Kalaycının Dediği “hepsi bu”, Düşünce, Ülker GÜNDOĞDU

Kalaycının Dediği “hepsi bu” yazısını ve Ülker GÜNDOĞDU yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Kalaycının Dediği “hepsi bu”

21.10.2022 09:00 - Ülker GÜNDOĞDU
Kalaycının Dediği  “hepsi bu”

Tarih, insanlık açısından çeşitli dönemlere ayrılmıştır. Bu dönemlerde zaman, kimi zaman yoğun, kimi zaman ağır, kimi zaman karanlık kimi zaman ise aydınlık olarak anılmıştır. Bu durum o çağ içerisinde yaşanan toplumsal olay ve olgular dolayısıyladır. Yaşanan her olay ve olgu insan hayatını ilgilendirdiği gibi insana dair olan unsurları da etkiler. Sanat da bu bakımdan insan hayatından bağımsız olmadığı için yaşanan değişim ve dönüşümden etkilenmektedir. Sanat dalları da değişimden nasibini alarak çeşitlenmiş, irdelediği konular genişlemiş yahut değişikliğe uğramıştır. Şiir de sanatın bir dalı olduğu için bu değişimden nasibini almıştır.

Hayatın her alanını kapsayan düzen sanat alanlarını etkisi altına almıştır. Bu etki dolayısıyla sanat, çeşitli dallara ayırarak hayatı daha geniş bir biçimde ele alarak hem hayatı bir nesne hem de özne olarak değerlendirerek çeşitli dallara ayrılmıştır. Bütün bu ayrışmaların ortak bir noktası vardır. Oda insanı tanımak…

Modern şiirin özellikleri henüz belirginleşmemiştir. Değerlendirmelere göre dil ve biçim açısından daha önceki dönemlere mukayeseyle değişime uğradığıdır. Modern hayatı aktarmak için modern şiirin yapısını dilin uğradığı değişim ve dönüşümde görmek mümkündür. Çünkü şiir dilin, kendisidir, dili zorlayandır, dile anlam genişliği sağlayan bir türdür. Dilin modern yapısını oluşturmaktadır. Dilin söyleyiş imkânlarını estetik olarak aktaran şairler hayata olan tepkilerini bu estetik ile aktarmaktadır. Hem modern hem de gelenekseli estetik bir dil ile aktarmakta mümkündür. Bu iç içe geçmişliğin, modernin ve geleneğin girift yapısını; estetiği kullanarak serbest çağrışımlara dayandıran Bahtiyar Aslan, Kalaycının Dediği adlı eseriyle aşkın yarattığı koşullara olan duygularını şiirler üzerinden dile getirmektedir.

Bahtiyar Aslan'ın Kalaycı adlı şiiri üzerinden eserini değerlendirmek en doğrusu olacaktır. Bu perspektife şiirin sahip olduğu ihtivasıyla İçeriğe dair anlamları ve şiirin duruşu hakkında aktarımda bulunmak istiyorum. Ah şairleri çözebilseydim keşke. Ama uğraşacağım, bakalım nasıl kapanır şairlerle aramdaki mesafeler. Şiir, dilin yapısını bilinç üzerinden şekillendirerek aktarmaktadır. Kullandığı sözcükleri nesneler olarak göstermektedir. Böylece dış dünyanın yansımasını sunmaktadır. Duyguları doğrudan ifade etmemektedir. Kalaycı şiirinde olduğu gibi:

''Kalaycı

Sularla seyrelen kanım közle yoğun

ışık bir dudağa değer yağmur bir yoruma erkekçe

sen bana kahvenin buğusu diyorsun

köpeğin tehlikesidir susmak akşamın başladığı yerde

kıpkızıl denizle kıpkızıl gökyüzünün

kapanan bir ağız olmasıdır diyorsun ''(s.20)

Kalaycı şiirinin bu dizeleri gerçeklikten soyutu ayırmaktadır. Şairin amacı; kendinde olan bir gayesini ortaya koymaktır. İmgelerin anlatısal çağrışımlarıyla zaman zaman metafor mantığı görülmektedir. Bununla birlikte; dizelerin estetik düzenlemeyle modern yapıya yakınlığı sezilmektedir. Yaşadıklarının zamanın yoğunluğuyla olduğu gibi okura, tüm duygular ile birlikte hissettirme gayesi sezilmektedir. Fırtına kopmak üzeredir. Sessizliğin çığlığı okura neşe mi kaygı mı verecek muğlaktır. Serin sularda ama köz yangınıyla. Kadın erkeği kahvenin buğusuyla tanır, erkeğin kokusunun başka bir tanıma yakışmayacağı bir kadına aşikârdır çünkü.

"'önce

kelebek denildi mi siren sesleri

kimse azraili beklemiyordu oysa kafkas dansıyla birden

senin gözlerin halayıksa halayık

boynun cariyeyse cariye

bizim evin bahçesinde veda çiçekleri açmıyor ki

iki beyaz diş''(s. 20)

Gerçekliği göreli perspektiften yorumlamaktadır. Muğlak imgeler, sesler kullanmaktadır. Bunu yapmakla geleneğe görüş zenginliği ile çağdaşlığa muğlak bir yaklaşım zıtlığı göstermektedir. Gelenek ve olağanından kurtuluşla insanların yabancılaşma mekânı olarak kente çağrışım yapmaktadır. Şair, duygusuzlaşmayı realistliğiyle şiirinde; kişiliğin zihinsel bir mücadeleyi çözümsüz bir bilmece gibi gördüğünü toplumsal ve kültürel tahlili ile insana hissettirmektedir. Algı ve duygularının akışını anlatabilmek için var olduğu burada, okurunca anlaşılmaktadır. Estetik yönden kendine yeterli olmak bu olsa gerek. Diğer imgelerin çözümlenmesi ve derinliğini anlayabilsem de şaire olan ifadesini anlamak mümkün görülmemektedir. Çıkmazın kabulleniş kırılımları yoksa nasıl anlaşılabilirdi?

''sonram

ama ben kendimin rüyasıyım

içimde yaşamayan hiçbir şehrin içinde yaşamadım

eğilip üstümüze kuşkuyla gelen bir mevsim var

dünyaya asılmış fotoğrafımız

kayadan sekerek baharlanan kalbimize

keklikten yılana doğru'' (s.21)

Estetik yönden sürekli yenilik sunar şairler. Bu dizelerde olduğu gibi. Şiirler, dilsel geçerliliklerin kırılmasıdır. Şairin şiiriyle kurduğu ilişki özerklik anlayışıyla kavranmaktadır. Bu alanda toplumsallıktan çıkılarak özel alana okuru taşıyan estetik yapı bir olgu oluşturmaktadır. Her türlü eylem ilişkinin kendini doğuran şiir ile gelişimi ortaya çıktığını belirtmek mümkündür. Çünkü şiiri özel alanın seçkin bir yansıması olarak görmek mümkündür. Kendini var eden duygulara simgesel veya doğrudan oluşan hisler, şiir ile ortaya çıkmasıyla kendine bir yol açmaya çalışmaktadır.

''kan

siyahtan ve kızıldan iki harfin arasında

kimsenin okumadığı bir alfabe

kırık yoğun yeni

kendi derisini kurutuyor güneşte

senin böyle ellerin vardı da hani nerdeler

perdelere düşen harami ''(s.21)

Özeleştiri, varlığının yerini tevekkülün almasına olanak tanınarak, özgünlüğün yakalanması sağlanmaktadır. Şiirin dünyayı anlamlı kıldığını hayatın çok yönlü görüngüsü olduğunu hayatla kurduğu ilişkiyle bu dizelerde göstermektedir şair. Özgünlüğün ve özgürlüğün hayatla temasını sağlamaktır niyeti.

''kül

reçine sürdüğün yerden açılan güvercin

su ve değirmen

taş bir kadın sesine değdi ve bölündü

dışımızdan bakan gözlerin içimizden kopan feri

iğdeler altında kehribara

yosundan firuzeye

benim bir kukla olduğumu söyleme kuklalara

boynumu öperken gölgeler"'(s.22)

Hayatın şiirle kurduğu ilişkide romantizmin yol açıcı oluşu estetiği arttırmakla kalmıyor hisleri açığa çıkarıyor. Şairin nesnesi doğa ve insandır. Şiir, ne olursa olsun modern çağın koşullarına teslim olmayan, hep bir ötekinin düşünü kuran yanı burada da belirgin olarak görülmektedir. Modern çağın getirdiği bütün olumsuzluklara rağmen yine onun içinden çıkarak cevap veren yine şiir olmaktadır. Bu paradoksta sığınılacak yegâne sanattır şiir.

''ustura

ve keman

bulut bu sonra dünyanın şemsiyesi

kurutup kaldıralım kışa doğru uzatarak

açınca dolapları

yağmur yağsın naftalinli

köpükleri ters çevir bir sürü sandalımız olsun

cehennemin içinden kürek çekerek

göğsümüze oturup

körük çeken kalaycı

dönüp duruyor bir teknenin içinde

tutunarak yıldızlara'' (s.22)

Kalaycı şiirinin bu dizelerinde; kültürel ve tarihsel değişimlerle ortaya çıkan kendini yaratan koşullara karşı imgelerle dilsel estetiği yakaladığı görülmektedir. Hayatın şiirle barışıklığı ile hayatın doludizgin önde gitmesiyle aralanan mesafenin kapanması sağlanmaktadır. Şiirle, hayat arasında kopuş gerçekleşir ise özgür birey olmayı da özgün birey olmayı da imkânsız kılacağı anlatılmak istenir gibi. Okuru, kendi çıkmazında dönüp duracağı yerde şiirlere tutunur hale getirebileceği görülmektedir. Lirik anlatımı yaşatabilmenin temeli olan modern şiirlerin, edebi türler içindeki yeri değerli görülmese de şiirle, hayatın arasındaki mesafe açılmayacaktır.

''kum

ve ses

hepsi bu'' (s.22)

Kalaycı, şiiriyle hayatı; olduğu gibi anlatmak için hepsi bu olsa gerek, diye düşündürse de şiirin verdiği mana öyle olmamaktadır. Hayatın da Kalaycı şiirinin de hepsi bu değildi. Hiçbir zamanda hepsi bu olamazdı. Ne hayat için ne şiir için. Eser bittiğinde bana bıraktığı sorgularla baş başa kalıverdim. Sahi aşkın sahibi kim? Kadın mı? Erkek mi? Aşk; düş kıyısı mı, yağmur sonrası mı, toprak kokusu mu? Şairden öğrendiğim gibi aşk şiirdir: Tek sahibi de şairdir.

Şair, hayatı ruhunda öğüterek mi aşkı şiire döker? Şair, dünyayı zihninde imgeleyerek mi aşkı şiire döker? Şair, duyguların dertten aldığı zevki aşk zannederek mi şiir yazar? Hayır, şair hepsi ve daha daha fazlasıdır. Her şair ruh, hayal, duygu, imge kullanarak hayatı damıtma ustasıdır diyebiliyorum. Bu eser buna bir ispat niteliği taşımaktadır. Şairin içine gizlenmiş korkuyu, acıyı, kederi, derdi, özlemi, sabrı, umudu, aşkı seziyorum lakin bunlara sebep hislerin şairce nasıl yaşandığını anlamaya kafa yormalıyız. Hayat, şaire o duyguları yaşatacak ne yaptı? Şair, hayatı nasıl anlamlandırdı ve nasıl hissedip, nasıl yaşadı? Hayatın, içinde kopardığı fırtınayı, isyanı, kabullenişi, hazzı yaşanmaya değer kılan duyguların imgeleri şiire taşarak insandan insana geçen yoldaşlığındayım. Devirdiler bütün sandalları. Devrilen kayıkları şairler çevirdi. Bir sürü şairimiz olsun devrilen sandalımız çok çünkü. Şairler sandalların küreğini çeksin. Suları yara yara yoldaş olsun hayata şiirler, okurunun umudunu göğe taşırsınlar.

