Körlük Romanını Salgın ve Mekân Üzerinden Okumak, Düşünce, Mustafa ATALAY

Körlük Romanını Salgın ve Mekân Üzerinden Okumak yazısını ve Mustafa ATALAY yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz

Körlük Romanını Salgın ve Mekân Üzerinden Okumak

21.10.2022 09:00 - Mustafa ATALAY
Körlük Romanını Salgın ve Mekân Üzerinden Okumak

Salgın eserleri okurun karşısına genellikle insan vücudunda yıkıcı etkisi olan, bulaşma hızı yüksek ve ölüm oranı açısından toplumda tedirginlik yaratacak hastalıklarla çıkar. Bunun böyle olma nedeni yıllar içinde oluşmuş acıların, umutsuzluk ve çaresizliklerin toplumsal bellekte derin bir iz bırakmasıdır. Yıllar geçse de bazı olaylar tarihsel akış içinde öne çıkmış, tarihin seyrini değiştirmiş ve toplumu yeniden dizayn etmiştir. Toplumlar bilinmez bir hastalıkla mücadele etmiş, merkezi otorite bununla ilgili önlemler almaya çalışmış, sağlık kuruluşları canını dişine takarak mücadele vermiş ve dini kurumlar da bu hastalığa çözüm bulmak veya hastalığı kabullenmek için savlar ileri sürmüşlerdir. Toplumun birçok kesimini etkileyen salgın hastalıklar gelip geçtiği yerde yıkım yaratmış, yaşanılan yerlerin düzenini alt üst etmiş ve toplumsal hafıza bunu mecburen kayıt altına almıştır.

Salgın hastalıkların distopik bir zemine çekilerek anlatıldığı esere rastlamak çok mümkün değil. Bütün salgın edebiyatı içinde birkaç tane olan bu eserler, salgına farklı bir pencereden bakmayı mümkün kılan yönüyle oldukça ilgi çekicidir. Bu eserlerin az olması yıllarca veba, kolera, sıtma, çiçek, kabakulak ve kızamık gibi hastalık seyri ağır olan ve ölümle sonuçlanan salgın hastalıkların, yıkıcı ve tahripkâr etkisini topluma ağır bir şekilde hissettirdiği içindir.

Yaşanan travmalar toplumun içindeki yazarları etkilediği gibi, yıllar sonra o toplumu ve tarihi süreçte bu vakaların yaşandığı yerlerdeki izleri araştıran yazarları da oldukça derin etkilemektedir. Bu bakış açısı eserlere de sirayet etmekte, yaşananlar eserlerde kalsın istenmekte ve distopik bir kurgu muhtemelen yazara oldukça hayalperest gelmektedir. Salgın hastalık temasının gerçekle bu denli ilintili pozisyonu, distopik temelde yükselecek eserler için zor bir eşik oluşturmaktadır. Bu eşiği geçerken, özellikle okuru anlatının içine çekecek bir üslup kullanılmalı, gelecek örüntüsü bu anlatıma eklenmeli ve karakterlerin toplumun her kesiminin birer temsilcisi olabilmesi sağlanmalıdır. Anlatımın kendi içindeki kurguya sadık olması, kaotik durumların eserin akışıyla uyumlu olması, zihne ters gelen durumların bile bu akış içinde normalmiş gibi algılanması ve okurun eserle bütünleşmesini sağlayacak mekânsal oluşumun da yeniden kurgulanması gerekmektedir. Salgın eserlerinde, mekân olarak daha çok zorunlu kapanma olan karantina ve zorunlu kapatma ya da sapma olan hastane öne çıkmaktadır. Bir eser bazen tamamen aynı mekânda kurgulanırken, bazen farklı mekânlarla birlikte karşıtlıklar üzerine inşa edilir. Burada mekânın tek yönlü ve şeffaf birer yapı olduğunu söylemek elbette mümkün değildir. Mekân da toplum gibi amorf bir yapı gösterir. Mekân üzerine kurulu salgın eserlerinde, farklı mekânların iç içe geçtiği bir yer olarak ortak mekân, zamanla diğer mekânların birer nüvelerini içinde bulunduran daha geniş mekânlar haline getirilir. Mekân konusunda Foucault, bu karma mekânları tasvir ederken "heterotopya" kavramını kullanır. Bu tıbbi bir kavram olup, bir bedenin veya dokunun kendi normal yerinden başka bir yerde bulunması anlamına gelmektedir. Foucault heterotopyaları, kriz heterotopyaları ve sapma heterotopyaları olarak iki türe ayırır:

