Nurettin Durman Şiirine Geniş Açıdan Bir Bakış, Edebiyat, Ethem ERDOĞAN

Nurettin Durman Şiirine Geniş Açıdan Bir Bakış yazısını ve Ethem ERDOĞAN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Nurettin Durman Şiirine Geniş Açıdan Bir Bakış

16.05.2022 10:05 - Ethem ERDOĞAN
Nurettin Durman Şiirine Geniş Açıdan Bir Bakış

Yorucu Bir Yol, Şiir yolu!

"Önce yoldaş sonra yol" cümlesinin derinliğini en iyi kavrayanlar yazar ve şairlerdir. Yoldaş kelimesindeki beşeri yön, yazar ve şairde anlam olarak belirir. Çünkü yazar ve şairin yolunu da yolculuğunu da ihata eden hatta yol haritasını çizen kelimeler ve kullanımlarıdır. Kullanımdan kastım yalnız ıstılah değil, daha çok şiir dilinin oluşum yöntemleri içinde öne çıkan kullanım çeşitleridir. Yazının başlangıcı da sonu da sıkıntıdır. Bir sıkıntıdan neşet eder, bir sıkıntıyla yolculuk ettirir, bir sıkıntıya ulaştırır yazarı. Yazmak zorunda olduğunuzu iğva ettiği şeylerle doldurur ortamınızı ve başka seçenek olmadığını gösterir. Bu nokta neşet etme yeridir. Yazılacak meselenin eni boyu, derinlik ve genişliği ile yola revan olursunuz. Yol da yolculuk da bir tür kutsal bir dinî törene, ritüele dönüşür. Yazının uzun ve yorucu yolculuğuna dayanmayı başarmışsanız ulaştığınız nihayette acil bir cezayla tecziye edilirsiniz… Yazı biter! Biten şeylerin çokça acı ve hüzün içerdiği malumdur. Biten bir yazının ilk etapta görece bir mutluluk verdiğinden söz etmeliyiz. Bu mutluluk çok kısa süren bir mutluluktur. Çünkü hemen akabinde bu bitirilmiş ve mutlu olunmuş nihayetin yeni bir sıkıntı için aslında doğum olabileceği düşüncesi belirir. Çünkü yazının demlenmesi gerekmektedir. Üzerine ilk anın sıcaklığından azat olmuş bakışlar gerekmektedir. Bu özgür ve yeni bakışlardan doğacak yeni cümlelerin dizayn edilmesi ve metne eklemlenmesi de ayrı bir meseledir. Bu bakışın mümkünse dışarıdan bir çift gözle, değilse dışarıdan bir çift göz anlayışıyla yazar tarafından yapılması gerekir. Yazmanın sıkıntılı iş olduğuna dair söylenebilecek cümleler de bu noktadan itibaren başlar aslında. Aklın ve vicdanın sürekli aktif oluşundan kaynaklı bir yorgunluk vardır artık yazarda. Üreten beyin yorulmuştur. Çelişkidir işte, üretmek beynin acı çekmesine bağlıdır.

Buraya kadar yazının insana yüklediği, yükleyebileceği bazı sıkıntılardan söz açmaya çalıştık. Bu sıkıntıların şiirden ne kertede bir şiddeti getirebileceğinin tespiti oldukça zor. Ancak her halükârda sıkıntının katlanacağı kesin. Çünkü hikâyede imge kullanımı oldukça zorlayıcıdır, şiir ise bizatihi imgelerle kuruluyor. Anlamı seçilen imgeye yüklemenin kolay bir yanı olmadığı da aşikardır. 2. Yeni'den itibaren şiirimiz "imgeci" olarak anılmaya başlıyor. Ancak imge ve imgecilik tam olarak tanımlanamayan meselelerden. Görüş beyanlarına bakılınca, iki uca doğru kazandığı uzamla şekilleniyor imge için yapılan tanımlar. Ses ve buluşun anlama yakışması olarak görmekle, seçilen kelimeye anlam yüklenmesi arasında imgenin çeşitlendiği görülüyor. İmge meselesinin bu noktada ikincil bir konu olduğunu hemen not edelim. Asıl mesele şairin de yorgun oluşu! Bu anlamları formel hale getirmek, formülize anlamı imge bulup üstüne yüklemek, aynı zamanda sosyolojik gerçeklerle ilişkilendirmek… Tıpkı yazar olmak sıkıntısı kadar şair olmak sıkıntısı da katlanılası değil. Ancak bir buluş ya da yeni bir söyleyişin hazzı var işin içinde. Şair bundan vazgeçemez. Çünkü bu haz, şairin yaralarını saran bir etkiye sahip ve şairi canlandırdığı da bir gerçek.

Türk Şiiriyle Paralel

Nurettin Durman'ın şiir ve genel anlamda yazma serüvenine dair önemli bir eser olan "Şiir Kalır Sonunda – 60 Yılın Şiirleri" 2021 yılı içinde İz Yayınları tarafından yayınlandı. Kitap ön söz mahiyetinde bir yazıyla başlıyor. Bu yazıda Nurettin Durman'ın hayat çizgileriyle şiiriyetin paralelliği alt bir metin şeklinde rahatlıkla okunabiliyor. Mevlana'nın Divan-ı Kebir eseriyle karşılaşması mesela: genç bir hamalın kenarlarındaki boşluklara hesap yaptığı bir kitap görüyor Durman. Hamalın elinden alıyor Divan-ı Kebir'i. Divan-ı Kebir'i kurtarıyor ama belki Divan-ı Kebir onu kurtarmıştır!

"Şiir Kalır Sonunda" kitabının ilginç yanları var. 1964'ten 2021 yılına kadar Nurettin Durman'ın şiirlerinden seçki yapılmış. Bu şiirlerden yola çıkarak dönemin şiirine dair çıkarımlara da ulaşılabilir. Hiçbir sanatçının dönemin anlayışından ayrı-uzak bir sanat anlayışı içinde olamayacağı gerçeğinden hareketle; dönemin şiir anlayış bileşkesine bakarak da bir şairin şiirindeki sosyolojiyi takip etmek mümkündür. Nurettin Durman'ın şiirlerinden oluşan bu seçki eserin bir kısmını temel alarak 60 yıllık şiir maceramıza yönelik tespitler bile yapılabilir.

Nurettin Durman şiirlerindeki ilk dönem denebilecek uzun bir süre var. Bu süre 1964-1986 arasını kapsıyor kanaatimce. Bu süreçte, ikinci yeni ve özellikle Sezai Karakoç etkisi var. Bu durumun kapsamında "teknik mısra söyleme" çalışmalarına da rastlıyorum. Hatta 1980'li yılların ilk yarısındaki şiirlerde "teknik mısra söyleme" çabası telaşa dönüşüyor sanki. Bir şairin çok uzun süren şiir serüveni göz önüne alındığında dönem dönem cari alışkanlıklara kapılma hatta onlardan etkilenme söz konusu olabiliyor. Şairin gel-gitlerle dolu ruh hali için bu durum normal sayılır. Dönemin şiirine dair alışkanlıklarından nasiplenme denebilir.

1966 tarihli "Ulus'ta Bir Garip Kişi" adlı şiirin bazı mısralarında -ki Nurettin Durman şiirinin ilk dönemidir- 2. Yeni şiirine öykünen söyleyişlerle karşılaştım. Mesela;

"Adım başında avuç dolusu yalnızlığımı çaldılar Yüreğimden bıçakladılar beni kızların gözleri önünde Yorgun bakışlarımı gözlerine diktim öylece Gözleri ki en sevdiğim gözleri ki her şeye değer"

"Sahi biz nerelere giderdik bir yerlere giderdik" Memleket Havaları, 1983

Yine benzer bir şekilde 1983 tarihli "Süleyman" adlı şiirin finalinde de 2. Yeni şiirine öykünen bir söyleyişle karşılaştım. "Yani dedemiz oluyordunuz dağ başıdır muhterem." Bu mısrada da 2. Yeni şiirine dair özelliklerden olmak üzere; aklın mantıksal işleyişini göz ardı etme bağlamında gerçeküstücülüğün daha bilinçli bir kullanımını görüyoruz. Anlam yerine imge ve çağrışıma kapıların sonuna kadar açılmasıyla karşı karşıyayız.

Şairin 1983 tarihli "Leb-i Derya Manzaralar" şiirinde ilginç şekilde bir sosyal değişim öngörüsü ile karşı karşıyayız. Durumu ilginç bulmamın sebebi genelde insanların içinde yaşadığı durumu sosyolojik olarak algılama konusunda zaafı olmasına rağmen, Nurettin Durman'ın "Ama şimdi / Demirden ve betondan insanlar çoğalacak" mısralarının; dönemin başbakanı Turgut Özal tarafından yürütülen ekonomik politikalar karşısında bir tepki oluşu, şairin içinde yaşadığı dönemin farkında oluşuyla açıklanabilir sanırım.

