Müzik ve Popülizm kıskacında Türk “Halk” Müziği �, Düşünce, Sait ALİOĞLU

Müzik ve Popülizm kıskacında Türk “Halk” Müziği Üzerine yazısını ve Sait ALİOĞLU yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden oku

Müzik ve Popülizm kıskacında Türk “Halk” Müziği Üzerine

01.11.2023 09:00 - Sait ALİOĞLU
Müzik ve Popülizm kıskacında Türk “Halk” Müziği Üzerine

Pencereden at beni / in aşağı tut beni""

Müziğe, genelde "ruhun gıdası" olarak bakılır. Bu, bir açıdan doğrudur. Mahiyetini bilmediğimiz, ama varlığından "bir şekilde" haberdar olduğumuz ruhun gıda açısından doyması gerekecekse, bu ya direkt Allah'ın © kelamı, ya da hikmet içeren sözler ve yahut ta genel itibarıyla hikmet içerdiği kabul gören türkü ile yani müzikle olur diyebiliriz.

Müzik olgusu da aynen felsefe, sanat ve estetik mevzuları kabilinden, zaman içerisinde, salim fıtrattan peyderpey uzaklaşma eğilimine dâhil olduğuna şahitlik ettiğimiz insanın, ruhen incelmesini öngören, onu fıtratıyla 'yeniden' buluşturma çabasını güden ve onu düşünen aklın ve zikreden kalbin ortaya çıkarmaya çalıştığı bir 'dinlenim' formu olarak değerlendirebiliriz. (1) İnsanı kadim bir söylem içerisinde bir bütünlüğe irca edip onu 'ruh ve bedenden' müteşekkil bir varlık olarak tanımladığımızda ise, bir dinlenim ve dinlenmeyle birlikte, onu, ruhen estetize etme formu olarak görebileceğimiz gibi, onu, aynı zamanda "bir ifsad aracı olarak" da tanışmayabilir.

Hendese-i Savt; Ses Sanatı, Ses Mühendisliği…

Müzikte, çalgı kısmı önemli olmakta birlikte, ses olmazsa olmaz bir yere sahiptir. Böyle olunca, onu bir sanat olarak ele alıp değerlendirebiliriz.

Müzik ses ile ilgili bir sanatsal formsa, İslâm kültür tarihinde bu sanata, hendese-i savt denir. Yani 'ses sanatı'. Çoğunlukla 'müzik' olarak adlandırılan estetik malzemeler hakkındaki bu kısma, yukarıda da belirttiğimiz üzere, hendese-i savt adı uygun görülmüştür. (2)

Buna, müzik söz konusu olduğu için "ses mühendisliği" denebilir. Yani, onu yoğurmak, hale, yola sokmak…

Yeri gelmişken belirtelim; Küt müziğinde bir form olan ve birçok özelliğinden dolayı türküye benzeyen "sıtran" formunun, kelime olarak Türkçe karşılığı, "yoğurmak" anlamında olup bir nevi 'sesi yoğurmak" olarak tanımlanabilir.(3)

İslâm kültüründe hendese-i savt, yani 'ses sanatı' olarak tanımlanan olgu içinde özetle şunları söyleyebiliriz; Müziğe ait bir ifade için genel bir anlatımın yokluğuna rağmen hendese-i sav'ı ele alış tarzı kadar onun yeryüzündeki Müslüman toplumlar tarafından kullanımı da birçok benzerlik faktörleri göstermektedir. Bunlar arasında; "1) Mûsîkî türlerinin tasnifi (dinî, dünyevî, fol, sanat vb.); 2) İcra şartları ve çevre; 3) farklı türlerin icracıları; 4) dinleyenlerin iştiraki; 5) tarihi bağlar ve 6) bölgelerarası ilişkiler yer almaktadır." (4)

Müziğin başlangıcı…

Müzik etki ve ilgi bakımından en eski sanat dallarından biri olarak değerlendirilebilir. Müzik ilk insan topluluklarında uyandırdığı ilgi ve bıraktığı etki açısından ele alındığında, onun, kuşların ötüşünden, suların şırıltısından, yağmurun sesinden, rüzgârın çıkardığı sesten ve denizde oluşan dalgaların oluşturduğu uğultudan esinlendiği varsayılabilir.

Bu varsayıma baktığımızda, o dönem insanı, gelişen zihin yapısına koşut olarak el becerileri sayesinde, ilkel şekillerde de olsa, kullanılmak üzere birçok alet ve edevat yapmışsa, "içi boş bir kütüğe deri geçirip vurarak, hayvan bağırsaklarından yapılan ipleri çekerek, boynuz, kemik ya da odundan bir boru üfleyerek doğadaki sesleri taklit etmeye" başlamıştır. (5) Müziğin oluşumunda, adeta onun temel taşı hükmünde bulunan ses, başlangıçta insanlar arasında işaretleşmek amacıyla kullanılmış olup, sonraları hoşa gitme açısından bir düzenlemeyle, ilkel müzik biçiminde bir yapıya büründürülmüştür.

Müzikteki matematiksel gizemi keşfederek yazıya döken ve böylelikle de temelini atan kişinin M.Ö 530-450 yılları arasında yaşadığı bilinen antik dönem Yunan filozofu Pisagor(Pythagoras) olduğu söylenir. Pisagor kendi döneminde akustiğin temelini kurmuş ve müziği matematiksel yoldan çözümleyerek bir sesin yüksekliği ile uzunluğu arasındaki ilişkiyi saptamaya çalışmıştı. Pisagor "belirli uzunluktaki bir telde çalınan notanın frekansının iki kat uzunluktaki bir telde çalınan notanın frekansının tam iki katı olduğunu buldu." (6)

Müzik, İslam'dan önceki dinlerin müntesipleri arasında da tartışma konusu yapılmış olmakla birlikte Müslüman toplumlarda da az-çok tartışılmıştır.

İlk dönemlere baktığımızda, onu, gündelik hayatın tümünü kapsamamak şartıyla ve içeriğinin "temizliği" söz konusu olduğunda ona haram gözle bakılmadığı, ama daha sonraki asırlarda, "asıl olanın eşyada mubahlık olduğu" gerçeğini anlamayan, görmeyen, keza onu görmezden gelen ve işe bütünsellikle değil de, parçadan bakmaya çalışan ve bunlardan dolayı kendi görüşünü İslam'ın (Kur'an-sünnet) görüşü olarak insanlara zorla kabul ettirmeye çalışan zevatın birçok kültürel öge gibi müziği de külliyen haram olarak ele alıp değerlendirdiği bilinmektedir.

Böyle bir durum, eşyada asıl olanın ibaha olduğu esprisini es geçmesi, aslında bir bedeviliği de ele vermekte olup kişinin kendini sözde medeni olarak tanımlaması da nihayetinde anlamsız kaçmakta ve var olan sakiliyet hali sürüp gitmekte olup bu sakil durumlar, maalesef günümüzde de yer yer devam etmektedir.

Her şey bir ihtiyaca binaen oluşur, husüle gelir. İhtiyaçların bir kısmı kabul görür ki, maddidir ve bir mübadele aracı olan paran tutunda, insanın hayatını biyolojik olarak sürdürmesine yarayan gıda maddeleri ile birçok eşyayı vs. kapsar.

Kültürel ihtiyaçlara gelince, bunlarda kendi aralarında çeşitlilik içerir. Bunları da, kabaca, din ve dünya ayrımı yapmadan ve sadece maksadı anlamak açısından "dinî" ve "dünyevî" olarak iki gruba ayırabiliriz.

Dünyevî grupta birçok konu yerini alır. Bunlardan birisi müziktir..Müzik; "1) duygu, düşünce ve imgeleri teksesli ya da çoksesli olarak anlatma sanatı. 2) bu biçimde düzenlenmiş seslerden oluşan yapıtların çalınması ya da söylenmesi." Olarak tanımlanabilir. Müzik, insanın doğaya eklediği uyumlu seslerdir. Ses, bir doğa olayıdır. Müzik, bu doğal ve etkin olaydan bilinçli bir çalışma ve emek ile bir sanat yapıtı yaratmak, sesi bilimsel ve estetik bir temele oturtmaktır. Bütün müzik türleri için ana öğeler ritim, tonalite, dinamik ve ses rengi olarak belirtilir.(7)

Popülizm Türk Halk Müziğine nasıl sirayet etti?

Popülizmin, son yıllarda bütün dünyada politika analizlerinde belki de en sık kullanılan bir kavram. Genellikle demagoji ve fanatizmin baskınlaşmasıyla, çoğulculuk karşıtlığıyla, ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığının erozyonuyla, yabancı düşmanlığı ve faşizan etkilerle birlikte tartışıldığı görülüyor.

Konumu gereği, popülizmi daha da ileri tarihlere sabitleyebiliriz. Batılılaşma ve modernleşme eyleminin Osmanlı son dönemine bizzat "devlet ricali" tarafından ortaya konulduğu; birçok alanda a'dan, z'ye temelli bir değişimin yaşandığı, yönetsel formlar olarak Tanzimat'tan itibaren Meşrutiyet'in kendi sürecini tamamlamasına bağlı olarak Cumhuriyet'in uygulanması ile birçok yasağında başladığı bilinmektedir.

Bu yasaklardan birisi de Türk müziği ile ilgiliydi.

Uzun bir dönem bu topraklarda Türk müziği birçok formu içerisine alarak yasaklanmıştı. Onun yerini klasik" Batı müziği almıştı.

Buna bağlı olarak bedeni Türk, Kürt, ama ruhu ve içerisine girdiği kalıp açısından Batıcı olan "ince zevkli(!)aristokrat" zevat, hemen her alanda olduğu üzere müzikte de tercihini Baı'dan yana yapmıştı.

Bu durum onlarca yılı bulmuştu. Türkü artık köylü işi ve tabiri caizse "tukaka" edilmişti.

Ama birçok ideolojik açılardan Kemalizm'e muhtaç bir hali bulunan Türk solu içerisinden çıkıp kendisine dayatılan, ya da "uygun görülen" durumlara razı olmayıp ona karşı duranların, bu kez müzik açısından tercihleri türküden yana olmuştu. Ki, bu form, oluşurken formel ilhamını türküden almıştı.

