durum var. Fotoğraflarının tamamını kendisi çektiğine dair bir belge dahi yokken (sayfa 114’de dipnot da “Derne” ile alakalı Eşref’in “bizzat kendi aldığım fotoğrafların filmleri” ifadesi bulunmaktadır) böyle bir ifade ve bu ifadeye getirilen açıklama oldukça sert ve acımasızdır.

Polat Safi’nin Eşref ile Enver Paşa ilişkisini anlatır iken yine Eşref’i aynı seviyede olmadığı insanların nezdinde kendisini ayrıcalıklı göstermek isteyen biri olarak tarif ediyor. Eşref’in Enver Paşa ile ilgili bahsettiği “kendisine itibar eden, kendisinin tavsiyelerini dinleyen biridir” İfadelerine Safi karşı çıkmaktadır. Lakin Enver Paşa ile ilgili birçok kaynakta geçtiği üzere Enver Paşa Anadolu’ya geçemediğinde ve buna mukabil başlattığı Türkistan harekâtında Eşref’in kardeşi Selim (Hacı) Sami’nin tavsiyelerine değer vermiş ve onu dinlemiş zaman zamanda tesirinde kalmıştır. Durum böyle iken Enver Paşa’nın, Eşref’in, kardeşinin fikirlerini dinlemesine mukabil Eşref’i de dinlemiş ve hatta itibar etmiş olması da çokta garip bir durum olmasa gerektir. Bununla ilgili birçok kaynak olup merak edenlerin Enver Paşa ile ilgili kitap okumaları naçizane tavsiyemdir. Ayrıca Polat Safi’de eserinde Enver Paşa ile Selim Sami arasındaki ilişkilere kısada olsa değinmiştir.

Safi’nin eserinde sözde aciz Eşref’in birde kıskançlık konusu vardır. Esere göre, Eşref, Süleyman Askerî’nin kurmay subay oluşunu, Batı Trakya’da makamının üst mertebe olması gibi durumları kıskanıyor ve kendisinin Harbiyeli dahi olamayışı onu bu düşünce ve duygulara sevk ediyor. Bu konuyu sadece kıskançlık boyutu ile değerlendirecek olursak, o süreç zarfında İttihat ve Terakki Cemiyeti olsun Milli Mücadele kuvvetlerinde olsun birçok ismin büyük bir eğitim görmediği göze çarpacaktır. Zaten gayr-i nizamî harp hususu başlı başına faklı bir konu olup eğitim ile açıklanamayacak şekildedir. Milli Mücadele’de Çerkes Ethem’in çok yüksek bir eğitimi ve hatta eğitimi olmamasına rağmen emrine verilen birçok kurmay subay vardır. Hatta subaylardan daha fazla yetkiye sahiptir. Yine Eşref’inde altında bulunan subaylar birçok kaynakta geçmektedir. Ve Eşref’in Harbiyeli olmayışının onun hizmetinde ve mücadelesinde en ufak bir deformasyona yol açtığını söylemek Milli Mücadele’nin gönüllü kadrosunu görmezden gelmektir. Durum böyle iken ve Eşref’in Batı Trakya’da verdiği mücadele kaynaklarda iken bunu kıskançlık alameti olarak algılamak çokta akla yatmamaktadır. Araştırma yapanlar görecektir ki Eşref Batı Trakya’da mücadele ederken Süleyman Askerî’nin gerekli izinleri alarak gelmesiyle görevi ona teslim ediyor. Kıskanan bir insan basit bir şekilde görevi başka birine hele de kıskandığı birine devreder mi?

Polat Safi’nin eserinde daha tartışılacak birçok konu olmasına rağmen gerisini okuyuculara bırakmanın daha uygun olacağı düşüncesindeyim. Bizim ele aldığımız konular herkesin az çok malumu olan ve az bir düşünce ve araştırma ile rahatça bir sonuca varılabilecek seviyededir. Eserde geçen bazı konuların tenkiti ise belge ve kaynak ile yapılacak olursa daha uygun olacaktır. Bizim şu anlık böyle bir görevimiz olmadığı için detaya giremiyoruz.

Yine eserden çıkardığım sonuç şudur ki; Eşref, Polat Safi’ye göre; narsistik kişilik bozukluğu olan, hırsız, yalancı, sahtekâr ve sahte kahramandır. Ya da yazar eserinde zaten böyle görünmesini istediği kendi kafasındaki Eşref’i okuyuculara sunmuş olabilir. Tabi ki kişiler kusursuz değildir lakin yazar emek vererek kaleme aldığı bu eserinde bu kadar sert ifade ve yakıştırmalar yapmak yerine hataları düzeltebilirdi. Ama belli bir grubun dahi olsa gönlünde yer tutan bir isim için kullanılan bu ifade ve tahlillerin acımasız olduğu ve Eşref’i karalamak, okuyucu gözünde alçaltmak için ortaya konulmuş bir eser olduğu kanaatindeyim. Kısmen bu zamana kadar yazılan Eşref ile alakalı eserlere (istisnalar hariç) bir reddiye durumu da vardır. Takdir tüm okuyucularındır…

YAZAR HAKKINDA

Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı. Teşkilat-ı Mahsusa’nın İngiliz işgali altındaki Mısır’a karşı Suriye, Libya ve Sudan’dan yürüttüğü faaliyetleri ele aldığı çalışmasıyla Bilkent Üniversitesi Tarih Bölümü’nden yüksek lisans diplomasını aldı. Çalışmalarına aynı bölümde devam ederek “The Ottoman Special Organization – Teşkilat-ı Mahsusa: An Inquiry into its Operational and Administrative Characteristics” başlıklı teziyle doktora derecesini almaya hak kazandı. Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu’nda İstihbarat Tarihi dersi vermektedir.

Eşref

Polat Safi

Kronik Yayınları

İstanbul 2020

400 sayfa

Murat Deniz - 12.01.2021

,

4291

Murat Deniz Hakkında

Murat Deniz

2015 yılında Dumlupınar Üniversitesi Tarih Bölümünden mezun oldu. Yine aynı üniversitede yüksek lisansını “51 Numaralı Tapu Tahrir Defterine göre Ergani Sancağı” isimli teziyle tamamladı. Özellikle Osmanlı Devleti’nin kuruluşu, Osmanlı toplumunda tasavvuf ve sufiler ve Osmanlı sosyo-iktisadi üzerine çalışmalarını sürdürüyor.

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin