İnsanlığın Köklerine Bir Yolculuk: Kazı, Sinema, Şerife Saliha BOZOKLU

İnsanlığın Köklerine Bir Yolculuk: Kazı yazısını ve Şerife Saliha BOZOKLU yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz

İnsanlığın Köklerine Bir Yolculuk: Kazı

01.12.2023 09:00 - Şerife Saliha BOZOKLU
İnsanlığın Köklerine Bir Yolculuk: Kazı

"Çocukken

üç boyut olduğunu öğrenirsin:

yükseklik, genişlik ve derinlik.

Ayakkabı kutusu gibi.

Sonra dördüncü bir boyut olduğunu işitirsin:

Zaman."

Paterson filminde Paterson karakterinin kaleminden dökülen bu mısralar bir hakikati sunar dikkatlere: bu dünyaya gözünü açan her varlığın nasıl bir mekân ile çevrelenmişse aynı şekilde o mekânı dahi içine alan zamanla da çevrelendiği hakikatini. Paterson'un dördüncü boyut olarak işaret ettiği bu mefhum ise, her ne kadar günümüz dünyasında hızın, hedonizmin etkisiyle 'anı yaşa' gibi sloganlarla 'şimdi boyutundan ibaretmişçesine algı yaratılmaya çalışılsa da, geçmiş ve gelecek ile beraber üç boyutu ihtiva eder kendi içinde. Elbette ki bu boyutların her biri göz ardı edilemeyecek kadar önem arz etmektedir; ancak insanoğlunun gerek ders alması gerek güç alması açısından konuyu ele aldığımız vakit, sürekli işaret edilen 'şimdi'nin aksine, geçmiş, Simone Weil'ın da, "İnsan ruhunun tüm gereksinimleri arasında geçmişten daha yaşamsal bir ihtiyaç yoktur." (Weil, 2021, s. 59) sözleri ile ifade ettiği gibi yaşamsal bir ihtiyaç olarak durur karşımızda. Zira insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli hususlardan bir tanesi "tarihsel bir varlık" (Mengüşoğlu, 2017, s. 220) olmasıdır; onun tarihselliği zamanın bu üç boyutuna kök salarak insanlık halkasına bu köklerle bağlanması ile gerçekleşmektedir. Aksi takdirde zaten modernitenin etkisiyle hemen hemen her şeye yabancılaşmış olan insanın köklerine de yabancılaşarak daha beter anlamsızlık bataklıklarına sürüklenmesi kaçınılmaz olacaktır. Tarih ilmi insanoğlunun geçmişteki bu kökleri ile bağlantı sağlayabilmesi noktasında büyük önem arz etmektedir; ancak ister istemez tarihi bilgiler bazı "boşluklar" (Mengüşoğlu, 2017, s. 225) ihtiva eder ki o boşlukları arkeolog yaptığı kazılar neticesinde ulaştıkları ile doldurmaya gayret eder. Yazımızın konusunu teşkil eden, John Preston'un aynı adlı romanından uyarlanan, yönetmen koltuğunda Simon Stone'un oturduğu 2021 yapımı Kazı (The Dig) filmi de arkeolojik çalışmaların tarihteki boşlukları doldurmadaki önemine vurgu yaparken aynı zamanda insanın zamanın üç boyutuna kök salmış olduğunun bilincine varmasının insan psikolojisi üzerindeki önemine de dikkatleri çekmesi açısından ilgiyi hak eden bir yapım olarak durur karşımızda. İsterseniz buyurun sözü daha fazla uzatmadan filmimize kısaca bir göz atalım.

Kazı Filmine Kısa Bir Bakış

Gerçek bir olaydan uyarlanan filmimiz eşinin vefatından sonra küçük oğlu ile büyük bir malikanede yaşayan, arkeolojiye büyük ilgi duyan Edith Pretty'nin (Carey Mulligan) evinin bahçesinde bulunan höyüklerin altında arkeolojik kalıntılar olabileceği düşüncesine sahip olması neticesinde 'kazıcı' Basil Brown'ı (Ralph Fiennes) -üniversite mezunu olmadığı için Brown'a kazıcı denilmektedir- işe alması ile karşılar. Brown bu alanda herhangi bir eğitim almamış olmasına rağmen, kendi ifadesiyle, eli mala tutmaya başladığından beri kazı yapan birisidir. Ayrıca eşinin de ifade ettiği üzere, geçmiş ve şimdi için değil, gelecek için, sonraki nesilleri atalarına bağlayan hattan haberdar olup köklerine sarılmalarına vesile olmak için çalışmaktadır. Bu hususlar onun Pretty ile ortak noktası denilebilir; zira onun da arkeolojiye ilgisi çocuk yaşta babası ile yaptığı kazıda eline mala aldığı günden itibaren başlamış günden güne de artmıştır. Pretty, esasında, bu işle ilgilenmesi için daha önce bir müze ile irtibata geçmiştir fakat dönem İkinci Dünya Savaşı arifesidir ve arkeologlar o sıralar başka bir kazı ile ilgilenmektedir; onun haricinde yeni kazılara başlayamayacaklarını bildirirler. Ta ki Brown önemli parçalara ulaşana dek! Brown'ın bulduğu demir perçin herkesi heyecanlandırır; hatta ilk etapta kalıntının Vikingler döneminden olabileceği düşüncesine sahiplerken bu perçin daha eski, Anglo-Sakson döneme, ait olabileceği düşüncesine sevk ederek heyecanlarını katmerleştirir. Bu heyecan daha önce ilgi göstermeyen müze yetkililerine de sirayet edince dikkatlerini kazıya vermeye başlarlar. Nihayetinde Britanya Müzesi'nden gelen arkeolog Charles Phillips ve ekibi kazıyı devralacaklarını belirtirler. Bayan Pretty ilk etapta bu teklife pek sıcak bakmasa da yaşadığı ciddi sağlık sorunları teklifi -Brown'ın da ekipte olması şartıyla- kabul etmesinde etkili olacaktır. Böylelikle kazı çalışmaları yeni gelen ekiple hız kazanmaya başlar. İzlediğimiz tüm bu olaylar ise her ne kadar zamanın 'şimdi' denilen boyutunda yaşanılsa da bu anın geçmiş ve gelecek arasındaki köprü vazifesi gördüğü mesajı tüm film boyunca izleyiciye başarılı bir şekilde verilmektedir. Örneğin Bayan Pretty'nin kuzeni Rory'nin fotoğrafçılığa olan ilgisinin geleceğe iz bırakma çabasından ileri geldiğini görürüz. Öyle ki kendisine, "Seni fotoğrafçılığa çeken neydi?" diye sorulduğunda, "Sanırım sadece geçip giden şeyleri kalıcı kılmaya çalışmanın bir yolu. Hayatî bir şeyin yitip gitmesini engellemek." diye cevap verecektir. Pretty'nin ise hastalığı iyice ilerlemeye başlayıp kaçınılmaz sona yaklaştığını anladığında hayatı sorgulayıp anlamsızlık bataklığına sürüklendiği anda geçmiş tutacaktır elinden. Brown ile aralarında geçen diyalog geçmişin insan yapıp etmelerine yön vermesi haricinde, her bir insanın bu dünyadaki varlığının bir anlamı olduğunu, hiçbir şeyin boş yere yaratılmadığını ortaya koyarak insan psikolojisine de etkisini açığa çıkarması açısından kayda değerdir:

"-Ölüyoruz. Ölüp çürüyoruz. Yaşamaya devam etmiyoruz.

-Buna katılamayacağım. Bir mağara duvarındaki ilk insan eli izinden bu yana sürekliliği olan bir şeyin parçasıyız. Yani aslında ölmüyoruz."

Sonuç

İnsanoğlu, bilincinde olsa da olmasa da, hep bir anlam arayışı içindedir ve kişinin bu arayıştan gittikçe uzaklaşarak nihayetinde aslında bir anlamın olmadığı sonucuna varması, Pretty gibi, onu umutsuzluğa gark ederek varoluşsal boşluğa düşmesine sebebiyet verir. Hayatta o anlamı bulabilmek ise, Yaratan'ın üzerine yemin ederek dikkatlerimize sunduğu zamanda, insanlığa fayda sağlamak amacını güderek yapıp ettiklerimizle, dokunabildiğimiz kalplerle mümkün olacaktır. Hazcı bir anlayışı empoze ederek daha fazla tüketime sevk etme amacıyla ortaya atılan, insanları köklerinden uzaklaştıran anı yaşa tarzı sloganlarla şekillenmiş anlarla iz bırakabilmenin, aradığımız o anlama ulaşabilmenin mümkün olduğunu söyleyebilir miyiz? Çünkü insan, tabir-i caizse, ağaç misal geçmişteki köklerinden aldığı besinle 'şimdi'sini şekillendirirken, ağacın dallarına besini ulaştırıp çiçek açması gibi, şekillendirdiği şimdilerle gelecekte çiçek açabilecektir. O çiçekler ise, filmde Brown'ın da ifade ettiği üzere, sanılanın aksine kuruyup gitmek yerine tohum olup gelecek nesillerin gönüllerinde yeşerecektir. Ama elbette ki her tohumdan güzel çiçekler çıkacak diye bir kaide yoktur; dikenlerin çıkması da ihtimal dahilindedir. Ne ekeceği ise insanın kendi elindedir! Sade, yalın bir anlatıma sahip olan filmimiz de, her ne kadar yaşanmış bir olayı -Sutton Hoo kazılarını- beyaz perdeye aktarmak suretiyle bir dönem anlatısı olarak karşımızda dursa da, vermek istediği mesajlarla, içerisinde ihtiva ettiği sorularla bizleri tüm bunları düşünmeye, derin bir tefekküre davet etmektedir. Umulur ki zamanın kıymetini anlamamıza, ziyanda olmaktan kurtulmamıza vesile olsun. Gönüllere çiçek tohumları ekenlerden olabilmek temennisiyle…

Kaynakça

Mengüşoğlu, T. (2017). İnsan Felsefesi. Ankara: Doğu Batı Yayınları.

Weil, S. (2021). Kökler. (Y. Yenen, Çev.) İstanbul: Ketebe Yayınları.

Film: Kazı (The Dig)

Yönetmen: Simon Stone


Yazar: Şerife Saliha BOZOKLU - Yayın Tarihi: 01.12.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 29.11.2023 10:53
512

Şerife Saliha BOZOKLU Hakkında

Şerife Saliha BOZOKLU

1994’te Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde doğdu. Lise öğrenimini Yeşilhisar Anadolu Lisesi’nde gördü. 2017’de Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden (İngilizce) mezun oldu. “Kendini Bil” sözünü kendine gaye edinmiş, bu uğurda ‘insan’ kalmak ve insan olarak son nefesini vermek üzere çaba harcayan, ‘insan’ denen meçhulün peşinde koşan, tek sığınağı kitaplar olan bir ademkızı…

Şerife Saliha BOZOKLU ismine kayıtlı 27 yazı bulunmaktadır.

Twitter