"Kriz heterotopyaları, ilkel toplumlarda kriz durumunda olan bireylere (ergenler, adet dönemindeki kadınlar, yaşlılar, hamileler) ayrılan kutsal ve yasaklı yerler olarak tanımlanmaktadır. Kriz heterotopyaları kapanma pratiği olarak değerlendirilebilmektedir. Çünkü zorunlu bir kapatma, tecrit söz konusu değildir. Kriz heterotopyaları yerini günümüzde sapma heterotopyalarına bırakmıştır. Sapma heterotopyaları ise, norm-dışı davranış sergileyen bireylerin, toplumdan izole edilerek görünürlüklerinin azaltıldığı, tedavi ya da ıslah edildiği, giriş ve çıkışların denetlendiği, kontrol mekanizmasına sahip olan heterotopyalardır. (Akt. Erdoğdu Özgenç, 2021 )

Mekânın çok yönlü kurgulanması eserin anlatımını kuvvetlendiren ve mekânla okurun irtibatını kolaylaştıran bir imkân oluşturmaktadır. Bu yüzden postmodern salgın anlatılarında sapma heterotopyası olarak hastanelerin birer yaşam alanına dönüştürülmesi, belirli bir süre için bir arada kalan insanların ortak düşüncelerini de inşa etmeye dönük bir katkı sunmaktadır. Toplumu tehdit eden bir tehlike anında ortak düşüncelerin oluşması, hem bireyler arası bağları kuvvetlendirmekte, hem de hastalığın verdiği olumsuz manevi etkileri kısıtlayıp, moral ve motivasyon sağlanmasını kolaylaştırmaktadır. Bu yönüyle salgın eserlerinde mekân kurgusu; hastalık, toplum, iktidar, din dörtgeninde kalan insana bulunduğu krizden çıkış yolu sunacak bir imkânlar oluşumu haline getirilir.

Körlük ve Mekân

Jose Saramago, Körlük adlı eseriyle diğer salgın eserlerine kıyasla bilinmeyen ve bulaştığında insanları öldüren bir hastalık yerine, bulaştığında kör bırakan bir hastalığı salgın olarak seçer. Bu seçimini eserin oturduğu düzlemde sadece bir bilim-kurgu, distopik ve fütüristik bir yaklaşım olarak ele almak yeterli olmamaktadır. Bu durumu salgın hastalığın getirdiği sosyolojik, psikolojik ve teolojik çıkmazları çarpıcı bir biçimde sunma metodu olarak da değerlendirmek gerekmektedir. Aynı zamanda kurgusal ironiyi sosyolojik bir okumaya tabi tuttuğumuzda; kör kalan bir toplumu gerçeklere kör kalmayla, gören insanı bilimin meşalesini taşıyan önder bir bayanla, karantina sürecindeki askerlerin kayıtsızlığını siyasi otoritelerin insanların birbirini yerken onları görmezden gelmesiyle, hastaneden çıkarak evlere yayılmanın gerçeklerle karşılaşmak için zincirleri kırmak ve özgürlüğe kavuşmak gerektiğiyle, tekrar görmeye başlamanın da sürece sabırla yaklaşınca ve bilimi takip ettikçe ulaşılacak hakikatin kör toplumu aydınlatmaya başlayacağıyla ilintilemek mümkündür.

Saramago, kurgusunda yer yer aklın almayacağı noktaları üslubu ve hastalığın sürükleyici boyutuyla aşmaya çalışsa da, bunu ancak kısmen başardığını belirtmeliyiz. Akıldaki soruları öteleyen bir anlatımla, eserin sonuna kadar bunu bir merak olarak götürmeyi başarabiliyor. Eserin sonunda sorularınıza cevap bulamadığınız gibi, içinde kaldığınız eseri bütün çıplaklığıyla görebilmenin de verdiği bir hayal kırıklığına uğrayabiliyorsunuz. Belki bu da Saramago kurgusunun bir parçasıdır, kim bilebilir?

