Modern Zamanların Dervişi: Adem’in Öyküsü

Modern Zamanların Dervişi: Adem’in Öyküsü

Modern Zamanların Dervişi: Adem’in Öyküsü

15.01.2021 - Tuba Yavuz
Modern Zamanların Dervişi: Adem’in Öyküsü

Serin bir yaz sabahı ılık esen rüzgârda denizin dalga sesiyle kulağa çalınan Lhasa de Sela’nın “Love Came Here” tınısıyla Güray Süngü oturuyor. Elinde de Borges’ın “Kum Kitabı”. Kitaptaki öykülerden de Borges’ın körlüğünden de öyle etkileniyor ki kitabı kapatıp hayal kurmaya başlıyor. Bu Borges Efendi yerli olsa yani bizden olsa nasıl yazardı diyor, sonra düşünürken düşünürken uyuyakalıyor ve rüyasında gördükleri ile bu kitap oluşuyor. Yok öyle değil elbet bu şekilde yazılmadı bu roman ama benim tahayyülümde Güray Süngü böyle kurumuş olmalı romanını. Bir rüyanın kurguya ya da hayalin gerçeğe, düşün kelama dönüşmesi olsa gerek anlatılanlar. Neyse bırakalım hayal kurmayı zaten kitapta öyle hızlı akacak ki olaylar, zamanlar, mekânlar kafamız fazlaca karışacak bir de ben kafanızı karıştırmayayım. Roman bir rüya atmosferiyle başlıyor, tüm insanlık Adem suretine dönüşüyor ve Ademimiz:

Gürültülü bir metropolün kalabalık bir Pazar yerinde buluyor kendini, yok yok fantastik bir öykünün içinde kocaman bir şatoda, hayır hayır Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları hastanesinde evet burada bir yatakta, yok yahu bu da değil bir sahil kasabasında deniz manzaralı bir pansiyonda aman canım o da değil. O halde neredeyiz?

” İnsanın Acayip Kısa Tarihi” rüya-hakikat, kaybolmak-bulmak, hikâye-şiir, kadın-erkek, yerli-yabancı ve daha pek çok zıtlıkların arasında geziniyor. Peki kahramanımız kim? Yaşlı bir meczubun hikâyesi bu. Hayır canım genç, akıllı, hatta varlıklı biriydi kahraman. Yok olmadı büyücü bir kadındı, aman canım hani erkekti roman kahramanımız? Yok böyle olmayacak bu kitabı zamanla, mekânla, kişiyle, rüyayla anlatmak çok güç. Kitap “ademoğlu hikâyesi” ni anlatınca bir mekân ve bir zamandan bahsetmek mümkün görünmüyor.

Bir üslup romanı olan “İnsanın Acayip Kısa Tarihi” hemen ilk cümlesinde başlayan ironik dili, samimi iç monologtan oluşan kurgusu ve sohbet, şiir, roman, deneme ekseninde gidip gelen yapısıyla kendine has dil işçiliğinin ve Güray Süngü zekâsının ürünü desek abartmış olmayız. Roman günümüz postmodern romanları gibi boşlukları, çelişkileri, kip kaymalarını ters dönen zamanı, metafizik paralel mekân algısını da içinde barındırıyor. İnsanın Acayip Kısa Tarihi bir romandan ziyade bir novella özelliği taşırken, bu kısacık sayfalarda kocaman bir ademoğlu tarihi nasıl anlatılmış? Bir de tüm bunları gelenek öğretileri, “hakikat arayışı” ekseninde çeviriyor Güray Süngü ki bu daha da kıymetli hale getiriyor romanı. O nedenle bu “hakikat arayışı” romanını daha çok, absürt ve avangard edebiyat özelliklerini göz önünde bulundurarak anlamaya çalışmak okur için kolaylık olacaktır. Eserde metinler arası ilişki kurarak Borges’in “Kum Kitabı”na göndermeler yapan Güray Süngü’nün üst kurmaca da dâhil pek çok tekniği nasıl harmanladığına şaşkınlık ve hayranlıkla tanık oluyoruz.

Roman insanın tarihini kısaca işlemekten ziyade insanın hatırlayışını ya da hatırlamak isteyişini işliyor demek daha doğru. Adem’ in çeşitli suretlerde ve siretlerdeki varoluşuna tanık olurken okur da Güray Süngü ile kendi kimliğini arama yolculuğuna çıkıyor belki.

Adem kim, adem ne? Belki de sadece bu sorudan yola çıkılarak yazıldı bu roman. Adem bir anlamıyla yokluk, hiçlik, geçici olan demek. Romanda da Adem’in esasen çokluğundan (kesret) bahsediliyor ve tasavvufta çokluk ise hiçliktir. Mutlak varlık Allah’tır, O tek olandır ve O’nun dışındakiler kesrettir yani çoktur yani geçicidir. Bir diğer manasıyla Adem yoksulluktur. Romanda da insanın kendini bilmesi, bulması ve araması anlatılırken varlığın kendini bilmek olduğu da çıkarılabilir. Yok olan aranır ve Adem’in arayışı, yolcuğu aslında hep kendine varıyor.

