Herkesten Bir Parça Toplanmış Öykülerle Dolu Herkes Ma�, Edebiyat, Merve YURTSEVER

Herkesten Bir Parça Toplanmış Öykülerle Dolu Herkes Mağlup Kitabı yazısını ve Merve YURTSEVER yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizd

Herkesten Bir Parça Toplanmış Öykülerle Dolu Herkes Mağlup Kitabı

20.01.2023 09:00 - Merve YURTSEVER
Herkesten Bir Parça Toplanmış Öykülerle Dolu Herkes Mağlup Kitabı

Tereddüt etmeden okumaya başlanan bazı isimler vardır her insan için. Kitaplığımda okunmayı beklediği her gün, iyi bir öyküyle doyacağımı bilmenin rahatlığı ve bu hazzı aceleye getirmemek zorunda hissettiğim bir sabırsızlığı aynı anda yaşadım, Numan Altuğ Öksüz'ün Herkes Mağlup kitabı için.

Delirdiğim günden beri dünyayı ben yönetiyorum öyküsüyle başlıyor eser. Kimse delirmiyor öyle birden bire. Bir örümceğin ağı dolanıyor beyin damarlarında. Düğümler atıyor saplanıp kaldığın anılara. Savaşın somut haliyle soyut hali birbirine karışıyor. Bir değil görünürde iki, gölgelerinde bilmem kaç kez deliriyor hikâyenin kahramanı. Öykü betimlemeleriyle insanı içine çekerken gerçekliğiyle de sarsıyor adeta. Altını çizdiğim satırlardan biri bunun izahı niteliğinde.

"insan bu, akıllısı yahut delisi fark etmiyor; ölüm parmak uçlarına değin yanaşınca korkunun görünmeyen halatları ruhu ve bedeni çepeçevre sarıp hareketsizliği doğuruyor. Devamında intihar fikrinden vazgeçen kahraman "suya karışmaktan cayıp suyu yönetmeyi seçtim." Diyor. İnsanın, hayatının anlamını kendiyle bütünleştirebilmesinin önemini bir alt mesaj olarak işliyor yazar.

Çocuklukta okşanmayan başların iç yakıcı hasretinin hiç geçmediğini hissettirerek, yaşamda var olmanın çocukluk dönemiyle ilintisine sessiz bir mesaj yolluyor Numan Altuğ Öksüz. Çocukluğunu çocuk gibi yaşayamamış, bastırılmış, doğru ihtiyaçları anlaşılıp karşılanmamış, dinlenmemiş çocuklar yetişkin olduklarında o mahrumiyetin içinde hep mahzunlaşıyorlar. Dinlenmeyen çocuklar, dinlemeyi bilmeyen ancak anlaşılmak için çırpınan çocuk gibi yetişkinlere dönüşüyor. Tüm bu gerçeklikler öykü içindeki ufak atıfların altında hissediliyor, hatırlanıyor. Önceleri isimsiz bir deli olan karakter, sonlara doğru sessiz bir veli oluyor. Tüm sessizliğin içinde en çok anlaşıldığını düşündüğü yerde anlamını bulmaya çalışıyor. Bulduğunu sandığı tüm anlamlar içinde boğuluyor. Sessiz seslerin sesi olmak istediği anlaşılan yazar, bunca çirkinliğin içinde nasıl delirmeden var olabiliyoruz? Sorusunu uyandırıyor okuyucunun zihninde. Belki de bütün mesele düşünmemekte. Yaşanılanın arka sokağına gözü, kulağı kapatmakta... Etkili bir dille yazılmış, sarsıtıcı bir öyküyle iyi hikâyeler okuyacağımızın kanıtını en başta gösteriyor Numan Altuğ Öksüz. Etrafına karşı uyanık bir uyku halinde olan insanlığı Uykudan Önce hikâyesine yolluyor. Mecburiyetler diyor... Mecburiyetler... İçinde bulunduğumuz zamanın derdinde olan yazar, okuyucuya açıkça bunu hissettiriyor. Düşünmeye sevk ediyor. "mecburiyet kötüsün vesselam hele de bu soğukta" diyor, içimizi titretiyor. Bir takım yükümlülükler altındaki insanın vurdumduymazlığı, duygu yoksunluğu, ince bir bakış açısıyla yansıtılıyor. Kendini hiçleştiren, önemsizleştiren bir karakter beliriyor gözümüzün önünde. Benliğini kardan adamla bütünleştiren kahraman, görünürde herkesin hayatından yok olduğunu ima etse de bence hassas bir kalbe sahip olmaktan yorulmuş ve olaylara kardan adam kayıtsızlığında, soğuk yaklaşabilmeyi diliyor içten içe, gönül yorgunluğunun getirisinde.

Derdi olan hikâyeler sunuyor bize yazar.

" mecburiyet kelimesinin tanımı yeniden yapılmalı, içine de mutlaka kadın ve çocuklar konulmalı." Yaşamın gerçekleri ancak bu kadar güzel tasvir edilebilir. "gelecek sabahın da bir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordum çünkü gecenin devamından başka bir şey değildir sabah dediğin." Değişmeyeceğini bilerek değişmesi umudunda yazılmış bir öykü, insanlığın kararan kalplerine sunulmuş Numan Altuğ Öksüz'ün kaleminden. Ardından Yalnızlık Kaybolunca başlığıyla buluşturuyor bizi. İsmi bile derin düşüncelere salıyor insanı. Artık bir dertli yanın kanayacağından emin devam ediyor okuyucu kitaba. "karanlığın konuşkan tonları" na düşen yalnızlık içinde yok olan bir karakter doğuyor bu kez kelimelerin bütününde. Metropol yaşamda birbirinin içine geçmiş yalnız hayatları, tek bir karakter üzerinden anlatıyor yazar. O kadar gerçek, o kadar bizden dedirtiyor sonunda. Ve Cahit Berkay fısıltıyla uğurluyor yeni bir öyküye " yalnızlığa dayanırım da bir başınalığa asla..." Şanslı Ferdi'nin Muhteşem Sol Ayağı na şahitlik etmeye varıyoruz. İki renge bürünmüş hayallerin içine dalıyoruz. Hayallerinin peşinden koşanla hayallerine seyirci kalanları izlemek düşüyor bu kez payımıza. Babalar... Ve onların hayallerini yaşatan evlatlar... Şansa bağlanan emeklerin kangren oluşu... İnsanın içinden kopan sızılara eşlik ettiriyor bu öyküsüyle de yazar. Küçük kelime vuruşlarıyla büyük anlamlar yükleniyor kalpler kitabın her öyküsünde.

Düş Ortasında Uzayan Sarmaşık hikâyesinde de ince düşünceli bir ruhla karşılaşıyoruz. Halden anlayan, utanç duvarları yırtılmamış nadide insanlardan bir karakter... Sayfalar arasında ilerledikçe, böylesine hassas gözler bir yazarla bütünleşebilirdi ancak diyorsunuz. Göç kavramının içine çekiliyorsunuz. Yokluğun mecburiyetini kuşanmış sözcükler karşılıyor sizi. Eskiye özlemi anıların içinde dolaşan zihninde yaşayan, tanıdık isimlerle bize de yansıtan kahramanın hasret kaldığı bakışlara kadar içinde hissediyoruz hikâyenin. O kadar bizden, doğal bir anlatıma sahip ki yazarın yaşama dair olumlu bakış açısına ölümü böylesine sıcak anlatışıyla şahit oluyoruz.

Türk Filmi Gibi diyor bir sonraki öyküsünde. Okurunun da kalbini titreten eski filmlerdeki masum duyguları hissettiriyor. Sevdiğinin adını anmaya kıyamayan insanlar vardır. Çok sevmektendir belki de. Tüm hücreleri yârini sayıklar da, birkaç harfi birleştirip sese büründüremez dudakları. Ruhu talan olur da dili dönmez. Böylesine temiz bir sevdada yürütüyor okuru paragraflar arasında. Gökyüzü kadar açık dertleri, üstü kapalı seriyor Asuman... Öyle işte... "ne gamlı cümledir şu öyle işte. Bir konunun bittiğine işaretten daha fazlasıdır. Hep derin soluk boşaltırken kurulur ve ne çok şey anlatır. Dört hecelik uzun bir hayattır. "öyle işte"... " Türk filmi gibi işte"..."

Türk filminin içinden çıkardığı okuru Bitti mi Kavgaların öyküsüyle kendi filminin içine çekiyor. Sen diliyle yazılmış olması bunu oldukça başarılı kılıyor. İlk nefesten son nefese kadar süren bir kavga. Bir ömre sığabilecek tüm korkular sığıyor kelimelere birer birer. Kaçtığın ruhlara bürünen bir sen oluyorsun öyküde. Herkesten bir parça toplanmış kelimeler boyunca, özünden kaçıp özüne varışın hikâyesini okuyorsun. Öykü dizilimlerinin birbirinden bağımsız bir bağla dizildiğini görüyoruz kitap boyunca. "sen... Sen... Sen..." diyor Ekmek Ağacı öyküsü boyunca. Zamanla olmayacak şeylerde var hayatta. Aynı döngüde süre giden, dayatılan, memnuniyetsiz bir hayatı okuyoruz bu kez. Mecburiyetler... Aralık kalmış kapılar... Ardına kadar açılmış kapılar... İçine sıkışmış bir hayat... Gün doğuyor, gün batıyor, ömür geçiyor, insanın içinde kopan fırtınalar sadece kendine kalıyor...

Gönlümüzün sessizce acıdığı bir öykü karakterinden, cümle âlemin acıdığı bir başka karaktere geçiyoruz. Dünyanın En Güzel Adamı Ve Dünyanın En Güzel Karpuzları isimli öyküsüne. İsmi unutulan, kısa hayata birçok acının çizgisini sığdıran bir güzel adam. Sevmeyi iyi bilen sevilmekten bir haber olan güzel adam. Bir haklılık savaşına malzeme olan adam. Aslı Yunus, sözde Saddam... Ben demiş timler peşi sıra sıralanan... Hiç şüphesiz iç sızlatan... Günahı olmayan insanların öykülerinden Kandıranın Işıkları na geçiriyor yazar. Onlarca çocuğu gören, deva olan bir babanın kendi oğlunu görmesini diliyor kitap boyunca hüzne bulanmış yüreğimiz. Umut kokan hüzünleri okuyoruz. Dileklerle çıktığımız öykü Dilek Balonları Nereye Düşer? Başlığıyla yeni bir maceraya sürüklüyor. Akılda dönen ihtimaller, dile gelemeyen istekler, en masum haliyle toplanmış bu öyküde. Sözünü kendinden başkasının duyuramayandan, sözünü kimseden sakınmayan bir kahramana geçiyoruz Sarışın öyküsüyle. Ancak mert, özü sözü bir olmanın yetmediği sonda burkuluyor okuyucu. Çabucak sıyrılma isteğiyle başlıyor Beklemek öyküsüne okur. Yine de biliyor her öyküde asılan bir hüzün ilmeğinin Beklemek te de düğüm atacağını yüreğine. Kayıtsız kalamayan vicdanların öyküsü bu. Kitabın her hikâyesinde umutlu bekleyişi sürdüreceğini bilen yazar bu öyküyü sona uygun görmüş olmalı. Ve "istikamet uzaklara! İleri!" Bu Yolların Sonu Hasrete Çıkar öyküsüyle tabikî. Akan yolların içinde, içine işleyen aşka hasret kalmaya gidiyor yana yana kahraman. Yolu uzun, vuslatı olmayan bir öyküyle bitiyoruz kitapla birlikte. Birbiriyle bağlantılı öykü geçişleri okuru kitaptan koparmıyor. Kitabı bitirmeden kalkmak pek mümkün gözükmüyor ancak bıraktığı lezzetle tekrar tekrar okunacağının bilincinde raflardaki yerine konumlanıyor. Öykü dilini çok beğendiğim Numan Altuğ Öksüz'ün ikinci kitabı Herkes Mağlup. Okurunu bulmasını, yolunun uzun olmasını diliyorum.