Eser, bir gün araçla giderken kırmızı ışıklarda aniden kör kalan ve beyazlık dışında bir şey görmeyen bir insanın hikâyesiyle başlamaktadır. Kör kalan insanı eve getiren kişi ona yardım ederken aynı zamanda aracını da alıp kaçan hırsızdır. Sonrasında kör insanın eşi bu kör hastayı bir göz doktoruna götürdüğünde, orada bulunan kişiler ayrıntılı bir şekilde okura aktarılmaktadır. Kör hastayı muayene eden doktor hiçbir dokusal bozukluğa yer olmamasına rağmen psişik bir olgu olarak bu hastalığı değerlendirmektedir. Fakat ilginç olan bu olguyu evde araştırırken o da kör kalır. Sonrasında muayenehanede bulunan hastalar sırasıyla kör olurlar ve hastalığı bakanlığa bildiren doktorla diğer körler bir karantina binasına taşınırlar. Bu sırada doktorun karısı da kör olduğunu söyleyerek eşini yalnız bırakmak istemez ve onunla birlikte karantina yerine götürülür.

Eserin mekânla ilişkisi de bu karantina merkezindeki eski akıl hastanesinde başlar. Akıl hastanesi uzun zaman kullanılmayan, çevresi uzun duvarlarla çevrili, içi düzensiz ve bakımsız, atıl durumda bir mekândır. Mekânın kurgusu körlerin içinde tek gören kişi olan doktorun karısı üzerinden şekillenir. Mekânı önce tanımlar, sonra keşfettirir, ihtiyaç önceliğine göre kısıtlar ve sonrasında mekânla ilişkiyi otonomlaştırır. Saramago eserin içine okuru dâhil etmek için okuru da körleştirir ve mekân betimlemelerinden ziyade mekânın işlevsel yönlerini ön plana çıkarmayı daha uygun bulur. Çocuğun ihtiyacı üzerinden tuvaleti, bacağı yaralanan adama temiz su bulmak için mutfağı, yiyecek almak için giriş ve koridoru, yatmak için yatakhaneyi ve ölüleri defnetmek için bahçeyi olaylar ve ihtiyaçlar üzerinden betimler. Sonrasında bu karantina mekânından kurtulup sırayla hastaların evlerini, o evlerde kaldıkları zaman dilimindeki gelişmeler üzerinden peyderpey betimlemeyi uygun bulur. Kimi zaman bir komşu üzerinden kimi zaman da doktorun karısı üzerinden bunu yapar.

Körlük ve Salgın

Diğer salgın hastalık eserlerine kıyasla; salgının bu eserde öldürmeyen, çok bilinen ve aynı zamanda da süründüren bir hastalık olan körlükle ilintilenmesi, geçmiş birikimlere göre oldukça cesur ve sıra dışı bir kurgu içermektedir. Var olanı yeni bir kurguya tabi tutmanın yanında, karantina süreçlerindeki karakter analizleri, insanın ontolojik yanına odaklanan tutumlar, karantinadaki körlerin kendi dünyalarını kurmasındaki alegori, aynı kaderi paylaşan insanların çıkar çatışmaları ve bilinçaltına şiddet yanlısı tutumları kusturduğu eseri diğer salgın eserlerinden öne çıkaran hususlardır. Salgın hastalığın teolojik kısmı ise oldukça zayıftır. Salgın eserleri genelde bir çıkmazla karşılaşan insanlığın Tanrı'ya sığınma içgüdüsünü ortaya koyar. Fakat Körlük'te bu alana nedense hiç girilmez. Bunun yerine gören bir kadını; insanların o durumlarını kullanmayan, kendisini insanlık için feda eden, mağfireti geniş, sürekli ileriyi düşünen ve inançları diri tutan bir kadını yerleştirir.

Salgın eserlerindeki iktidar ile ilişkiler bu eser özelinde de incelikle oluşturulmuş ve tüm çıplaklığıyla da okurla paylaşılmıştır. İktidarın soğuk yüzünü yansıtan uygulamalara ek olarak, karantinanın hastalıkları tedavi etmek ve bulaşı engellemek için yapılmaması, karantinadakilerin ölüme terk edilmesi ve içerdeki hastalara bir sağlık ekibi bile gönderilmemesi salgın hastalığa otoritenin bakışını net bir şekilde ortaya koymaktadır: "Burada bir albay var, en basit çözümün körleri görür görmez öldürmekten geçtiği düşüncesinde, Körler yerine ölüler olması durumu pek değiştirmez… (S110)" Buna ek olarak yeterli yemek ve hijyen ortamının sağlanmaması, kaza durumunda müdahale edilmemesi ve karantina süreçlerinin tamamen kontrolsüz bırakılması siyasi otoritenin salgına atfettiği anlamı da göstermektedir.

Salgın eserlerinde hastalığın aşamalarına göre hastalık tablosunun seyri oldukça önemli bir yer tutar. Bu eserde ise hastalık süreci kör olmakla bittiği için, tedavi süreci hususunda da yapılacak bir şey kalmaz. İlaç çalışmaları sürse de, hastaların günlük takibini yapmak, ateşlerini ölçmek, yemek düzenini sağlamak gibi uygulamalar yapılmaz. Bunun yerine körlerin davranışsal yeterlilik kazanma süreci, bu süreçte niyetlerini açıkça ortaya koymaları, çirkefleşen ve azgınlaşan insanın kurduğu iktidar, bu süreci besleyecek zevk eksenli ortam, baskıcı bir yönetim ve hastaların birbirlerini teselli etmek yerine üstünlük kurma çabalarına insanlıklarını feda etmeleri detaylıca anlatılmaktadır.

Salgın hastalık eserlerinde salgın hastalığı kapanlar bir karantinada kalırken, hastalık bulaşmayanlar dışarıda tedbirli bir şekilde yaşamlarına devam ederler. Hastalık bütün bir insanlığa aynı derecede bulaşmaz. Bu eserde ise hastalık hızla toplumun tüm kesimine bulaştığından herkes kör kalmaktadır. Yarı gören ve çabuk iyileşen yoktur. Bütün bir ülkeyi yönetecek bir kadro bile kalmamıştır. Bu tablo aslında içinde yaşadığımız toplumun derin bir analizini de içerir. Saramago bunu eserinde uygarlığın noksan yönü olarak tanımlar: " İşte uygarlığın kusuru bu, evimizin musluğundan akan suyun rahatlığına alışıyor ve bunun olabilmesi için dağıtım vanalarını açıp kapatan birilerine, elektrik enerjisiyle çalışan barajlara, suyun debisini ve rezervini düzenleyen bilgisayarlara ihtiyaç duyulduğunu ve bütün bunlar için gören gözler bulunması gerektiğini unutuyoruz. (S.229)"

Salgın hastalık birden ortaya çıktığı gibi, birden de sona erer. Aslında bütün salgın eserlerinde olduğu gibi hastalığın ortaya çıkması ve yok olması aynı şekilde gerçekleşir. Bütün hastalar yavaş yavaş görmeye başlamanın verdiği huzurla tekrar hayatlarına dönerler. Bütün kötüler bu süreçte cezasını bulmuş, iyiler her zaman olduğu gibi ezilse de sonunda başarıya ve mutlak mutluluğa ulaşmıştır. Gözleri açılmış, toplumu derinlemesine analiz etme imkânı elde etmiş ve iyi bir yöneticiyle hedeflerine ulaşabilmişlerdir: "Ne düşündüğümü söyleyeyim mi sana, Söyle, Bence biz kör olmadık, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler. (S.320)"

Körlük

Jose Saramago

Kırmızı Kedi Yayınları

320 Sayfa

Kaynakça

Erdoğdu Özgenç,Neslihan, 2021 S.135- Foucault'nun Heterotopyaları: Kapatma ve Kapanma Pratiklerinin Çağdaş Sanata Yansıması


Yazar: Mustafa ATALAY - Yayın Tarihi: 21.10.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 16.10.2022 23:15
884

Mustafa ATALAY Hakkında

Mustafa ATALAY

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Mustafa ATALAY ismine kayıtlı 115 yazı bulunmaktadır.

Twitter Facebook Kişisel