Ölüm Konuşunca Herkes Susmuyor!

Ölüm Konuşunca Herkes Susmuyor!

Ölüm Konuşunca Herkes Susmuyor!

16.04.2021 - Mustafa Atalay
Ölüm Konuşunca Herkes Susmuyor!

Nasıl doğduğunu kimsenin hatırlamadığı bir zamanda ölüme adımlamak kadar olağan bir durum yoktur. Hayat uzun bir serencam haline geldikçe, insanın kendi doğumunu kendisinin dahi hatırlamayacağı bir noktadan ölüme adımlaması beklenen bir durumdur.

Beklenmeyen şey ise, doğumunu hatırladığınız insanların vefat etmesidir. Hayatını kendi gözlerinizde yaşayan ve daha nice ömrü olduğunu düşündüğünüz bu insanların vefatı toplum içinde “zamansız ölüm” olarak adlandırılsa da, bilinen bir gerçektir ki ancak zamanı geldiğinde ölüm gerçekleşmektedir.

Ölüm

Ölüm nefesin ve hayati fonksiyonların yitimidir. Bu yönüyle insanın kabullenmesi gereken bir hakikattir. Elbette ölümün hakikat olduğunda herkes hemfikir olsa da, ölümün uğradığı semtler ve ölüme bakış sosyo-kültürel miras ekseninde şekillenmektedir. Ölüm fikriyatının oluşmasında yaşamlardaki izlerin etkisi kaçınılmazdır. Toplumun ölümü kabullenmesi, ölüm sonrası hazırlıklar ve toplumsal vazifeler bir ritüel olarak geleneksel kabul şeklinde süregelen bir olgudur.

Ölümün bir yalnızlık kabuğu şeklinde sunulması dışında ölüme giden süreçte karşılaşılan durumlar da bu duygunun beslenmesine yardımcı olur. Ölüme giden süreçte ölenden ziyade geride kalanların kalmalarına ağlamaları, kalmalarına yanmaları ve kalmalarına ağıtlar yakmaları şu sözü meşhur eylemiştir: “Dirinin/Hastanın başında ölüler ağlar…”

Edebiyatta Natüralizm

Natüralizm, diğer adıyla doğalcılık felsefe, sanat ve edebiyat gibi alanlarda, dünyanın doğal detaylarına odaklanmak, olayları doğal seyrinde kabul etmek ve bunları olanca yalınlığıyla sunmak fikriyatı üzerine temellenmiş bir düşünce akımıdır.

Edebiyatta natüralizm; nesnel gerçekleri kaleme almak, idealleştirme fikriyatına karşı çıkmak, eserlerde hayatı olabildiğince bir bütün halinde aktarmak, anlattıkları çevrenin dilini kullanmak, sosyal gerçekliklere değinirken toplumdaki çirkin ve olumsuz durumlar üzerinde durmak, argo sözcükler kullanmak, yalın anlatım tercih etmek ve anlatıma/olaya çevresel faktörlerin etkisi gibi temel özellikler sergiler. Bunlara ek olarak “sanat toplum içindir” ideali taşır ve o bilinçle hareket ederler. Toplumsal olayları bir deney misali, laboratuvardan gördüklerini aktarmak olarak değerlendirirler. Bu yüzden eserlerine yazarın kendi düşünsel/idealize etme müdahalesi oldukça az veya yoktur.

Nasıl Ölünür

Naturalizm akımının öncüsü Emile Zola’nın kaleme aldığı “Nasıl Ölünür” adlı eser, beş farklı hikâyeden oluşmaktadır. Toplumsal statü ve konumları farklı beş ailede gerçekleşen ölüm hikâyeleri olabildiğince sade, yalın, nesnel ve öncü olduğu sistematiğe uygun olarak kaleme alınmıştır.

İlk hikâyesinde büyük bir servete sahip, dergilere yazılar yazan, akademik bir birikimi olan, aristokrat, elli beş yaşlarında “Kont de Vertueil”in kısa ömür serencamını ve ölümünü ele alır. Mutsuz giden ve yalnızlaşan, fakat gösteriş olarak eşiyle birlikte ve mutlu olduğuna çevresini inandırmak zorunda kaldıkları bir evliliği vardır. Hastalanan Kont’u, Kontes sadece arada rahatsız olduğu için odasına giderek ziyaret eder. Sonrasında iyice kötüleşen Kont hayata gözlerini yumar. Eşi ve çocukları evde gelenleri karşılar, hazırlıklar yapılır, cenaze arabası giderken yoldakiler iş konuşmaya başlar. Eşi ağlamaktan bitkin bir şekilde odasında hülyalara dalarken, Kont toprağa teslim edilir.

İkinci hikâye ise, sulh hâkimi eşini sekiz yıl önce kaybederek dul kalan, üç çocuğu olan ve yüksek burjuvazinin üyesi iki milyonluk servete sahip bir kadındır. Çocuklarının kalan serveti bitirerek annelerinin eline baktığı bir hayatın parçasıdırlar. Anne olabildiğince cimridir ve bunda da haksız değildir. Üç oğlan annelerinin hastalığı süresince ona bakarken, anne de paraları kaçıracaklar düşüncesiyle hastalığına bir de ruhi sıkıntıyı ekler. Gün gelir ve anne hasta yatağında ölüme adımlar. Üç oğlan gerekli işlemleri başlatır. Annelerini toprağa teslim ettikten sonra kendi içlerinde annelerinin cimriliği zuhur eder. Yazar son notu düşer: “Para ölümü zehirlerse, ölümden bir tek öfke çıkar. Tabutların üzerinde insanlar dövüşür.(S.24)”

Üçüncü hikaye fakir bir yaşantı içindeyken çalışarak sonunca bir kırtasiyeci dükkanı edinen, hayatları tamamen çalışmaya odaklanmış Bay Rousseau ve Bayan Adele Remercier üzerine kaleme alınmıştır. Adele hayatlarını idame ettirmek ve öksürüklerine çare olacak doğa ile iç içe bir taşra evi için kendini feda ederken, adam gittikçe hastalanan eşini tekrar doktora götürmek ister. Doktor eşinin verem olduğunu söyler ve hastalığın ileri safhada olduğunu da üzerine ekler. Kadın gittikçe kötülerken, hayat sanki onun iyileşeceğini gösterecekmiş gibi çalışmasına devam eder adam. Kadın durumunu bildiği için kız kardeşine miras kalmaması adına noteri çağırır ve eşine vasiyet ile yarısı üzerinde olan mallarını bırakır. Kadın ölür, kız kardeşi arası kötü olmasına rağmen mallar için üzerine düşeni yapmaya çalışır. En sonunda vasiyet vardır ve adam bunu söyleyince kız kardeş bir daha gelmemek üzere çekip gider.

Dördüncü hikâye işçi olan bir baba, anne ve evlattan oluşan çekirdek ailede yoksulluğun gölgesinde şekillenir. Yiyecek ekmeğe, yakacak oduna ihtiyacı olan bu ailede Charlot’un hasta olması üzerine ailenin çaresizliği anlatılır. Doktoru çağırsa ilaçları alamayacak kadar muhtaç bu aile, havanın soğukluğunda buzları kırarak eve ekmek getiren baba sayesinde hayata tutunmaya çalışır. Doktorun rutubetli havanın Charlot’u bitirdiğini söylediğinde babası çaresizliğini şöyle geneller: “Zaten yoksul insanlar her türlü havada ölüp gidiyorlar. (S.36)” Yardıma başvurdukları gün Charlot hayata gözlerini kapatır. Charlot’un öldüğünü ışık olmadığı için anlayamazlar bile, ışık getiren komşusuyla gerçekle yüzleşirler.