İnsan kendisini hatırlamaz zaten, insan kendisini bilir”(s.44) diyen Güray Süngü arayış kavramını bilmeye ve fark etmeye bağlıyor.

Adem kendini ararken yine kendini buluyor ya da kendini buldum sanırken yanılıyor ve tekrar kendini arıyor. “Kendini arıyorsan başkasısındır.(s.121) Adem bir kendi bir başkası oluyor. Bu git gellerde Güray Süngü esas olanın bulmak değil aramak olduğunu şöyle ifade ediyor:

“-Neyi aramak?

-Bulamayacağın şeyi?

-Bulamayacaksam niye arayayım?

-Bulamamayı bulmak için…”(s.46)

Bu arayış ilk on bölümde daha çok kendi geçmişini ve kimliğini aramak olarak egzistansiyalist bir tutumda olurken; onuncu bölümden sonra işin rengi değişiyor. Olaylar biraz daha sufiyane bir tavır alıyor ve on altıncı bölümden sonra artık bu arayış daha metafizik hâle geliyor.

Geçmişini ve kendini bulmak isteyen Adem, artık “Hakikat arayışına giriyor. Elbet bu arayış kolay değil, meşakkatli yollardan geçiliyor. “Hakikat diken gibi batar evladım, yanlışa giden doğru insan acıtır, hatta kanatır” (s.113) diyen Süngü hem okura hem kendine bu yolun zorluğunu hatırlatıyor. Okur artık sıradan bir hafıza kaybı öyküsü okumadığını anlıyor ve Ademoğlunun yasak elmayı yeme mitiyle başlayan bu dünyadaki çıkmazlarını, arayışlarını, bekleyişini, anlatmaya başlıyor. Adım adım Adem’in bulma, anlama, bilme yolculuğu bir “dönüşüm”e evriliyor ve artık bilenle bilmeyenin bir olmadığını gösteriyor yazarımız. Adem’i dillendiriyor:

Elbette dönüştüm, zaman dönüştürür, değiştirir. Bir an önce ben hiçbir şeyden korkmam diyen, bir an sonra korkudan küle dönüşür. Mutluluk bir kıvılcımla tükenir, acı bir tebessümle diner. İnsan değişmem dedikçe değişerek insana dönüşür. Ben de dönüştüm.” (s.114)

Güray Süngü tüm bu değişimlerin, dönüşümlerin sonunda; çekilen çilenin, derdin, kederin sonunu aşka bağlıyor. Aşk uğruna yanmanın insanı insan yaptığını yine Adem’den işitiyoruz:

“Acı diner.

Unutursun acı diner.

Hayattan acıyı çıkar geriye ne kalır ki?” (s.136)

Bu beşeri aşkın ilahi aşka dönüşümünün ve maddenin manaya ulaşmasının öyküsünü kendini bularak bitiriyor. Hakikat yolunda çekilen çilenin, duyulan ıstırabın kabul edilişini, tevekkülü ve teslimiyeti son bölümde görüyoruz.

Allahım bana onu unutturma

Allahım acıya, derde, kedere razıyım, bana aşkımı unutturma

Allahım yanmaya, paralanmaya, ufalanmaya razıyım, bana derdimi unutturma

Amin.”(s.136)

İç içe geçen paralel zamanlar yine içi içe geçen kişiler modern edebiyatın tüm imkânlarıyla “gösterme ve anlatma” ayrımını Süngü ustalıkla yapıyor. Bazen bilim kurgu filmi izler gibi hissediyoruz bazen de sufi bir kalemin şiirindeymişiz gibi haz alıyoruz. İnsana türlü duyguları aynı anda yaşatan bu roman “sufi metafiziği” nin Adem kişisinde somutlaşmasıyla oluyor denebilir.

“İnsanın Acayip Kısa Tarihi” hızlı ritmiyle okuyucuyu hemen içine çeken, ironik dil yapısıyla yer yer tebessümle satırlarında dolaşacağınız bir novelladır. Bu kısacık kitapta Adem’in hikâyesi türlü maceralarla anlatılırken akıcı ve çarpıcı bir dil kullanılmış. Her türden okuma zevkine sahip pek çok okurun ilgiyle okuyacağı bir roman.

Güray SÜNGÜ

İnsanın Acayip Kısa Tarihi

Dedalus Kitap

Basım Tarihi ve yeri: 2016, İstanbul

Sayfa sayısı: 136

Tuba Yavuz - 15.01.2021

,

3734

Tuba Yavuz Hakkında

Tuba Yavuz

1982 yılında Erzincan’da doğdu. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra Ankara’da çeşitli kurumlarda çalıştı. 2008’den bu yana Edirne’de Milli Eğitimde öğretmen olarak görev yapmakta. İki çocuk annesi.

Türk Edebiyatı, Hece Öykü, Ihlamur, Balkan Türküsü, Poyraz gibi çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı.

2014’te “Sitare” öykü kitabı çıktı. (meserret yayınları)

Yorumlar
  • Sedat Sayın 2021.01.18 11:40

    Tebrik ediyoruz hem yazar Güray Süngü'yü hem de bu kitabı içselleştirerek okuyup bize tanıtan Tuba Yavuz'u...

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin