Kelimelerin Seyir Defterinden Süzülenler, Düşünce, Ethem ERDOĞAN

Kelimelerin Seyir Defterinden Süzülenler yazısını ve Ethem ERDOĞAN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Kelimelerin Seyir Defterinden Süzülenler

17.01.2022 09:00 - Ethem ERDOĞAN

Dile ve Dildeki Değişimler Üzerine

Dil ve değişim kelimeleri bir arada kullanılınca tabiî olan bir meseleden, günümüz gençlerinin anlayacağı şekilde de, doğal yollardan gerçekleşen durum intibaı oluşuyor. Türkiye merkezli değişimlerin bir netice olduğu, o değişim gerçekleşirken mutlaka bazı zorlamalar olduğu da hemen zihnimizde yer ediniyor. Çünkü bu topraklarda yaşanan her değişim ve dönüşümün biraz zor kullanılarak yapıldığı artık sır değil. Çünkü o değişim ve dönüşümler çoğu zaman erken doğum, düşük gibi sağlıksız sonuçlar doğuruyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan değişimlerin de bu kapsamda sonuçları olmuştur. Örneğin kılık kıyafet değiş(tir)imi sonucu "şapka" mağduru pek çok kişi olduğu gibi. Kimseye fikri sorulmamış, sorulmadan fikrini izhar edenler de zorlanarak yola sokulmuş ya da idam edilmiştir. Oluşan yeni düzenin değişim odaklı faaliyetlerinden birisi, dünyada eşi-menendi olmayan bir şekil ve alana sâridir: Dil devrimi… Güç çok şeyi devirebilir elbette ama dilin devrimi eşyanın tabiatına aykırıdır, örneği bırakın benzeri bile yoktur. Çünkü Cemil Meriç'in meşhur ifadesiyle, kâmus namustur! Süreç harf inkılâbıyla başlar, dil devrimiyle devam eder. Harf inkılâbıyla elde edilemeyen şeyler için dil devrimi vardır. Demek ki, köklerimizle bağlarımızın koparılması için harf değişikliği kâfi görülmemiştir. Dil devrimi bazı kelimeler üzerinden yasakçılık olarak uygulanır.

Meselenin yalnız "değişim" olmadığı, yenilenme-yenileşme olmadığı bunun alenen bir yok olmaya kapı açtığı ortadadır. Milleti köklerinden koparmanın yolu olarak önce alfabe, sonra güneş dil teorisi ve Öz Türkçecilik gibi projeler yapılmıştır. Projeler batsa da alfabe değişimi ile milleti geçmişinden koparma hususunda –belki- amaca ulaşılmıştır. Bu faaliyetlere yönelik olarak, Mahmut Bıyıklı Kültüre Adanmış Bir Ömür – D. Mehmet Doğan eserinin girişinde şunları yazmıştı: "Mankurtlaştırılmaya çalışılan nesilleri korumak için kalemi kılıç gibi kuşanarak meydan yerine atılır biri; o atılıştaki samimiyet ve iyi niyet o kişiyi Mehmet Doğan yapar. Tarihin hiçbir sayfasında dertsizlerin ismi geçmez. Tarihe geçenler hep adanmayı şahsiyet haline getiren anıt kişiliklerdir."

D. Mehmet Doğan üstadla ilgili daha evvel de yazdım. Tecrübem, onunla ve yaptığı dil-kültür çalışmalarıyla ilgili yazmanın zor olduğudur… Bunun sebeplerinden biri, yaptığı kültür faaliyetini, tamamen o kültüre ve o kültürün taşıyıcısı olan dille o dilin sahibi millete yönelik bir hizmet olarak yapmasıdır. Bu hizmet bizatihi zorluk oluşturmaz elbette. O hizmette ve o amaçta tek başına kalmış bir kahramanın vatanını savunması gibidir onun faaliyeti. Dil hassasiyeti olduğu vehmine kapıldığımız pek çok hocanın, yazarın, şairin bile –bilerek / bilmeyerek- yerleşik düzen tarafından sunulan anlayışla hareket ettiği ve neredeyse dil hususunda hür bir bakışın kalmadığı göz önüne alınırsa Doğan'ın hizmeti anlaşılabilir. Bu bağlamda, onunla ilgili yazılacak her cümlenin eksik olacağı duygusu oluşuyor. D. Mehmet Doğan, dil-kültür-anlamlandırma çalışmalarında, sözlük (lügat) taramaları kadar, atasözü-deyim ve şiir taramalarıyla da öne çıkıyor. Farklı yönleriyle tebellür ettiği için, öncelik verme konusunda sıkıntı çekilir. Onun ne büyük bir hizmet ettiğini algılasanız bile, bu hizmeti anlatmak için şair-yazar-sözlükçü-derlemeci-siyasetçi vb pek çok özelliğe aynı anda sahip olmanız gerekir. Çünkü yapılan iş benzersizdir. Yapan kişi için sanatın her dalındaki kişilerin sadece hürmet sunmasını beklersiniz. Bunu açmak lazım: hayatının neredeyse tamamında aynı fikirde, aynı inançta biridir. Döneme, zorlamalara, toplum değişimlerine göre şekil almaz, tip davranışı yerine karakter davranışı sergiler ve sosyal ortalamanın-makul çoğunluğun kabullerine uymayıp onlarla çatışmayı göze alır… Bu karakter esasen kurucu bir yapıya sahiptir. Değerleri mamur edenlere mahsus bu duruş, bazen zekâ, bazen his ama genel itibariyle çelik gibi bir iradeye sahip olmayı gerektirir. Tipolojiyle mücadele bunu gerektiriyor.

