Nasıl Seri Katil Oldular?, Kara Tahta, Misafir Köşesi

Nasıl Seri Katil Oldular? yazısını ve Misafir Köşesi yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Nasıl Seri Katil Oldular?

27.09.2023 09:00 - Misafir Köşesi
Nasıl Seri Katil Oldular?

Behçet DARĞIN yazdı...

Çocukluk dönemi, bireyin benliğinin ve kişiliğinin temellerinin atıldığı, aynı zamanda çevresel etkilerin en yoğun olduğu bir dönemdir. Bu dönem, bireyin çevresine en açık olduğu ve ailesine en bağımlı olduğu bir zaman dilimidir. Bu bağımlılık, annemizin, babamızın ve ailemizin sevgisine, merhametine, korumasına, bakımına ve ilgisine olan ihtiyacı içerir. Bu dönemde, içinde doğduğumuz çevrenin dini inançları, kültürel değerleri, düşünce tarzları ve davranış kalıplarını benimseriz, bu da hayata bakış açımızın genel çerçevesini oluşturur.

Ancak, bu kritik dönemde karşılanamayan veya eksik karşılanan maddi ve manevi ihtiyaçlar, bireyin hayatının ileriki aşamalarında derin izler bırakabilir. Bu izler, yanlış kararlar alma veya kimlik çatışması yaşama şeklinde kendini gösterebilir. Bu tür olumsuzluklar, ruhsal bunalımlara, tutarsız davranışlara ve bir türlü kendisi olamama durumlarına yol açabilir. Daha da önemlisi, çocukluk döneminde yaşanan travmalar, bireyin ileriki yaşamında sadece kişisel sorunlara değil, aynı zamanda topluma yönelik ciddi tehlikelere de yol açabilir. Örneğin, bu dönemde yaşanan ağır travmalar, bireyin potansiyel olarak bir seri katil olmasına zemin hazırlayabilir. Bu karanlık olasılığı detaylı bir şekilde inceleyen bir bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Söz konusu kitap Jack Rosewood'un "Nasıl Seri Katil Oldular?" adlı eseridir.

Bu eser, dünyanın dört bir yanından en vahşi, sadist ve korkunç 150 seri katilin hayat hikâyelerini bir araya getiriyor. Yakamoz Yayıncılık etiketiyle ve Oğuz Oral'ın başarılı çevirisi sayesinde Türkçe'ye kazandırılan bu eser, 624 sayfadan oluşuyor ve seri katillerin karanlık ve gizemli dünyasına dair detaylı bir inceleme sunuyor. Peki, bu kitapta bizi neler bekliyor? İşte detaylar:

Kitap, seri katilleri detaylı bir şekilde ele alıyor. Her bir katil, kendi başlığı altında inceleniyor, bu başlıklar altında ise katillerin resimleri, geçmişleri ve ayırt edici özellikleri yer alıyor. Aynı zamanda, cinayet yerleri, kurban sayıları ve cinayet metodları da ayrıntılı bir şekilde işleniyor.

Yakalanma ve dava süreçleri gibi konuların yanı sıra katillerin aldıkları cezalar ve diğer ek bilgiler de kitapta yer buluyor. Kitap, katillerin öldürmeye başladıkları zamanları ve yakalandıkları tarihler gibi önemli zaman dilimlerini de içeriyor. İdam cezalarının uygulandığı yerler ve cezaların gerçekleşme tarihleri gibi detaylar da kitapta eksiksiz bir şekilde yer alıyor. Bu sayede, okuyucular katillerin karanlık dünyalarına daha yakından bakma fırsatı buluyor.

Yok Olmanın Öteki Yüzü

Bu seri katillerinden bazıları şunlardır: Elias Abuelazam, David Carpenter, C.E Cole, Charles Albright, Marie Besnard, Alber Fish, Karındeşen Jack, Edmund Kemper, Keith Hunter Jesperson, Robert Hansen, John Joubert, Lorenzo Gilyard…

Birkaç örnek üzerinden seri katillerin karmaşık ve korkunç hayat hikayelerine bir göz atalım:

"Yalnız Kalpler Katili" lakabıyla tanınan Nannie Doss, 4 Kasım 1905'te, kontrolcü ve baskıcı bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. Asıl adı Nancy Hazel'dir. Babası, onu okula göndermek yerine çiftlikte çalıştırmayı tercih etti, bu yüzden Doss düzgün bir şekilde okuma ve yazma öğrenemedi. Ancak bu, onun annesinin romantik dergilerine olan ilgisini engelleyemedi; hatta hayatının ilerleyen dönemlerinde yalnız kalplerle ilgili köşe yazılarını okumaktan kendini alıkoyamadı. Babaları, Doss ve kız kardeşlerini sıkı bir şekilde kontrol eder, onları yaşıtları gibi giyinmeye zorlar, makyaj yapmalarına ve dansa gitmelerine izin vermezdi.

Doss, dört kocası ve annesi dâhil olmak üzere 8 ila 11 arasında cinayet işlediği bilinen bir seri katildi. Lösemi hastalığına yenik düşerek 2 Haziran 1965'te hayatını kaybetti.

Diğer bir örnek ise 31 Ocak 1939 doğumlu Jerry Brudos,"Ayakkabı Fetişi Katili" olarak bilinir. Doğduğunda annesini hayal kırıklığına uğratmıştı çünkü annesi bir kız çocuğu istiyordu ve bir erkek çocuğunu bir türlü benimseyemedi. Bu nedenle, annesi ona sürekli kız çocuğu kıyafetleri giydirdi. Annesi tarafından cinsiyeti nedeniyle aşağılanan ve önemsenmeyen Brudos, kadın ayakkabılarına karşı bir fetiş geliştirdi. Hapiste olduğu sırada bile, Brudos bu takıntısını mektuplar yazarak sürdürdü. "Hapisteyken Brudos ayakkabı satan şirketlere mektup yazıp katalog kopyalarını talep etmişti."[1] 2006' da karaciğer kanserinden hayatını kaybetti.

Bireysel Psikoloji'nin kurucusu Alfred Adler, Brudos'un çocukluk dönemini ve çevresinin ona olan etkilerini şöyle açıklıyor: "Çocuk, doğumundan sonra kendisini bir çevre içinde bulur; çocuktan bir şeyler alır, ona bir şeyler verir çevre, çocuğa bir takım istekler yöneltir…" [2] Bu açıklama, Brudos'un yaşadığı çocukluk travmalarının ve çevresinin, onun suç işlemeye yönelmesinde ne kadar büyük bir rol oynadığını gösteriyor.

İnsanlara korku salan bu katiller, birçok yazarın, sanatçının ve sinema yönetmeninin de dikkatini çekti. Bu nedenle, birçoklarının hayatı filmlere, dizilere, belgesellere ve şarkılara ilham kaynağı oldu.

Örneğin; Ed Gein, baskıcı bir ailede büyüdü ve annesinden aşırı derecede etkilenmiştir. Her öğleden sonra mutlaka İncil okurdu. Cinayet, ilahi adalet ve ölüm konularına merak sarmıştı. Gein, birçok edebiyatçı ve sinemacının dikkatini çekti.

"- Ed Gein, 'Sapık' filmi ve romanındaki Norman Bates karakterine ilham kaynağı oldu.

'Teksas Testere Katliamcısı'ndaki Deri Surat karakteri de insan ganimetlerini toplamada Gein'den esinlenmiştir.

'Kuzuların Sessizliği' kitabının ana karakteri de Gein'den esinlenmiştir."[3]

Seri katil denildiğinde, doğal olarak insanları büyük bir korku sarıyor. Çünkü bu insanların işlediği suçlar, bir insanın yapmaması gereken davranışlar arasında. Normal insanların da alışık olmadığı bir durum bu. Ancak bu korkunç insanların, edebiyatla, müzikle ve sanatla ilgilenen bir yönleri de var. Bu ilgi, bazen korkunç düşüncelerini ifade etmelerine olanak sağlar. Karanlık dünyalarına baktığımızda, blog sayfaları açıp düşüncelerini ve fikirlerini paylaşan, şiir yazan, kitaplar kaleme alan, yağlı boya tablolar yapan, müzik grubu kuran kişileri de görebiliyoruz. Bu tür çalışmalar, düşüncelerini ve karanlık dünyalarını daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Örneğin; John Wayne Gacy, hapiste yağlı boya tablolar yapmakla meşguldü. 7 Cüceler, Disney karakterlerini, Michelangelo'nun Pieta eserini ve Palyaço Pogo olarak kendi otoportresini çizdi. İdamından sonra tabloları büyük bir ilgi gördü. Film yönetmeni John Waters ve aktör Johnny Depp, onun tablolarına sahip ünlü kişiler arasında.

Başka bir örnekte; Antone Charles Costa, hapisteyken "Resurrection" (Yeniden Doğuş) adlı bir kitap yazdı ve bazı cinayetleri işleyen kişinin kendisi değil, arkadaşı Carl olduğunu öne sürdü.

Diğer bir örnekte; Joseph E. Duncan III, genç bir çocukken cinsel saldırıya uğradı. 15 yaşındayken ilk cinayetini işlemişti, kurbanlarını çekiçle vurarak öldürüyordu. Tutuklanmadan önce "Fifth Nail" (Beşinci Çivi) adında bir internet sitesinde görüş ve fikirlerini paylaşıyordu. Bu ismi siteye vermesinin nedeni ise oldukça ilginçtir: Ona göre, İsa'yı çarmıha germek için kullanılan dört çivi dışında, Romalılar tarafından gizlenmiş beşinci bir çivi daha vardı.

İnsanların canını acıtmaktan zevk alan bu sadist ruhlu insanlardan normal davranışlar beklemekte saflık olur. Bunlar, tuhaf ve tüyler ürpertici takıntılar ve düşüncelere sahip kişilerdir. Bu takınlar ve düşünceler aynı zamanda onların aileleri ve çocuklukları ile ilgili önemli ipuçları taşıyor. Luis Gravito, Kolombiya'da doğdu. Çocukken babasından duygusal ve fiziksel şiddet gördü; cinsel istismara uğradı. 2006 senesinde televizyon sunucusu Pirry ile röportajında, istismara uğramış çocuklara yardım etmek için siyasete atılmayı düşündüğünü söyledi. Buna ek olarak; sık sık keşiş ya da rahip gibi davranırdı.

Diğer bir örnekte ise 1941 doğumlu seri katil Roger Kibbe, onu sıklıkla döven dominant bir anneyle büyüdü ve onun gözünde annesi onu hiç sevmiyordu. Çocukken altını ıslatıyordu ve ağır kekeme olduğu için okulda kendisiyle dalga geçiliyordu ve zorbalığa maruz kalıyordu. Kendisiyle yalnız kalıyordu. Yalancı biriydi, hırsızlık alışkanlığı vardı ve 15 yaşına geldiğinde soygundan tutuklandı. Annesine benzeyen bir kadınla evlendi Kibbe. Karısı da annesi gibi acımasız ve dominanttı. Kibbe' ye, çocukken annesinin ona davrandığı gibi davrandı. Daha sonra Kibbe, karısının davranışları sonrası kadınlara olan öfkesi kat be kat arttı.

Örneklerde de görüldüğü gibi iki katilinde verdiği kararlarda geçmiş yaşantılarının büyük bir etkisi var.