1986 / 87 tarihli şiirlerde, Nurettin Durman şiirinde farklılaşma ve olgunlaşma işaretlerini görüyorum. Hem sesletme, hem ironi hem de imgelem olarak bu farklılaşma ve olgunlaşmadan söz etmek mümkün. Mesela:

"Ah nasıl da ölümler buldunuz kendinize nasıl da Nerede gözünüz nerede kulağınız nerede kalbiniz

Sahi nerede kalmıştınız siz" Aynalar, 1987

Nurettin Durman şiirinde teknik mısra oluşturma eğiliminin, farklılaşma ve olgunlaşma işaretleriyle birlikte gün yüzüne çıktığı 1984 ve 1985 tarihli şiirler de var aslında. Mesela "Denize Bakan Sarışın Çocuk" şiiri bir tür sentez. Teknik mısra ile olgun mısra arasında kalışlar net görülebiliyor. "Artık / Denize bakan sarışın çocuk hayretlerini / Karşılayarak, işaretleyerek, tabiatıyla koşarak / Toplara tutulmuş çarşının hıçkırıkları arasında" mısralarında durumun tespiti mümkün. 1987 ve sonrası şiirlerinde ise belli bir olgunluk öne çıkıyor. Şairin öykünme, benzeme gibi saiklardan uzaklaştığı görülüyor. Ürettiği metnin sadece şiir olması meselesi, üretilen metnin şiir olması telaşıyla ters orantılı olmalı! "Boğazkesen" adlı şiirde (1987) "Biz şehrin sevdalı kaçakları ikindi isyancıları / Dururuz kocaman çınarların gölgesinde / Bir tebessüm bir darbe bir kırmızı gül olarak / Yedi iklim yedi diyardan kardeşlerim / İnsan, peki nasıl insan olmaktır / çılgınlık nöbetleri kanlı pençeler / Boğaziçi'nden akıp giden dalgalı sular / İstanbul aşkımız oluyor…" Bu metin parçasındaki teklifsiz tavır şiirin tavrıdır. Aslında şairin tavrıdır, demek gerek. Bir metinde İstanbul, darbe, aşk, gül, kardeşlik gibi, saf şiiri sahih dönüştüren arka plan sunuluyor. Bu aynı zamanda şairin hayata, dünyaya bakış açısının da sindiği bir resmin fonunu oluşturuyor. Bir İstanbul kartının altına yazılmış şiir gibi. Benzer bir panorama ve daha etkili bir söyleyiş de şairin 1997 tarihli bazı şiirlerinde görülüyor. 28 Şubat döneminin en koyu zamanlarının terennümü var şiirlerde. 1997'nin ikinci altı ayının tarihini taşıyan on şiir saydım, dönemin karanlığına ışık niyeti olan. "akşam hiç yetmedi zaten yıldızlar çıkmadı / bereketi bitti gündüzün bırakıp gitti / güneşlerin ve güllerin ardından / devrime bıraktı beni" Güllerin Ardından, 1997. "Bu ne telaş şubat hanım gidiyorsunuz demek / Cuma günü üstelik.. /.. İşte böyle şubat hanım / Süryanicede yirmi sekiz tesmiye ediliyormuşsunuz / dervişlerin teber taşıdığı çağda" Hoşça Kal Hüzünbaz Çocuk, 1997

Şairin, şiir vadilerinde gezintisinin ne kadar çeşitli ve renkli olduğunu bu seçki toplu şiirlerde takip etmek mümkün. İlginç karşılaşmalardan birisi de onun 1982 tarihli "Beklemek Sevda Oldu" adlı, aslında dört beyitten oluşan iki kıta şeklindeki geleneksel tarz şiiri. Bu şiir şairin Türk şiirinin hemen her çıkmasına hâkim olduğuna dair de bir veri.

Şairin 1986 ve sonrası şiirlerinde belli bir olgunluk öne çıkıyor, demiştik. Bu durumu biraz açtığımızda Nurettin Durman'ın ses, ironi ve imgelemini hikmetli bir söyleyişe ulaşma çabalarına yönlendirdiği görülüyor.

"Adamın biri

Suratında kırk firavunla dolaşıyordu

Oysa halklardan saklanmış şiirler gibi

Aşkla genişleyen yüreğim" Uzun Çığlıklar Halinde, 1986

"Beylerbeyi sarayında

Tarih yazan padişah

Kendi tarihine cebbar olaydı eğer

Bindirseydi semiz ellerine cellatlarını

Kırk katır mı kırk satır mı hesaplarıyla

Kementler atılsaydı dört bir koldan

Oyunlar oynansaydı ay ışığında

Mehtaba çıkardı tarihçiler anında" Denize Bakmak, 1987

1990 ve sonrası şiirlerde şiiriyeti oluşturan güçlü bir dil ve söyleyişe ulaştığını görüyoruz şairin. Saf şiirin en temel özelliklerinden olan, duygu ve izlenimlerin alegorik ve metaforik anlatımının, sahih şiire ulaşan noktasında hayata ve dünyaya bakışın da fon haline geldiği bir dil ve söyleyişten söz ediyorum. Aynı zamanda aklın mantıksal işleyişini göz ardı etme bağlamında gerçeküstücülüğün daha bilinçli bir kullanımına ulaşan Nurettin Durman şiirini görüyorum.