Bu form, daha sonraları birçok ideolojik çevre içinde geçerli olmuştu.

Türk Halk Müziği Üzerinden Popülizm…

Yukarıda konu bağlamında ifade etmeye çalıştığımız üzere, Türkiye'de devrimlerin tüm ağırlığının hemen her alanda kendini baskın olarak hissettirdiği dönemlerde birçok şey devrimlerin gadrine uğradığı gibi müzikte kendine düşeni almış oldu.

Uzun bir dönem Türk müziği yasaklı olarak gözden düştüğü için, toplumların ilgilenmeyeceği bir konuma düşürülmüş oldu. Bir müzik formu olan türkü ise, bu kez Müslümanların büyük bölümünün hem mezhebi v hem de öteden beri müziğe karşı oluşları üzeriden Aleviliğe ve Alevilere özgü olarak değerlendirildiği için uzun bir dönem revaç bulmadı.

Daha sonraki süreçte, şehirleşme ile unutulan ve göz ardı edilen türkü yerine "şarkı" yani Türk sanat müziği, genellikle hemen her şehir ve ilçede bulunan "Musiki Severler Cemiyeti/Derneği" gibi yerlerde icra edilmeye başlandı.(yaklaşık yetmişlerin başlarına kadar…) Bununla birlikte Arap müziğinin etkisiyle adına arabesk" denilen form oluştu.

Arabesk müziğin, normal şartlarda, toplumun değişen dinamiklerine ve bu dinamiklerin tetiklediği siyasi duruma göre hareket etmesi gereken ve "görece" ezilen –sınıfları temsil ettiği düşünülen şahısların, hissedilen ve görünen ezikliğe rağmen –acı içerisinde- apolitik durmaları da ayrı bir konu olarak karşımızda durmakta olup üzerinde düşünmek gerekir.

İşte, o form içre müzik icra eden şahıslar birer, birer var olmaya başladılar. Toplumda bir nevi yasaklanan ve icra edilmesi pek de mümkün olmayan türkü yerine, her iki formu da içeren arabesk müziğe ilgi duydu. O zamanlar, bu dalga içerisinde kendine özgü bir yapısı olan(arabeskvari)Kürtçe eserler de Türkçeleştirilerek seslendirildi.

Buna binaen ne toplum ve ne de bu işe yasal olarak ayar vermesi gereken yetkililerin(birazda işin popülizmine kapılarak) ilgisizliği sonucu –bu işe gönül veren, konuya dair ciddi eğitim alan ve ii popülizme indirgemeyen şahısların varlığına rağmen- uğraştığı formun çoğu kez ne olduğu tartışılan sanatçılar zuhur etti.

Bunların bir kısmı etnik açıdan Kürt, ya da Arap idiler. Ama Kürtçe ile Arapçanın hiçbir toplumsal alanda kullanılması mümkün olmadığından ve dahi "yasak" olduğundan dolayı, bu kişilerde ya birçok Kütçe vs. eseri Türkçeleştirdi, ya da toplumsal ve siyasal alan dışında ağırlığı olmayan, çoğu da arabesk mahiyetinde Türkçe sözlü müzik eserlerini seslendirdiler.

Bir de, bu şahısların önemli bir kısmı, toplumun sevgisini kazanmak için kendilerine, içerisinde "ses" ibaresi bulunan soyadlarını uygun gördüler; o ses, bu ses, şu ses vs.

Popülizm, bu sayede var olan yasaklardan hareketle en nihayetinde Türk halkının hayatı anlama ve anlamlandırma formu, yani bir nevi felsefesi olan türküyü ayaklara düşürmüş oldu.

Dipnotlar:

1)Sait Alioğlu; Müzik ve Türk Halk Müziği Üzerine Bazı Mülahazalar, (Haksozhaber.Net) 18.07.2011.

2) İsmail Raci Farukı, Lamia Faruki, İslam Kültür Atlası., s.467 İnkılâb Yay. Aralık,1999.İST.

3)Sait Alioğlu, İsfahan'dan, Şiraz'dan, Rakka'dan, Urfa'dan, https://www.surkav.org.tr/images/upload/20230804143524-43713-37967.pdf (Şurkav Dergisi, 34.Sayı)

4) İsmail Raci Faruki, Lamia Faruk,, a.g. e, s.468

5) Temel Britanica Ans. Müzik mad. Ana Yayıncılık(Hürriyet Gazetesi Kültür Eki)

6) Temel Britanica, a.g.m

7) https://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCzik


Yazar: Sait ALİOĞLU - Yayın Tarihi: 01.11.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 19.10.2023 17:13
511

Sait ALİOĞLU Hakkında

Sait ALİOĞLU

Araştırmacı yazar. haberdurus.com'un editörlüğünü yapmakta olup çeşitli konuları içeren yazı ve araştırma çalışmalarını sürdürmektedir.

Sait ALİOĞLU ismine kayıtlı 85 yazı bulunmaktadır.

Twitter Facebook