D. Mehmet Doğan'ın tavrında aleni olarak, kültürü-dili-alfabeyi bütünlük içinde kavrayan bir bakış görülür. Bu bakışın hülasası değerlerin aşınmasına mani olma kadar, ihyasına da yöneliktir. Onun tavrının ehemmiyetini, bir karşılaştırma ile göstermek mümkün. Edebiyat profesörü Zeynep Korkmaz'ın "Harf İnkılâbının 70. Yıl Dönümü" dolayısıyla, 26 Eylül 1998 tarihinde Dolmabahçe (İstanbul) Sarayı'ında devlet erkânına yaptığı konuşmadan bir kesitte, hiçbir özgün yaklaşımın olmadığı ezber ifadeleri ve 80 yılda hiç geliştirmeden aynı klişelerin ifade edildiğini göreceksiniz:

"Bildiğiniz üzere harf inkılâbı veya yazı inkılâbı diye adlandırdığımız bu inkılâp, Arap alfabesi yerine Lâtin alfabesi temelindeki millî bir Türk alfabesini geçerli kılan bir değişimin ifadesidir. Harf inkılâbı, niteliği bakımından basit bir yazı değişiminden ibaret değildir. Bu inkılâbın sosyal yaşamımızda, dil ve kültür tarihimizde önemli bir yeri vardır".

Milli alfabe..? Hem de Latin temelli. Yani Latin alfabesinden uyarlama. İyi de Osmanlı Türkçesi için kullandığımız alfabe de uyarlamaydı. P, Ç, J harfleri bize mahsustu mesela vb. Ama işte biz niyet okumasak da prof ağzından kaçırıvermiş: basit bir yazı değişimi değil imiş. Sosyal yaşamımızda, dil ve kültür tarihimizde önemli bir yeri varmış. El hak doğrudur. Planlanan batılılaşma için o kültüre alfabe ile yaklaşma gerçekleşti. Yetmedi batı dillerinin işgaline açık hale geldi dilimiz.

Türkçe Şûrası Üzerine

Türkiye Yazarlar Birliği, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi ile Yunus Emre Enstitüsü'nün düzenlediği Türkçe şurasında bildiri sunan D.Mehmet Doğan "20. Yüzyılımızı dille uğraşarak geçirdik. Aklımızı, mantığımızı devreye sokmak yerine hamasete, övünmeye ağırlık verdik" şeklinde başlayan bildiride; dil devrimi faaliyetleri esnasında dile verilen zararı kısa net ifadelerle ortaya koyduğu cümlelerine önemli tespitlerle devam ediyor: "Dilin organik boyutuna (anlam) eğilmek gerekir, burada cümle esastır… Yani kelimenin cümlede kazandığı anlam. Oysa kelimelerin etnik kökeni temel alınmış ve cümleye (bütüne) varmak düşünülmemiştir. Dile mâl olmuş kelimeleri dilden çıkarmak, anlama karşı bir savaştır. … Üretilen yeni kelimelerde, ahenk şartı vardır. Bir de yerine konduğu kelimenin anlamını karşılaması gerekir". Aynı şûrada bildiri sunan Ali Ural'da aynı kapsamda "dil lezzeti" kavramı üzerinden Refik Halit'in dilini anlattı. Bunları yazıya şunun için ekledim: dil devrimi kapsamında yapılan çalışmalarda, Türkçe'nin anlam haritasına karşı açılan bir savaştan söz etmek gerekiyor. Etnik kökenine bakılıp bizim bin yıl kullandığımız bir kelime atılıyor, yerine iki bin yıldır kullanmadığımız Orta Asya bozkırlarından yerel kullanımlar alınıyor. Ahenk ölüyor, anlam eksiliyor, dil lezzeti ortadan kalkıyor.

Yukarıda sayılan durumları ortaya çıkaran faaliyetler, dil devrimi, güneş-dil teorisi, Öz Türkçecilik vb. çalışmalardır. Bu çalışmaların bilimsel zaafları ortaya çıktıkça sessiz sedasız geri çekilmiştir. Ancak, bunun siyaseten ekmeğini yemek, buna taraf olmak hâlâ geçer akçedir. Esas itibariyle meselenin kültür boyutu dikkate alınmamakta, alınıyorsa da bin yıllık kültürden kaçış esas alındığı veçhile davranış gösterilmektedir. Oysa dil ve kültür meseleleri, tabiatı gereği, hiçbir politik bakış açısıyla ele alınmamalıdır.

Kelimelerin Seyir Defterine Dair

Bu kitap 2015 yılında Yazar Yayınlarından, 2021'de ise Muhit Kitaptan çıkmış. Son baskıda 72 sayfa genişletilmiş. Bu kitabın hacim ve içerik olarak daha kapsamlı hale geldiğinden ilk bakışta söz edebiliriz.

Kitabın sunuş yazısında D. Mehmet Doğan'ın meseleye bakışını açıklayan cümleler var. Sözlüklerin adlandırılmasıyla başlanmış kitaba. Gelenekte "Büyük ve zengin muhtevalı sözlükleri kamus, okyanus olarak adlan"dırdığımızdan bahsediliyor. Bu noktada okyanus tanımı yapılıyor. Kamus ile aynı anlamda olduğu anlatılıyor. Dolayısıyla kapak illüstrasyonu olan kompozisyon açıklanıyor: "kelimeleri de bu uçsuz bucaksız denizde seyreden gemilere benzetmek yanlış olmaz. Kelimeler, dilin engin denizinde sürekli hareket hâlindeler". Kelimelerin tarihi seyir içindeki yolculuğuna ve insanla ilişkisine değiniyor yazar. Bu ilişkiyi şöyle özetliyor: "Bugünün insanı günlük hayatta kullanılan bir kelimenin tarih içinde farklı anlamları olabileceğini pek düşünmez. İşte bu değişik anlamları merak etmeye
başladığımız andan itibaren o durgun denizin hareket hâlinde olduğunu fark ederiz
". Dilde uzun süreli kalan bir kelimenin seyrinin, kültür ve medeniyet tarihimizin değişimi ile gelişimini anlamamıza, açıklamamıza yardımcı olacağını anlatıyor. İlk baskı için yazılan kitap tanıtım yazısında, kültür tarihi yazmanın bir yolunun da kelimelerin seyrini takip ederek mümkün olabileceği anlatılıyor. D. Mehmet Doğan "Biz elbette öyle bir iddiada değiliz. Bu kitapla ortaya koyduğumuz, böyle bir amaç uğrunda serbest bir yüzme denemesi olarak kabul edilebilir". Diyor. Bu mütevazı tavrın, konunun geniş kitlelerce anlaşılması için vesile olmasını umalım.

0001901842001-1

Kitabın içeriğine gelince; iki bölümden müteşekkil kitabın ilk bölümünde kelimeler ikinci bölümde kurumsal adlandırma ve kavramlar üzerinden metinler oluşturulmuş. Sözlük çalışmalarına değinen cümleler, ortalama bir okurun bile bu çalışmaların mahiyetini anlayabileceği şekilde. Ahterî'den Şemseddin Sami'ye kadar hatta son dönem sözlükçülerine kadar geniş bir bakış açısı var eserde. Ayrıca, sözlük çalışmalarından, kelimelerin seyrine dair izleri sürerken büyük şairlerin asırlar öncesinde ilgili kelimeyi hangi anlam ve bağlamda kullandığına dair örnekler sunmuş.

Okyanus, gemi sembolizmi yaptığını ve kitabın adının da böyle olduğunu belirtmiştik. Bu sembolizmle ilgili olarak yapılan açıklama oldukça ilginç. Seyir defteri kavramını uzun uzun açıkladıktan, dönem sözlüklerindeki kullanımını gösterdikten sonra, denizcilik kavramı oluşuna geliyor yazar. Dolayısıyla denizlerdeki kural dışı hareketlere, bunun adı da korsanlık… "Kelimelerin seyir defterini tutan bir kimse, 1930'lu yıllara gelindiğinde bir korsanlık olayından bahsetmek zorundadır: Dil Devrimi". Kitapta bu korsanlığın gadrine uğramış pek çok kelimenin durumuna değinildiği de ifade ediliyor. Öte yandan, yazıyla, edebiyatla, ilimle uğraşmasına rağmen söz konusu korsanlık hiç yapılmamış gibi davranan ve hatta o korsanlığa teslim olmanın kabul edilemez oluşu açıklanıyor.