Keyifli okumalar...

Numan Altuğ Öksüz

Herkes Mağlup

Ötüken Yayınları

118 Sayfa


Yazar: Merve YURTSEVER - Yayın Tarihi: 20.01.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 15.01.2023 23:50
693
Yorumlar
  • Fatmanur kalhan 2023.03.02 10:53

    Güçlü bir anlatiminiz var Merve Hanım. Tavsiye ettiğiniz kitaplardan bu ikinci okuduğum kitap oldu. Yazarı ve kitabı sizin sayenizde keşfettim. Haklıymışsınız yazarın diğer kitabını da hemen alacağım. Teşekkür ederim. Yeni tavsiye yazılarınızı bekliyorum. İyi çalışmalar diliyorum.

  • Süleyman Yiğit 2023.11.11 23:26

    Numan Hoca'mızin öyküleri gerçekten yüreğe, zihne dokunan öyküler. Kendisi pek görünmüyor, herhalde görünür olmayı sevmiyor. Nitelikli okur onu görecektir. Yazınızı büyük bir zevkle okudum. Teşekkür ederim. Diğer yazılarınızdan da istifade edeceğim. Saygılar.

Merve YURTSEVER Hakkında

Merve YURTSEVER

1985 yılının eylül ayında Ankara’da doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimlerini Ankara’da tamamladı. Yerleştiği Gazi üniversitesini yarım bıraktı. 2005 yılında evlenerek Bursa’ya yerleşti. Üç çocuk annesidir.

Yarım bıraktığı üniversite hayatına geri dönerek şu anda İstanbul Üniversitesi Sosyal Hizmetler bölümünde okumaktadır. Aile koçluğu ve öğrenci koçluğu eğitimleri aldı. Aktif olarak birçok aile ve öğrencilerle çalışmaktadır. Küçük oğlunun aldığı özgül öğrenme güçlüğü tanısının ardından disleksi ile tanıştı. Önce kendi çocuğuna, sonra diğer çocuklara ve ailelere yardımcı olabilmek adına disleksi eğitici eğitmenliği eğitimini aldı. Birçok çocuğun tanı almasına ve hayatlarının kolaylaştığına vesile olmak motivasyon kaynağı haline geldi.

Kâğıt rölyef tablolar yapmayı, resim yapmayı, çeşitli el sanatlarıyla uğraşmayı seviyor. Onu tanıyanlar içinde sönmeyen bir öğrenme aşkı olduğunu vurgularlar. En büyük tutkusu ise yazmak. Nadir görebileceğiniz sinirli anlarında bilinir ki o gün bir şeyler yazmamıştır. Yazı hayatına Edebiyat Daima ile başladı. Şu an da çeşitli dergilerde yayınlanmış altmış öykü ve beş kitap tanıtım yazısı bulunmaktadır. 2022 yılı eylül ayı itibariyle Kitap Haber’ in başlattığı okuma hareketinin Bursa koordinatörlüğünü yapmaktadır.

Disleksili çocukların yaşadıkları sıkıntılara yakından şahit olması onu bu çocuklar için daha fazla ne yapabilirim sorusuna götürmüştür. Onların anlaşılabilmeleri, seslerini duyurabilmeleri için gerçek yaşanmış hikâyelerden oluşan Disleksinin Sesi isimli bir kitap çıkarmıştır. Okumak, yeni bilgiler edinmek, her gün bir öncekinden bir adım daha ilerlemeye çabalamak, hedefleri doğrultusunda hayatına yön vermek onu mutlu ediyor. Yeni kitap çalışmaları ise devam etmektedir.   

Merve YURTSEVER ismine kayıtlı 20 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 2 kitap bulunmaktadır.

Twitter Instagram Kitap Satış Sitesi Kitapyurdu.com