İnsanların uzun süre boyunca yürüttükleri işler, belli bir zamandan sonra onların fiziksel görünüşlerine ve ruh hallerine etki eder. Bu etki, kişinin davranışlarını belirleyici bir şekilde yönlendirebilir. Bu durumu, seri katillerin yaşamında açıkça görmekteyiz. Larry Eyler' ın yaşamı, bu konudaki en çarpıcı örneklerden biridir."Eyler, kendi halinde yaşıyordu ve en yakın arkadaşları ve ailesi tarafından tanınmayacak hale gelmişti."[4]

Seri katiller, çoğu zaman kendilerine has lakaplar kullanırlar. Bu lakaplar bazen güvenlik birimleri tarafından, cinayetlerde gözlemlenen belirgin işaretler ve özellikler temel alınarak belirlenir. Bu durum, hem katille ilgili bir profil oluşturur hem de soruşturmaları yönlendirmeye yardımcı olur. Bazen de bu lakaplar, katiller tarafından belirlenir. İşledikleri suçlara bir tür kişisel imza bırakmak amacıyla kullanırlar. Bu onların egolarını tatmin eder ve aynı zamanda bir nevi sanat eseri yaratma arzusunu gösterir.

İşte seri katillerin kullandıkları bazı lakaplar: Gülen Yüz Katili, penseciler, Kansas Kasabı, Kokuşmuş Bob, Sıradan Bir Adam, Deri Önlüklü, Hafta Sonu Katili, Karma Eğitim Katili… Örneğin; "1948 doğumlu Doug Clark, asıl tutkusu cinsel yönden atletik olmaktı. Bu nedenle kendisine sık sık ' Tek Gecelik İlişkiler Kralı' olarak bahsederdi."

Seri katiller, çeşitli motivasyonlarla bu tür korkunç suçları işlerler. Kimi zaman bu eylemleri zevk almak için gerçekleştirirken, kimi zaman da kafalarındaki seslerin yönlendirmesiyle hareket ederler. Bu katiller, işledikleri suçların ciddiyetinin farkında mı, yoksa kendilerini kaybetmiş mi, bu konuda farklı teoriler bulunmaktadır.

Örneğin, seri katil Caroll Edward Cole 'nin sözleri, bu karanlık dünyanın ne denli dehşet verici olduğunu gözler önüne seriyor: " Hayatımı o kadar kötü bir şekilde altüst ettim ki devam etmek istemiyorum"[5] Bu tür itiraflar, seri katillerin kendi içlerindeki karanlığın farkında olduğunu ve belki de bu yüzden toplumdan tamamen kopuk olduklarını gösteriyor.

Bakşa bir örnekte ise, Stephen Akinmurele, kendisini "Çıkmaz Sokak Katili" olarak tanımlamış ve yaşlı insanları öldürmeyi bir görev olarak görmüştür. Annesine bıraktığı intihar mektubunda şöyle yazmıştır: "Şu an olduğu gibi hislerimle başa çıkamıyorum, her zaman öldürme hissiyle doluydum,"[6]

Diğer bir örnek ise "Otoyol Katili" olarak bilinen Bonin'dir. Bonin, potansiyel suçlulara şöyle bir öneride bulunmuştur:"Bir kişi kanunlara karşı gelen bir eylem gerçekleştirmeyi düşünüyorsa ona, bunu yapmadan önce sessiz bir yere geçip yapacaklarını tüm ciddiyetiyle düşünmesini öneriyorum."[7]

Bu örnekler, seri katillerin farklı motivasyonlarla hareket edebileceğini ve bu tür suçları işlerken ne düşündüklerini bir nebze olsun göstermektedir. Ancak, bu konuda kesin bir sonuca varmak oldukça zor ve karmaşıktır. Ancak, Alfred Adler'ın bu konuda yaptığı bir tespit, bu karmaşıklığı bir nebze olsun aydınlatıyor:"Suç işleyenler kendi kendilerini aldatır, bu tür hayallerle kendilerini şevk ve gayrete getirirler. Oysa gerçekte her suçlu bilir ki yaşamın yararlı tarafında bulunmamaktadır; beri yandan, yaşamın yararlı tarafının neresi olduğunun da farkındadırlar.[8]"

Peki, seri katiller ne gibi özelliklere sahipler? Ortak özellikleri var mı? Birçok seri katil, manipülatif ve şiddet eğilimli kişilik özelliklerine sahiptir. Zekaları ve manipülasyon yetenekleri, onların suçlarını uzun süre gizli tutmalarını sağlar. Aynı zamanda, birçoğu antisosyal kişilik özellikler gösterir; bu da onların empati eksikliği yaşamasına ve diğer insanların duygularını ve haklarını görmezden gelmesine neden olur.