Kamusun Namusu adlı metinde bu kelimeye verilen anlamlar sıralanıyor. Bu kelimenin "sözlük, lügat" anlamıyla Asım Efendi'nin çalışmalarıyla dile yerleştiği, bilgisi veriliyor. Ahterî sözlüğünde "denizin ortası" anlamı verildiği de önemli bir bilgi. Dolayısıyla bu iki bilgi, kamus kelimesinin anlam haritasını gözlerimizin önüne sermeye yetiyor. Kamusun sadece sözlük olmamasıyla, kullanımda canlandığını da Ahmet Haşim'in Süleyman Nazif için yazdığı "Son Şarklı" yazısından örnek veriyor yazar: "Cansız kamus onun elinde bir şûle gibi yanardı". Bu kısımda yazılanlardan bir bilgi daha aktaralım: "Kamusu devirmiş (yıkmış), 7-8 bin kelimelik cep kılavuzlarına kalmıştık. Mamafih 1935'te yayınlanan Osmanlıca'dan Türkçeye Cep Kılavuzu'nda…" Bu kapsamda önemli bir de tespit yapıyor yazar: "Zengin kamuslarımız yerine 1945 yılında 15-16 bin kelimelik Türkçe Sözlük'ü ikame ettiler. Bin yıllık dil varlığımızı bir yana bırakıp 25 yıllık bir fakirliğe razı olmaktan başka bir şey değildi bu". Yazar F. Rıfkı'nın Çankaya'sından "kaf ile kef'in" hikâyesini de aktarıyor. Bu hikâyede Atatürk'ün adını Q harfiyle yazdıktan sonra beğenmediği, bunun üzerine K harfiyle yazıp beğendiği dolayısıyla Q harfinden kurtulmamız (!) ve Kaf ve Kef arasında bir fark kalmadığı… Kaf ve kef'le ilgili derin malûmat "Dilin Kanunu Yazsam Yeniden" adlı diğer yazıda ilgili için çok önemli kısımla devam ediyor. Bu yazıda da Aralık ve Ocak aylarına "kanun" denmesinden "kanun" adlı müzik aletinin meşhur Türk filozofu Farabî tarafından icadına kadar çok geniş bir malûmat var.

Sonuç Niyetine

Bu eser, D. Mehmet Doğan'ın sadece bir sözlükçü olmadığı, kültür ve medeniyet tarihimize yapılan saldırılar karşısında tek kişilik bir ordu olduğu gerçeğini de gösteriyor. Söz ettiğimiz şekilde, hem kelimelerin seyrine hem de kurumsal yapının dile yaklaşımına dair çok geniş bir eser. Sosyal bilincin büyük ve merhametsiz bir saldırıyla körleştirildiği dönemi ayrıntılı şekilde ele alıyor. Yapılanın bilim ve kültürden uzak bir yaklaşımla kurgulandığı sonucunun da aynı şekilde bilim, kültür ve sanattaki güdüklüğünü verilerle aktarıyor. Devrimlerin ruhunu anlamaya çalışırken, kültür ve medeniyet dairesinin nasıl değiştirildiği bu eserde açıkça ortaya konmuş durumda.

Kitabı elinizden bırakamayacaksınız. Daha evvel kulağınıza bir şekilde ulaşmış fısıltıların davudi ve heybetli bir sesle ifade edildiğini göreceksiniz. Kitabın tamamını bitirdiğinizde, "dil, kültür, medeniyet ve yakın tarih üzerine" neredeyse bir kitap hacminde notunuz olacak. Bendeniz bu kitabın tamamını incelemeye ve yazmaya kalksam sanırım en az on yazı yazmak durumundayım. Yapabileceğim, hepiniz adına D. Mehmet Doğan hocamıza Teşekkür etmek.


Yazar: Ethem ERDOĞAN - Yayın Tarihi: 17.01.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 12.05.2022 21:02
463

Ethem ERDOĞAN Hakkında

Ethem ERDOĞAN

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Ethem ERDOĞAN ismine kayıtlı 99 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 4 kitap bulunmaktadır.