“İnsan Nedir Şimdi Bildim”: Bir Anna Karenina Değerlendirmesi

“İnsan Nedir Şimdi Bildim”: Bir Anna Karenina Değerlendirmesi

“İnsan Nedir Şimdi Bildim”: Bir Anna Karenina Değerlendirmesi

28.04.2021 - Resul Bulama
“İnsan Nedir Şimdi Bildim”: Bir Anna Karenina Değerlendirmesi

İnsan insan dedikleri
İnsan nedir şimdi bildim
Can, can deyü söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim

Muhyiddin Abdal

Bir sanat eserini değerli kılan en önemli unsur nedir? Kitap, resim, film, tiyatro… Elbette farklı açılardan birçok kritere vurgu yapılabilir. Ama benim aradığım en önemli özelliğin insanı güzel, çirkin, iyi, kötü olmasına bakmadan doğal haliyle bize yansıtabilmesi olduğunu söyleyebilirim. Peki, bu ayırt edici özelliklerin hep durağan ve değişmez bir yapıda olduğunu söyleyebilir miyiz? Hayır! Bazen iyiye, bazen kötüye doğru sürekli bir değişim içinde karmaşık bir dünyası vardır insanın. Ve bu karmaşıklık hep bir tereddüte sürükler bizi. Kimimizde az, kimimizde çok.

Sınırları çizilmiş olmanın belli faydaları da vardır diyebilirsiniz. Öncelikle yazmayı kolaylaştırır. Bir tarafı tutmanız daha keyiflidir. Hayatı anlamlandırırken kendinize uygun bir konum seçmek için tercihlerinizi rahatlıkla yapmış olursunuz. Siz ve sizin gibi düşünenlerin hepsi çok iyi insanlardır. Karşı fikirde olanların hepsi de dünyadaki kötülüklerin kaynağıdır nasılsa! Bu size kendinizi iyi hissettirebilir. Bazı Yeşilçam filmlerinde kötü adamlar çok belirgindir bu yüzden. Yönetmen istediği fikri veya kişiyi hedef tahtası haline getirebilir. Bu dönemde yapılmış bazı filmlerde görmeye alıştığımız belirgin tipler vardır; başka kimseye kalmasın diye dünyanın bütün kötülüklerini kendilerinde toplayan. Mesaj sanatın çok daha önündedir, edebiyattaki didaktik anlatımın perdeye yansımış halidir. Bu tür filmlerde karakterler başladığı konumda film bitene kadar hiç değişmezler. Bütün dünya her an, her saniye değişirken onlar geldikleri gibi iyi veya kötü olan özelliklerini korurlar. Biz daha kolay tanıyalım diye!

Benzer şekilde, Felatun Bey ile Rakım Efendi'de herkesin yeri bellidir. Bir tarafta iyi, diğer tarafta kötü insanlar! Lütfen iyiler kötülük yapmaya kalkmasın, kötü olanlar da zinhar iyilik emaresi göstermesin, ayırması zor oluyor yoksa! Kendini ve başkalarını anlama çabası içinde olan insan, bu kadar kolay anlatılmaya kalkıldığında sanatsal değeri yüksek olabilir mi? Sınırların belirgin, insanın değişmez ve aklın hep davranışlara hükmettiği söylenebilir mi? Yoksa bir mücadele, ikircikli bir hal, bir tereddüt mü var? Kalp dediğimizde etimolojik açıdan, Arapça "klb" kökünden geldiğini, inkılapla yani dönüşümle aynı kaynaktan çıktığını hatırlatmak istiyoruz burada. Dua ederken kalpleri çevirmek elinde olan Allah’a yakarmak bu yüzden!

Tereddüt dediğimizde Peyami Safa (Server Bedi)‘yı anmadan geçemeyiz. Muhyiddin Abdal’ın “İnsan nedir şimdi bildim,” dediği sırra ermiş, bir kitaba adını vermiş tereddüt denen bu sihirli kelimenin. Kitaba giremedik değil mi hâlâ? Aksine tam içindeyiz Tolstoy’un dünyasının… Şimdi birlikte bakalım hangi karakterler üzerinden bu tereddütleri ustalıkla aktarır bize Tolstoy?


- Anna’nın kocası ve Vronskiy arasında yaşadığı gel-gitler,

- Anna’nın Vronskiy’i kıskanıp kıskanmaması, sevilip sevilmediğini sürekli sorgulaması
- En istikrarlı görünen Levin’in Kiti’ye önce âşık olup kaçması, tekrar âşık olduktan sonraki evlilik, mutlu yaşam ve intihar arasındaki gel-gitleri,

- Levin’in inançsızlığı, Tanrı ve din kavramıyla ilgili yaşadığı sorgulamalar,

-Levin’in Anna’ya karşı duygularında yaşadığı tereddütler,

Daha fazla detaya girmeden şunu söyleyebiliriz ki; roman boyunca her şey, herkes değişim içindedir. Özellikle de Anna. Bahsetmeye çalıştığımız tereddütlerin dönüşümlere açmış olduğu kapılar iki ana karakterde daha belirgin olarak gözümüze çarpar;
- Aleksey’nin mutlu bir kocadan, eşine göz yumup durumuna razı olan aşağı bir konuma, daha sonra affediciliğiyle gönül yüceliğine varan dönüşümünden,
- Anna’nın güler yüzlü bir azizeden yuva yıkmaya razı bir iffetsizliğe, daha sonra mutluluğun da, hayal kırıklığının da zirvesine çıkan dönüşümünden bahsedebiliriz.

Bundan daha önemlisi, yazar bu dönüşümleri okuyucunun izlemesine de olanak vererek, bir sonrasında ne olacağına dair merak uyandırır ve bu merakı diri tutar. Bu yüzden Tolstoy’un bu eserine tereddüttün başyapıtı diyebiliriz belki de. Dünyanın en önemli 125 yazarı tarafından “günümüze kadar yazılmış en iyi roman” seçilmiş bir kitaptan bahsediyoruz.

Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık eserinde karakterleri bilinçli olarak çoğaltır ve özellikle aynı isimleri kullanmayı tercih ederken bile, kitabın başına aile soy kütüğünü çizerek karakterleri takip etmemizi kolaylaştırmayı tercih eder. Burada ise 10 katı hacimli bir eserde bu karakterlerin yakın çevresini ve hikâyelerini unutmadan ve kitabın ana ekseninden kopmadan yapılan dönüşlerle izleme imkânı tanıyor yazar. Moskova ve Petersburg’daki herkesi tanıyacak kadar geniş bir liste bu! Karakterler arasında yapılan bu geçişler kitaba bir bütünlük ve ahenk katıyor. Birçok farklı hikâyenin anlatıldığı bir eserde bu nokta çok önemlidir çünkü. Bu kadar farklı hikâye içinde gezerken ana hikâyenin aklınızda kalması ve diğerleriyle bütünlük içinde olması lazım. O kısma ne zaman gelecek ve nereye bağlayacak diye düşündüğümüz ana eksendir burası. Tabi okuyucunun romandan kopmamasında bölüm başlarının net çizgilerle ayrılmış olması ve bu bölümlerden önce okuyucunun hazırlanmasını da buraya ilave edebiliriz. Ama nereden bakarsak bakalım, büyük bir orkestra şefi ustalığıyla karakterlerin ve hikâyenin taşındığını kabul etmemiz gerekir.


Sıkılıp değerlendirme yazmaktan vazgeçtiğim, tereddüt ettiğim yerler de oldu tabi…
- Yerel yönetimler, il seçimleri ve siyasetin işlendiği bölümlerde,
- Tarım, tarım politikaları, toprak köleliği, işçiliğin tarımdaki konumunun tartışıldığı bölümlerde,
- Polonya’nın Ruslaştırılması üzerinden bir ülkenin başka bir ülkeyi hâkimiyeti altına almasında kültürün ve nüfusun etkilerinin tartışıldığı bölümlerde,
- Okul ve eğitimin toplumun üretmesi ve gelişmesi için gerekli olup olmadığı ve kadınların da bu eğitimden faydalanmasının gerekli olup olmadığının tartışıldığı bölümlerde,

bunu hissettim ve kafamın karıştığı oldu. Bu kısımlarda bile farklı fikirlerin tartışılmasına olanak sağlayan bir zenginlik göze batıyordu. Sonra karakterler kendilerinin bile farkında olmadığı yönleriyle anlatılmaya başladıkça Tolstoy’un neden büyük bir yazar olduğunu, bu kitabın da bu kadar kalın olduğu halde neden yıllardır bu kadar çok okunduğunu anladım.

Olay örgüsü ve romancılık dışında iki noktaya dikkat çekerek incelememe son vermek istiyorum. Birincisi, askerler ve subaylar roman boyunca hep ön planda olduğu için Türkler ve Türklerle olan savaşlara, Sırplar ve Bulgarlar aracılığıyla sürekli göndermeler yapıyor Tolstoy. Ama burada bile düşmanın da insan olduğundan bahsediyor cesaretle ve savaş kararlarını veren rahat kesimler üzerinden tereddütler çıkıyor yine karşımıza…

İkinci olarak, Tolstoy’un Anna gibi evi terk ederek bir tren istasyonunda hayatının sona ermiş olması büyük bir trajedidir yazar için. Romandaki ana karakter ile benzer bir sonu paylaşırlar. Bunu da son söz olarak hatırlatma gereği duyuyorum. Belki Tolstoy ne kadar tarafsız olmaya çalışsa da Anna’ya karşı haksızlık yapmış olabilir. Büyük romanlar yazanların bile büyük konuşmaması lazım belki de!

Anna Karenina

Tolstoy

İş Bankası Kültür Yayınları

12. Basım İstanbul

1064 Sf.

Resul Bulama - 28.04.2021

,

384

Resul Bulama Hakkında

Resul Bulama

1974 yılında Sakarya’da dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetiminde yüksek lisans yaptı. Kamu sektöründe çalışıyor. Öykü ve kitap incelemesi ile meşgul.

Her okurun kitaptan alacağı ve aktaracağı mesajın bir zenginlik olduğuna ve bu yorumun kağıda döküldüğünde okumanın tamamlandığına inanıyor. 

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin