Ömrüm Bir Mercimek Çorbasına Fedadır, Edebiyat, Ethem ERDOĞAN

Ömrüm Bir Mercimek Çorbasına Fedadır yazısını ve Ethem ERDOĞAN yazarına ait tüm yazıları Kitaphaber.com.tr sitemizden okuyabilirsiniz.

Ömrüm Bir Mercimek Çorbasına Fedadır

18.02.2022 09:00 - Ethem ERDOĞAN
Ömrüm Bir Mercimek Çorbasına Fedadır

AÇLIK ROMANINA BİR YAKLAŞIM DENEMESİ

"Artık bu hayatı savaşmaya değer görmüyordum." " Şimdi eski halimin bir gölgesiydim ancak." "Ölümü candan özlüyordum."

Yukarıdaki alıntılar Knut Hamsun'un Açlık romanından. Romanla ilgili teknik ayrıntıya girmeden ve romandaki bazı ifadelerin ilhamıyla, yukarıdaki alıntılar için yekten şu cümleler edilmeli: Büsbütün yenilmiş birisi söyler bunları. Dağılmış, iki paralık olmuş birisi. Onurunu, namusunu korumakla açlığına sabretmek ikilemi bütün hayatını kaplayan bir karakter-anlatıcı kurgusu olan "Açlık" Romanından söz ediyorum.

Bu romanı daha evvel sanırım üç kez okudum. Bu roman üzerine yazılmış ondan fazla da yazı okudum. Okuduğum yazılarda aradığım "şey" yoktu. Oysa kitapta o "şey" vardı. Kitabı her okuyuşumda klişe algının aksine yeni ve farklı bir anlama ulaşmadım; tabir yerindeyse aynı acıyı çektim. Tek fark, her okuyuşta duyumsadığım ama anlatamadığım acının kat kat artmış olmasıydı. Bu durumu da okurun yaş ve müktesebatıyla açıklamak gerekir sanırım. Alımlayıcı estetik öngörüsü hilafına; okuyan herkesin aynı anlamda buluştuğuna inanıyorum. Oysa her okuyuşta farklı anlam katmanları olmalıydı değil mi? Temel insani ihtiyaçlar üzerinden kurgulanan her anlatının okuru aynı düzlemde buluşturuyor olması da ilginç bir sonuç. Belki de doğu ve batı toplumlarını ayıran kültürel yapıdan söz etmeli bu kertede.

Açlık'ta Dil, Anlatım ve Çeviri

Herhangi bir metne baktığımızda, dil-içerik-üslup gibi bir yöntemle hareket etme alışkanlığı aslında cari edebi sistemin bir ezberi olarak önümüze çıkar. Eserin kalıcılığından, yaşama gücünden, yarınlara kalmasından söz ederken ilk olarak dilden bahsedilir. Anlatı türlerinin kökeninin de şiir olduğuna dair temel görüşün haklı olduğuna bir destek sayılabilir bu eser. O zaman şiirin bütün edebî türlerin anası-atası başlatıcısı olduğunu kabul ederek devam edeceğiz. Tanpınar "Sanatta dil vasıta değildir; bizzat sanatın cevheridir" der. Bir anlatının ifade edilmesi de; mükemmel hale getirilmesi de dille gerçekleşir. Ancak çeviriler bu kapsama girmezler. Açlık romanında durum oldukça farklıdır. Çeviri bir romanda durumun bu kertede başarılmış olması, adeta orijinalinin Türkçe yazıldığı duygusuna kapılmamızı sağlayan da büyük usta Necatigil. Ustanın başardığı şey yalnızca iyi bir tercüme değildir. İçeriğin de; orijinal dilde hissettirdikleri kadar çevirinin yapıldığı dilde de hissettirmesi, karakterle aynileşmenin başka bir dilde de gerçekleştirilmesi. Bu her çeviride rastlanamayan özel bir durum.

Çeviride dil ve kültür meselesi hep problem sayılmıştır. Bunun üstesinden gelmek asgari olarak; çevirmenin iletiyi aktarırken, ülkesindeki yaşayan dile ve çevirdiği metnin iletisiyle içeriğine saygısını gerektirir. Çünkü dillerdeki farklılıklar çevirinin varoluş nedenidir. Çevirinin temel mantığı diller ve kültürler arasındaki geçişkenliği mümkün hale getirmektir. Kelimeler veya cümleler aracılığıyla aktarılan iletinin ulaşması gerekir. Yoksa bu iletişime zaten gerek yoktur. Farklı kültürlere sahip okurların istemeden de olsa dâhil olduğu diller ve kültürler arası bir iletişimde bilgi, anlamayı zorlaştıracak kadar sınırlı olabilir. Bu durumda çevirmenin, kurulan imge ve semboller etrafındaki genleşmeye odaklanması gerekir. Çevrilen mesaj yalnız bir dilden başka bir dile çevrilmemekte; bir kültürden başka kültüre de nakledilmektedir. Bu gerçekler ışığında Necatigil çevirisine baktığımızda dil ve kültür sorunun okura fark ettirilmeden kolayca aşıldığı gibi bir gerçek var.

Otobiyografik Bir Roman Ya Da Anlatıcı-Karakter Romanı

Bu roman yazarın öz geçmişini de büyük oranda yansıtıyor. Durumun okur açısından önemi ortadadır. Dolayısıyla otobiyografik bir romandır. Yazar tıpkı romandaki gibi Kristiana şehrinde, yazar olabilmek için yayıncılarla görüşmüş, konferanslar vererek para kazanmaya çalışmıştır. Parası olduğunda pansiyonlarda ya da kiraladığı bir odada kalıyor, olmadığı zamanlarda kırlarda geceliyor, yazılarını da parklardaki bankların üzerinde hazırlıyordu. Bu bakımdan bu roman Knut Hamsun'un otobiyografik bir romanı olma özelliği taşır.

İyi bir anlatı metninin genel kabule ulaşmış bazı kuralları vardır. Bu kurallar ekseninde şöyle sonuçlar vardır: etkileyici- dokunaklı-komplike olması, tip ve karakterlerin sahici olması, içerik ve figürlerin yaşantıda karşılığı olması, iletisinin olması, evrensel değerlerden birini temel alması (tema) vb. Anlatı metni, özellikle de roman; tip ve karakter odaklıdır. Olay ve durumları üreten kurgu gerçekliği iletiyi gönderemez. Dolayısıyla mesajı okura aktaracak olan kişilerden biridir. Çünkü okurun dünyasında en canlı kalıt, romanın karakteridir. Bu anlamda karakter yazarın şekil verdiği en önemli malzemedir.

Romandaki karakter yazarın kişiliği içinden görülebilmelidir ancak davranış şekli ve ileti, anlatıcı-kahraman üzerinden ortaya konmalı, okuyucu yazarla konuşuyor olmamalıdır. Yazarın daha doğrusu metnin iletisini kahramanlardan almalıdır okur. Açlık romanında görülen tam olarak budur. Çünkü anlatıcı romanın tek karakteridir. Doğrusu belirgin bir tip bile oluşturmamıştır yazar. Romanın ilerletilmesi ve yön tayini karakter üstünden kotarılır. Toplumun kabul gören kurallarına karşıt olan odur. Açlık romanının karakteri olan anlatıcı namus ve onuruna düşkün, bunca açlığa ve sefalete rağmen o toplumda anormal karşılanmayacak olan fedakârlıkları yapmak istemez. Mecbur kaldığında bile bunun pişmanlığını yaşar. Karakterin sevgilisi Yalijali, gazete müdürü, oda sahibi kadın, arabacı vb hep silik tiplerdir. Tip için en önemli özellik de toplum ortalaması olması ve romanın ilerleyişinde etkisinin bulunmamasıdır.

Açlık Romanında Belirgin Anlatı Teknikleri

Karakterin duygularını ve düşüncelerini, belirli bir mantık sırasıyla karakterin ağzından, olduğu gibi iç monolog tekniğiyle anlattığı bölümler ağırlıklıdır. Bu bölümlerde karakterin kendisiyle hesaplaşması, tanrıyla konuşması ve her seferinde "henüz her şeyin bitmediği" inancını tazelemesi söz konusu olur. Anlatıcı-karakter bu kapsamda kendi kendine konuşarak sokaklarda yürür. Bunun yanı sıra bu teknikle karakterin duygu ve düşünceleri de açıklanır. Bu teknik anlatıcı-karakterin iç dünyasının anlaşılmasında çok önemli bir yer tutar. Romanda dış monolog tekniği az ama etkili kullanılmış. Bunun esası, anlatıcı-karakterin karşısındaki insana veya insanlara konuşma fırsatı vermeden, tek taraflı ve uzun konuşmasıdır. Bu teknikte kişi bazen etrafında kimse olmadan herhangi bir olay karşısında yüksek sesle konuşabilir. Bu eserde de, karakterin mesela bakkal kalfasıyla, arabacıyla, parkta karşılaştığı cüceyle hatta tanrıyla konuşması, bu bağlamdadır. Bilinç akışı tekniğinin de kullanıldığı bu romanda, anlatıcı-karakterin iç dünyasının hiçbir kaygıya dayalı olmadan okura aktarıldığı görülüyor. Kaygıdan söz etmişken, siyasi-ticari vb. kaygılardan söz ediyoruz. Onun kaygısı en temel insani bir durumun-açlığın çarpıcı anlatımından ibaret. Anlatıcı-karakterin duygu-düşünce değişimleri bu teknikle veriliyor. Bu teknikte karakterin aklından geçen düşünceler, sistematik olmaksızın, bütün karmaşıklığıyla görülebiliyor. Karakterin psikolojisini ve ruh halini daha iyi anlayabilmek adına bazı olaylarla, bu olayların nedenleri arasındaki bağlantıları açıklayabiliyor. Ayrıca karakterin aklında kurduğu planlar (yazılarından para kazanıp karnını doyurmak, namus ve onurundan taviz vermemek) ve yapmak istediği şeyler bu teknikle verilmiş. Anlatıcı o anda, asıl konunun etrafında olmak şartıyla, aklına ne geliyorsa sıralamış.

Romandan Bazı Sahneler

Yazar olma hayalinin peşinden giden, asla vazgeçmeyen bu sırada açlıkla, gerçeklerle ve hayallerle bir yazarın mücadelesi ele alınıyor romanda. Yazı yazarak geçinmek isteyen yazar, bu hayat savaşında mağlup olmuş, aç, sefil, parasız ve pulsuz kalmıştır. Karşılaştığı zorluklar, çektiği sıkıntılar, açlık, sefillik gibi tüm olumsuzluklarına rağmen amacından vazgeçmeyen yazar, ahlaki değerlerinden taviz vermemektedir. Açlık ve ahlak arasında gel-git yaşayan yazarın bazı ilginç sahneleri aşağıda sunulmuştur.

Bakkala gidip kalfaya onları kazıkladığını itiraf ettiği sahne çok güçlü bir sahnedir aslında. Mum alırken beş kron verdiğini zanneden bakkal kalfası ona para üstü verir. O parayla yemek yiyen anlatıcı günlerdir aç olmasından dolayı midesinin yemek kabul etmemesi üzerine öğürerek bütün yediklerini geri çıkarmıştır. Aklı kabul etse bile midesi kabul etmemiştir. Pişman olur yaptığından. Paranın kalanını bakkala geri vermek yerine ihtiyacı olan birine verir. Bu konuyu konuşmak için bakkala geldiğinde tersinden bir yükleme yaparak, onlardan aldığı parayı ihtiyacı olan yaşlı bir kadına verdiğini anlatırken, adeta "keşke bu yardımları siz yapsaydınız" anlamını aktarır. Bu yüksek perdeli cümlelerden, varlıklı insanları yokluk içinde çırpınanlar adına suçlarsınız. Anlatıcı bu noktada karakterdir ve bu yaptığı itirafla esasen suçlanmaya, tutuklanmaya hazırdır. Elbette böyle sonuçlanmaz anlatı. Bunun üstüne karakter yakarmaya başlar: "Göklerin ve yerlerin rabbi; bir mutlu saniye uğruna hayatımın bu gününü harcadım! Bütün ömrüm bir mercimek çorbasına fedadır! Yalvarışlarımı bari bu sefer duy!.."

Bir sahnede Onu, açlığını bastırmak için talaş çiğner ve en ilginci de elbisesinin parçasını koparıp çiğner buluyoruz. Bir sahnede parkta yerden bir taş alıp dilinin altına koyduğunu, yerde bulduğu bir portakal kabuğunu kemirdiğini, başka bir sahnede parmağını ısırıp kanını yaladığını, bir sahnede de kasaba gider ve köpekleri için kemik istediği, bunları kemirerek açlığını gidermeye hatta hayatta kalmaya çalıştığını görürüz. Yeleğini rehinciye vermesi, gözlüğünü rehin olarak vermek istemesi, son çare ceketinin düğmelerini rehine bırakmaya çalışması bu sahnelerdendir.