"Ben bir gezginim her Cuma içimde değirmen taşı

Bazen bir çiçektir Sultanahmet Meydanı'nda yüreğim

Ben bir gezginim her Cuma içimde kırlangıçlar

Merhametler ve az bulduğum acılar ile

Kendimi ararım kendi içimde" Hüznü Atamıyorum Hayatımdan, 1992

Bir şiiriyetin alt yapısında şaire dair hemen her şey vardır. Lirizmi, müktesebatı, hayata ve dünyaya bakışı, dil ve söyleyişi… Bu son maddenin alegori ve metaforlarla beraber daha güçlü hale gelmesi az şey değildir. Nurettin Durman şiirinde bunun üstüne bir de, modern şiirin Divan edebiyatından başlamak üzere neredeyse bütün ekollerinin söyleme şekline dair çıkmaları da var. Mesela, aşağıda kullanacağım metin parçasında ikinci yeni şiir söyleme şekli de, birimlerin son mısralarında birinci yeniyi andıran şiir söyleme şekli de mevcut. Diğer yandan hem sanat işlevine hem dil ötesi işleve yönelik kullanımlar, bu metni sahih şiire ulaştıracak şekilde yazıldığı dönemi teşrih eden, eleştiren göndermeler de var.

"Anlatmak isterdim lakin

bizim sokak bağdadi

aslında bir ara cümle için

öteki kabile uzak

Bir kâse baldıran

Biraz yılan zehri

Aciz bıraktı beni

Aşikar olan forsa

Ahaliyi fikretmek için

korkular salacaktı

Ne müthiş değil mi

Kara humma çıkmadan

Yolcu yolunda gerek" Yolcu Yolunda Gerek 1998

Hasılı

Bu yazıda Nurettin Durman ağabeyin 1964-2000 arası şiirlerine yönelik serbest bir yaklaşım denedik. Nurettin Durman ağabey, Türk şiirinin geniş hinterlandında yeri olan neredeyse bütün şiir eğilimlerini, şiirlerinde uygulamış görünüyor. Yazıda örnek vermedim ama Karacoğlan gibi ince duyarlıklar ya da Dadaloğlu gibi tok şiir örnekleri de veriyor, garip ve ikinci yeni söylemlerine benzer mısralar da kuruyor. 1980 kuşağı şiirinin en bariz özelliği olmak üzere, Türk şiir birikimini bir bütün olarak kıymetlendirme ve kendi şiirinde inşa etme çabası da var. Saf şiir örnekleri de, sahih şiire ulaşan metinleri de var. Daha spesifik şekilde, şiirimizin son yüzyıldaki en büyük şairlerinden biri olan Üstad Sezai Karakoç'la özdeşleşmiş ikili mısra kurulumunu (ilk mısradaki kavram-değerin ikinci mısrada yeniden tanımlanması) sanırım en iyi kavramış ve uygulamış şairlerdendir.

"Yazmamak yaşamamak gibi gelir bana" cümlesini motto edinmiş olan şair, kişilerin, toplumun-milletin ve bütün dünyanın-insanlığın gerçekliğini şiirin gerçekliği olarak görüyor. İncelemeye çalıştığımız bölümde, ülkemizin yaşadığı büyük karanlıklara ses-öfke-eleştiri yönelten, hayat tarzının ve moral değerlerin öne çıkarılması çabasında olan, en nihayetinde sahih şiire doğru yolculuğu süren bir şair. Kitap, Nurettin Durman şiirinin bütün serüvenini derli toplu görebileceğimiz önemli bir eser.

Şiir Kalır Sonunda

60 Yılın Şiirleri

İz Yayıncılık

2021 İstanbul

327 s.


Yazar: Ethem ERDOĞAN - Yayın Tarihi: 16.05.2022 10:05 - Güncelleme Tarihi: 16.05.2022 11:30
277

Ethem ERDOĞAN Hakkında

Ethem ERDOĞAN

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Ethem ERDOĞAN ismine kayıtlı 105 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 4 kitap bulunmaktadır.