Beşinci ve son hikâye ise bir köylü olan ve hayatı köyde geçen yetmiş yaşında geçineceği kadar toprağı olan Jean-Louis Lacour’dan bahseder. Bu yaşına kadar hastalık görmeyen adam, bir gün olduğu yere düşer ve süreç hiç bundan sonra iyiye doğru gitmez. Yattığı yerde geçirdiği birkaç gün sonrası olduğu yerde vefat eder. Toprağa teslim edilirken o toprağı toprak da onu tanıyordur.

Ölüm Ritüeli ve Mezarlıklar

Hikâyelerde toplumsal sınıflara ait beş aile ve o ailelerde gerçekleşen ölüm anlatılmaktadır. Bununla birlikte ölüm sonrası yapılanlar ve mezarlıklar da bu toplumsal sınıflara göre tasvir edilmiştir. Zenginlerde ve fakirlerde papaz çağırılması ve yapılan ayinler arasındaki derin farklılıklar ölümün birleştirici ve denkleştirici yönünün sadece nefes vermeme şekli olduğunu, diğer yönleriyle kast sistemine uygun bir yapılanma olduğu görülmektedir.

Bir cenazede özel bir aile mezarlığı varken, diğerinde kiralık bir mezarlık, bir diğerinde toplu mezarın arkasında bir mezar yeri ve köyde bahçeler içinde bir mezarlık tasviri aktarılmaktadır. Bu toplumsal statünün mezarlıklardaki konumunu da gözler önüne sermektedir.

Sonuç

İnsanların ölüm ile iç içe oldukları bu dünyada ölümün herkesi eşitleyici fonksiyonunu kavrayamadan cenazeleri defnetmelerini anlamlandırmak oldukça güçtür. Ölüm geldiğinde herkesin geride kalanlara odaklanması, eserin ise bununla ilgilenmemesi, asıl dikkatimizi celbetmesi gereken noktayı da nazara veriyor.

Ölümün temel gerçekliğinde insanın yalnızlık ve çaresizliğini, hayatın hangi evresinde olursa olsun insanın ölümle burun buruna olduğunu ve bu gerçeklik karşısında herkesin sustuğu bir anın olacağını da bilmemiz gerekiyor.

Eserin satırca kısa, fakat sadırca oldukça uzun olduğunu da hatırlatırız…

Emile Zola

Nasıl Ölünür?

Çeviri: Aysel Bora

Can Yayınları

47 Sayfa

Mustafa Atalay - 16.04.2021

,

370

Mustafa Atalay Hakkında

Mustafa Atalay

Bir gölün kıyısında 88 yılının Temmuz sıcağında hayata gözlerini açtı. Eğitiminin büyük bölümünü burada geçirdi. Bir denizin kıyısında 2007-2012 yılları arası Üniversite eğitimiyle birlikte hayat eğitimi de aldı.

Bir gölün kıyısına döndüğü yaşamını, 2012 Ağustos'undan bu yana 'Lale'lerle bezeli düşüncelerle 'Eczane'sinde devam ettiriyor.

Okuyor, yazıyor, çalışıyor ve başka alanlarda eğitimine devam ediyor.

Daha önce Üniversite bünyesinde çıkarılan Sentez Dergisi'nin editörlük ve yazı işleri sorumluluğu görevlerini üstlendi. Kardelen Derneği Bülteni'nin editörlüğünü yaptı. Dernek ve Vakıf bültenlerinde ara ara göründü, Alıntılar Mektebi'nde talebe oldu, Yolcu Dergisi'nde nefeslendi, on5yirmi5.com'da uzun bir serencamı oldu. Kitaphaber.com.tr'yi ise evi gibi görüyor...

Facebook: mvatalay
Twitter:@ayn_sin_kaf
Blog:http://aynsinkaf.blogspot.com.tr

Sosyal Medya'da Bizi Takip Edin