Romandan Bazı Cümleler

"Birden acayip bir baş dönmesine tutuldum; yürüdüm, aldırmamak istedim, fakat çoğaldıkça çoğaldı; sonunda bir merdiven basamağına oturmak zorunda kaldım. İçimde değişme oluyordu; bir şey kenara kayıyor, beynimde bir perde, bir kumaş yırtılıyordu sanki."

"Yürüyordum; açlıktan bağırsaklarım, içimde kurtlar gibi dertop oluyordu. Gün sona ermeden biraz olsun yiyecek bulacağım hiçbir yere yazılmamıştı."

"İnsanın birazcık ekmeği olsa! Sokaklarda ısıra ısıra gidebileceği, bir küçük nefis çavdar ekmeği!"

Sonuç

Açlık-Hunger romanı güçlü bir ileti üzerine inşa edilmiş. Yazar 'insan karşılaştığı zorluklarla mücadele etmeli, hedefinden şaşmamalı, şartların olumsuzluğuna rağmen ahlak dışı davranışlara başvurmamalıdır' iletisi gönderiyor. Açlığı, yazarın iliklerine dek yaşadığı ve bu gerçek üzerinden anlattığı düşüncesiyle okunuyor kitap. Bu, anlatıcının yazar, yazarın karakter olduğu yanlış ezberi. Hamsun açlığı çok etkili anlatıyor. Bu duyguyu yaşamayanın anlayacağı ve anlatabileceği muhaldir. Dolayısıyla ihale yazara kalıyor.

Anlatılan "açlık" meselesini, mide, kalp ve akıl boyutunda sembol olarak da düşünebiliriz. Ama temel bir insani durum olarak almak daha makul duruyor. Aç bir insan anlatılıyor. Atasözünde "tok ne demez, aç ne yemez" denir, bu çok anlamlılığın merkezidir. Aç her şeyi yapabilir, beklentisi vardır ve doğu toplumlarında özellikle de Anadolu'da insanın bu duruma düşmemesi esastır. Toplumsal yapı özellikle de son çeyrek asır öncesi, bunun gereğini yapma, kimseyi aç bırakmamaya endeksliydi. Ama romanda bireysellik üstüne kurulu farklı bir dünya var. Toplum bu tarz sıkıntılara cevap vermiyor. Karakter de dilenmiyor, yardım beklemiyor, açlığı başkasının gidermesini istemiyor. Ylajali, karakterin aşkı. Bu da sembolik kalmış. Açlık fikrini ifade açısından olmalı. Karakterin ne karnı ne de gönlü doyuyor ama o dirayet timsali. Bu noktada "aç bir yazar" tamlamasını da düşünmeliyiz. Bu düşünceye dayanak olabilecek cümleler var kitapta: "Yataktan fırlayıp karyolanın arkasındaki masada duran kâğıda kaleme sarıldım. İçimde bir damar kopmuştu sanki: Sözcük sözcüğü izliyor, sözler mantıklı bir düzene giriyor, durumlar beliriyor, sahneler birikiyor, zihnimden hareketler, konuşmalar serpiliyor, gönlüm harikulade bir huzurla sarılıyordu. Büyülenmiş gibi ha bire yazıyor, bir an olsun aralık vermeden sayfanın birini doldurup ötekine geçiyordum." Son söz olarak; Hamsun'un pek çok yazara şiirsel söyleyişiyle örnek olduğundan yola çıkarak, Behçet Necatigil tercümesinin bu romana Türkçe tadını verdiğini söyleyelim.


Yazar: Ethem ERDOĞAN - Yayın Tarihi: 18.02.2022 09:00 - Güncelleme Tarihi: 08.02.2022 23:52
494

Ethem ERDOĞAN Hakkında

Ethem ERDOĞAN

Kütahya doğumlu. 1995 yılında Alkım edebiyat dergisini bir grup arkadaşıyla beraber çıkardı. Yazı ve şiirlerini Alkım, Kırağı, İpek Dili, Edebiyat Ortamı, Hece ve Yediiklim edebiyat dergilerinde yayınladı.

Ethem ERDOĞAN ismine kayıtlı 121 yazı bulunmaktadır.

Yazarımıza ait 4 kitap bulunmaktadır.