Seri katiller, genellikle bazı belirgin ortak özelliklere sahiptirler. Bu özelliklerden biri, travmatik bir çocukluk geçirmeleridir; bu, hemen hemen hepsinde en yaygın rastlanan özelliktir. Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, cinsel sapkınlıklar ve takıntılı davranışlar, diğer yaygın ortak noktalarıdır.

Suçlu Kim?

İnsanlar, dünyaya masum birer birey olarak geldiklerinde, nasıl bu kadar zalim ve acımasız olabiliyorlar? Bu duruma gelmelerinde kimler sorumlu? Anne mi, baba mı, arkadaşlar mı, yoksa kendileri mi? Seri katillerin yaşam öykülerini incelediğimizde, aile ortamının ve ebeveynlerin bu konuda önemli bir role sahip olduğunu görebiliyoruz. Yanlış ebeveyn davranışları, çocukların yaşamlarında derin yaralar açabiliyor ve travmatik bir çocukluk geçirmelerine neden olabiliyor. Ebeveyn tacizine maruz kalan, dövülen, ihmal edilen, istenmeyen ya da evlatlık olarak başka ailelere verilen bireyler, zamanla sapık ve korkunç yaratıklara dönüşebiliyorlar.

1940 yılında dünyaya gelen Lawrence Sigmund Bittaker, çocuk sahibi olmak istemeyen bir ailede dünyaya geldi. Kimsesiz bir çocuk gibi büyüdü ve daha sonra evlatlık olarak bir aileye verildi. 'Alet Çantası Katili' olarak nam saldı. Toplamda beş kurbanı olan bir seri katil haline geldi. Zeki bir çocuk olmasına rağmen, okulu hiç sevmedi ve 12 yaşında soygunculuğa başladı. Tüm bu hırsızlıklarını, ailesinin kendisine gösterdiği ilgi ve sevgi eksikliğine bağladı.

Freud'un Psikoanalitik Kuramı, bu tür davranışların kökenini açıklayabilir. Freud, bireyin kişiliğinin çocukluk döneminde şekillendiğini ve bu dönemde yaşanan travmaların, bireyin yetişkinlik dönemindeki davranışlarını büyük ölçüde etkilediğini belirtmiştir. Bittaker'ın çocukluk döneminde yaşadığı travmalar ve ailesinden gördüğü ilgi eksikliği, onun suç işlemesine neden olmuş olabilir.

Doğuştan mı, yoksa sonradan mı?

Katillik, genetik bir özellik mi, yoksa sonradan mı öğreniliyor? Bu, uzmanlar arasında farklı görüşlerin olduğu bir konudur. İşte bu konudaki iki ana görüş:

Genetik Kökenli Mi?

Profil uzmanı Pat Brown, seri katillerin geçmişlerinde yaşadıkları deneyimler ne olursa olsun, temelde "kötü" olarak nitelendirilebilecek bir yapıya sahip olduklarını savunur. Bu, katilliğin bir nevi genetik bir kökeni olduğunu ima eder. Ancak, bu teorinin geçerli olabilmesi için, seri katillerin diğer aile bireylerinin de katil olmaları gerekmektedir. Şu anda, bu teoriyi destekleyecek bilimsel veriler veya bilgiler mevcut değil. Bu da, katilliğin genetik bir temele sahip olmadığını büyük ölçüde destekler nitelikte.

Çevresel Faktörlerle mi Şekilleniyor?