Sonuç olarak, Bahtiyar Aslan'ın Kalaycının Dediği adlı eseri; aşka el ele yürüdüğü Burcu'ya, atfedilmiş bir eseridir. Kalaycının Dediği, Bir Kuş Vurur Gibi, Kuru Su ve Kül Mazmunu bölüm başlıkları altında otuz sekiz şiir yer almaktadır. Eserin adına nazire Kalaycı şiirinin belki çok daha fazla tanımı vardır. Benim tanımım aşkın göğü altından insana ağır yağan bir şiirdi. Sağanağına tutulduğum devrilen sandalımla yakalandığım bu yağmurda ıslanmamak kaçınılmazdı. Sandalımı çevirmesi de. Erkek aşkı yaşar ise nasıl yaşar? Kadın aşkı yaşar ise nasıl yaşar? Şair aşkı nasıl yaşar? Her şeyden önemlisi aşk, şiirlerle nasıl yaşanır? Dilin gerçeklik bağlamında insan algısını şiirler üzerinden ortaya koymaktadır Bahtiyar Aslan. Şiirler, imgeden görüngeye, kırılmalardan simgeye ve en sonunda da değişmeye olanak tanımaktadır. Evet, yağmur ıslanmaktadır. Şiir dilindeki estetik özgünlüğün getirdiği bir sonuçtur bu. Dili geliştirerek gerçekliği dilin içinden gören yaklaşımıyla yoğunluk kazanmaktadır.

Kalaycının Dediği

Bahtiyar Aslan

Okur Kitaplığı

Nisan 2015

212 sayfa


Yazar: Ülker GÜNDOĞDU - Yayın Tarihi: 21.10.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 20.10.2022 23:19
635

Ülker GÜNDOĞDU Hakkında

Ülker GÜNDOĞDU

1977 yılının Ocak ayında Konya Ereğli’de dünyaya geldi.  Ereğli Lisesi’nde eğitimini tamamladıktan sonra iş hayatına; Ankara’da IBM Bilgisayar Satış Temsilcisi olarak atıldı. İstanbul’da kendi şirketlerini kurana dek çeşitli işlerde çalıştı. İstanbul’da yaşamakta. Kütüphanesini oluşturduğu yirmi üzeri alandaki, beş bini aşkın kitabının anlamını, canına okudu. 

Bilgisayar, dil, gitar, estetisyenlik alanlarında eğitimler aldı. Yurt içi ve yurt dışı olmak üzere yirmi şehri, kültürel gezme imkanı buldu. Kitaplara, yazmaya, tablolara, eski ve yeni objelere, tüm renklere ve dört sitil yüzmeye tutkun. “O kadar derinim ki” diyen okyanusu kıskanmakta.

18.08.2020 tarihinde Kitap Haber ailesine katıldı. Kitap Haber Kültür Sanat Editörü olarak biteviye yazmaya devam etmekte. Kitap Haber Dergisi, Yolcu Dergisi, Şehir ve Kültür Dergisi, Teferrüc Dergisi, Aydos Edebiyat Dergisi’nde yazdı ve yazmakta. İlk yazmaya amatör olarak bir roman ile başladı. Şu ana kadar bir roman, bir deneme, bir öykü, bir Kadıköy’ün Semtleri, iki değerlendirme dosyaları; en güzel haliyle gün yüzüne çıkmak için naçizane enikonu hazırlanmakta. 

1998’de evlendi. Bir oğul ve bir kız evladı var. Ailesi ve kitaplarıyla huzurlu bir yaşamın diğerkâm ve müptezel yolcusu. Bibliyomani değil sadece bir kitap daha okuyacak…

Ülker GÜNDOĞDU ismine kayıtlı 143 yazı bulunmaktadır.

Twitter Instagram LinkedIn Kişisel