Öte yandan, davranışçı psikolojinin önde gelen temsilcilerinden psikolog John B. Watson, insan davranışlarının büyük ölçüde çevresel faktörlerle şekillendiğini savunur. Watson'un "Bana bir bebek verin, ondan istediğim şeyi yaratayım" sözü, bireyin davranışlarının, büyük ölçüde çevresel faktörlerle - aile, arkadaşlar, toplum - şekillendiğini vurgular. En meşhur seri katillerden biri olan Jeffrey Dahmer' in hikayesi bu görüşü doğrulayan örneklerden biri, 17 cinayeti bulunan seri katil Dahmer, daha 4 yaşındayken, babasının evin altından hayvan kemikleri çıkardığını izlemiş ve kemiklerle oynamaktan hoşlanmaya başlamıştı. Bu deneyim, onda bir kemik koleksiyonculuğu merakı uyanırmıştı. Dahmer çeşitli kelebekler, yusufçuklar ve büyük böcekler de toplayıp kavanozlarda saklıyordu. Öldürülen hayvan iskeletlerini toplamayı sürdürdü…Bu durum da aile hayatının tam bir yansıması olarak görülüyor. Bu teori, katilliğin genetik bir özellik olmadığını, bunun yerine bireyin çevresindeki faktörlerle öğrenildiğini öne sürer. Seri katillerin geçmişlerini incelediğimizde, birçoğunun bu hale gelmesinde aile ortamında yaşadıkları travmaların büyük bir etkisi olduğunu görebiliriz.

Katilliğin doğası hakkındaki bu iki farklı görüş, konunun ne kadar karmaşık ve çok boyutlu olduğunu gösteriyor. Genetik kökenli bir özellik mi, yoksa çevresel faktörlerle mi şekillendiği konusunda kesin bir yanıt vermek zor. Ancak, bu tartışma, bireyin davranışlarının nasıl şekillendiği konusunda daha derin bir anlayışa ulaşmamıza yardımcı olabilir.

Sonuç olarak, Jack Rosewood'un "Nasıl Seri Katil Oldular?" adlı eseri, okuyucuları, 150 seri katilin karanlık dünyasıyla tanıştırıyor. Bu kitap, sadece bir korku hikâyesi koleksiyonu değil, aynı zamanda bu karamış ruhlara dair bir inceleme ve analiz sunuyor. Eser, katillerin işledikleri suçları ile onların geçmişleri, yaşam öyküleri arasındaki ilişkiyi ve hatta bazılarının sanata olan ilgisini de detaylı bir şekilde ele alıyor. Bu yaklaşım, okuyuculara, bu korkunç suçların arkasındaki insanları daha iyi anlama fırsatı sunuyor. Kitap, bu karanlık dünyanın sadece bir kurgu olmadığını, gerçek olduğunu ve bu tür suçların gerçekten işlendiğini gözler önüne seriyor. Ayrıca, yanlış ebeveyn davranışlarının gelecekte ne gibi trajedilere yol açabileceğini açıkça gösteriyor.

Son sözü, "Spokane Seri Katili" olarak bilinen Robert Lee Yates 'e bırakıyorum: "Her yaşamın bir anlamı var."[9]

[1] Age, s:104

[2] Alfred Adler, İnsanı Tanıma Sanatı, çev: Kamuran Şipal, Say yayınları, İstanbul, 20.Baskı, 2019, s: 57-58

[3] Age, s:248

[4] Age, s: 207

[5] Age, s:153

[6] Age, s, 13

[7] Age, s, 95

[8] Alfred Adler, Yaşamın Anlamı ve Amacı, çev: Kamuran Şipal, Say Yayınları, İstanbul, 14. Baskı, 2019, s,247

[9] Age, s: 594


Yazar: Misafir Köşesi - Yayın Tarihi: 27.09.2023 09:00 - Güncelleme Tarihi: 01.11.2023 22:08
788

Misafir Köşesi Hakkında

Misafir Köşesi

Kitaphaber ailesine misafir olmuş konuk yazarların yazılarını bu profilde bulabilirsiniz.

Misafir Köşesi ismine kayıtlı 1008 yazı bulunmaktadır.